Hakkımda

19 Mayıs 2018 Cumartesi

Gurur mu

        Yıllar önceydi, yılbaşı için Adana'ya gitmiştim.10-15 kişilik bir ekip dışarıda kutlama planlamıştık.Kuzenim ve bir arkadaşım beraber kalıyorlardı öğrenci evlerinde, ben de orada kalacaktım.1 Ocak arkadaşımızın da doğum günüydü; ama ben doğum günümü kutlamadığı için hediye filan almamıştım.Gündüzünde bir doğum günü muhabbeti oldu, ben dedim benimkini kutlamayanınkini kutlamıyorum.Bana döndü ve benimkini kutlamayacaksın o zaman dedi ,SEREN.Kötü oldum, pişman oldum yokta diyemedim; ama hediye almamıştım ve de az sonra akşam için hazırlanmaya kuaföre gidecektik.Bir an kalemimi çıkarmıştım, üzerinde ismim ve soy ismim yazıyordu,  Seren de çok beğenmişti, tamam dedim doğum günün için bir kalem bir de ajanda gönderceğim isimli, gülüştük.

        O gün boş gurur yapmıştım, aslında gurur inat ne bileyim öyle bir karmaşıklık.Ben de öyle bir insanım işte.Yapmıcam dedim bir daha, kim bana ne yaparsa yapsın , mesela doğum günümü kutlamasa bile ben seviyorsam benim için önemliyse gurur yapmayacaktım; ama yaptım; çünkü hep gururum tuttu beni.1 sene sonra bir pazar kahvaltısında annemin telefonuyla başımdan aşağı kaynar sular döküldü.Babamın ölümünden sonra kimsenin ölümü beni etkilemez derken, Seren'in ölüm haberiyle bir kez daha alt üst oldum.Mekandan ayrıldım eve gittim, herkes odamdan çıkana kadar sustum ve yalnız kalınca ciğerim sökülene kadar ağladım.Mersindeydi evleri ve otobüs akşam saatlerindeydi.Kaldığım ev otogara uzaktı, yürüdüm otogara doğru çok soğuktu; ama sanki o soğuktu beni ayakta tutacak.

        O gün bir kez daha gördüm, anladım.Sevdiğin birini kaybetmenin acısı çok başka, yaptığın gururlar inatlar çok anlamsız; lakin şu aralar bakıyorum da yine gurur peşindeyim.Hani can çıkar huy çıkmaz derler ya benimki de o misal.Canımı çok sıkan bir durum var, gururu bıraksam belki çözülecek; ama bırakırsam da kendime saygım kalmayacak, kendimi küçültecekmişim gibi geliyor, böyle kendi kendime gururumu da yaparım acısını da çekerim kafalarında yaşıyorum.Ölümlü dünya biliyorum, başına bir iş gelse yine hayvanlar gibi pişman olacağım kendimi yerden yere atacağım birisi üstelik; ama bana bunu yaptıran da kendisi ne yapayım.

Şuraya Seroşla en son fotoğraflarımızdan birini koyuyorum.Huzur içinde uyusun


2 Mayıs 2018 Çarşamba

Welcome To India-3

     Selam sevgili blog alemi!Hindistan notlarımın son kısmına geldik.Anlatsam daha 3 5 yazı çıkar da, bir daha gideceğim nasılsa onlara saklıyım az.Hızlı bir geçiş yapıyorum hemen yazıma.

       Müşterimizle beraber, bizleri hiç tanımayan bir arkadaşı da geldi, Türk olduğumuzu biliyordu; ama müslüman olduğumuzu duyduğundaki tepki inanılmazı.Önce inanamadı, sonra korktu bir bocaladı, e öyle olunca dinler mevzusunun içinde bulduk kendimizi.Önce neden korktuğunu anlatayım, malesef ki Hindistandaki müslümanlar bir acayip saç ya da sakallarını kırmızıya boyuyorla, hindularla konuşmuyorlar, çocuklarının onlarla oyun oynamasına bile izin vermiyorlar, kadınların da neredeyse tamamı çarşaflı, hatta bana yoldan geçen şu müslüman kadınlara senin müslüman olduğunu söylesek kesinlikle inanmazlar dedi:)

       Bu kez de onlar anlatmaya başladı Hinduizmi, çook çook eskiye dayanıyormuşta ilk inanışlardan biriymişte filan.Gerçek Hindular vejeteryanlar mesela, nedenini duyunca ise ben şok; çünkü diyorlar canlı olan her şey kutsaldır, kimsenin yaşama hakkını elinden almaya hakkın yok.Yani şimdi bu bana uygun değil; çünkü ben tam bir et oburum ayrıca da dinimde kurban bayramı diye bir şey var yani, neyse ki anlayışlılar aynı zamanda et yiyebileceğiniz yerler de var yoksa 15 gün  etsizlikten ölürdüm ben.Neyse işte Hinduizm kucaklama inanışı diyor, mesela sen geldin bana bir tokat attın, ben sana karşılık vermem, sadece bu cahilliğin için senin adına üzülürüm diyor, bak sen bak, bi Türk'e tokat atsınlar bakalım neler oluyor.Bizi tanımayan arkadaşı aslında Türkiye'yi çok merak ediyormuş; ama gelmeye korkuyormuş neden diye sordum, türkçe olarak 'mafya' dedi, orada mafya çok, ne alaka ya dedim nereden görüyorsun, internetten dedi, e dedim biz de sizin ineklere taptığınızı düşünüyoruz ülkecek doğru mu bu dedim, gülmeye başladılari nerden çıkarıyorsunuz bunu diye sordular e dedim al sana internet.Onlar da anlatmaya başladı, bak dedi inek bana süt veriyor, yağ veriyor peynir ve daha fazlası, benim için ne kadar fazla şey ürettiğinin farkında mısın, yani sadece bu ona saygı duymamıza yeter, inek bunlardan sadece biri, e dedim arabanızda iş yerlerinizde hep putumsu figürler var, ona bakıp dua ediyorsunuz putperest misiniz siz, bak dedi sizin Kuran'ınız var, caminiz var yani odaklanabildiğiniz bir yer ve bir şey var dua okurken dedi, e dedim onlar da bizim için sadece odaklanma objeleri, yaradan tektir ona inanıyoruz tabi ki; ama bunlara da tanrı diyoruz biz, bazılarının ki fil şeklinde bazılarının ki başka bir şey, saymaya kalkarsan kaçbin tanrı bulacağınızı tahmin edemezsin, ha dedim mantıklı.Sakalını, saçını asla kestirmeyen bunun günah olduğunu düşünenler var, yani koyu Hindular.Hani böyle sarık gibi bir şey takıyorlar ya, onun altında upuzuun bir saç topluluğu var, sakallarını da siyah tel tokamsı bir şeyle tutturuyorlar.Tabi ki tüm Hindular anlattığım kadar hassas değil, mesela benim müşterim tavuk yiyor, o zaman sen gerçek Hindu değilsin dedim kendisine, neden diye sordu, e et yiyosun dedim, o zaman sen de gerçek müslüman değilsin dedi, niyeymiş dedim, eşarp takmıyorsun dedi, bak sen bak çakala lafta soktu bana, olsun ben kaşındım:)
 

Bir de inanılmaz bir reenkarnasyon inancı var, fakir olan halinden memnun; çünkü bir daha ki yaşamında zengin olacağına içtenlikle inanıyor, 7 kez doğacakları olgusu var hepsinde.Mumbai'den Delhi'ye geçmeden önce birkaç saatimiz vardı biz de, sahile gittik arkadaşımla hindistan cevizi gördük, sütünü içip kendisini yiyelim dedik, adının hindistan cevizi anlamına geldiğini söyledik Türkiyede, şaşırdılar niye ki dediler meşhur bir şey değil buralarda, sahi niye hindistan cevizi onun adı ya?

Mombai-Delhi arası yaklaşık 2 saat sürdü uçakla; ama önemli bir hatırlatma yapayım, elinizde biletin ingilizce çıktısı olmadan havaalanına giremiyorsunuz,  biletim var içeriye gidelim görün cümleleri kar etmiyor, ha bi de bi de avm, havaalanı turistik yer neresi olursa olsun, hep arama noktası var ve de kadın erkek girişleri ayrı, erkeklerinki genelde açıkken kadınların giriş yeri arama noktası kapalı, bakınız görsel aşağıda.
Delhiye çok geç saatte varmamamıza rağmen, trafikten ötürü otele varışımız gece 2yi geçmişti, sabahta Tac Mahal'i gezmeye gidecektik tatil günü olduğundan, 6 da bizi tren garına bırakacak araç gelecekti, off.Azıcık uykuyla asansöre bindik, azıcık sersemlik, azıcık Türk'e benzediklerini düşündüğümden günaydın dedim, günaydın dediler:)Gitmeden restorandan yolluk alalım bari diye girdik, içerisi Türk kaynıyor, birbirlerine poaça zeytin filan uzatıyorlar, onlar da ben gibi yemek yiyemeyeceklerini düşündüklerinden yolluk getirmişler Türkiyeden, zaten gezmeye gelen o kadar fazla Türkle karşılaşıyorsunuz ki,misal Mumbaideki otelde 10 kişi flandık ünlülerin hayatlarını konuşup eleştiriyorduk, yanımıza sarşın boylu poslu bi kadın geldi, türkçe konuştuğunuzu duydum da geldim dedi, bir baktım aa dedim sizi tanıyorum dedim, bizim sosyetiklerden biri.Delhi de otel değiştirdik yine Türkler yani demem o ki, uzak diyarlardasınız diye rahatça konuşmayın bence.Sabahın erken saati olmasına rağmen çok sıcaktı, ama ben yanıma bir hırka almıştım malum sıcak diye kapalı alanları olabildiğince serin tutuyorlar klimalar sağlam çaşlışıyor; ama trenin o kadar soğuk olabileceğini tahmin edememiştim resmen buzz, benim ayağımda çorap ve converse vardı; ama babetle gelen arkadaşım ayakları azıcık ısınsın diye benim bacaklarımın altına yerleştirdi ayaklarını.Trende yiyecek içecek ikramı yapılıyor, tabi ben bunu dönüş yolunda farkettim; çünkü giderken yol boyunca uyudum, arkadaşım çok üşüdüğünden uyuyamamış.Biz önceden kendimize rehberli araç ayarlatmıştık, o yüzden inince karşılandık, normal yollardan nasıl gidilir bilmiyorum.Aslında Tac Mahal'e sabah 6 7 gibi varmayı isterdik; çünkü o saatlerde pembe görünüyormuş; ama bizim asıl amacımız iş olduğundan otelimizi orada ayarladık.Aracı geride bırakıp yürümemiz gerekiyor biraz, yol boyunca maymunlar, genelde çitlerin arkasındalar ve gördündükleri kadar kesinlikle masum değiller, arkadaşım az yaklaşayım derken onu kovaladılar:)




Muazzam bir kuyruk vardı girişte; ama bizim rehber bizi çarçabuk içeri aldırdı nasıl yaptı bilmiyorum ve karşımızda dünyanın 7 harikasından biri muhteşem Tac Mahal!

Kısaca anlatayım, Şah Cihan 3. karısı olan Mümtaz Mahal'e çok aşıkmış, ona aşık olduğunda 16 yaşındaymış ve evlenmek için 5 sene beklemiş; lakin sultan 14. çocuğunu doğururken ölmüş.Bu haberden sonra Şah 8 gün odasından çıkmamış, yememiş içmemiş 9. gün odasından çıktığında tüm saçları bembeyazmış.Şah Cihan karısının anısına işte bu camiyi yaptırmak istemiş, bir sürü proje içinden bu seçilmiş yapımı 22 sene sürmüi, 22000 işçi çalışmış yapımında, fillerle mermerler taşınmış başka ülkelerden, o kadar özel mermerler kullanılmış ki sabaha karşı pembe kısa bir süre sonra beyaz, ay ışığında ise altınımsı bir renge bürünüyormuş, o kadar parlıyormuş ki hatta 1960larda Hindistan-Pakistan savaşında uçaklar ışıktan dolayı nerede olduklarını anlamasınlar diye kubbenin üzerini siyah çadırla kapamışlar.Mimariden anlayacağınız üzere Türklerin de eli değmiş bu yapıya, bunlardan biri Mimar Sinan'ın öğrencilerinden, yapının dört yanında Türk bir hattatın elinden Yasin suresi yazılmıştır.Ne taraftan bakarsanız bakın simetrik bir yapıdır Tac Mahal ve aynı şekilde görürsünüz yalnız Şah'ın sandukası eşinkinden  az yüksektedir, bu da erkeğin daha üstün olduğunu belirtmek içinmiş, bir de sandukaların olduğu kısım öyle bir akustikle yapılmış ki söylediğiniz her şey 7 kez tekrarlanıyor; ama ikisinin asıl mezarları da alt katta bulunuyor.Tac Mahal tamamlandıktan az bir süre sonra oğlu Şah'ı deviriyor, oysa ki Şah Tac Mahal'in tam karşısına aynı yapıyı siyah mermerle yaptırmak istiyordu kendisi için, oğlu onu devirince hayatını Tac Mahal'i gören  Agra Kalesindeki bir odada geçiriyor ve ölüyor, kızının ısrarları olmasa çok sevdiği eşinin yanına da gömülemezmiş.
Bu da Agra Kalesi, buram buram Türk izleri bunlar, söyledim de zaten biz olmasak heheeyt turistik yerleri de olmaz.




Orada bir sürü sincap var, hatta bundan para bile sağlıyor insanlar, elinize az fıstık tozu verip sincapın avucunuza gelmenizi sağlıyor karşılığında da para alıyorlar:)
Tekradan söylüyorum Hindistan pis, kokuyor dayanması güç; ama biliyor musunuz öyle bir yer gördüm kültür tanıdım diye inanılmaz mutluyum, kendi yaşamıma şükrettim o başka kendimi ünlü gibi hissettim, yolda bir grup genç kız vardı dönüp dönüp bize bakıyorlardı en son biri cesaretini topladı sanırım çekinerek fotoğraf çektirip çektiremeyeceğimizi sordu, tamam deyince bir mutlu oldular coşkuya gel, eziliyordum:)
Özellikle Tac Mahal ve Agra Kalesi turistik yer olduğu için yabancıları görmeye gelen insan çok; ama bir şey yapmıyorlar kenardan izliyorlar, bu fakirliklerinden kaynaklı değil, aynı şekilde kaldığımız otelin son akşamında arkadaşım sigara içmek istedi, odada içirmedğimden terasa çıktık, parti varmış zaten partiler eğlenceler çok oluyor otellerde, biz de kenarda oturduk arkadaşım sigarasını içecekti ve odamıza gidip valiz hazırlayacaktık.Önümüze içecek geldi garsona ne diye sorduğumuzda partidekilerin ikramı olduğu söylendi, ben çekindim arkadaşım daha önce gelmişti burayı biliyordu, al dedi, teşekkür ettik aldık, sonra devamı geldi, kimse de içeceklerimizi aldınız hadi muhabbet edelim demedi, çok sonra 2 kız geldi dans ede ede afiyet olsun dediler ve gittiler o kadar!Giderken hiç korkmayın, sadece yanınıza sinek haşareden koruyucu ilaç alın yoksa sonunuz ben gibi olur.
15 gün geçirdim ve artık dönme vakti gelmişti, güzeldi; ama evime dönüyorum diye de mutluydum şimdi ne yalan söliyim.Tabi ki bunu yapmdan dönemezdim, taa taa taa taamm hint kıyafeti!
Çok güzeldi; arkadaşım kınası için hint kıyafeti istemişti; ama o kadar pahalıydı ki, müşteriden aldığım paranın neredeyse tamamını vermem gerekiyordu, yani bunu


Ağzınız açık kalmasın:)Orada 1500 dolar vardı sadece ve de elbise 1000 dolardı:)Hadi bakalım benim Hindistan notlarım bu kadar, kalın sağlıcakla.Kapanışımı çok sevdiğim bir Hint filmi olan 3 Aptal daki müzikle kapatayım(bu arada filmi başrolü Amir Khan çok ünlü, aynı zamanda Salman Khan ve daha bir kaç ünlü var, halk manyak gibi adamların evinin önünde yatıyor onları görmek için, kapının önünde fotoğraf çektirmek için sıraya giriyorlar deli gibi, ay anlatacak şeyler bitmiyordu of, hadi bay)


20 Nisan 2018 Cuma

Dolandırıcılık Yok Ticaret Var

        Merhaba sevgili blog alemi dün bir arkadaşımızın paylaşımını okuyordum, çekiliş sonucu ona hediyeler çıkmış, üstelik bu ilk kez filan da değil.Çekilişe katılmamış olsam da bana neden çıkmıyor öyle şeyler yaa diye düşündüm, sonra bir şey dank etti kafama eski günleri hatırladım, ben çekilişe katılan değil çekilişi düzenleyenlerdendim eskiden.Gelin biraz eskilere gidelim.

        Sene söyleyemiyorum 90ların sonları işte, o sırada ilkokuldayım, aklıma nereden geldiğini hatırlamıyorum; ama tombalacımsı bir şeylere soyunuyorum.Çekiliş için kağıtları, bunun karşılığı olarak hediyeleri ayarlıyorum.Hediyelerde ne ama, annemin bana aldığı toka, o zamanlar babam bize okul açılınca kutularla kalemler silgiler açacaklar alırdı onlardan biraz, alçı ile yapıp boyadığım figürler, komşuların bir kenara attıkları kutular filan işe yarar ne varsa her şeyi topluyorum.Hem çekiliş yapıyor hem para kazanıyorum, çekiliş istemeden kutumdaki şeyleri almak isteyenler oluyor onları da satıyorum.Tabi bende o kadar malzeme yok, arkadaşlarımı da ortak ediyorum, onların da nesi var nesi yok satıyoruz, tabi onlar bize ait olmayan şeylerdi fazlasıyla, sonra üst sınıflardan biri öğrtmene şikayet edince bu işi sonlandırıyoruz.

        Ticari zekam var bir kere, bir gün evdeyim kuzenim yurt dışından gelmiş teype kaset takmış dinliyor, lan dedim bu kuzenimin sesi şiir okuyor, nasıl yaptın abi dedim gösterdi bana aa çok kolay.O an başladım kasetleri yemeye, bizim ev okula acayip yakın devasa da bir müzik setimiz var böyle hoparlörleri filan da kocaman, bir teneffüste topladım arkadaşları bize götürdüm(çünkü annem müzik setini okula götürmeme izin vermedi), bastım düğmeye dinleyin dedim 'bu kaset Meltem Sert için doldurulmuştur' diyor, bizim çocuklar oo aa demeye başladı, dedim isterseniz.Kendilerine yaptığım yetmedi bu kez de kim kimi seviyor onu da öğrendim, onlar adına kaset dolduruyordum sürekli:)Millet 'rec+play' tuşuna basınca ses kayıt olduğunu öğrenince bu işim de burada bitti.

        Sene 2004 o zaman süper lise hazırlık sınıfındayım.Süper lise de başlı başına masraf yani, hazırlık sınıfı süresince ikişer ders müzik,beden eğitimi, resim ve türkçe var geri kalanların hepsi ingilizce.Bir de öteki normal sınıflar gibi 6 değil 7 dersimiz vardı günde.O ingilizce kitapları öyle bir pahalı ki, sanırsın tıp kitapları alıyoruz, neymiş yurt dışından geliyormuş.Kitapları aldık; ama 'listen and write' için kasetleri almamışız, herkes sızlanıyor yine mi bir sürü para vercez diye, sınıftan biri almış, dedim durun ben bu işi hallederim; ama her birinizden de bir döner yerim, bu da demektir ki bana 5 lira hazırlıyorsunuz:)Aldım arkadaşın kaseti, gittim kasetçiye bu kez profesyonel çalışıyorum aldım boş kasetleri de, abi ben bununla uğraşamıcam sen bundan 30 tane çoğalt dedim ve bu işi de hallettim:)

       İlkokula dair yukarıda yazdıklarım dün aklıma gelmişti de bu hazırlık sınıfındaki bu sabah aklıma geldi, kendime gülüp duruyorum.Kafam öyle şeylere basar yani, şuan kendimden azıcık utandım da şu çiftlikbank neden benim aklıma gelmedi ki :D Şaka şaka, sonuçta ben kimsenin parasını yemedim , ticaret bu almış satmışım, kimseye de zorla bir şey yaptırmak yok :))

18 Nisan 2018 Çarşamba

Welcome To India - 2

         Günaydınlar efendim, kaç gündür Hindistan yazımın ikinci kısmını yazayım diyordum amma bu havalar, ah bu havalar:)Neyse işte tam yarın yazarım diye düşünüyordum dün ve de ziller çaldı, neden; çünkü bana bir daha Hindistan yolları göründü.Şuan aşırı sıcak olduğundan artık sıcakların azıcıkta geçmesini beklicem, hoş orası hep sıcak; ama 50 derece yerine 35 i tercih ederim.

        Gelelim notlara.Hindistan'a kalabalık bir ekip olarak gitmiştik fuar düzenlemeye biz sanırım 40 kişiydik, sonrasında milletvekilleri siyasi ateşeler filan geldi, yani anlayacağınız bayağı bir kalabalıktık.Otelde 1 gün dinlendikten sonra ertesi gün fuar alanını görmek ve ürünlerimizi  kontrol etmek için, tekrardan doluştuk otobüslere.Herkes camdan dehşet içinde bir yerlere bakıp konuşurken, ben yol nasılsa uzun diye uyuyorum, bi de moral bozmak istemiyorum:)1 saat süren yoldan sonra bir yere yanaştık, yıkıntı döküntü.Herkes şok burası olamaz değil mi diyoruz, e yani kendi ülkemizde yapıp milyarlar harcadığımız fuarları düşününce.Oradan daha önce Hindistan'ı ziyaret etmiş bir arkadaş çıktı ve 'sakin olun ya burası arka kapıdır' dedi, bizde bir rahatladık; ama arka kapımıymış hayııır!Ürünlerimizin olduğu konteynırlar kapının önünde, hemen ürünler inecek biz de yerleştirecek olanlara direktifler vercez diye gittik, neden; çünkü bu işler için adamlar tutulmuştu organizasyon şirketi tarafından.İçeri geçtik içeride kuşlar uçuşuyor, standlara stand demeye bin şahit.Tepemize baksanıza, üzerimizde zaten kuşlar uçuyordu

Bize yardım etmesi için tutulmuş adam daha paket açamazken koltuk kaldırıp yerleştirmesini bekliyorduk(!)Dilini anlamadığımızı bildiği halde konuşup duruyordu bir de :)
O kadar yavaş çalışıyorlar ki 4 takım koltuğumuzu indirip standa getirmek  saatlerini aldı, zaten teknoloji adına kullanılan bir şey yok, ben burada 3 çalışanıma 45 dakika içerisinde 1 konteynır mal sardırıyorum e haliyle onu bekledim; ama malların taşınma şeklini görünce...

Bir de çöpleri süpürmesi için gelen kadınlar vardı,ellerinde eski el süpürgeleriyle o kadar yavaşlardı ki ellerinden alıp benim süpüresim geldi, o kadar darlandım çünkü taş çatlasa 2 saat duracağımız yerde 12 saatten fazla durmanın haklı gerginliğini yaşıyordum.
Bi de gördüğünüz üzere göbekleri istedikleri kadar büyük olsun kadınlar göbeklerini açıyorlardı genel olarak, bizim ekip ööfff o göbek varken niye açarsın diye konuştu da konuştu tabi; ama onlar göbeklerini seviyorlardı yani.Neyse ki bitti de gittik, ertesi gün bizim kendi müşterimiz bizi yemeğe davet etti, nereye götürcek ne yedircek diye korkular var tabi, vejeteryan olmadığımızı biliyor; ama ben denizi bile kahverengi olan bir yerde balık yemem, e bunlar ette yemez şimdi, şanslıysak tavuk yedirir diye düşündüm durdum.Ay keşke düşünmeseymişim; çünkü restoranda ne kadar çeşit varsa neredeyse hepsinden yığdı önümüze.



Sürekli bir şeyler gitti geldi gitti geldi; ama benim favorim şu en alttaki pirinç ve soslu tavuktu, görünüş pek iç açıcı olmasa da lezzet bakımından geyet iyiydi, öyle ki Cezayir'e gittiğimde hint restoranına gidip bunu yedim tekrardan:)Şuraya kendi kendimize başka yerde yediğimiz yemekleri de ekliyorum :)Şu aşağıdaki 2 numara enfesti, alttakı kıtır şeyler cips, üstü tavuk ay onu yerim işte ben:)



Yemek bitiminde hoşuma giden bir konseptleri oldu, ellerimizi yıkamamız için içinde limon olan bir ılık su kasesi ve de havlu geldi.
Tabi ben kullandıktan sonra çekmek aklıma geldi:)Sanırım Hindistan'a yavaş yavaş alışıyordum, sonraki yazımda din tartışmalarımızı paylaşana kadar sağlıcakla kalın efendim, ilk Hindistan yazım için link bırakıyorum, saygılar

16 Nisan 2018 Pazartesi

Stressiz Sınav

       Günaydın, sendromsuz haftalar efendim.Bu cümleyi yazdım kalktım çay aldım geldim ne yazacağımı unuttum:sMazur görün hem dün erken uyandım sınava gittim, hem şehir dışından misafirlerim vardı onları gezdirdim hemi de Ali 3 gibi şehri terketti, ses yapınca uyandım daha da uyuyamadım, e o kadar mazeret yeter bence.

        Daha önceden söylemiştim, işte 2. üniversiteye kaydoldum haftasonu da sınavlar vardı.Ben kitapları sınava 2 gün kala aldım; ama işte o zamanda çalışasım gelmedi.Neyse efendim cuma günü aklıma geldi benim ne kalemim var ne silgim, sınava gideceksin kızım dedim kendi kendime, gitmeyi en sevdiğim yerlerden biri olan kırtasiyeye gittim ve azıcık kendimi kaybettim; çünkü kalemler boyalar kitaplar bayılıyorum  ya kırtasiyelere.Neredeyse her kalemi inceledim diyebilirim, yanımda üniversiteden arkadaşım da vardı, kalemlerin başında sınıfta yaptığımız şebeklikleri konuştukta konuştuk, en sonunda kurşun kalem silgi açacak aldım çıktık, tabi eve gidip görünce aklıma geldi, benim zaten 10 numara bir kalem setim var, yurtdışından çocuklara diye alınıp, içimin onlara hediye etmeye el vermemesi üzerine çekmecemde tuttuğum set, bakınız şekil A-B :)





         Neyse efendim gittim sınava, aynı gün 4 sınav iyi iyi dedim ben bunları yarım saate bitirir çıkarım; ama derslere dair ne biliyosun diye sorsalar havaya bakar çıkarım.Açıköğretim sınavlarına giderken bile telefon yasakmış hala, her şeyi arabada bıraktım, kimlik sınav giriş belgesi kalem silgi aldım gittim, sınıfa girdim ve GÖZÜMDE CANLANDI KOSKOCA MAZİ!.Sınıfa baktım vay anasını ya dedim özlemişim; ama ben ki zaten kısa boyum var ona rağmen lisedeki tekli sıralarımz küçük geldi :)Ben yarım saate çıkarm diye düşünmüştüm; ama tahtada her sınavın yarım saat sürdüğü 2 sınav arası yarım saat boşluk olduğu yazıyordu, bi oflandım;ama açıklama yaptı görevliler, tüm sorular yani 80 soru tek kitapçıktaymış, ilk yarım saat geçer geçmez isteyen bitirebilirmiş.Ha bi de sınıfa görmeden önce yol boyunda gördüğüm herkes ders çalışıyordu, ellerinde notlar ezber yapıyorlardı, bense elimi kolumu sallaya sallaya geldim.Etrafa baktım insanlar stresli, en son LYS de yaşadım bu stresi sanırım; ama böylr gamsız olmak keyfi okumak çok iyiymiş yahu.Çalışmasam da genelde mantık yoluyla cevapladım soruları, bakalım kaçı doğru:D Ha bi de gereksiz bir sistem 4 yanlış 1 doğruyu götürüyormş üniversite sınavına mı giriyoruz kardeşim.Cumartesi keyifliydi geçerim diye düşünüyordum; ama pazar günkü sınavlardan resmen GİTTİM - KALDIM-GELDİM.Ezberci sisteme karşıyım, sorular hep şu şekilde bi cümle verilmiş, bu yaklaşım tarzı hangi düşünüre aittir, vay efendim aşağdakilerden hangisi diğerlerinden farklı bir düşünceye sahiptir falan da filan, kim ne demişe takılıyoruz, niye demiş diye sorsana :)Zaten öyle 2 soru da vardı, önemli olanın niyet olduğunu düşünen dal ve de önemli olanın sonuç olduğunu düşünen dal:)

        2. üniversite biter mi bitmez mi belli olmaz ama madem gençliğime döndüm, lunaparka gideyim dedim ve de sonuç


11 Nisan 2018 Çarşamba

Ne Çektim Be

       Selam sevgili blogcular, bugün size Meltem'in çilesini anlatıyorum.Bugün araba almaya gittim, tabi gitmeden başladı düşünceler.Son arabamı patronumun kardeşinden, öncekini arkadaşımdan almıştım e ev içinde emlakçı aracı olduğundan hiç zorlanmamıştım; ama bu kez kendi başıma araba almaya gidecektim, dıptıs dıptıs, dıptıs.

       Anlayacağınız üzere bende bir korku başladı neden; çünkü tanımadığım bir insan, ya arabada sonradan bir şey çıkarsa diye düşündüm durdum, tabi bunun için experler var, not al Meltem önce expere gideceksin, sonraa para yatmadan arabayı alamıyosun, e ya parayı yatırırsam ve adam arabayı devretmezse e hergün görüyoruz televizyonlarda öyle olaylar, farkında mısınız ne kadar güvensiziz!Neyse dedim derin bir nefes aldım ben bunu başarabilirim, gittim aslanlar gibi soktum arabayı expertize işlem tamam, notere de gittim orada parayı hesabına aktardım, e sonuçta o kadar nakidi yanımda taşıyamazdım mazallah bunun hırsızı var Allah Allah.Evrakları verdik, para da yattı ay adam demez mi kimlik nerede diye, o da ayrı mesele malum ben açıköğretime kaydolmuştum bu haftasonu sınavlar var; ama benim kitaplarım yok, e bende Bursa merkeze gidemiyorum almaya bir arkadaşıma verdim kimliğimi, kitaplarımı almadığı gibi, kimliğimde onda kaldı.Şey dedim kimlik yok; ama ehliyetim var, evet ama dedi burada eski soyadınız yazıyor, e ne yapcam diye sordum gidin getirin dedi, İnegöl ta 1 saat mesafe git gel 2 saat.Kimlik numaram var nasılsa ne olacak dedim, yok diyor işi yokuşa soruyor görevli dil döktüm yok,laan parayı yatrdım parayı versene arabamı!Yok diyor yapamam onay yok, whatsaptan atsalar fax çektler ona da yok.Bende gittim çaldım noterin kapısını.Başka kimliğiniz yok mu diyor, bende orada yalan attım ne yapayım zorladılar beni.Malum ben yurtdışına gidiyorum sık sık bundan girdim konuya, fuara gidiyoruz topluca yurtdışına evraklar hazırlanıyor o yüzden belgelerimizi onlara verdik kimlikte yok, gidip alamaz mısınız dedi yok dedim, baktım odanın her yanına Mustafa Kemal fotoğrafları var, bende çıkardım telefonumu çantadan sallamaya başladım neden; çünkü kılıfımda Mustafa Kemal ve bayrak var, beni oyaladı telefonu çaldı geyik yapmaya başladı sen dışarda bekle dedi,la havle dedim çıktım, inatçıyım bekliyorum oda camlı, baktım bitmiş konuşması yapmayın dedim Afrikaya gidcem 2 hafta yokum İnegölden geldim, mırın kırın etti tamam 2 şahit bul seni tanıyan dedi, ya dedim kimseyi tanımıyorum bulsamda yalancı şahit olacak, yapcak bir şey yok usül öyle dedi, çıktım dışarı anlattım araba sahibine, abinin biri geldi ben şahit olurum kızım dedi, tamam dedim kimlik lazım taaak onun da yok kimlik oofff beni mi bulur ya derken yanındaki karısına siz olur musunuz dedim olur dedi, girdik noterin yanına şahitler dedim, tamam gidin evrakları yapın dedi,gittim evrakları yaptırdım sonra da imzalattım.E yani madem oluyormuş neden beni o kadar uğraştırıp strese soktunuz.Oluru varsa söyleyin çözelim deyin bir yardımcı olun, ama yok sonuç ne oldu e aldım yani.

        Ben bugün burada biter sandım, işler bitti fabrikaya gittim.Bizim fabrikanın orada da polis denetleme noktası var, içime doğdu beni durduracak dedim daha yola çıkmadan, polisi gördüm çek diye işaret etti.Arabadan dedim, yanlış anlamazsanız bir şey söylicem dedim, ben 3 senedir gidip geliyorum tüm evraklarım tam beni durdurmadınız dedim, bu arabayı daha bugün aldım durduruyorsunuz, bir de korktum daha sigorta yok bir şey yok bağla dese bitti.Hayırlı olsun kaça aldın diye sordular, söyledim ondan sonra devam et dediler, aksatma evrakları yaptırmayı bağlanır araç.Bir ohh çektim eve geldim, darlandım yaa aman ben azıcık ders çalışayım haftasonu sınav var:)Çay var içer misiniz

KAPANIŞ:Bazı görgüsüz arkadaşlarım Bmw Audi, Mercedes ve türevi lüks arabalara binince anahtar çakmak sigara ya da direksiyon( mutlaka amblem görünür) kolda saat ya da tektaş fotoğrafı paylaşıyor.Bende onları tiye alıp paylaşayım diye düşündüm; ama benim de gerçekten görgüsüz olduğumu düşünüp espriyi anlamazlar diye yapmadım :D
      

1 Nisan 2018 Pazar

Welcome To India-1

         Rengarenk Hindistan seyahatinden hepinizi selamlarım(kanepede hasta yatıyordu).Bende size uzun zamandır yazmayı planladığım; ama yazamadığım  seyahatimi anlatayım dedim, 15 gün sürecek bir Hindistan seyahati.

        Öncelikle valizimi 2 ye ayırdım.

Şu gördüğünüz valizin sol tarafı giyecek, sağ tarafı ise yiyecekle dolu.Ne yapayım canım orada ne yemek yiyeceğim belli değil, bir de yani Hindistan yağ ve baharat demek ki ben zaten obur bir insanım, yiyecek olsa bile çikolatamı eksik etmem, aşağıda görüldüğü gibi.
Öncelikle belirtmek isterim, Mombai'ye direkt uçuş yapan tek firma Türk Hava Yolları o yüzden biletleri çok önceden almak gerekiyor, türünü filan bilmiyorum; ama en büyük uçaklardan biri olmasına rağmen, tamamen doluydu.  Yaklaşık 6 saat süren bir yolculuğa başladık, o yüzden kıyafet seçimi ona göre yapılmalı.Ben günlük hayatta bile eşofman giyen bir insanım  , yolculukta da eşofmancıydım .Uçağa yerleşir yerleşmez, terlik ve battaniye geldi, oohh ayaklara özgürlük:)1 kez yemek 3 kez içecek(alkollü, alkolsüz) servisi yapıldı.Ben arkadaşlarımla orta sırada oturduğumdan sağdan gelen servisten de soldan gelenden de her şekilde bir şeyler aldık yedik içtik.Sonunda uçuşumuz bitti ve indik, Türkiyeden montlarla geldiğimizden, montlarımızı hemen el valizlerimize tepiştirdik; çünkü inanılmaz sıcaktı.İğrenç bir şeyler kokuyordu ve ben ne olduğunu anlayamıyordum, yağ mı baharat mı pislik mi belirsizdi; ama midem bulanıp duruyordu.Bizi almaya gelen otobüsü görünce hepimiz gülme krizine girdik desem yeridir.Değil 10 sene 30 sene öncesinde bile böyle otobüsler yoktu Türkiyede. Otele doğru büyük bir korkuyla gitmeye başladık; çünkü etraf leş gibiydi, ana yol boylarında serilen kıyafetler, yol kenarında üzerinde sadece iç çamaşırıyla hortumla yıkanan insanlar ve bolca pislik vardı.Herkesin morali bozuldu, sinirler alt üst oldu.Otele geldik, otele girerken bizi arayıp valizlerimizi de cihazdan geçirdiler, zaten sinirliyiz iyice gerildik; ama otel odasını görünce az biraz rahatladık, zaten Ayşe Arman da burada kalıyormuş:)pek severim de kendisini, tam bir çatlak.Oda manzaram şu şekildeydi.


Duş alırken ağzını kapatmak zorundasınız; çünkü sulardan emin olamıyorlar, dişlerimizi fırçalamamız için kapalı şişelerde su veriliyor, sadece temizliğinden emin olduğunuz suları içmelisiniz o yüzden kesinlikle kapalı şişe şart.Uçak akşam 8 de 6 saat sürüyor bir de oranın saati 2saat ilerde olduğundan 4 gibi indik.Oteller öğleden sonra 1 gibi sizi aldığından biz kalmadığımız gecenin de parasını ödeyerek varır varmaz odalarımıza yerleştik, biz kalabalık olduğumuzdan bize özel fiyat uygulandı, geceliği 250 dolardı!Adamlar resmen burası pislik bir yer, temiz mekan istersen bu fiyat diyorlar bir çeşit, bence öyle yani.Az dinlendikten sonra bir şehir turu yapalım dedik, tabi güvenli olmadığından 7 kişi çıktık.Çıkmadan önce para bozdurmamız gerekiyordu, 100 dolar bozdurdum ben ve elime bir tomar para verdiler.7000 rupi gibi bir şeydi karşılığı, bana para verdikten sonra ötekilere verecek para kalmadı o yüzden yanımdakilere bölüştürdüm parayı.Tabi kiii tuk-tuk ile yolculuk edecektik, 4 tuk- tuk çevirdik yoldan ve yolculuğumuz başladı.

Bir kere tuktuk bence inanılmaz tehlikeli; çünkü sağa sola savrulsanız sizin düşmenizi engelleyecek kapı yok, koruyucu yok; ama hindistan sıcağında iyi geliyor püfür püfür.İnanılmaz korkunç bir trafik var gideceğimz yer yakın olmasına rağmen 45 dakika kadar sürüyor ve bu süre için ödediğimiz para 4 lira:)Sağa sola baktıkça şükür namazı kılmayı planlıyorum.Gördüğüm her şey beni şoke ediyor, mesela bu fotoğraf.
Bu duvar adamın evi, içi filan değil o duvarın önü oradaki kişinin evi ,bir de her şeyi tammış gibi duvarda diş fırçası ve de diş macunu var, ben şok.Öğrendim ki Hindistan dişlerine en fazla önem veren ülkelerden biri ve en iyi diş hekimleri burada yetişiyor.Bakın bu biraz daha süslü bir ev duvar
Bu evler her yerde; çünkü sokaklarda yaşayan 1 milyon insan var burada.
Hint düğünlerini merak ediyordum; çünkü birkaç gün süren aşırı eğlenceli organizasyonları oluyordu.Yol boyunca bir sürü düğün gördüm, tuttum arkadaşın kolundan hadi giriyoruz dedim.Kapı önünde birkaç genç kız vardı, girebilir miyiz diye sordum, güler yüzle bizi içeri davet ettiler.Her tarafta yasemin dizileri vardı ve o kadar güzel kokuyordu ki.Tam tamına bir renk cümbüşüydü, her tarafta yiyecek standları vardı ve her standda başka bir şey vardı, birinde meyve birinde çorba ötekinde waffle.Herkes bize hayran hayran bakıyordu, bizimle fotoğraf çektirmek istiyorlardı, kendimi ünlü hissettirdiler valla, bunun sebebi ten rengmizin açık olmasıydı.Kimseyle tokalaşmamaya çalıştıkça sürekli elimizi sıkıp sevgilerini sunuyorlardı, neyse ki çantamda en büyüğünden ıslak mendil vardı.Her şeyden yemeği gözüm yemedi; ama bir waffle yaptırdım yedim, gayet  normaldi.Otele dönünce en sadece yemeklerden birini seçtik, tandırda tavuk şiş ve ekmek tabi ki baharatlıydı.İlk gün öyle geçip bitti, sonrakiler artık daha sonra:)