Hakkımda

Fotoğrafım

Deneyimlerim, üzüntülerim
, dileklerim burada sizlerle:) neşeli ol, hayatını yaşa;)

27 Eylül 2016 Salı

İyi mi Böyle

   İyi mi böyle, yolunda mı her şey, omuzlarınız kaldırabiliyor mu yükünü?Seçimlerinizden dolayı durduğunuz yerden memnun musunuz peki; yani 'iyi ki yaptım' diyebiliyor musunuz?

  Neyi neden yaptığımızı unutur hale geldik sanki, sizce de öyle değil mi?Bir amaç için çıktığımız yolda, az bir mesafe sonra hedeften ne kadar saptığımızı görür olduk, bazen en sevdiğim dediğimiz insandan vazgeçişimizi.Şartlar mıdır bunu gerektiren yoksa boş bir hevesle yola çığtığımızı farkedişimiz mi?Nedir ölçütü bu arzunun, elde edince kaybolacak mı değeri?Kızıyorum, bir şeyi gerçekten isteyip istemediğimizi düşünmeden saldırmamıza, hevesimizi aldıktan sonra fırlatıp atmamıza.Hayatımız için aldığımız kararların kaçı istediklerimizi yansıtıyor, kaçı için mücadele ettik veya kaç kişinin hayatını hiç ettik.Geçici hevesler uğruna aldığınız ahların hesabını biliyor musunuz mesela, rahat ediyor mu vicdanınız, huzurla nefes alabiliyor musunuz?Ha gamzsızlar da var o ayrı, ben iyi olayım, benim istediklerim olsun yeter diyen.

   Bazen gücüm yetmiyor sorgulamaya bazı şeyleri, ardı arkası kesilmiyor sorularımın.Geceler uzun, bazense fazlasıyla uzun.Bilinmezliklerle, çürümüş heveslerle, çoktan vazgeçilen isteklerle, herkes bir şekilde yaşamına devam ediyor; ama tekrar soruyorum iyi mi böyle?

26 Eylül 2016 Pazartesi

Teyzoş Meltem

   Teyzoş oldum ben :) Yani kardeşim değil; ama en yakın arkadaşlarımdan biri sayesinde ben bugün teyzoş oldum.Yaa nasıl merak ediyorum nasıl; ama mesafeler işte çok uzak yahu, 13 saat!Neyse ki bu duyguları bana yaşatacak arkadaş-kardeşlerim var.Haa madem bebek dedim çocukluğum dedim, söz verdiğim gibi buraya o fotoğrafları da bırakıyorum.
 
 En köklü kardeşliğim kendisi doğduğundan beri devam etmekte, ben daha büyüğüm de birkaç ay, tabi ben bunu sanki aramızda yıllarca fark varmış gibi kullandım ablalık tasladım hep :D Birbirimizi çok sever; ama çokta atışırdık, neden sınıfın en çalışkanlarıyız çünkü e ailelerimiz de notlarımızı karşılaştırıp duruyor, ayıp ama di mi.İkincisi 1. sınıftan beri arkadaşımdır, tek ortak özelliğimiz sınıfın en zayıf kızları olmamızdı:) Üçüncümüzle 4. sınıftan beri hiç kopmadık; ama sıfır ortak özellik ya, cidden niye arkadaş oldum ki ben onunla hiç hatırlamıyorum valla :)Neyse işte üçünü yıllarca ben bir arada tuttum, hepsini seviyordum o yüzden onlar da birbirini sevmek zorundaydı.Bir de yazmayı o zamandan beri zaten severim  e onlar da bana yazsın diye defterimin yapraklarını kesip bantlayıp hatıra defteri şekli verdirip yazdırırdım onlara.

Vee taa taa taa taaaaamm

Tabiki de atmadım hiçbirini, bir de birbirimize yazdığımız mektuplar var ayyy utanç verici; ama çok sevimli :D

Kavga etmiyor musunuz diye soracak olursanız sormayın tabiki de ediyoruz, uzlaşmazlığa düşüyoruz, kendileri yüzünden inanılmaz zor duruma düşmüşlüğüm var. Tek bi kez  öfkemden kudurup asıp kestim sadece bir kez; çünkü bana yaptığı şeyi kabullenemiyordum.Biz beraber o kadar çok şey yaşadık atlattık ki, sırf bunları düşününce bile canım yanıyordu; ama dediğim gibi yaşanmış o kadar şey varken çöpe atılabilir miydi, konuştum, açıklamasını dinledim, bana zarar gelmesinden korktuğu için saçma sapan davranmış, kabullenemiyordum; ama geçecekti, sevdiğim insanları harcayamazdım kopamazdım.

Yıllar geçti kimisine göre kocaman oldum, hayatımdan kimler geldi geçti, en sevdiğim insanlar dediğim kişiler bile gitti; ama bu kemik kadro hep kaldı ve bugün biri beni 2. kez teyze yaptı.Herkes giderken onlar kaldıkları, ne zaman yardıma ihtiyacım olsa yanımda oldukları için çok şanslıyım, yanımda diyorsam da yani beni azarlıyorlar da :) Bunları tabi ki de onlara söylemicem; çünkü öyle konuşmalar yapamam ben; ama elimden geldiğince hissettirmeye çalışıyorum, bazen sözlerin hiç bir anlamı yoktur, sadece bakmak bile yetiyor.Dilerim hep yanımda olurlar, onlar olmazsa olmaz demek istemiyorum; çünkü biliyorum ben kim için bunu desem onsuz kalıyorum, bu da başka bi günün yazısı olsun, şimdilik hoşçakalın.

Bizimkiii



25 Eylül 2016 Pazar

İşinizden Memnun musunuz ?

   Yaptığı işten memnun olan biri var mı?Şu günlerde kiminle konuşsam yaptığı işten bıkmış, işe gitmek istemiyor ya da başka bir iş arayışı içinde.Buna ben de dahilim, böyle varya hiç işe gidesim yok, tüm gün tek başıma oturuyorum ya kitap okuyorum ya da dizi izliyorum, ha yaptığım iş, dış ticaret, yurt dışına koltuk pazarlıyorum.

   Mesele meslek seçiminde de başlamıyor aslında.Ben sağlık kurumları yöneticiliği okudum 4 sene boyunca, bölüme yerleştiğimiz seneden birkaç ay önce yeni bir yasa tasarısı çıkmış, artık hekimlerin hastane yöneticisi olamayacağı açıklanmıştı, yani yöneticiler artık bizim bölüm mezunlarından olacaktı, düşünsenize türkiyede kaç hastane vardı ve de yaygın bir bölüm değildi 9 okulda vardı sadece, biz o sene çok ciddi puanlar alarak yerleştik bölüme.Görseniz nasıl havalıyız ooo müdür olcaz sonunda, staja gidiyoruz hastaneye, doktorlar hemşireler hep bizim bölümü okumaya başlıyor, neden; çünkü bölüm mezunu olmadan yönetici olamayacaklar.Bir sene sonra neredeyse her okulda bizim bölüm açıldı, üstelik bizim yerleştiğimiz puanların 70 - 80 puan altı ile yerleşiyorlar, bunlardan biri de kuzenimdi, çoğunuz 70 80 puan ne kadar ciddi bir puan bilir, neyse diyoruz.Hooop tasarı geri çekiliyor, yöneticilik için bu bölümü okumasan da olur.O zamanlar varya annemin çenesinden kurtulamadım, yok sen tıplık öğrenciydin de sınavda saçmaladın tamam; ama puanın öğretmenliğe yeterken neden gittin ki bu bölüme, öğretmen olacaktın 3 ay yatacaktın, yarım gün çalışcaktın gibi bir sürü bir sürü cümle, anlatamam.Nefes almadan kaç cümle kuruyor diye sayacaktım bir ara.Aman diyorum ne var bizim bölümü okuyanlar da 3 ay formasyon alıp öğretmen olabiliyrolar, ay dilim tutulsaydı da demeseydim, bu kez de başladı formasyon al diye, başımın etini yedi resmen yahu ben öğretmen olmak isteseydim baştan okurdum, hem afyonda okuyacağıma çukurovada okurdum peh.Hoş şuan öğretmenler de kan ağlıyor, görevden alınanlar mı dersiniz, atanamayanlar mı, şimdki saçma sapan mülakat sınav bilmem nelerle uğraşanlar mı, yazık ya.

   Aslında diğer dış ticaretçiler gibi aktif olarak yurtdışına çıksam sıkılmazdım; ama patronum müşterilerimizden memnun yeni maceralara atılmaya gerek yok diye beni göndermiyor, aslında bazı yerlere göndermek istiyor ben de gitmek istiyorum; ama başıma bir şey gelmesinen korkuyormuş, pekte düşüncelidir.Bir şekilde zaman geçiyor aslında; ama bazen öyle densizler geliyor ki, geçen yazımda da bahsetmiştim müşterinin beni nasıl küçümsediğinden, yahu bakan bana iş teklifi etmiş ben kabul etmemişim, sen hayırdır ya.

  Yine kaptırmış gitmişim:)Yapılan iş cidden önemli; çünkü düşünsenize zamanımızın çoğu orada geçiyor ve mutlu olamazsak eğer hayatımızın her bölümünü etkiliyor.Hey sizler sevdiği işi yapanlar, çok sanşlısınız be, saygılar.

24 Eylül 2016 Cumartesi

Yazdıklarım Tipimi Yansıtıyor Olabilir mi

  Blog güzel şey, hem  içini döküp rahatlıyorsun,  hem insanların fikirlerini alıyorsun, paylaşımlarını okuyorsun güzel şey.Benim aman insanlar benim kim olduğumu bilmesin derdim olmadı, daha doğrusu aklıma gelmedi hiç,  bunu şuan en iyi anlayacak kişi Dark Blue burada.Sıkılıyorum diye bana bir savaş oyunu önerdi, imparatorluk kuruyosun filan, imparatorluk ismi yazıyorsun, nerden gelsin aklıma canım, herkes havalı isimler seçmiş kendine, benim ismim Meltem Sert :) Ne var yani ya hiç onu düşünmemiştim ben, sölemese de aklıma gelmez.

  Neyse işte bir şeyi farkettim, paylaşımlarınızı okurken kafamda bir resminizi çiziyorum, çoğunuzun fotoğrafı yok, benim de yok tabi, profil fotom ufak ve uzak.Birkaç kişinin fotoğrafını gördüm sonradan aaa hiç benzemiyor bu kişi yazdıklarına dedim, yani yazılardan profil çizmeye çalışmışım.Neyse ben de dedim ki, ben fotoğrafımı atayım insanlar düşünsün biraz da ben benziyomuyum diye :)

  Saçlarımı elimle savurdum aha dedim güzel bir fotoğraf çekeyim, ayarladım düzeneği kendi kendime fotoğraf çekmeye çalışıyorum aa ne çıktı yarım fotoğraf, yani yarmdan fazla



  Beklediğim gibi artistik bir fotoğraf olmamış; ama tam olarak iş yerimdeki halimi yansıtıyor, çoğu zamanım böyle geçiyor suratsız, hele ki sabahın erken saatleriyse ve kahvaltı yapmamışsam.Bir sonraki fotoğrafta kendi kendime gülüyorum, zaten zor bir şey yapıyorum bence kimse olmadan fotoğraf çekmeye çalışıyorum , tam pozumu verdim yan mağazadan arkadaş geldi, ben de bastım kahkahayı

Hayır bilgisayarımın da bir oyunu olmalı bu bana, telefonda daha düzgündü bu fotoğraflar niye öyle oluyor ya, zaten ben varya kendi kendime hayatta da düzgün bişi çekemem hele selfi, yakından poz, bazen arkadaşlar snap atıyor ben de cevap vereyim diyorum kendimi çekiyorum, her defasında mı kendinden nefret eder bir insan, hayır efendim o kadar çirkin değilim, o ön kamerada göründüğü gibi değilim Allah Allah ya, durum öyle olunca kendimi çekip snape cevap vermek yerine etrafı çekiyorum.





   Amaan bugünkü eğlencem de bu oldu, kim ne derse desin en sevdiğim halim çocuksu halim, şuan  25 mi yoksa 26 yaşımda mıyım bilmiyorum, zaten o hesap kafamı karıştırıp durmuştur; ama 30 olsam da hep böle içimdeki çocuk yaşasın istiyorum.Meltem kardeşinizden sevgiler...


 Allah belanı versin ön kamera!! :) :D En yakın zamanda gayet artistik bir fotoğraf çektireceğimmm

23 Eylül 2016 Cuma

El Değmemiş Aşk

  Selamm hey siz oradakiler.Bugün arkadaşlarımla sinemaya gittim, ilk kez oluyor size izlediğim filmi anlatmak istiyorum.Kahramanımız ailesinin zoru ile sevmediği biri ile evleniyor; ama tabi sevgilisi var.Bir şekilde sevgilisini ikna ediyor bunun formalite bir evlilik olduğuna ve en kısa sürede boşanacağına, tabi bir de eşi ile hiç birlikte olmayacağının da sözünü veriyor.

  Düşünsenize yeni evli bir çift, ne numaralar ne yalanlar dönüyor sözünü tutabilsin diye.Oooo diyorum helal olsun, aşk bu be; ama ötekine de yazık tabi ne diye evleniyorsun, neyse ne.Tabiki de hemen kendimi yerlerine koyuyorum.İlk sevgilisinin boşanmasını bekleyen kişi oluyorum, bana eşimle birlikte olmuyorum ben seni seviyorum diyor ben safoz inanırdım, neden ; çünkü sevdiğine çok inanıp güvenenlerdenim ben; ama güvenmemek lazım valla bu erkek milletine onu öğrendim, sizi eşini idare edip aynı anda üçüncü dördüncü kişilerle bile görüşebilecek kapasitede olurlar;  kusura bakmayın buradaki erkek arkadaşlar biraz gömdüm gibi oldu; ama öyle yani, pis yalancılar.

  Sonra sevgilisine söz veren kişi oluyorum, varya sözümü tutabilmek için eşime yapmadığım pislik kalmazdı ha, vicdanlıyım ben üzülürdüm ama sevdiğim başka ne yapayım şekerim, mecbur kaldım evlenmeye; ama tabi ki doğru davranış bu mu değil, kimsenin duyguları oyuncağımız değildir ve dünya bizim etrafımızda dönüyormuşçasına hareket edemeyiz.Bi kere ben engellere bahanelere inanmıyorum, insan çok seviyorsa, aşıksa eğer bir şekilde sevdiğiyle evlenir, onun başka birine gitme düşüncesi deli eder insanı, canını acıtır.Her şeyi göze alıp evlenmeyen de gitsin taşlara inandırsın sevdiğini.


  Güzeldi film eğlendim ben, devamını anlatmıyorum izlemek isteyenler olabilir, hoşçakalınn :)


Ben Dünyanın En Büyük Gerizekalısı Olabilirim

   Ölmeyin kardeşim, iyilik yapcam diye ölüp gebermeyin.Siz kendinizi düşünmeden başkasına iyilik olsun diye bir şeyler yaparsınız, sonra bir bakarsınız onlardan çok sizin ihtiyacınız vardır o yardıma iyiliğe; ama kimin umurunda.

  Bencil olmayı öğrenmeliyiz evet, bencillik çok kötü bir şey diyen ben bugün karşınıza geçmiş, bencil olun diyorum neden; çünkü tabi ki de bir şeyleri getirdi Allah önüme, farkına vardım.Belki de çok zor zamanlar geçiriyorsunuzdur; ama siz safozlar( en büyüğü benim) derdi sizinkinden küçük olan birine yardım eli uzatmaya çalışıyorsunuzdur, ah bi de kıymet bilinse içim yanmaz.Karşınızdakiler çoğu zaman gurursuzun, düşüncesizin önde gideni olur böyle zamanlarda, zaten öyle olmasa bu şekilde sinirlenip kendimize kızmazdık.Hak edene iyilik yapmayı öğrenemeyiz biz.Ya böyle alnımda gerizekalı filan mı yazıyor benim diye düşünüyorum çoğu zaman, önsözüm filan mı var, sen melteme iyi ol sonra istersen ensesine vur boğazındaki ekmeği al yazan.Kıvrak zekam neden böyle zamanlarda işlemez ki sanki.

  Karşımdaki mutlu olunca ben daha çok mutlu olurum, ben sorunumu bir şekilde hallederim, bilmesine gerek yok ya da benim için kendisini sıkmasına gerek yok demeyin!Önemseyip derdini dinlediğiniz, yardım ettiğiniz insan size aynı şekilde davranmıyorsa uzatmayın, yine de o mutlu olsun demeyin işte demeyin ya, ha sonrasında pişman olup sızlansam da sorun değil diyorsanız o ayrı!SİZ BİLİRSİNİZ.

22 Eylül 2016 Perşembe

Sinirlerimle Oynamayın Lan

  Bazı günlerin kötü geçeceği sabahtan belli olur, ben de güne kötü başlayanlardanım.En kıymetli takım annemin mezuniyetimde bana aldığı kolyedir.Boynuma taktım saçımı düzeltirken ne göreyim, kolyem kopmuş!Gerizekalının biri bu hale getirmişti, yaptırdım, olduğunu düşünmüştüm ama olmamış!Hayır yani neden en değerlimin başına geliyor bu ya neden!

  Canım sıkkın bir şekilde geldim iş yerime, çalışma arkadaşım yoktu gelen müşterisiyle ben ilgilendim, adam nasıl ters nasıl gıcık, bu işi yapmadan önce ne yapıyordun diye sordu, üniversitedeydim dedim, üniversite bitirip tezgahtarlık mı yapıyosun dedi, böyle içime bir şey oturdu varya anlatamam, gözlerimden ateş çıktı resmen, aradım arkadaşı gel dedim, ona devrettim.Hayır kötü de bir şey söyleyemiyorum, patronum her koşulda müşteriye güler yüz göstereceksiniz dedi; hoş söylemese sanki bozabilecektim, lanet olsun kimseyi bozamıyorum kötü söz söyleyemiyorum!Sinirleniyorum, hem de çok, söylesem de pişman olacağımı biliyorum; ama o an küfredip böyle bir kaç tekme atıp, kulaklarından tutup duvara kafasını kafasını vurup, ağzını yüzünü kanatana kadar hırpalasam bir rahatlardım gibime geliyor.Kaçtım resmen kaçtım embesilin yanından.

  Zaman geçti bir arkadaş arıyor, uzun zamandır konuşmamıştıkta, neymiş meltem hanım hiç arayıp sormuyorsunuz, tamam borcumuz var sana; ama bu arayıp hatır sormamaya engelmiymiş, lan tamam aramamışım, ilk sen aradın diye sen mi haklı oldun.Yine kibar davrandım; ama demek istediklerim şunlardı aslında, lan gerizekalı bana borcun varsa ne yapayım yani, boğazına mı yapışayım para diye, mal mısın nesin, paran olunca verirsin heralde, ha yok ödeme gücün varda bana ödemeyip harcama yapıyorsan da o senin şeyliyin, Allah Allah.Ya anlamıyorum cidden anlamıyorum, ben seni önemseyip vermişim ihtiyacın olduğunda, ağzımı bile açmamışım, uygun olunca ödenir heralde, yani beni neden bu duruma sokuyorsun.Bazı insanlar böyle işte her durumda bi laf sokabilme yeteneğine sahip, arasaydın efendi gibi halimi hatrımı sorsaydın ben de aynı şekilde karşılık verseydim ne olurdu, ne gerek var gerilim yaratmaya, iyice gıcık oldum ya, aman uzak olsun bana bunlar üff, oynamayın sinirlerimle, puzzle mı bu canım.

21 Eylül 2016 Çarşamba

Günlüklerim-11

  En sevdiğim şeylerden biridir yağmur yağarken balkonumda oturmak.Şuan tam da bunu yapıyorken bir şeyler karalayasım geldi.

  Bizler yani tüm insanlık inkar etsek de hep bir beklenti içerisindeyiz.Benim bi beklentim yok demeyin, kimse bana karışmasın demek bile bir beklenti mesela.Ben ne beklerdim, kime ne kadar önem veriyorsam o da bana o derece önem versin isterdim, çok güzel olmaz mıydı, o zaman çoğu kırgınlığımız hayal kırıklığımız da olmazdı.Bir de bahanelerin, hırsların, yalanların arkasına saklanmadan her ne düşünüyorsak söyleyebilmek.Çoğumuz saçma sapan hırslar uğruna karşımızdakine dürüst olmuyoruz, bi saçma sapan davranıyoruz.Ne olurdu bugün doğumgünüm olsa 3 dilek hakkım olsa ve ben ikisini bunlara harcasam.Israr etmeyin üçüncüsünü söylemem.

  Tatlı tatlı hayallere dalmam bu kadardı, neden; çünkü yağmur kesildi.Aman ben işteyken hep yağsın, gün boyunca bunun hayalini kurayım eve gelince de dursun, peh.Ben gideyim de börek yiyim.

20 Eylül 2016 Salı

Boşan(ama)maya Dair

  Bugün çoğu kadının en büyük sorunlarından biri olan boşan(ama)ma konusuna değinmek istiyorum.İstediğimiz kadar burası özgür bir ülke, herkes istediği ile evlenir, istediği zaman boşanır desekte işler olmuyor.

  Görüyoruz aldatıldığını bile bile susan, sonunda evine gelecek mantığındaki kadınları.Eskiden beri şaşırır yadırgardım, mal mı bu kadın, nasıl kendini bu kadar değersizleştirebilir derdim.Önceleri ekonomik özgürlüğe bağlardım, ekonomik özgürlüğü olsa bir kadının, kimseye eyvallahı olmaz çeker gider diyordum; ama öyle de olmuyormuş.Malesef toplumumuzda boşanmış, öteki seslendirme biçimi olan ve benim hiç sevmediğim 'dul' kelimesi, sanki çirkin bir şeymiş gibi kadına yapıştırılıyor ve farklı konuma düşmesine sebep oluyor.Her şeyini çok sevdiğim benim memleketim de bile bu durum böyle.Kültürel, mezhepsel değerler ağırdır oralarda, boşanırsın ona bişi demezler, yani derler de çok değil; ama neredeyse hiç kimse boşanmış bir kadınla evlenmez, dediğim gibi mezhepler farklıdır orada ve bu çoğu kadının boşanmasını engelliyor; çünkü yalnız yaşlanmak istemez kimse, boşandıktan sonra da kabul görülmeyeceğini bilir, susa susa yaşar hayatını.

  Ne şiddet gören kadınlar var etrafımızda, belki en yakınımızda, belki de kendimiziz.Kendini erkek diye nitelendiriyor bir de şiddet gösteren mahluklar.Ahh bizler, canım yanıyor, kızıyorum çok ama çok kızıyorum böyle olmamalı diyorum; ama neye yarar.Nefret ettiğimiz toplumsal değer dediğimiz şeyleri değiştirmek adına ufacık bir adım bile atmıyoruz, atmaya çalışanları da hemen ezmeye çalışıyor, yadırgıyoruz.

  Biliyorum yine susacak çoğu kadın, kabullenecek şiddeti, aldatılmayı belki kavga edecek, bağıracak kendisi de şiddet uygulamaya kalkacak; ama sonunda yine susup hayatına devam edecek aynı kişi ile.Komik di mi; ama daha çok can yakıcı, kimsenin hayatı başkasının hayatından daha az önemsiz değil, bunu kavrasak bile yeter.Daha söyleyecek çok şey var ama neyse...

18 Eylül 2016 Pazar

Günlüklerim-10

  Yine yollara düştük, kopup gidiyoruz memleketimizden.Tatilleri elbette ki severim; ama sonunda yaşadığım hüzün hep aynı.E yemeklerimizden kopmakta zor, evde çoğunu yapıyorum; ama yapılamayan bir sürü şey var, en başta tavuk döneri, ıımmm nefis.

  Hep bir koşturmacayla geçer benim bu tatiller ve her gittiğim yerde nasihatler uyarılar, bir tane örnek vereyim, babam yaşında bi tane amca çekti beni kenara, facebooka fotoğraf koyun güzel güzel eşinle dedi, güldüm benim yok ki dedim, aç o zaman dedi, çokta ciddi bir şekilde söyledi gülmeyin.Oralarda dedikodu var Meltem eşinden ayrıldı, onu terketti gibi bi sürü şey.Dedikodunun kaynağı yok derler, işte ben onları susturmak için fotoğraf atcakmışım, facebook hesabım neredeyse 1 yıldır kapalı; ama yok inandıramıyorum eşimden ayrıldığım için hesabımı kapatmışım öyle diyorlar, gülmek istiyorum bi de demek istiyorum ki çokta s... de; ama bizimkiler üzülüyor vay anam vay, zaman görgüsüzlük gösteriş zamanıymış, mıç mıç fotoğraflar çektirip altına destanlar döşeyince birbirimizi sevdiğimizi anlayacaklarmış, hey Allah'ım ya.Tabi kırmamak adına gülümsedim amcaya.Daha önce de yazmıştım bi paylaşımım da delirmiş gibi sosyal medya kullanıyoruz diye, meğer millet ne biçim takipteymiş, sanırsın FBI.Ben de aksine görgüsüzmüyüz biz diyorum her gittiğimiz yerde, yediğimiz yemekte paylaşım yapmaya.Hatay'a geldim mesela paylaşırım ailemle arkadaşlarımla hergün gelmediğim yer; yaşadığım şehirde de paylaşıyorum elbette ki; ama bi yemeğe gittim diye de 30 tane fotoğraf paylaşmam, görmemişliktir bu, BENCE.

  Velhasıl kelam her geçen saniye akdenizden uzaklaşıyor olmak üzüyor beni, dağlar taşlar yollar gitme dur diyor sanki bana, ah kalabilsem keşke; ama hayat şartları zor sevgili dağlar, para biriktirmem lazım taşlar, sonra mutlaka döneceğim yaslı yollar.Şimdilik tek tesellim arka koltuklarım ve bagajımın yemekle dolu olması :)


13 Eylül 2016 Salı

Aile Evi Gibisi Yok

  Nereye gidersem gideyim, kaç yaşımda olursam olayım evime, yani babamın evine geldiğimde, yatağıma yattığım anda yaşadığım huzuru başka yerde yaşayamam gibime geliyor, şimdi bile tavana bakıp gülüyor bir yandan da yazıyorum, bu evden hiç gitmemiş,evlenmemiş gibiyim.Kahkahalar, üzüntüler, anılar var hep bu evde.Hele odamın dili olsa da konuşsa, şimdi misler gibi boyanmış olabilir; ama yaşanılanları da boyamadıya, silinir mi hiç hatıralar, silinse bile izi kalır.

  Her şey iyi güzel de ilk bir yabancı kalıyorum ortama.Mesela kuzenim evlendi düğününe gelememiştim uzak diye, buraya geldiğim gibi ona gittim, tabi öteki kuzenler eşleri filan var, çok kalabalık olduk, 'Gülsen sen Güner'in yanına geç yer açılsın diyo kocası, o an böyle ağır çekimde düşünüyorum bir şeyleri, yaşadığım yer ile karşılaştırıyorum hemen İnegölle yani, lan diyorum kimse hayatta karısını başka birinin yanında oturtmaz lafı bile olmaz.Ha burdakiler de yakın olmayan biri ile oturtur demiyorum yanlış anlaşılmasın;ama ne güzel ki buralarda sağlam arkadaşlıklar var, yanlış düşünceler yok, kadınlar erkekler bir arada oturup muhabbet edebiliyor, kahkahalar hiç durmadı, içten içe kıskanmadım değil.Meltem artık Hatay'a taşının bak biz hep böyleyiz diyorlar.Bir ah çeksem kaç dağ yerinden oynayacak belli değil, buranın her semtindeki evlerin fiyatını metrekaresini, yapabileceğim işleri hesapladım haberleri yok.Kıyafet konusuna zaten girmiyorum daha önce bahsetmiştim, artık İnegöl'e göre alıp giyindiğim için tuhaf geliyo onlara benim uzun elbiseler etekler giymem, ay siz siz olun Hatay'a gelecekseniz yaz mevsiminde sakın kot giymeyin, yanarsınız net.Ne çok akrabam varmış, birine kahvaltıya gidiyorum birine kahveye birine akşam yemeğine ve yetmiyor!Aslında ne kadar güzel bir şeymiş akrabalık, eskiden de severdim; ama uzaktayken daha iyi anladım.

  Odama her geldiğimde çekmecelerimi dolabımı karıştırıyorum mutlaka gülecek bir şey buluyorum eskilerden, günlüklerim ayyy nasıl ergenlik ya, ilkokuldan beri yazarım ama bi onları bulamadım daha nerde acaba, çok merak ediyorum o zamanlar dünyanın en büyük sorunu neymiş benim için ne yazmışım:) neyse burda olmak güzel, bu bayram cidden bayram benim için, fiziki eksikliğini hissettiğim elbette ki var; ama sadece fiziki eksiklik!Kendinize iyi davranın ;)

10 Eylül 2016 Cumartesi

İnadım İnat

  Bugün kendimi eleştirme günüm, kötü bir şey yaptığımdan değil; ama insan bazen kendini elekten geçirmeli, bazenden kastım ayda bir olsun, valla herkes bunu yapsa, düzeltmeye çalışsa bir iyi olur sanki ha ne dersiniz?

  Benim en belirgin özelliğim inattır!Bugün bu özelliğimden bahsedeyim, pat diye tüm kirli çamaşırları ortaya saçmanın alemi yok.Evet inatçı mı inat bir tipim, bu zamana kadar kök söktürdüm de denilebilir etrafımdakilere.Ailem de yakın çevrem de yakinen bilir bunu.Bir anı yapıştırmak istiyorum araya, lisedeyim Adanaya gezmeye gidilecekmiş, ben o sıralar Hatayda yaşıyorum.Arkadaşlarım ısrar etti gidesm yok ama neyse diyorum ben bir babama sorayım, akşam oluyor izin istiyorum yok diyor babam, tamam diyorum televizyona bakıyorum, babam biraz durdu, senin gidesin yok zaten dedi, neden öyle dedin diye sordum, sen gerçekten isteseydin inat ederdin,istediğini alana kadar bırakmazdın.Düşündüm cidden de öyleydi yani :D Mutlu olmak için inat etmek gerçekten güzel, istediğini elde etmek için uğraşmak; ama bazen bazı şeylere boş inat ettiğimi farkediyorum sonradan.Amaaan neyse ne demiyorum tabi benim için önemli bir şey ise, uğraşıyorum, telafi etmeye çalışıyorum.Ne yapayım canım damarım tutuyor bazen, hiç yapmayacağım bir şeyi sırf sinirlendiğim için inada bindirip yapabiliyorum, o an öfke gözümü bürümüş oluyor, sonrasında pişman oluyorum; ama iş işten geçmiş oluyor.

 Velhasıl ben bu özelliğimi törpülemeye çalışıyorum, tabi iyi anlamda.Şimdi de siz kendini bi elekten geçirin ,hadi bakalım bol şans.

7 Eylül 2016 Çarşamba

Hadi Beni Kandır

   Şimdi uzun zamandır düşündüğüm bir şeyi sizlerle paylaşıp tartışmak istiyorum.Çoğu insan gerçeği görmek ya da inanmak istemez.Biraz daha açayım havada kaldı konu.

  Çoğumuz sevdiğimiz insanın yanlışını görmemeye, inanmamaya odaklıyız sanki.Neden mi?Aslında bazen her şey ortadayken, belki aldatılmış kandırılmış olduğumuzda karşı tarafın yapmasını istediğimiz tek şey 'ben yapmadım' demesidir.Üstelik bazen suçsuz olan taraf biz olduğumuz halde karşı tarafın bağırıp çağırmasına üste çıkmasına, yakaladığımız şeylerle yargılamak yerine kendimizin yargılanmasına izin veririz, neden bizler salak mıyız?Sevgimiz suistimal mi ediliyor acaba.Ay bununla ilgili bir şey anlatacağım, bir süre önce bir yerde okudum.En kötü terkedilme hikayeleri anlatılıyor.Kızın biri yazmış, sevgilim beni aldattı sonra dayanamadım affettim demiş, sonrasında ne mi olmuş, adam sen bunun dırdırını çok yaparsın diye kızı terketmiş!!!Gözlerim yuvalarından çıkacaktı, ben şok, ben iptal!

  Düşünüyorum bazen, bazı şeyleri sorguluyorum, kızım ya diyorum her şey o kadar açıkken inanıp güvenmeye nasıl devam ettin, benim ki açık kaybetmek istemedim, peki neden o insanlar hayatımda olmasaydı eksik mi kalacaktım, onun gibi bişi bazı kişiler için.Sevdiğim insanlara karşı bir hassasım, yani mesele kaybetmeye gelince yoksa kavga da ederim bazen küfür de, ay zaten benim hiç küfür alışkanlığım yoktu bazen ağzımdan kaçıyor o zamanlar annemin delici bakışlarına maruz kalıyorum çok fena.Neyse olay bu işte, şimdi size çoook güzel bir şarkı bırakıyorum dinlemeniz için, saygılar efendim :)


 

3 Eylül 2016 Cumartesi

Bana Bir Mesajı Olmalı

  Çoğu kız çocuğu için baba figürü dünyanın en anlamlı şeyidir.İlk babalarına aşık olur kızlar, ilk güvendikleri erkek babalarıdır yine.Benim de öyle tabi.Şımarık bir kız çocuğu olarak büyütüldüm, ilk göz ağrısıydım babamın, kardeşlerime haksızlık yaptığının farkındaydım, onları sevmedi demiyorum elbet, kardeşlerimi de severdi; ama beni bir başka.

  Gideceğini hiç düşünmemiştim, o yüzden sonsuz hayallerim vardı.Ben de diğer kızlar gibi klişeyim ne olmuş, düğünümde dans edecektim babamla, beni hep koruyacaktı beni ağlatana dünyayı dar ederdi, kuzusuydum ben onun.Olmadı, düğününde bile üzülür mü bir insan, ben üzüldüm, hem de çok.Ben dans ederken kuzenimin minik oğlu geldi yanıma kadar, ben dans ederken bana hayran hayran bakıyordu, çocuğu çekiştiriyorlardı gitmiyordu, gülmüştüm ben de.Babamın ölümünün hemen ardından doğmuştu minik Ali.İstanbulda yaşıyorlar, bugün iş yerimizin olduğu yere gelmişler.Babamın iş kazasına uğradığı aracı görünce sinirlenmiş, ne işi var bunun burda demiş ve babamın nasıl öldüğünü bir bir anlatmış.Kiminiz dinimizce reenkarnasyon yok desin, kiminiz günah bunlar takılma desin önemi yok şuan benim için.Ne hissettiğimi anlatamam yani nasıl garip bir duygu olduğunu.Küçücük bir çocuk çıkıyor ve babamın yalnızken nasıl öldüğünü anlatıyor, üstelik kendi yaşamış gibi, ben böyle öldüm diyor.İnanmazdım böyle şeylere; ama şuan içim bir garip biran önce görmek istiyorum, belki saçma gelecek; ama sorular sormak istiyorum.Bana dair de bir şeyler söyler mi diye  düşünüp duruyorum, duymuştum daha önce oluyordu öyle şeyler.

  Yaşadığım şeyi ne yazsam anlatamam biliyorum, tek gerçek var çok ama çok özlüyorum.

 

 

Zihnimin Oyunu

  Bazen yaşadıklarım ile düşlerim arasında sıkışıp kalıyorum.Hangi yaşadığım gerçek, hangisi hayal ürünü karıştırıyorum.Rüyada mıyım yoksa gerçek hayatta mı düşünmek zorunda kalıyorum.Bunlara sebep çok düşünmem, bir şeyleri anlamlandırmaya çalışmam oluyor sanırım.Nasıl mı?

  Artık hayatımda olmayan birini düşünüyorum mesela, hayatımda yok dediysem de mental olarak değil, sadece fiziksel.Yaşadığımız güzel anlar geliyor mesela aklıma, ne güzel değil mi, gülümsüyorum, birden içimde sonsuz bir sarılma isteği oluyor, sanki seslensem karşılık verebilecekmiş gibi oluyor, bir şeyler yapmak istiyorum, sonra kanıksıyorum, o artık yok diyorum.Her şey o kadar karmaşık oluyor ki, beynimi yavaşlatma teknikleri öğrenmeye çalışmam sırf bu yüzden.

  Artık hayatımda olmayan insanların fotoğraflarına bakmam mesela, bakamıyorum daha doğrusu.Korkaklık belki de benimkisi; ama yapamıyorum.Yıllar geçti yine de babamın fotoğraflarına bakmaktan kaçarım mesela, fotoğrafı görünce zihnim inanılmaz bir savaş veriyor, yaşanan acılar tekrar gün ışığına gün çıkıyor, savaşamıyorum, kabullenemiyorum, elimi uzattığımda gelmeyeceğini görüyorum.Zihnim inanılmaz bir savaş veriyor, sevdiğim insanların gerek ölümle gerekse başka sebeplerle hayatımda olmayışını kabullenemiyorum.Gerçeklerden mi kaçıyorum, yüzleşmeyi mi erteliyorum inanın bilmiyorum.

  Kocaman kız oldum, gerçekçi olmalıyım, yaşananları sindirmeli güçlü bir şekilde yol almalıyım biliyorum; ama söz konusu sevdiklerim olunca bir parça kopuyor yüreğimden.Kapıyorum gözlerimi sarılıyorum yeniden, eğleniyorum gülüyorum, her şey o kadar güzel ki.İçimden bir cümle sana, ne olur hisset.Dokunamıyor olabilirim; ama her an benimlesin.


1 Eylül 2016 Perşembe

Hoşgeldin Eylül

    Hoşgeldin Eylül!Bu ay en sevdiğim  aylardan biridir, ha yok romantiklikle alakası yok.Hava tatlı tatlı eser bu ayda, ne kışın soğuğu ne yaz aylarının bunaltıcı sıcağı.Düşünürken bile gülümsetiyor insanı.Kafamda Eylül planı yaptım  bitirdim de o ayrı!Ayy keşke hiç bitmese hep öyle kalsa mevsim, neden mi?

  Ben ki bir akdeniz çocuğu, soğuk havalara uzak, en sert geçen kış ayında bile elektrikli soba ile ısınabilen, ekimin sonuna bazense kasımın ortalarına kadar yazlık kıyafetlerle gezen bir insan evladı.Siz söyleyin sevebilir miyim kış aylarını, ha evimde oturup sıcak bişiler içip kitap okuyor, dışarda yağan kar veya yağmuru izliyorsam o ayrı; ama öyle mi oluyor tabi ki hayır.Kış kıyafetlerini bile sevmem ben, malum boyum kısa bu yüzden bol pantolonlar bana hiç mi hiç uymuyor, değişik bir objeye dönüyorum, e biraz da göz zevki, ne yapıyorum dar paçalı pantolonlar alıyorum, ay sanki yalnız bacaklarımı değil de ruhumu da sıkıyorlar aynı zamanda, öff düşündüm bir içim şişti.Ha şimdi diyebilirsiniz ki ne oldu İnegöl denen memlekette kısa elbise, şort giyemiyordun senin için ne farketti ki diye, hemen yapıştırıyorum cevabı, uzun elbise ve etekler!Evet evet daha önce yanından geçmediğim ne kadar diz altı etek ve elbise varsa almaya alıyorum denebilir, inanılmaz bir rahatlık sağlıyor, seviyor muyum hayır ama renklerini canlı tonlarda almaya çalışıyorum, en azından renk bana enerji versin, turuncular, sarılar yeşiller.Ne yapayım her şeye bir alternatif bulmaya çalışıyorum.Keşke iş yerine eşofmanlarımızla gelebilsek, ben ki 4 senelik üniversite hayatımda kalkıp süslenmek yerine neredeyse her gün  eşofmanlarını giyip giden insanım, ahh ne hallerdeyim.

  Amaaan iyice kıyafet yazısı oldu bu ya.Bugün eylülün başlangıcı, sonbahar diye düşünüp hüzünlenmeyin.Hadi güzelce karşılayalım, olumsuzluklar mutlaka var biliyorum; en azından bir fincan kahve ya da içmelik zaman için rafa kaldırın.Alın elinize bardağınızı ve gülümseyin.

Buraya size enn ama enn favori şarkıcımın söylediği bir şarkı bırakıyorum, keyifle dinleyin olur mu :D