Hakkımda

Fotoğrafım

Deneyimlerim, üzüntülerim
, dileklerim burada sizlerle:) neşeli ol, hayatını yaşa;)

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Nereye Böyle

   Bazen kendi hayatına bile müdahele edemiyor insan.Hani bu hayatın yönetmeni benim diyen insanlar çıkıyor arada, istediğime rol, istediğime yol veririm diye ahkam kesiyorlar, biliyor musunuz aslında onlar da her şeyi dilediklerince yönetemiyorlar.

   Düşünüyorum bazen, etrafımdakileri birer piyon olarak hayal ediyorum, oyunu oynayan ben oluyorum, hamleler benden soruluyor sadece, canım nasıl isterse oraya sürüyorum; ama şeeyy biraz sıkıcı oluyor sanırım, düşüncede bile.Çoğu zaman, daha doğrusu çok üzüldüğüm zamanlar keşke böyle olsaydı diyorum, yani sadece beni mutlu edecek şekilde davransaydı insanlar.Evet bencilliğim tavan oluyor; çünkü etraftakileri düşünmüyorum o an, neden çünkü bennn mutlu olmalıyıımm beenn.Uzun sürmüyor tabi, ben bunu yapsam  mutlu olurum oo çok iyi diyorum; ama kafamı çevirip baktığımda bunun başka birinin mutsuzluğuna sebep olacağını görüyorum ve koca bir of çekiyorum, yok ya diyorum iyi ki oyun kurucu ben değilim.Geçen hafta arkadaşlarla 3 harflileri olanlar ve böyle büyü yapanlar üzerine konuşuyorduk.Dedim Allah biliyor bana vermemesi gerektiğini, yoksa sana gıcık mı oluyorum ayır şunu sevgilisinden büyüsü yaparım görürsün gününü.Gülüştük bir; ama gerçekten böyle şeyler yapanlar varmış.Aslında ben pek inanmam, daha doğrusu inanmak istemem reddederim; ama tırım tırım dua ederim Allahım sen büyüksün, sen koru diye.Nasıl yapılıyor, nasıl etkili oluyor hala anlamış değilim; ama oluyormuş yani, ne bileyim.


   Konuma geri döneyim.Hayatıma yön veremiyorum uzun zamandır, uğraştım çok, bir şeyler istedim, inanmazsın zorladım durdum, sanırsın küçük çocuğum meme istiyorum.Yanlış anlamışım olayı ne yapalım en azından içimde şişenlerin bir kısmını yaşlarla dışarı saldım o da iyi bir şey(!?)Efendim işte baktım ben rüzgarı kontrol edemiyorum, ismimin anlamının rüzgar olmasına rağmen, ben de bıraktım kendimi rüzgarın insafına, nereye eserse o yöne doğru savruluyorum.





13 Temmuz 2017 Perşembe

Buralarda Durum

   Merhaba, uzun süredir paylaşım yapmıyordum; aslında yazmadığımdan değil, yazıyor; lakin paylaşmak istemiyordum.Bu sürede taslaklarımı doldurdum da denebilir.Öncelikle neden paylaşmadığımı söylemeliyim; çünkü mutsuz umutsuz cümlelerle doldurmak istemedim burayı.Ben böyle biri değilim aslında ve kendimi depresif olarak tanıtmak istemiyorum daha fazla.

   Kimseye dert anlatmam pek, bazen taşma noktaları oluyor tabi.Bir kez durmadan ağladım uzun süre çalıştığım yerde, neyse ki sıkı bir işte çalışmıyorum pek.Kendimi olumlamalara verdim denebilir, biraz da beyin oyalamaya.2 gün bitmeden 300 küsür sayfalı kitaplar bitiriyorum mesela, durmadan yabancı dizi izliyorum ve evet bunları iş yerimde de yapıyorum:)

   Birkaç gün önce yeni tanıştırdığım 2 arkadaşımla oturuyordum, herkesin bir derdi var diye konuşuyorduk, canları sıkkındı ikisinin de bazı sebeplerden.Dün üçümüz güzel bir iş için Bursa merkeze gittik.Hemen o işi açıklayım.Genç 23 yaşında bir arkadaş(tanımıyoruz) böbrek yetmezliğinden dolayı hasta yatıyor.Şükür ki annesi ile dokular filan da eşlemiş, anne böbreğini vermek istiyor; ama onun için bile çok para gerekiyor.Hastane bazı şeyleri kısıyor ve ortaya 53bin liralık bir maliyet çıkıyor.Bursa merkezde de bir kampanya başlatılıyor burada da ona benzer bir şeyler.Arkadaşımın çevresi geniştir, uzun süredir aynı işi yaptığından tanıyor büyük patronları filan, onlara ulaşılıyor.Bursada 42 bin lira toplanmış, buradan da biz 12 küsür götürdük, yani para tamamlandı!Arta kalan para da aileye verilecek, ilaç ya da daha başka ihtiyaçlar için.Hastaneden çıkınca bir durduk ve aslında ne kadar şanslı insanlar olduğumuzu düşündük, para bulanamasaydı ne olacaktı, parası olmayan ölecek mi yani, aslında bildiğimiz şeyler; ama yine de çok etkilendim.Çok şükür sağlık problemimiz yok, maddiyat desen kimseye muhtaç değiliz yine söylüyorum ÇOK ŞÜKÜR.

   Gönül rahatlığıyla terkettik orayı, açlıktan ölmüştük bir yemek yyip öyle dönelim dedik, gelmişken de sürekli bize Bursaya gelin gelin diye ısrar edip hiç gitmediğimiz arkadaşımızın da gönlünü yapalım.Aradık; ama geç oldu 9 u geçmişti gelmez işi vardır dedik, 15 dakikaya yanınızdayım dedi hoop yanımıza geldi:) Cidden öyle enerji dolu ki, ahhh eski günlerim dedim, içim geçmiş sanki benim.Bugün kendim ve sizin için bir şeyler dilemek yerine öncelik dileğimi hastalara yöneltmek istiyorum, lütfen lütfeen hepsi şifa bulsun ve de parasızlık yüzünden kimse ölmesin.


25 Haziran 2017 Pazar

Bir Bayram

   Herkese merhaba ve iyi bayramlar diliyorum en çokta ailesinden uzak veya bayramını kutlayacak annesi babası çocuğu olmayanlara.

   Otel odasından bildiriyorum, tatildeyim ben aslında, çok eğlensem aklıma gelmezdi buraya giripte yazmak:)Ne yapayım canım yalan mı söyleyeyim.Tatil az olduğu için memlekte gitmemeye karar vermiştim, olsun dedim bu bayram evde yatar dinlenirim zaten son zamanlarda işler çok yordu.Eşimin arkadaşı ona tatil hediye etmiş 3 günlüğüne mırın kırın ettim gitmicem dedim, deli misin dediğinizi duyar gibiyim, ama ben böyleyim.Hem 4 saatlik yol olması bile bana uzun geldi hem kalabalık olmadan eğlenemiyorum.Eskiden gelme bir alışkanlık bu, evim denize 15 20 dakikada mesafede Hatayda.Hadi denize dedik mi 15 20 kişi toplanırdık, mahalledeki arkadaşlar bize yakın olanlar.Hem aike büyük hem çevre.Her pazar gezmeye gidilirdi yazları, bütün amcamlar çocukları gelinleri ohooo, bi de babamlar kuzenlerine haber verdi mi 50 kişi olurduk.Denizde yarış mı dersiniz deve güreşi mi, o kadar özlüyorum ki...İnegölden Ayvalık'a 4 saatte geleceğimi düşünmüştüm en geç; ama trafiği hesap edememişim, öyle bir trafik vardı ki 1 saat sonra eve dönesim geldi; ama dönmedim tabi yola devam ettim,6 saat sürdü ilk kez o kadar uzun süre araba kullandım bir de dönüşü düşündüm.Yolda migrenim tutunca otele gelir gelmez kendimi odaya attım uyudum.Dışarda yüzen gülülen insan sesleri arasında resmen uyudum, gün boyunca hem bişi yememiş hem kendimi çok kasmış olduğumdan beynim eriyordu sanki.Akşam yemeğine indik, yemek yiyemedim, lokmalar dizildi sanki boğazıma, biraz oyalanayım dedim oteldeki çocukların dansını izledim, mesela kalabalık olsak sohbet ortamı olurdu biri bişi dedi mi öteki cevap verirdi; ama nerde sanırım 10 buçuktu uyuduğumda, e tabi o saatte uyuyunca gece uyandm daha da uyuyamadm.Akşamdan bişi yiyememştim zaten, sabah aç uyandım; ama yine bir şey yiyemedim, yediğim 4 kuru kayısıdan başka bir şey değildi.

   Denize gideyim belki iyi gelir diye düşündüm 1 saat takıldım.Havuzun orada Acemi Demirciye çok benzeyen birini gördüm, gidip sorsam mı diye bir düşündüm hatta.Yapacak bir şey olmadığından güneşin altına yattım yanayım bari dedim; çünkü yüzemedim pek, bi grdim çıktım o kadar.O ara Annesinin Prensesi Özlem ile mesajlaşıyordum, ben hiç sevmem diyordu güneşi sıkılmadın mı, yok dedim severim ben bronz olmayı mesajı attım ayağa kalktkm birkaç adım attım her şey silikleşti kimseyi seçememeye başladım ve küt, kendimi revirde oksijen maskesiyle buldum.Biraz tuttular sonra da dnlenin dediler ben geldim tabi odaya tüm gün yattım, o arada eşim tüm ayvalığı gezmiş, o kadar yani.


   Dinlenecektim güya, ha evet yatarak dinleniyorum; ama bolca da sıkıldım, 5 çayına ineyim en azından kurabiye ile karnımı doyururum dedim, aşağı inip yukarı çıkana kadar bi daha kendimden geçcem sandım.Bu bayram da böyle geçti bende ne yapalım, evime dönmek istiyorum; ama araba kullanacak hale gelmem lazım, eşiö araba kullanmayı yeni öğrendi ona güvenipte arabayı veremem tüm yol, oofff.Sağlıklı, huzurlu bayramlarınız olsun✋🏻

21 Haziran 2017 Çarşamba

Mezunum da Mezunum

   Şöyle bir düşündüm de kendimle gurur duyduğum zamanların çok ama çok az olduğunu gördüm.Yani iyi şeyler yapmıyor muyum yapıyorum illa  ki; ama göğsüm gururla kabarmıyor mesela.Düşündüm, düşündüm ehh son zamanlarda gördüğüm mezuniyet fotoğrafları ile beni gururlandıran şeylerden birini hatırladım.MEZUNİYET!



   Aslında kendimden beklemiyordum o heyecanı gururu.Okul hayatım hep çok iyi geçti benim, hani var ya böyle öğretmenlerin gözdesi öğrenciler onlardandım.Gittiğim lise kurulla öğrenci alıyordu, yani ortaokul diplomalarını alıyor hepsini değerlendiriyor ve okula almak için en yüksek diploma notlarını seçiyordu.O zamanlar diplomalar 5 üzerinden değerlendiriliyordu ve benim de 5 idi.Okul öyle bir okul ki cumartesileri bile gidiyoruz; çünkü isim yapmış; çünkü müdürümüz her sene davulla zurna ile iyi üniversitelere öğrenci göndermenin mutluluğunu yaşayacak.İlk sene sadece ingilizce, türkçe, resim, müzik, beden eğitimi dersleri aldık, yani süper lisedeydik hem de herkesin Merkez Mapushanesi dediği Merkez 23 Temmuz(Hatay'ın Türkiyeye katılma tarihidir) Lisesinde.Bir ingilizce sevdası sardı beni ilk 2 yıl,3. sene bölüm seçmemiz lazım, dil seçeceğim diyorum yook müdür izin vermiyor.Velilerimizle görüşüyorlar, bizim müdür bu kız tıplık ingilizce diye hayal kurmasın, çok istiyorsa öğrenir konuşur demiş, e bizimkiler de dünden razı, oldum mu ben sayısalcı.Neyse ben onu da kıvırıyorum dersler iyi, dershane sınavlarında tek rakibim Yusuf diye bir çocuk, ya o birinci oluyor ya da ben ilk zamanlarda.Sınavlardan en az yarım saat erken çıkar en yakın arkadaşlarımı bile gıcık ederdim; lakin gel gelelim o kocaman sınava ben tutuldum sanki, yok hatırlamıyorum, periyodik cetvelin sırasını unutmalar, alkolleri etilleri karıştırmalar yani tam bir fiyasko, e aile senden güzel şeyler bekliyor yok.O sene yazmadım bir şey, ertesi sene hazırlanırken her şey yine iyi sınavda yok.O aralar annem benden çok araştırıyor tabi okulları puanları.Tam puan 500, ben 415 aldım.Annem diyor tamam hemşire ol ben burun kıvırıyorum yapamam çünkü kan man, tamam diyor Çukurova üniversitesi bilgisayar öğretmenliği olsun hem rahat hem yakın bir yer.Bu kez inat tuttu beni ben başladım araştırmaya, yeni bir bölüm var sadece 8 üniversitede var: Sağlık Kurumları Yöneticiliği, üstelik devlet yeni bir tasarı sundu ve doktorların hemşirelerin hastane müdürlüğü yapmalarına son verdiğini açıkladı, artık bu işi eğitimliler yapacaktı ve evet bölümü seçmiştim, gözler parlıyordu müdür olacaktım ben:D Sıkıntı şu bölümüm olduğu okulların hiçbirinde deniz yok hey Allahım.Kendi kendime tercih yaptım, sınav sonuçları açıklanmadan önce anneme 2 hata yaptım dedim şehir olarak biri Afyon, inşallah gelmez sonuç bir açıklandı AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ.Neyse mutlu oldum yine de, ilk 2 sene her şey çok güzeldi doktorlar hemşireler bizim bölümü okumaya başladı, bir baktık neredeyse tüm üniversitelerd bu bölüm açılmış 320 lerle yerleşiyorlari neyse dedik biz daha önce mezun oluyoruz; ama tata tataaamm devletimiz geri çekti tasarıyı.Yönetici olmak için bu bölümü bitirmesen de olur dediler ve ağzımıza tükürdüler.Saldım o saatten sonra, arkadaşlarım deli gibi KPSS çalışırken ben gezdim tozdum, nasılsa atanamayacaktım ve çalışmanın gereği yoktu(bizim sınavlar 2 senede bir yapılıyor ve o seneki sınavda sadece 7 öğrenciyi yerleştirdiler)

   Bu kadar salmışken mezun olmanın gururlandırması nedir bi düşünüyor insan; ama öyle bir şey ki.İsmim okundu koştura koştura sahneye çıktım(önümü neden öyle kapamışsam sanki).Böyle kalbim yerinden çıkacaktı sanki, ailem bana bakıyordu alkışlıyorlardı, ta oradan annemin ağladığını gördüm, benim de gözlerim doldu, babamı düşündüm.Benim tüm param sizin; ama siz yine de okul bitirin bir meslek edinin ki kimseye muhtaç kalmayın, el açmayın demişti, yaptım.Onca seneyi düşündüm, yıllarca okula gittim geldim, gece yarılarına kadar ders çalıştım, ailemin bizim için yaptıklarını düşündüm ve o an dedim ki bu haklı bir gurur; çünkü ben BAŞARDIM.




video

Videonun yüklenmesini beklerken sosyal medyadan bildirim geldi, bir arkadaşım mezuniyet fotoğrafı paylaşmış ve beni etiketlemiş:) tatlı tesadüfler bunlar

19 Haziran 2017 Pazartesi

Sokak Çocuk Doğurmuyor

      Genel olarak kullanılan tabirler var dilimizde sokak çocuğu, sokak hayvanı, sokak insanı gibi.Çoğumuz onlara yaklaşırsak eğer bizi zehirleyecek bir mikrop gibi davranıyor.Değil onları topluma kazandırmak için uğraşmak, türlü eziyetler ediliyor.


   Bu olayı hatırlayan var mı?Söz konusu restoranın çalışanı, müşterilere rahatsızlık veren çocuğu korkutmak(!) adına üzerine kaynar su dökmüş, hani şu %99'u müslüman olan ülkede(?).Çocuğun annesi yaptığı açıklamada çocuğunun su almak için restorana gittiğini; ama üzerine kaynar su atıldığını söylemiş.Restoranın Türkiye temsilciliğinin yaptığı açıklama;
“Kurulduğu günden beri aile ve çocuklara hizmeti odak noktasına almış bir marka olarak dün Nişantaşı restoranımızda yaşanan talihsiz olayın kabul edilemez olduğunu belirtmek isteriz.
Söz konusu olaya sebebiyet veren kişinin iş akdine derhal son verilmiş, diğer sorumlular hakkında soruşturma başlatılmıştır.
Bir daha böyle bir olayın yaşanmaması için gereken tedbirler alınmıştır.
Kamuoyunun bilgisine sunarız.
McDonald’s Türkiye”
   

   Bu olaydan sonra hassas davranırlar mı, pek sanmıyorum.O ara konuşuldu ve söndü.Kabul ediyorum bazen fena yapışıyorlar sokakta orada burada; ama kaba kuvvet kullanmaya çalışmak ne kadar doğru, bir çözüm mü ya da?Ben dilenenlere para verilmesine karşıyım, açsa yiyecek üşüyorsa üstüne bir şeyler alma taraftarıyım.Verdiğim paranın kime gideceğini, o insanların doyup doymayacağını bilemem.Ha bi de bazılarının benden çok parası var sıkça duyuyoruz.Bu görsel dilencilik operasyonundan
2 olay anlatacağım, biri sevindirici biri komik.2 hafta kadar önce iftarı bekliyorduk, tabi bizle beraber restoranda bir sürü insan.Oralarda dolanan bir kız çocuğu gördük, restorana bakıyor aç belli ki, arkadaşım para vercem dedi hayır dedim para vermek yok, meğerse kardeşleri ve babası da varmış az ileride ailece çimlerde oturuluyor.İçerden onlara dürüm tarzı yemek yaptırdık.Öğrendiğimize göre Türkmenlermiş, savaştan kaçmışlar ve buraya sığınmışlar; ama işte kalacak yerleri yok, o gün karınları doydu, bir şey olursa diye arkadaşım numarasnı verdi onlara, ertesi gün tekrar aradılar yemek için açlarmış.Arkadaşım Kızılay'ın proje müdürlerinden, yardıma ve bakıma muhtaç suriyelilerle ilgileniyorlar normalde, konuştuk o da yöneticileriyle konuştu o aileye geçici yer sağlanmasına katkısı olacaktı; ama onlar geri döneceklerini söyledilerNeye üzüldüm biliyor musunuz, açın halinden anlamak için oruç tutan insanların gerçek açları görüp yardım etmemesine bakın bu da o durumu anlatan görsellerden biri, gerçek açlar izliyor, açın halinden anlamak için oruç tutanlar iftarı bekliyor.
   Anlayacağınız orucu da anlamamışız.Bir tanede bugün yaşadığım komik bir olayı anlatacağım.İş yerimden bir iş için çarşıya çıkmıştım, karnım acıktığından ve Ramazan dolayı ile neredeyse her yer kapalı olduğundan Avm ye gitmeyi tercih ettim.Avmye girdim, 3 çocuk dikkatimi çekti, üstleri başları kirli; ama öylesine geçtim gittim.Yemek katına çıktım siparişimi verdim bekliyorum, o çocuklardan biri geldi abla açız dedi, iyi dedim gelin bakalım.En küçükleri erkek  olan patatees diye çığırdı.Neyse gittim bunlara 3 hamburger aldım bi tane de büyük bir patates.Bir de sinirleniyorum kendimce çocuklar aç, neden bu insanlar onlara yardım etmiyor diye.Tam yemeğimi yiyorum, onlarınki hazır değildi henüz, bir baktım büyük olan kalktı bir yere gitti geldi ortancaya ahmet bize paket yaptırıyormuş dedi, laann dedim beni kandırdılar, neyse dedim bir yemek parası beni eksiltmez, ben iyilik yapmış oldum.O arada büyüğü gitti kocaman bi poşet dolusu başka bir restorandan yemek getirdi öteki sandalyeye koydu.Çocuklara menü almamıştım, dikti gözünü içeceğime ortanca abla kolanı versene dedi, cııks dedim bir de benle dalga geçti cıııks cıııks diyerek.Kendime güldüm lan çocuk benle dalga geçiyor diye.

   Bazen böyle şeyleri görünce; insanlar amaan yaa diyor bunların hepsi yalancı ve kolay yolu  seçiyor, yani onları önemsemeyerek görmezden gelerek.Evet bazen haklı olabiliyoruz mesela, genç yaşta olup dilenenlere, gir bir işe çalış demişliğim hatta şu mobilya firması temizlikçi arıyor git konuş demişliğim var; ama neden onların çalışmayıp dilenerek bir şeyleri beklemelerinden kaynaklı;lakin asla kötü davranmadım.Yapmayalım duyarlı olalım biraz lütfen, hiç bir çocuğun seçimi değildir sokaklarda yaşamak.




16 Haziran 2017 Cuma

Kız Kardeşler Arasında

   'Kıyafetlerini çalıp çalıp giydiğim günler için umarım hala kızgın değilsindir'', diye bir mesaj düştü ekranıma.Kimden, tabiki kız kardeşimden:)

   Yazılarımı okuyunca sanki böyle çok hanımefendiymişim de kötülükten haberi yokmuş gibi görünebiliyorum bazen; ama tabiki de hayır ben de herkes kadar cazgır eh işte haliyle bazen hoş olmayan şeyler yapabiliyorum.Kızkardeşimle aramızda 6 yaş var bizim.Çocukken bu yaş farkı barizdi ve pek paylaşımımız yoktu, taa ki ben 20li yaşlara gelip o da bir ergeniyus olana kadar.Elbiselerimi, eteklerimi, şortlarımı yani beğendiği ne varsa hepsini dolabımdan aşırır ve giyerdi.Tabi o benim farketmeyeceğimi düşünürdü.Mesela kırmızı tişörtümü aldı diyelim, benim o gün tam da o tişörtü giyeceğim tutardı, dolabıma bakardım, bulamazdım ve Seeeeereeeeeeeennnnnn diye bağrınmaya başlardım.Seren orada mı nerdeee, çoktan giyip sırra kadem basmış.Döndüğünde bağrınıyordum hırpalıyordum, bir daha giymem diyordu sonra yine hoop aynı şeyler.Bir de o sıralar taktik geliştirmiş, teyzemlerin evi bizim eve yakın, bizim evden normal kıyafetle çıkıyor teyzemlerde üstünü değiştiriyor gideceği yere öyle gidiyordu, çakal yaa.Ne var giysin diyordu annem asla diyordum bu ne ya 14 yaşındaki ile 20 yaşındaki aynı kıyafetleri mi giyer, o zamanki bahanem de buydu.Üstünde görmesem bile kıyafeti, kokusunu alırdım, böyle de keskin bir burnum var, büyük olduğu için mi acaba :)

   Şimdi düşününce sadece gülümsüyorum, ne saçmalamışım yaa diyorum.İnsanın kızkardeşinin olması çok güzelmiş; lakin şöyle bir şey var İstanbulda okuyor ve ben onun için çok korkuyorum e bi de 2. öğretim eve geç gidiyor.Normalde pimpirikli bir insan değilimdir; ama bir kez aradım tüm akşam ulaşamadım, ertesi gün beni aradığında ağzına tükürdüm, çok korktum.Gülümsetti bugün kardeşim, belki de hissetti ne dersiniz aramızda bir bağ oluşmuştur ve ablasının keyifsiz olduğunu anlamıştır.Neyse ne, ne kadar beni kızdırsa da, hala kıyafetlerime salça olmaya çalışsa da iyi ki var :)

  Bir de bir şarkı ekliyorum sizin için, sözleri fazlaca derin

13 Haziran 2017 Salı

Gamsızlaşmaya Çalışanlarda Bugün

   Bazen bir an geliyor ve siz, inandığınız ya da anısını yaşattığınız her şeyin sadece sizin için değerli olduğunu anlıyorsunuz.Yaptığınız, yapmadığınız her şey için pişmanlık duyuyor; çünkü kendinizi tam bir 'salak' gibi hissediyorsunuz.Anlayacağınız üzere sizin üzerinize oynayarak kendimi açıklıyorum.Acemi Demirci kızacak bana, yine üstü kapalı yazmışsın diye; ama ben de böyleyim ne yapalım, hem eskilere güvenmek lazım bazen belki de, her şeyi de dökmemek lazım.

   Kendimi aptal gibi hissettiğim çok oldu; ama böyle zamanlarda sakinliğimi korumayı öğrenemedim hala.Tez canlıyımdır  biraz da asabi, elime bir silah verseler hani karşımdakine ateş edebilirim mermim bitinceye kadar.Bazen cinnet geçirenleri çok iyi anlıyorum.Ha tabi buna kesinlikle karşıyım, anlıyorum sadece o kadar.

  Ne zaman acı bir şey yaşasam hep aynı şeyi söylüyorum, büyüyorum.Büyüyorum da bu büyümenin sonu yok mu, tamamlanmıyor mu???Belki de, yok yok belki de değil kesin, yapmamız gereken tek şey, o gamsızların yaptığı gibi hiçbir şeyi umursamamaktır; çünkü en mutlu olanlar onlar, var demek bir bildikleri...