Hakkımda

Fotoğrafım

Deneyimlerim, üzüntülerim
, dileklerim burada sizlerle:) neşeli ol, hayatını yaşa;)

30 Haziran 2016 Perşembe

Günlüklerim-8

  Nefes almak size de zor geliyor mu?Böyle göğsüm ile boğazım arasında bir bölge var nefes almamı zorlaştıran, bir şey batıyor sanki ruhum çekiliyor acı veriyor.Uçurumun tepesindeki insanın denize baktığı kadar boş bakıyorum etrafa, görmüyorum hiçbir şey, her şey puslu.Akmaz dediğim yaşlar birikiyor gözümde, akmasın lütfen görmesin kimse onları, gökyüzüne bakayım geri dönsün içime kimseler görmesin mutsuzluğumu.

  Anlatamıyorum, yetmiyor kelimeler ya da edebiyatım mı desem, havalı şeyler yazamıyorum, acıyor sadece.Üzmez hiçbir şey sanıyordum beni yaşadığım en büyük acıdan sonra, umuyordum aslında desem daha iyi; çünkü biliyorum en büyük acım dediğim her şeyden sonra daha büyük daha yeni bir acı konar yüreğime.Çok şey istemedim aslında ben bu hayattan dedikleri gibi doyumsuz biri de değilim, küçük şeylerle mutlu olurum demiyorum, çünkü bir parça sevgi küçük bir şey değil benim için, kocaman gözümde:)Sevgi istedim, huzur istedim en sevdiklerim hep yanımda olsun.

  Ben kimseyi üzmek istemedim bu hayatta, bile bile can acıtmadım, intikam almadım hiçbir zaman, ha düşündün mü diye sorsanız tabi ki düşündüm hem de türlü türlü işkenceler ettim kafamda; ama yapmadım; çünkü kendimi biliyorum yapsam sonrasında kendim pişman olurum, kendim üzülürüm ben bu değilim neden yaptım diye.

  Canım yanıyor anlamak bu kadar mı zor, kendimi ifade mi edemiyorum etrafımdakiler mi beni anlamıyor.Çığlık atmak istiyorum, boğazım acıyor.Her şey nasıl tepetaklak oldu bir anda.Hayal kırıklığına uğrattın dedi annem bana, biri okulun öteki de bana kalsın.Gözlerim doldu, ben mi istemiştim böyle olmasını, tıplık öğrenci Meltem, parlak bir gelecek vaat eden Meltem.Benim için bu planları yaparken ne annem ne öğretmenlerim bana sormamıştı oysaki gerçekten ne istediğimi, yani ben onları da hayal kırıklığına uğrattım; ama ne var biliyor musunuz babamı arayıpta üniversiteye hem benim hem kardeşimin yerleştiğini söylediğimiz günü babamın sonradan anlatması, dizlerimin bağı çözüldü mutluluktan konuşamadım bir yere oturmak istedim demesi hep mutlu etmiştir, gururlandırmıştır beni.Tabi şimdi beni görüyorsa eğer hala o gururlu baba gibi midir bilmem.Belki dedikleri gibi kemiklerini sızlatıyorumdur, babasının kızı değilimdir belki de.

  Bazen anlamsız bir şekilde öylesine yaşadığımı düşünüyorum, bazen değil aslında çoğu zaman.Amacın ne beklentin ne bu hayattan diye soruyorum kendime, cevabım yok kendime verecek tek bir cevabım bile yok.Vazgeçip gitmek istiyorum her şeyden; ama o bile bir lüks benim için.Kaldır kafanı Meltem ve gülümse, ne olursa olsun sadece gülümse; çünkü bu hayatta yapabileceğin başka hiçbir şey yok.

Sizin için buraya 2 şarkı bırakıyorum







24 Haziran 2016 Cuma

Ya Ben ?

    Ne farkettim biliyor musunuz, kendim için hiçbir şey yapmadığımı.En son kendin için ne zaman bir şey yaptın diye sordum kendime, böyle bayağı bir düşündüm ama.Yok ben en son yaptığım şeyi hatırlamıyorum bile.Çevremdekilerin beklentileriyle yaşadığımı, onların istekleri için uğraştığımı gördüm.Çoğu zaman onları memnun etmek beni de sevindirir; ama kıymet bilmemeleri beni benden alıyor.Görev mi herkesi memnun etmeye çalışmak, aileyi memnun et, sevgiliyi memnun et, patronu memnun et...Hep hırpalıyoruz kendimizi, peki ya karşımızdakiler?Beklentilerini karşılamaya bir başladın mı ardı arkası kesilmiyor, hep yeni bir istek hep hep hep.

  Bencillik değil de nedir bu?Kendinden bir şey vermemek, her zaman karşıdan beklemek, gerçekleşmediğinde öfkelenmek.Bir durun ya bir makul olun, hep bir beklenti içerisinde olmak nedir.Sevgi emek etmek değil midir, biraz kendinden vermek biraz karşıdan almak ve devam etmek.İlişkilerde de öyledir durum çoğu zaman, beğenilmeyen bir huyunuz değişsin istenilir, size uymasa da neyse der yaparsınız, sonra başka bir şey, daha sonra başka bir şey daha bir bakmışsınız kendiniz olmaktan çıkmış yine de karşınızdakine yaranamamışsınız.Ben burada durur bir şeyleri sorgularım, mesela karşımdakinin beni gerçekten sevip sevmediğini, gerçekten seviyor olsa beni durmadan değiştirmeye çalışır mı, ben onun için bir şeyler yaptığımda mutlu olmak kıymet bilmek yerine sanki bunlar benim görevimmişte yapmadığım zaman canına kast ediyormuşum gibi davranır mı?

  Pes ediyorum ben vazgeçiyorum, bırakıyorum yani.Etrafımdaki insanlar için kendimi yırtmaktan, hep sevgimi ispat etmeye çalışmaktan, bitmeyen istekleri yerine getirmeye çalışmaktan ve daha bir sürü görevden istifa ediyorum.Bencillikse eğer bu kez ben bencil olmak istiyorum, ben benim için uğraşıldığını görmek istiyorum.Yoruldum anlamak bu kadar zor olmamalı, herkese bir şeyler ispat etmeye çalışmaktan, kendim için değil başkaları için çaba sarfetmekten çok yoruldum.

13 Haziran 2016 Pazartesi

Sıradan Bir Aşk Hikayesi

  Pazartesi kafasından herkese selamlar.İşe başlamadan önce ne yapsam nasıl zaman geçirsem diye düşünürken bu yazıyı yazayım  artık evli olsam da eski aşkı yazayım dedim, vay anasını ya ne hüzünlü 2 kelime aslında 'eski aşk'.Bak bir tuhaf oldum şimdi.Şaka şaka yazıp dalga geçebildiğim için mutluyum.

  Ben gibi insanlar; yani duygularını çok yoğun yaşayan kişiler için aşk ya da ilişki intihar gibi bir şeydir,nedenini şöle açıklayayım.Sevilmeme ihtimaliniz var, sevdiğiniz kadar sevilememe, sevdiğiniz için baskılara boyun eğme diye devam ediyor bu liste.

  Gelelim benim ilişkiye.Duygusal bir insanım dediğime bakmayın hemen dönüp bakamam etrafımda dolanana öte yandan korkarım zaten tabi ki incinmekten, benimle dalga geçmeye çalışılmasından.Yakışıklılık bir ölçüt değildir benim için, tabiki herkes görünce gönlünün ferahlayacağı bi yakışıklı ister tabi bizi çok seviyor, önem veriyor ve kırmıyorsa; yoksa tipini ne yapayım arkadaş.Neyse işte kafamın yerde olduğu kimse ile ilgilenmediğim bir dönemdeyim sadece erkek olarak algılmayın, zaten hiçbir zaman kafamı kaldırıp bir erkeğe bakmışlığım, tavlamaya çalıştığım yoktur hep kendileri gelmiştir ve gelenlerle ilişkim olmuştur.Bak yine dağıldı konu, o dönemlerdeyim işte etrafımda belirmeye başladı.Umurumda mı hayır; ama böyle tatlılıklar filan yapmaya çalışıyor, öff banane diyorum ama zaman geçe geçe alışmaya da başlıyorum, katiyen sevmiyorum ama, biraz geyik ilgi, sonra beni ne kadar sevdiğini görmeye başlıyorum(ya da öyle görmek istiyorum), zamanla ona değil bana olan sevgisine hayran kalıyorum ve kendimi hoop işin içinde buluyorum.Zaman geçiyor kimin umurunda çok aşığız uçuyoruz, kimse ayıramaz bizi seve seve ölürüz birbirimiz için, sırıtmayın bak uyarıyorum ciddi bir şey anlatıyorum şurda.E aşk bu taviz gerektiriyor, bir süre sonra zaten istekler başlıyor, aşk şununla konuşmasan mı, yapmasan mı devamında konuşma yapma...İlk başlarda tuhaf geliyor; ama aşıksınya olsun diyorsun onu çok seviyorum.Tabi bir süre sonra gözüme batmaya başlıyor fedakarlıklar benim görevim sanki hep ben hep ben, önceleri bir susuyorum; ama üzerime üzerime geliyor.O mutlu olsun diye yaptıklarım bi baktım yapmam gerekenler listesine girmiş, artık yapsam da mutlu olmuyor; çünkü ben böyle yapmak zorundayım.Bi sinirleniyorum, ailem bana karışmıyor sen kimsin gibisinden; ama hemencecikte affediyorum neden çünkü aşk affetmeyi gerektirir.

  Aşıkken insanın algıları kapanıyor ben bunu gördüm.Herkesi ama her şeyi karşıma almaya hazırdım, güçlüydüm çünkü birbirimizi seviyorduk(?)Sonra ne mi oldu, benim için kendinden bir şey vermedi, ben bir şeye kızdığımda evirdi çevirdi olayı kendi lehine çevirmeye başardı her defasında ama her defasında.Çok yoruldum, ağladım gidiyorum demeye cesaretim oldu; ama o kadar ardından hemen bana sarılmasını bekledim, napayım ya çoğumuz böyle değil miyiz zaten, sevildiğimizi duymak isteriz öyle zamanlarda.Bir de severek giden insan sayısı kaçtır acaba, ben gidemem şahsen çünkü eften püften sevmem; ama gördüm ki karşımdaki benim için ne risk alabiliyor, ne beni önemsiyor.Önemseyen insan habire ağlatmaz mesela, ahh o bir ağladı benim içim yanmıştı çok net hatırlıyorum elim ayağıma dolaşmıştı, o an yak deseler her şeyi yakardım çünkü kimse için hiçbir şey için benim sevdiğim adam ağlayamazdı.Ben öyle sevdim be, sayın sevdiğini iddia edip sonra sıvışan adam.Evet sıvışmak; çünkü o giderken bile ben suçlandım ne olduğunu anlayamadım, ben kendimden o kadar vermişken yalancılıkla suçlandım, kötü bir insanla olmakla ve daha bir sürü şey valla hayret edersiniz ben ettim valla; çünkü hiçbir zaman ne yaptığımı çözemedim.Ve gitti bitti.Demek ki neymiş, söylenenler yalanmış tüüü kalıbının adamı değilmiş.Bir ilişki bitiyorsa eğer saygı çerçevesinde bitmeli, insanlar konuşabilmeli yaşanmışlıkların hatrına en azından, ayrılalım diyen adamın yakasına yapışmıcaz heralde o kadar da gurursuz değiliz, ha bir iki zorlarız ama olmazsa olmaz yani, o kadar.

  Biten ilişkiden ders alamamak çok kötüdür bak benim çıkardığım sonuçlar;
1.Kendinden ödün verme(ilişkiyi korumak adına uğraş ama doğrularını değiştirmesine izin verme)
2.O senin derdini kendi derdi olarak saymıyorsa, sen onun derdini çözeceksin diye kendini harap etme.
3.Seni bir şeyler için oyalayıp duruyorsa ısrar etme muhtemelen yapmayacaktır.
4.Seni üzüyorsa, yine de aşığım deyip aileni karşına alma.
5.Gözlerinin içine bakıp içtenlikle gülümsemiyorsa eğer daha fazla hayal kurma.
6.Atlatamam demeyin hiçbir şeyi, bu da geçiyor.
7. ...
8. ..
9.

12 Haziran 2016 Pazar

Kolay Nereye Siz Oraya

İnsanlar,insanlar ,insanlar!Nasılda kolaya kaçarlar, ehh doğasında var nasılsa şaşırmamak lazım aslında.Delice yapmak istediği ama sırf yapamadığı için kötülediği ne çok şey vardır ya da yapamadığı için girdiği uçsuz yollar.Yapmadığı,yapmaktan korktuğu  her şey için o kadar çok bahanesi var ki , bahaneleri bir kenara bıraksa ne de güzel başaracak.Acizliklerinden yapmayanlar,başaranları görünce ne de güzel kurulurlar.Başkası başardığı için takdir etmek yoktur; çünkü yapmayı beceremediği  şey yanlıştır o yol hatalıdır ve o yoldan ilerlemek aptallıktır değil misevgili başaramayan arkadaşımJ Sen doğrusun,sen büyüksün!Hayır anlamıyorum,anlayamıyorum neden gidebildiğin yola körü körüne bağlanıyorsun ve sanki hayattaki enn doğru o imiş gibi davranıyorsun?Yeterince uğraşıp yorulmadığın için ulaşamadığın doğru varken kolayı seçip yanlış yollara girmek niye?Biliyor musun o kadar acizsin ki o doğru sandıklarınla yaşadığın geçici yapay mutluluğun aslında ne kadar boş olduğunu bile uzun süre anlayamayacaksın ve anladığında geçen her güne nasılda yanacaksın.

9 Haziran 2016 Perşembe

Bizdeki Akıl Değil Balkabağı

  Kızıyorum elimde değil, yaptığım şeylere ısrarla karışan beni engellemeye çalışan insanlara kızıyorum.İyiliğimizi istiyor olabilirler, hatta bazen sen göremiyorsun ama ben açık açık görebiliyorum nasıl o kadar salak olabiliyorsun derler, sonrasında sen bunu düşünememişsindir filan, e be kardeşim sizinki akıl da bizimkisi ne yani?

  Tamam tamam sakin oluyorum.Biraz gerindim nefes aldım.Bazen ben de yapıyor olabiliyorum, neden diye düşünüyorum.Sevdiklerimiz belki de kendilerinin yaşadığı sıkıntıları üzüntüleri biz yaşamayalım diye ısrar ediyorlar bir şeylerde, bizi bi yola sokmaya çalışıyorlar, ben senin geçtiğin bu yollardan geçeli yıllar oldu diyorlar da diyorlar e bırakın biz de görelim di mi; çünkü söylenen sözler her zaman etkili olmuyor, anlıyorum canımız acımasın istiyorsunuz; ama dizlerimiz kanamadan öğrenemiyoruz bazen, bizde böle değişik insanlarız işte.Bırakın kendimiz yaşayalım, görelim gerekirse acı çekelim ama öğrenelim!Ama yook sonrasında inada biniyor iş, biraz daha ekleniyor hırs öfke.Bir bakıyorsun özellikle hata yapmanı üzülmeni bekliyorlar artık neden çünkü suratının orta yerine sokacaklar baaak ben demedim mi lafını belki de daha kötüsü hırpalayacaklar bizi.

 Hep başkaları biliyor efendim, bizlerin bir şey bildiği yok.Dikkat edin haa sakın dinlememezlik yapmayın yoksa onları umursamadığınızı düşünürler üzerler sizi, sinirli birine denk gelirseniz eğer yerlerde bile sürüklenebilirsiniz valla benden sölemesi.

 

8 Haziran 2016 Çarşamba

Korkular Her Şeye Engel

   Bir haftadır yazamıyordum, korkmayın ölmedim; ama bir an gerçekten öleceğimi sandım.Aptal virüs kendine narin(?) bedenimde yer edinmiş, bana öyle bir aşık olmuş öyle bir bağlanmış ki günlerdir kurtulamıyordum ondan, 22 saat yatıp bişi yemeyip, tek başıma hayata tutunmaya çalıştım resmen neyse yaa en sonunda eeehhhh dedim yeter bee senle ben bir olamayız asla, defol git!

   Gelelimmm bugünkü konuma; KORKU!Evet evet korku.Şimdi neyin korkusu bu diye sormayın; çünkü bi gözlem yaptım hepimiz değişik değişikte olsa bir şeylerden korkuyoruz.Ha demek istediğim, hayvandan korkma kazadan korkma değil, duygusal korkaklık, cesaretsizlik.Kimimiz sevmeye korkuyor mesela, kimimiz güvenmeye,yalnız kalmaya,gitmeye kalmaya...

   Neden korkup pustuğumuzu düşünüyorum.İlk cevap benden gelsin, ben güvenmeye korkuyorum, neden; çünkü güvendiğim insanlar beni hep yarı yolda bıraktı, bak bak bak kendime acıdım şimdi:) İki tarafım var da benim bir zayıf bir güçlü.Güçlü taraf diyor ki zayıfa, ee en sevdiğin yemeği yerken yemek boğazına takıldı az kaldı ölüyordun  e bu yüzden en sevdiğin yemeği yemeyecek misin bir daha artık?Benim zayıf şok, gözleri faltaşı gibi açıldı, sindirmeye anlamaya çalıştı haklıydı güçlü; ama yapabilir miydi yani güvenebilir miydi, ilk anlardaki şokun etkisi geçti böle sakin düşünmeye başladı olabilirdi ya neden olmasın, neden vazgeçsin ki :)Korkularla nasıl yaşanılabilir, yaşanılır da işte her an tetikte hep bir şüphecilik filan olmaz yani.

  Eveeet ben korkumu açıkladım ve aslında anlamsız olduğunu didine didine öğrendim, peki nedir sizin korkularınız, yapsanız ne olur ki ölüm mü var sonunda?Seviyor musunuz gidin söyleyin en fazla reddeder; ama siz rahatlamış olursunuz, gitmeye mi korkuyorsunuz gidin bir süre sonra yolun aydınlandığını göreceksiniz ya da belki de tam tersi söz vermiyorum:) Cesaretiniz olsun, korkmayın yürekli olun, korkularınız sizi engellemesin, esiri etmesin.Hadii amaa biraz uğraşın ne sandınız hayat çok mu kolay olacaktı!.


                                                                  Sevgiler
                                                                                        Meltem :)

3 Haziran 2016 Cuma

Acilen tartışmamız gerekiyor

 ' Senin hiç kriterin yok mu' diye sordu bir arkadaşım bana.Nasıl yani diye sordum.Yani dedi birini severken, hayatına alırken elekten geçirmiyor musun, kültür seviyeniz aynı mı, hayata bakış açınız, hayatı yaşama şekliniz...Düşündüm, yani hep kriterlerim olduğunu düşünürdüm döndüm baktım aa aa yok.Üzerinde durmadım ne önemi var ki sanki dedim, sevmedik mi sevdik, aşık olmadık mı olduk ee daha ne?Peki ya sonra dedi, anlaşmazlıklar nasıl başladı, ne ile ilgiliydi.Aaa oo haklı mıydı yoksa?

  Kafam karışıyor işte böyle, sizce nasıl olmalıdır?Bence aşk engellenemez kime ne zaman aşık olacağına karar veremez insan, çoğu zaman değerlerimizi, inandıklarımızı bile ezer geçer, bizse olanların farkına bile varamayız.Kendimi düşünüyorum yine birini hayatıma alırken ne iş yaptığı, ne tür fimler izlediği, siyasi görüşü hiç önemi olmadı.Hata mı ettim?Her şey uygun olunca anlaşmazlık olmuyor mu, oluyor; ama ona da cevap itinayla yapıştırıldı suratıma, seviye olur dendi, bir gün herhangi bir sebepten ne olursa olsun ayrıldığınızda seviyesizleşmezsiniz, konuşabilir, bitirmeye karar verebilirsiniz dedi.

   Doğru mu tüm bunlar, hayatımıza aldığımız insan bizi yansıtır mı gerçekten, baştan aynı olmadığınız insanı seçmemek mutsuzluk mu getirir sonunda?E hani aşk zıt kutupları severdi, birbirleri ile alakaları olmazdı.Bu cümleyi yazarken kafamda şu düşünce döndü, evet aşk zıt kutupları da sevebilir; ama her aşk mutlu değildir ve bunun sebebi sanırım arkadaşımın söylediğiydi.Sizin de kafanız karıştı sanırım, haklısınız hakim olamadığım yazarken bile kendi kendime milyon şey düşündüğüm bir konu bu.


Hadi gelin tartışalım :)


1 Haziran 2016 Çarşamba

Günlüklerim-7

  Dert anlatmaya, şikayetlenmeye korkar oldum valla; çünkü ne zaman ağzımı açsam hemen bi tokat patlatır gibi patlatıyor cümleleri insanlar suratıma.Şikayetlenecek bir şeyim yokmuş; çünkü beni çok seven bir kocam, evim, arabam, işim varmış.Tamam çok şükür bunların hepsine, şükür sağlıımda yerinde; ama yani hiç mi dertlenmeyelim canım.

  Bugün hasta hissediyordum işe gitmedim.Vay efendim benim bu ağrılarım hep strestenmiş, neyi kafama takıyormuşum, hiç mi etraftaki insanlar görmüyor muşum.Lan hastalandm ya o kadar.Evet bazen düşüncelerimin ardı arkası kesilmiyor; ama ben bu hayatı kendime zehir etmeye çalışmıyorum ki.Olabildiğince dertlenmeme çalışıyorum; korkuyorum Allahın beni daha zor bir şey ile sınamasından korkuyorum, o yüzden şikayetlenmemeye çalışıyorum; ama sizce de üstüme gelmiyorlar mı böyle yaparak?

  Şöyle bir göz atalım hayatıma, işe erken gitme derdim yok 10 da işbaşı yapıyorum, hemen ayy ne güzel iş o öyle demeyin uyarıyorum bak, 9 buçukta uyandığım zaman rahatlıkla yetişebiliyorum; çünkü makyaj yapmayı sevmiyorum, saçlarımda kıvırcık olduğundan yapılmaya ihtiyaç kalmıyor e bunlar da ekstra zaman sağlıyor.Neyse işte, işim de zor değil ama çok sıkıcı, bir koltuk firmasının dış pazarına bakıyorum, işim daha çok maillerle sipariş takipleriyle oluyor, akşam 6 buçukta çıkıyorum o zamana kadar işte kitap okuyan, blog okuyan, bazen dizilere saran bi Meltem görüyorsunuz ve bence bu çok sıkıcı.

   Hayır inkar etmiyorum elimdeki nimetleri.Özellikle sağlığımın yerinde olması, insanın hayatında onu seven birilerinin olduğunu bilmesi çok güzel; ama her şeye rağmen bazen benim de canım sıkılabiliyor, kendimi köşeye sıkışmış hissedebiliyorum.Çoğunuza göre şımarıklık bu, şükürsüzlük; ama inanın öyle değil.Yaşadığım bazı şeyler büyümeme yardımcı oluyor canımı acıtıyor ve ben bana kızarlar, bunu mu dert ediyorsun diye söylenir dururlar korkusundan ağzımı açamıyorum.Siz söyleyin ben ne yapayım?

Gidiyor musun

   Kürkçü dükkanları sevilir mi?Peki ya herkesin bir kürkçü dükkanı var mıdır?Dönüp dolaşıp gitmek istediğimiz yer orası mı yoksa gidecek başka yerimiz olmayışı mı sürükler bizi ya da alışkanlık,başka yere,kişiye alışamamak mı,korkularımız mı, zincirlerimizi sadece kısa bi süreliğine kırabilmemiz mi,yeterince istemeyişimiz mi?Çoğumuz bi kaçış yolu bulup bi yerlerden bi şeylerden kaçıp kurtulmak, yeni tatlar hazlar  yaşamak istiyor.Aslında isteyip istemediğinden de emin olamıyoruz artık çünkü hızlı ve mutlu başlayan maceramız başladığı yerde bitiyor ve gözlerimizi açtığımızda kendimizi kaçmak istediğimiz yerde buluyoruz.Zihnimiz mi bizi oralara götüren,kaçıp kurtulmak istemiyor muyduk?İlginç!


   Peki ya kürkçü dükkanları?Onlardan beklenen sanki zaman hiç geçmemiş,bişeyler yaşanmamış gibi bizi bağırlarına basmaları mı?Koca bi bencillik değil de nedir yaptığımız?Ne istediğini bilmez benliğimiz yüzünden hem kendimize hem de kürkçü dükkanlarımıza çektirdiğimiz?Eğer yolu bilmiyorsanız kendinizi ormana atmayın,bazıları şanslı olup kürkçü dükkanına dönebiliyor ama bazıları o karanlık ormanda kayboluyor...