Hakkımda

Fotoğrafım

Deneyimlerim, üzüntülerim
, dileklerim burada sizlerle:) neşeli ol, hayatını yaşa;)

31 Ekim 2016 Pazartesi

Yapabilirim Ne Yapayım

   Ben durum idare edemiyormuşum.Yani edemiyorum evet bugün farkettim.Kafanız mı karıştı şöyle anlatayım.Ben yapacağım ya da yapma ihtimalim olan bir şey için yapmıcam diyemiyor, bazen etrafımdakilerin sinirleriyle oynuyordum; ama ne yapayım yalan mı söyliyim.


   Bugün eşim bir şey söyledi, ben de yapmıcaksın dedim, tamam yapmam dedi; ama yapacağını biliyordum.E kızıp kavga etmemi gerektiren bir sebep belki; ama yapmam dediği için susuyorum bir şey söyleyemiyorum, yani kızma yetkimi benden alıyor.Sonra kendimi düşündüm, bunu yapma diyen birine tamam yapmam deyip o an gönlünü edebilirdim; ama yaptığımda karşıma çıkıp sen ne yapıyorsun demez mi, e der tabi.Etrafa baktım, herkes öyle yapıyormuş, yani o an sorun çıkmasın diye he he deyip sorun ortadan kaldırılıyor.Benim başıma çok geldi, mesela o an sinirliyimdir kızgınımdır birine, yanımdaki de bir daha ona yardım etmeyeceksin der, onun da canını acıtmıştır belki de, tamam deyip konuyu kapatabilirim; ama ben yardım etme gibi bir durum başıma gelebilir diye olmaz diyemiyor, bu sefer de yanımdakiyle kavga ediyorum.Bu alemin safı ben miyim yahu.Tamam yapmam deyip yaptığım bişi oldu onda da yakalandım, pişmanlıkların efendisini yaşadım, kendimi çok kötü hissettim e bu daha mı hoş sankiHem insanlar bu şekilde yani yapmam gereken şeyleri yapma deyip ne bekliyorlar benden anlamıyorum, hani bi laf varya iki ucu b..lu değnek diye aynen öyle, çıkış yolu olarak kendimi öldürmemi mi bekliyorlar.Bi insan alelade biri için de kendini öldürmeyi düşünmez onu da söyliyim yani.Sizi o kadar seven insanları bu şekilde köşeye sıkıştırmayın.

   Şimdi biri çıksa dese ki şunu yaparsan eğer senle asla görüşmicem kararını ver diye, e yapma ihtimalim az olsa bile, en azından ihtimali var diye yapmam diyemem, diyemiyorum ne yapayım, babam hep derdi senden siyasetçi olmaz diye haklı valla ne diyim.


30 Ekim 2016 Pazar

İçimdekiler

   Yazı yazarken uzun uzun düşünmem, bilgisayarın başına ya da telefonumdaki notlar kısmına girdim mi çat çat çat yazar hemencecik paylaşırım, o yüzden çoğu zaman tüh diyorum şunu da yazsaydım neden aklıma gelmedi ki sanki.Dünkü yazım için mesla şuan paylaşacağım video yetiyor; çünkü ne demek istediğimi tam anlamıyla yansıtıyor, hergün de dinliyorum oysa ki.Neyse geç olsun; ama sizinle paylaşmadam edemeyeceğim.Hadi bakalım iyi haftasonları millet, sevgiyle kalın ve ondan asla uzaklaşmayın


29 Ekim 2016 Cumartesi

Kuralları Çiğneyemeyen Ben

   Kendime koyduğum kurallar var benim, bir çeşit yasaklar.Bir Türkan Şoray kuralları değil, çoğu da kötü şeyler değil aslında; ama yaparsam eğer insanlar beni tuhaf karşılarlar biliyorum, bunun sebebi klasik düz bir insan olmadığımdan kaynaklanıyor bence.

   Bazen yemişim kuralları, ben buyum yapmalıyım diyorum; ama kendimi frenliyorum.Bu şekilde yaşamak ne kadar doğru ki, yani sırf insanlar bana kötü gözle bakmasın diye kendimden istediklerimden feragat ediyorum, ne saçma öyle değil mi?Bazen haklı haksız düşünmeden küs olduğum, özlediğim insanların gidip boynuna atlamak istiyorum; ama kötü karşılanacağımı düşünüp vazgeçiyorum.Bu durumda kendim gibi davranmış olmuyorum; çünkü gerçek ben içinden geldiği gibi davranırdı.

   Kendi kurallarından bile nefret eder mi bi insan yahu.Ben ediyorum işte kendime koyduğum yasaklardan da nefret ediyorum.Bugün çok şeyden nefret ediyorum.


28 Ekim 2016 Cuma

Düş müydü Yani

   Bugün çok güzel uyandım, bir mutluydum ki anlatamam.Sebebi ise çok komik:)Güzel bir rüya; ama gerçek gibi, yani şöyle açıklıyım uzun zamandır yapmak istediğim bir şeyi yapıyordum.Üstelik öyle büyük bir şey değil, muziplik yapıyordum, çok eğlendim ama ya.Bir de gerçekten yapsam ne olacak acaba.

 Rüyaydı evet uyanınca anladım; ama yine de günümü iyi geçirmemi sağlayacaktı, emindim.Haah işte ben eminim dedim ya gül gibi hava bir soğudu buz oldu, hava puslu griye döndü,  bir de gittiğim yerlerde depresif şarkılar çalıyorlar, ay Allahım tam depresyona girmelik.Neyse neyse rüyaya dönelim.Günlük hayatımızı çok etkiliyor bence, sizce de öyle değil mi?Yani ben kötü bir rüya görsem etkisinde kalıyorum ve günümün geri kalanını kötü geçirebiliyorum, hatta bazen kabuslardan dolayı kendime eziyet ediyorum.Evet ciddi ciddi  bunu yapıyorum.

   Beklediğim gibi bir gün olmadı hatta çok yoğun can sıkıcı bir gündü, gün bitmek bilmedi; ama kötü bir şekilde daldığım her an rüyamı anımsamaya çalıştım ve gülümsedim, aynı rüyamdaki gibi :)

Ziynet ablam diyor ki, her gece gördüğüm o rüya gerçek olsaaa



25 Ekim 2016 Salı

ÜTOPYA'DAN MİMLİYORUZ







   Merhabalar, ilk kez mimlenmiş bulunmaktayım,  aslında biraz korkuyordum bir gün biri hiç cevap vermek istemediğim sorularda beni mimleyecek diye, ne var canım herkese de dürüst olamam ki :) Mim için, Hikaye Kalpli Kadın' a teşekürlerimi sunuyor ve başlıyorum.



       1. Mucizelere inanır mısınız? Neden?
Mucizelere inanmam; çünkü bu zamana kadar başıma mucizevi şekilde güzel bir şey gelmedi; ama içten içe mucizeler dilediğim doğrudur :)

2. Şu an bir mucize olsa, ne olsun istersiniz?

Hikaye Kalpli Kadının beklentisini okuyunca gülümsedim; çünkü benimkinin tıpatıp aynısı.Başka zaman olsa konuşmayı sevmediğim bir konudur; ama bugün yazmak geldi içimden.Babamı kaybettiğimde çok uzaktaydım, cenazesine yetişemedim, yani babamı görmedim, hep yanılmış olduklarını aslında gömülenin babam olmamasını diledim, bir gün çıksın ve Mili ben geldim seni çok özledim desin, ya da illa birinin ölmesi gerekiyorsa eğer ben ölseydim babam yaşasaydı derim; çünkü annem tek başına yapayalnız ne yapacak diye hep korkuyorum, benim için üzülürlerdi evet ama benden başka zaten 1 kız 1 de erkek kardeşim var avunurlardı, oysa ki baba tek.

3. Bu kişi / olay / yer benim mucizem dediğiniz bir şey var mı?

Mucizem diyebileceğim hiçbir şey veya kişi yok.


Benim zaten yorumlaştığım az sayıda insan var ve çoğu da mimlenmiş o yüzden listem tek kişilik; ama bir şarkı armağan ediyorum hepimize :) Sevgiler...

1. Acemi Demirci :)










23 Ekim 2016 Pazar

Huysuzlukta 1 Numara

   Huysuz bir insan olduğumdan bahsetmişmiydim bilmiyorum; ama canım bir şey yapmak istemiyor ve yapmak durumunda kalıyorsam dünyanın en huysuz insanı yarışmasına katılabilecek kıvama geliyorum.Pazar günleri yapmak istediğim tek şey uyumak oluyor benim, güzel bi uyku çekeyim güzel bi kahvaltı sonra bi daha uyku, kitap okuma ,sevdiğim bişeyi izleme benim için öyle bitebilir bir pazar, aslında öyle değildim; ama her şeyden soğudum sanki, yaşlandım.

   Annem beni görmeye geldi, birkaç gündür burada, hergün işe gittiğimden ve beni çok göremediğinden,bugün yatayım deyince bana kızdılar tabi.Arkadaşlarla ne yapalım diye konuşmaya başladılar telefonda, vay efendim Avm ye gidelim mağaza gezeriz takılırız, nedir o ya,10 kişi mağaza mı gezicez, sayıyı abartmıyorum tamam doğrusunu sölemek gerekirse eğer 9 kişiyiz.Hiç sevmem sürü gibi mağaza gezmeyi ki bi de pazar günü asla.Öteki seçenek gidip bi kafede oturmak bişiler içmek, normalde dışarıda yemek yemeyi severim ama sırf çay kahve içmek için gidipte Avm de bi kafede oturmak hiç tarzım değil, zaten oraya gelenlerin çoğu da bişiler içip 2 sohbet etmeye değil, bi çay içip saatlerce masayı işgal edip fotoğraf çektirmek, yer bildrimi yapmak ve etraftakileri kesmek için geliyor diye düşünüyorum.

   Neyse işte buluştuk; ama benim surat neye benziyor bilmiyorum, çok kötü bir surat düşünün öyle işte.Halam benim suratı öyle görünce somurtkan şirin derdi hep.Çekilmez oluyorum biliyorum; ama ne yapayım cidden elimde değil, eğlenemiyorum, şuan.Kızıyorlar biraz törpüle kendini diyorlar, ben zaten dışarı çıkarak törpülemeye çalıştığımı düşünüyorum, yoksa kim ne derse desin yorganı kafamın üzerine çeker uyurdum.Kötü özelliklerimden biri inat demiştik, ikincisini de bugün anlattm işte huysuzluk, öteki özelliklerde görüşmek üzere esen kalın, beni can sıkıntımla bırakın.


20 Ekim 2016 Perşembe

Dönmeyecek

   Bir insanın sevdiğini kaybetmesi ne kadar acı bileniniz var mı?Kavga etmek veya çeşitli sebeplerden artık görüşmemek demiyorum, ölümden bahsediyorum.Korkunç bir kaza yüzünden kuzenim erkek arkadaşını kaybetti.Günlerdir bozuk olan moralimin üzerine tuz biber oldu aldığım bu haber, ne buraya yazasım geldi ne de kimseyle konuşmak.

   Kuzenim üniversiteyi Ankara'da okudu.Ona kızıp duruyordum; çünkü 2 haftada bir Hatay'a geliyordu erkek arkadaşı için, bak diyordum bu günleri çok ararsın gez toz üniversite bu, bir daha gelmez ekmek elden su gölden, hem ilerde daha çoook göreceksin sevgilini belki de ayrılacaksın zamanında gezmediğin için pişman olacaksın, tabi beni dinlemedi.Şuan düşünüyorum da ölüm aklımızın ucundan geçmemişti, hayatın değişmez gerçeklerinden birini nasıl da es geçmiştik.Kuzenim ne halde şuan sadece tahmin edebiliyorum, arayamıyorum arasam da ne söylicem ki, geçecek mi dicem, yalan, hafiflese de hep orada duracak biliyorum.İnsanlar ayrılınca senden ayrılmak ölümden beter der ya hani, ölmek kolay ya kalanın çektiği acılar.Ben sevdiğim insandan ayrılınca durmadan ağladım durdum, günlerce haftalarca aylarca,nefes alamıyorum sandım, üstelik kötü ayrıldık hem de çok kötü ötesi yok.Aramız iyi olsaydı ve ölümle sonuçlanan bir şey olsa ne olurdu diye düşünmekten alıkoyamadım kendimi.Kötü ayrılınca en azından bana bu kötü şeyleri yaşattı diye teselli ettim ben kendimi; ama bu öyle bir durum değildi.Her iki durumda da bir daha beraber olamayacaktım tamam, hayatta olunca görürsün bazen hiç  olmayacak bir yerde, seviyosan eğer için sızlar yine de; ama ölüm...Düşünsene bir daha göremeyeceksin yüzünü 2 dakika görmek için neler verdiğin insanı.

   Kıymet bilin; inat, gurur yapmayın demicem bu kez ne isterseniz onu yapın, herkes kendi çektiklerinden acısından sorumlu, ne olsa kendi yaşıyo insan, kendi biliyor canının yanmasını, memnunsanız eğer siz bilirsiniz.








16 Ekim 2016 Pazar

İkinci Şans

    Ha bu hafta, ha önümüzdeki hafta diye diye koca yazı bitirdim sonbaharı yarıladım,size zaman hızlı geçiyor diyorum da inanmıyorsunuz, bu sene çiçeklendirememiştim balkonumu ha çiçeklendirsem de zaten iyi baktığım söylenemez, her türlü çiçeği öldürüyorum, bu zamana kadar sadece inadım, sevgim ve özverim sayesinde bir orkide yaşatmışlığım var, onda da totem yapmıştım zaten :)Hadi bakalım dedim ve arkadaşımla bi koşu peyzajcıya gittim.


Mevsim kışa dönüyor, tabi her çiçeği alamam malum.Kasımpatı ve menekşe aldım, keşke nergis bulabilsem, burada yetişse:( En sevdiğim çiçektir kendisi; ama İnegöl'e geldim geleli hiç nergis kokusu alamadım.Bana nergis bulacağına dair söz veren olmuştu; ama sözünde durmadı.Nerdeyse tüm öğleden sonramı buna verdim, sonucu da beğendim.Şimdi balkonum rengarenk, tam keyiflik :)

Aramızda kalsın birine isim verdim ve dilek tuttum.Komik gelebilir; ama ne yapayım ben de böyleyim, ona iyi bakıp yaşatrsam, sanki dileğim gerçek olacakmış gibime geliyor.Şimdi sonuç bu;


Geç kaldım, artık olmaz demedim gittim aldım ektim, ince mesaj içerir ona göre :)

Bu şarkıyı Athena Gökhandan dinledikten sonra başka kimseden dinlemek istememiştim, dün de tekrar takıldı dilime, artık milyon kez dinlerim, benden size hediye olsun







15 Ekim 2016 Cumartesi

Bi Sarılsak mı :)

   Bazen inat, hırs, kırgınlık bir bakmışsınız küçücük bir hareketle uçup gitmiş, çok uzatmak istemiyorum gecenin bu saatinde çok düşünmüş, net sonuçlar çıkarmış olurum genelde:) Değişim istiyorsanız eğer, bazen minik hareketler, küçük bir jest bile etki edebilir korkmayın.

   Dün gencecik küçücük bir kız çocuğu hayatına veda etti burada, arkadaşı bana ağladı o da daha çocuk sayılabilecek yaşta, ona tavsiyem şu oldu umarım hayat boyu uygular, insanları kırma, hırsına yenik düşme, küsme bak gördün işte ölümün sırası yok.



Dizidekiler barışmış barışmamış umrumda değil, bence olması gereken tam da bu ;)

14 Ekim 2016 Cuma

Tefecileşebilirim

  Tefecilik suç mu, bunu bilen var mı?Yok yani değilse eğer tefeci olmayı düşünüyorum.O kadar param yok tabi, önce bulup sonra bu işe gireyim diyorum, biri bana suç derse gidin bankalara söyleyin onu diye bağırmayı planlıyorum.

   Eveeet bence bankalar tefeciden beter, aslında daha beter değil de şuan gözümde öyle, kredi çekmek istiyorum bir faiz oranı koymuşlar, faizi ödemek için 1 sene taksit ödemem lazım öyle gaddarlar.Hani müslümandık biz, hani faiz haramdı peeh her şey lafta.Şimdi ben kredi çeksem sonra o parayı birilerine versem tefeci faizi koysam o faizle benim krediyi ödesem, ciddi matematik zekası gerektiriyor:)

   Ne yapalım canım ihtiyacı olana devlet al bakayım sen şu parayı demiyor, biz de el mahkum çalıyoruz o girerken yüzümüze gülücükler saçan, çıkarken gırtlağımıza çöken bankaların kapısını.Tefecilikte iyi para var gibi ben bunu bi düşüneyim :))


o zaman bu şarkıyı da buraya yapıştırır ve çeker giderim


13 Ekim 2016 Perşembe

At Bi Format

    Yağmur çarpıyor yüzüme, yüzümü ıslattıkça her damla bir tuhaf oluyorum.Huzur mu veriyor bugün, canımı mı yakıyor belli değil, anlayamıyorum daha doğrusu.

    Ne çok şey yaşıyoruz öyle değil mi, canımızı sıkan, kalbimizi kıran, bazense çok mutlu eden.Her biri yer ediyor mu zihnimizde, çakılı kalıyor mu yani orada.Bazen yaşanan kötü olaylar en çok anılarımızı etkiliyor, mesela aldatıldık diyelim, en çok anılara ihanet etmiş gibi oluruz sanki, yani mutlu olduğumuzu varsaydığımız günler koca bir yalandan ibaretmiş gibi gelir, yani en azından bu durum bende öyle.Güzel günler diye nitelendirilemiyor bazen, önceden düşünülünce evet çok güzeldi, her şey harikaydı dediğiniz anlardaki kandırılmışlığımızı düşünür canımızı daha da acıtırız.Anılara, yaşananlara saygı diye bir tabir vardı bir de. Her yaşanan  bir şekilde kalmalı mı zihnimizde, yoksa ne diye dolduruyorum beynimi bunlarla diyip her şeyi resetlemeli sadece mutlu olduğumuz anları mı hatırlamalıyız, o zaman da ders alamayız yaşadığımız olaylardan di mi?

   Aslında bazen tam da şuna ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.


Olsaymış güzel olabilirmiş, kötü hatıralara bay bay:)Biliyoruz olmuyor, yoğrula yoğrula geçecek; ama yani düşünülebilirmiş hani.

12 Ekim 2016 Çarşamba

İki Ters Bir Düz

    Bakın size söylüyorum, benim için dünyanın en zor işlerinden birisi örgü örmekmiş bunu öğrendim bugün.Arkadaşımın etkisiyle biraz heves ettım, gittim aldım ipimi şişimi kendime renk renk boyunluklar örcem atkılar belki de ohoo şapkalar, zaten işyerinde tüm gün boş oturuyorum neler neler örerdim; ama ıı ıh o işler öyle kolay değilmiş.
 
    Eskiden beri sevdiğim insana atkı ya da boyunluk örme gibi bir düşüncem vardı, neden el emeği çünkü, ince, düşünülmüş hediyeler severim ben öyle parayı vereyim hediye alayım hiçbi zaman tarzım olmamıştır, yani manevi bir değeri olmalı hediye dedğinin, düşünsene kendi ellerimle örmüşüm hadi üzerine parfümümü de sıkayım koklasın dursun ben yokken, ayy çok klişe demeyin şişlerim bak, romantik bi kere romantiğim ben tamam mı.Ha bu zamana kadar ördüm mü yok, hiçkimseye bir şey örmüşlüğüm yok, bugün kendime boyunluk örmeye başladığım gibi mızmızlanmaya başladım, aman sanki bir boyunluk dediğin kaç para ne uğraşyoz diye.Hiç yapabileceğim şeyler değilmiş benim, hayır birine örsem sonra beni terketse, ayrılsak varya benim için cinayet sebebidir o, öyle gıcık yani.Kimsin lan sen derim, örgü örmüşüm ben sana, sen hayırdır, nankör kıymet bilmez şey.


  Bu işin sonu gelir mi bilmiyorum, şimdiden arkadaşımı çıldırtmış durumdayım:)Ne ya ben mi istedim, kendi söyledi al hadi beraber örelim diye, aldım işte, yapmaya da uğraşıyorum ne yapayım, olmazsa da olmasın gider alırım takarım, öff ne uğraşcam




 

11 Ekim 2016 Salı

Göz Yamışması

   Gözlerim de bir problem yoksa eğer ki yok, kesinlikle beynimin bir lobunda hasar var bak cidden, hayır kafa yapan şeyler de içip çemiyorum; ama hayal görüyorum.Hayal mi diye sormayın basbayağı hayal işte.

   Anlatıyorum, oturuyorum mesela böyle karşıda görmek istediğim birini görüyorum, gelmesini bekliyorum; ama cıks gelmiyor, bunu çok sık yaşar oldum.Bir de mesela çalıştığımız yerde lavabo yok bir alt kata iniyoruz, o sırada çalıştığım yer yalnız kalıyor; çünkü iş arkadaşım gün boyu yan tarafta arkadaşında oturuyor, geri dönerken böyle içeriyi görüyorum o an patronumun suretini görüyorum:s Allaah diyorum kızcak şimdi burası neden boş, nereye gittiniz diye; ama yaklaştığımda kimsenin olmadığını farkediyorum.


   Korku ve özlem bana aynı şeyi yaşatıyor, bilimsel bir açıklaması var mı acaba.Bir gün gerçekten görürsem eğer bu kez de tepki vermemekten korkuyorum, ciddiyim şaka yapmıyorum.Hadi özlediğim kişiyi Allah gözümde canlandırıyor diyelim, patronumun ne işi var yahu.


10 Ekim 2016 Pazartesi

Günlüklerim-12

   Bugün bir değişiğim, sabahtan beri huzursuzum.işe gitmek bile istemiyordu canım; ama gittim tabi.Çalıştığım yerin alt tarafında bir kafe var bari kahvaltı yapayım dedim, biraz daha oyalanıyım öyle çıkarım zaman geçer hep.Kahvaltı biraz sakinleştirmişti beni yukarı çıktım şu video çıktı karşıma iyice sıktı canımı.

https://instagram.com/p/BLWtOG1gxDT/https://instagram.com/p/BLWtOG1gxDT/
 
   Canı yanmış belli, hangimizin yanmadı ki di mi:)Duygusallığım üstümde heralde bugün.Gün zaten uzadı da uzadı en sonunda dayanamadım erken çıktım işten, patronla aynı yerde çalışmamanın en güzel özelliği bu; ama tesadüf olur da gelirse ne olur bilmem.Ne var yani hergün 7 buçuğu buluyor eve gelmem bugün de erken geleyim.Geldim yemek yapayım dedim, yemeği de yaktım, yani tam da yakmadım, yedim güzeldi üstelik pek lezzetliydi yani.

   Şimdi bir de nutellalı çilek eşliğinde kitap okuyum diyorum belki havam değişir.Benden size selam olsun, iyi akşamlar millet, sizin de sendromlumuydu ertesi pazarın.

Sabah bilgisayarımı açtığımda şu şarkı açıktı, iş arkadaşım en son bunu dinlemiş, lanet olsun dolandı dilime




9 Ekim 2016 Pazar

Işık Hızı 1 Pazar Günü 2

    Pazar günü hemen gelsin isteyip, gün içinde çok sıkılıp, akşam olduğunda da ne çabuk bitti be diyorsanız eğer siz de bendensiniz demektir:)

   Malum iş hayatı, erken uyanma, sorumlulukla yoruyor ha ben iş yapmıyorum; ama yine de yoruluyorum, her gün pazara şu kadar kaldı diye mutlaka hesap ediyorum, çılgınlar gibi uyucam , uyuyp uyanıp yine uyucam diyorum; ama öyle oluyor mu tabi ki hayır.Bugün arkadaşımın telefonuna uyandım, hadi dedi dışarı çıkcaz, benim mırın kırınlarımı sallamıyor da artık; çünkü ne zaman bir şey yapalım dese önce öf pöf ediyorum.E bugün pazar, 2 araba gitmeyelim dedi, onlar zaten 2 kişi bir de küçük çocukları var, biz de 2 kişiyiz, tamam dedim.Normalde 6 kişi takılıyoruz 2 de çocuk; kalabalık bir Hataylı grubu oluşturduk burada; ama yatılı misafirleri gelmiş öteki arkadaşların, hatta bugün çıktığımız arkadaşla geçen hafta eşlerimiz olmadan çıktık, öteki eşini evde yalnız bırakmamak adına gelememişti, oo dedi iyice bensiz takılyosunuz, o kadar alıştık beraber çıkmaya:)Çenem düştü ya.

   Neyse bi çıktık Allahımmm dedim bir kez daha hatırladım pazarları neden dışarı çıkmayı sevmediğimi.Avmye gittik her köşesi ana baba günü, hayır napyosunuz o kadar ya, ben haftaiçleri işten geç çıktığım için ev alışverişi yapamıyorum pek, gelmişken onu halledeyim dedim,kocaman 5m migroslar ama adım başı birine çarpıyordum, bu ne ya dedim ruhum daraldı.Bi şeyler içmek için bir yere oturduk, oturduğum yerde sıkılıyorum insan kalabalığından sesten, ay iyice memurlara döndüm, bir de arkadaşların çocuğu biraz mızmız konuşup duruyor iyice eve gitme isteği bastırdı, eşim arkadaşlara hadi bize gidelim diye teklif etti, yok dedim gelmeyin evinize gidin temizlik filan yapcam ben, iyice görgüsüzleştim:D Neyse ki eve geldik, zaten bu alışveriş sonrası aldıklarımı yerleştirme olayından oldum olası nefret ederim, onlarla uğraştım, dün bir kasa çilek almıştım reçel yapmak için, en sevdiğimdir de hayvan demeyin ; ama ben o reçelleri hemen bitiririm, tabi belime nasıl ağrılar girdi bitirene kadar 2,5 saat sürdü, son 1 kilosunu yapmadım, nutella sürüp yerim diye, neyse işte reçeli ocağa koydum, aldım elime bir fincan çay yanına tabi ki tatlı bişiler, çıktım balkona size yazıp ardından kitap okumaya,yemyeşil manzara ohh mis hayat bu ya.


   O değil de gün içinde sıkıldım tamam; ama akşam çöktü ya üff, ne çabuk:s Yarın sabah iş var off, bazen keşke eşim çok iyi para kazansa ben çalışmasam diyorum, üç saniye sonra vazgeçiyorum hem çok sıkılacağımı düşündüğümden, hem en önemlisi olan emeklerimden ötürü.Ailemin durumu iyiydi herzaman şükür, babam hep derdi benim param sizin; ama siz mutlaka okuyun çalışın ve kimsenin parasına muhtaç olmayın, annem de görüyorsun baban ne zaman istesem para verir; ama bu yaşa geldim kapının önünde durup el uzatmak ağrıma gider diye, işte bu yüzden, çok iyi paralar kazansa bile eşim, herzaman çalışmayı düşünüyorum Allah nasip ederse, ha işdediğin günde 3 4 saat olsaydı da iyiydi yani :)Çok konuştum bugün, hadi bakalım gelecek haftasonuna kadar hayal edin pazarı sevgili çalışanlar.

Not:Bu yazıyı yazarken aklıma Mayıs geldi birden, evde oturmadığını düşünüyorum Mayıs, Allah bilir yine nereleri keşfe çıktın

6 Ekim 2016 Perşembe

Ücretsiz(?) Sağlık

      Sizinle güncel bir konu tartışayım diyorum.Doktor bir arkadaşım aramıştı beni, bende yaşadığım bir rahatsızlıktan bahsettim, bana bunun için aile hekimliğine gitmemi tavsiye etti.Daha önce gitmemiştim,  internetten baktım 2 senedir İnegölde olmama rağmen aile hekimim Hatayda görünüyordu.Sağlık bakanlığını aradım taşıma talebinde bulundum, bulunduğum mahalledeki merkeze gitmemi söylediler.Sabah işe gitmeden hemen bir gideyim dedim.Gittim, işlemimi oradan yapamayacaklarını toplum sağlık merkezine gitmemi söylediler, sabır çektim gittim oraya.Bu kez de dedilerki ,sizin mahalledeki merkezde boşta doktor yok, o yüzden sizi başka bir mahalleye verelim, teee bilmem nerede bir yere yazdılar ismimi, ha ben uğraşır gider miyim oraya yok; ama normal şarlarda biri gitmeye çalışsa yolda çekeceği çilei düşünüp gitmez.

    Amaaan dedim, herzamanki gibi alışık olduğum evimin yakınlarındaki özel bir hastaneye gittim, girişte 62 lira para ödedim, özele gidiyosan ödeyeceksin tabi, neyse efendim muayene oldum, bu kez de test istendi benden, laboratuara gittim, ordada test parası ödedim 36 lira, bu sefer başladım beklemeye test sıramın gelmesini.10 dakika 15,20 yarım saat oldu 1 saat eeeh diyorum lanet olsun verdiğim paraya da gidiyorum ben muayene filan istemiyorum, e hastayım ama, derinbir nefes alıyorum sakinleşmeye çalışıyorum ve sonunda oleeeey test yapılıyor; ama sonuçlaın çıkmasını orada bekleyemem zaten sinir krizi geçirecektim, işime gittim efendim birkaç saat sonra geldim, sonuçlarım çıkmış, doktorum ilaçlarımı yazdı, eczanenin yolunu tuttum, 2 tane ilaç ona da bi 49 lira ödedim.Yahu bu sağlık hani ücretsizdi.Devlet hastanesine git o zaman diyeleri duyar gibiyim, daha önce denedim hastalandım o zaman param da yoktu gittim devlete, neymiş efendim sıra yokmuş, internetten sıra alacakmşım, sinirlendim ama yapacak bir şey yok gittim evime geçtim internetin başına 2 hafta sonrasına sıra veriyor!Lan siz ne yapıyorsunuz dedim, hastalanacağımı önceden hissedip ona göre mi davranayım.

     Birileri çıkıyor bangır bangır bağırıyor sizin için çalışıyoruz, kimseyi ayırt etmiyoruz, sağlıktan ücretsiz faydalanıyorsunuz diye, pardon ama nerde?Ha devlet hastanesine girişte para ödemesen eczanede ödüyosun fazlasıyla.Bir arkadaşımın oğlu kaza geçirdi bacağı kırıldı başka aksilikler de oldu, düzelmesi için 80 binden fazla para harcadılar ameliyatlara, aylık 3 bin lira veriyorlardı ilaçlara, çok şükür durumları vardı da çocuğun bacağını düzeltebildiler, ya olmasaydı?Parası olmayan ölsün demekten başka nedir bu?

Gecem

 Bir şeyi çok istemekten korktunuz mu?Ben korktum hala da korkuyorum; çünkü bu zamana kadar neyi çok istesem olmadı, kimi çok sevsem hep gitti.Hayır isyan etmekte istemiyorum neden; çünkü Allah korkusu var, ya daha kötü bir şeyle sınanırsam diye.Amma korkak biri oldun sen de diyorsunuzdur, öyle oldum sanırım ya, hastalık hastası insanlar varya hani, bende ona benzer bir şey oldum.Neyse bu saatte daha fazla kafa ütülemeyeceğim, 3 şarkı ekliyorum her defasında üçünü arka arkaya dinlemezsem olmaz, benim için bu şarkılar ayrılamaz, iyi sabahlar, dolu dolu günler.





Burak Özçivit'in seslendirmesi  her dinleyişimde ruhumu okşuyor

























4 Ekim 2016 Salı

Kimden İyilik İsteyeceğinize Dikkat Edin

    Zor zamanlarınızda kimden yardım isteyeceğinizi çok iyi düşünün arkadaşlar.Zaman zaman hepimiz kötü günler geçirir ve birilerinin bize destek vermesini bekleriz.Bazen saatlerce konuşmak, karşımızdakinin bizi sakin bir şekilde dinlemesini ve de kendimizi iyi hissettirmek adına bir şeyler söylemesini, yapmasını isteriz.Peki bunları beklediğimiz insanlar doğru insanlar mı?O an düşünemiyor olabilirsiniz; ama anlattığınız şeyleri ileri de size karşı kullanacak birilerine anlatmak istediğinize emin misiniz?Tabi ki hiçbirimiz istemeyiz; ama o durumlarda bazen o kadar saçma sapan kişilere bile derdimizi anlatıyoruz ki, sanki canımızı yakan şeyin merhemi onlarda gizli.En yakınımız dediğimiz insana bile bir şeyler anlatırken düşünmek gerekiyor sanırım.

    Çoğu zaman en yakın sandığınız kişinin iyiliğinin bile anlamını  kaybettiğini görüyoruz.Eşimin çok yakın bir arkadaşı var, kardeş gibidirler onunla, adı Ahmet.Ahmet'in çok ciddi bir ilişkisi vardı, tektaşını almış evlenme teklifini etmişti, kız kabul de etmişti.Ne için olduğunu hatırlamıyorm, bir sebepten dolayı Ahmet kızdan borç para almış, e lafı olur mu sevdiğin insan, ondan yardım almayacaksın da kimden alacaksın.Neyse işte bir sebepten bunlar ayrılıyor az zaman geçiyor, kız Ahmet'i arıyor, uygun musun değil misin diye sormadan parasını istiyor, birkaç bir şey daha söylüyor.Ben öyle bi kızmıştım ki, neden diye sorarsanız o kadar yaşanmışlık var, evlenmeye bile karar vermişsiniz bir dönemde, hiç mi hatırı yok bir şeylerin, ha Ahmet orda burda geziyor, yediğinden içtiğinden kısmıyor olsa sonuna kadar haklı derim, Ahmet'e de derim, kusura bakma arkadaşımsın ama bu yaptığın tam anlamıyla hayvanlık; ama biliyorum değildi yani.Köşeye sıkıştı bende de para yok o zaman daha yeni mezunum, eşimde de yokmuş.Dur dedim Ahmet, gittim nişan bayram zamanında takılan altınlardan iki tanesini aldım bozdurdum ve ona verdim, git öde dedim, böyle bir durumda ne kendime ne de arkadaşlarıma bunun yapılmasına izin veremezdim.Ahmet'in yerine koymaya çalıştım kendimi, çok çirkin bir durumdu bu yaşadığı, neye üzülsün ona evlenme teklifi ettiğine mi, öyle bir duruma düştüğüne mi

    Ben insanlardan bir şey beklemeye, anlatmaya korkar oldum.Hastalık gibi bir şey bu.Korkuyorum, kelimenin tam anlamıyla korkuyorum, biri bir şey yapacak yine canımı yakacak diye korkuyorum.Çok dolup taştığım anda birileriyle konuşmak, derdimi  anlatıp hafiflemek istiyorum; ama vazgeçiyorum.En yakınım dediğim kaç insanla şuan görüşmüyorum, hayatımla ilgili anlattığım şeyleri dışarıdan duyduğuma hiç değinmiyorum bile, bu kadar şey olmuşken ne bileyim ya, kime güveneceğini, kimden iyilik isteyeceğini bilemiyor insan,Ne yapmalı biraz da siz söyleyin, benim beynim dondu sanırım.


DİPNOT: Ahmet benden aldığı parayı eşime göndermiş, Meltem dedi ben  parayı Aliye göndermiştim biliyosun di mi, tatile filan gittim bu çocuk geziyor benim paramı ödemiyor deme, ilk ne parası ya dedim sonra hatırlattı, ohaaa dedim Ali bana hiç söylemedi, benim paramı yemiş bitirmiş, olan benim altınlarıma oldu, Ahmet o kıza bir daha yaklaşmak isterse ben izin vermem hayret bişi :D tabi Ali de azarı yedi.

2 Ekim 2016 Pazar

Kara Kutum

  Kocaman kara bir kutum var benim, kara yazarken bile böyle içim bir tuhaf oldu.Neyse işte üzüntülerim, pişmanlıklarım, kötü hatıralar, öfkem yani kötü ne varsa onun içine sıkıştırılmış durumda.Kilitli, kimseler erişemesin diye çok gizli yerlere saklıyorum onu, üzerine de gevrek bir gülümseme ekliyorum.

  Bazı zamanlarda o kutuyu yerinden çıkarıyor ve ben de içine dalıyorum.Tahmin edersiniz ki pekte iç açıcı bir yolculuk olmuyor.Birinden ötekine iç çekerek, bazen ağlayarak geçiyorum; ama gözyaşlarımı da kutuya gömüyorum.Herkesin de olduğuna inanıyorum bi kara kutusunun, çoğu zaman yalnızken kıstırır bizi, bazense koca kalabalık bile etki etmez bizi en içine çekmesine.Ağlarken salak salak gülmelerim var bir de, kendime gülüyorum, yani her şey gözlerimin önündeyken yaptığım aptallıklara, kandığım yalanlara, kullanılmama.Ben salaklığıma gülerim; ama merak ettiğim bir şey var böyle şeyleri yapanlar hala gururlu insan modelinde nasıl gezebiliyorlar, herkesi kandırabildikleri gibi kendilerinide mi kandırıyorlar.Ben yaptığım iyiliği unuturum; ama bana yapılan iyiliği borç sayarım, böyle düşünmeme sebep tabi ki insanlar oldu, ha ama karşı tarafın da böyle olmasını istemezmiydim, tabiki de isterdim. Bana iyilik yapan insan olur da bir gün kötü bir şey yaparsa ve bir durumdan dolayı bana ihtiyacı olursa ben yine yardımımı ederim, bir çeşit borcumu öderim, onu kutumun en derinliklerinde boğmam yani.

  Tüm bu kötü şeyleri bir kutuya tepiştirip rafa kaldırmakta fayda var inanın bana, unutun demiyorum ben de aralıyorum çünkü o kutuyu; ama hayatınızın her dakikasında sizinle beraber olmasınlar; yoksa inanın bana kendinize çok zarar verirsiniz, sizin dışınızda kalanlarsa bakar geçer.Kendinizi, sağlığınızı, huzurunuzu düşünün ve canınızı sıkan her şeyi tepiştirin.Hayat geçiyor...

 

1 Ekim 2016 Cumartesi

UYKUSUZLUK

  İlkin kırık bir ayak parmağıydı, sonra kırık bir alın ve sonunda kırık bir yürek. Ama, bir yerlerde söylediğim gibi, insan kalbi kırılmazdır. Kırıldığını tasarlarsın yalnızca. Asıl tepelenen ruhtur. Ama ruh da güçlüdür ve eğer istenirse yeniden canlandırılabilir.
  Her neyse, bu kırık parmak beni hep sabahın üçü sularında uyandırıyordu. “Cinli Saat” çünkü onun ne yaptığını en çok o saatlerde düşünüyordum. O, geceye ve sabahın erken saatlerine aitti. Solucan avlayan erkenci kuş değil, şarkısı panik ve yıkım yaratan erkenci kuş. Yastığınızın üstüne hüzün tohumları saçan kuş.
  Sabahın üçünde, umutsuzca aşıksan ve telefonu kullanamayacak kadar gururluysan, özellikle de onun orada olmadığını düşündüğün anlarda, kendine çullanırsın ve bir akrep gibi kendi kendini sokarsın. Ya da, hiç yollamayacağın mektuplar yazarsın ona, volta atar, söver ve dua eder-sin, sarhoş olursun, ya da kendini öldürür gibi yaparsın.
  Bir süre sonra bu durulur. Eğer yaratıcı bir bireysen -unutma, bu noktada boktan bir hiçsin-kendine bu acıdan bir şeyler çıkarıp çıkaramayacağını sorarsın. Ve işte o gün sabahın üçünde benim başıma gelen de tam buydu. Ansızın acımın resmini yapmaya karar verdim. Ancak şimdi, bu satırları yazarken ne menem bir teşhirci olduğumu anlıyorum.
  Çılgın suluboyalarla resimlediğim bu acıyı kesinlikle herkes anlayamaz. Bazıları onları düpedüz neşeli buluyor, iyi mi. Ve yürek parçalayıcı bir biçimde neşeliler de. Bütün o çılgın sözcükler, cümlecikler onları esinleyen çarpık bir mizah duygusu değilse nedir?
(Belki de bu çok önce başladı, bir başkasıyla, ilkiyle, ilk menekşe buketini götürdüğüm ile başladı ve tam buketi ona uzatacakken elimden kaydılar ve o da kazara (?) üstlerine bastı, ezdi onları.) Gençken böyle ufak tefek şeyler çok rahatsız edebilir insanı.
  Şimdi ben genç değilim kuşkusuz bu da herşeyi daha rahatsız edici bir hale sokuyor. Ve, eklemeye gerek yok, çok daha gülünç. Yalnız, kulak verin, aşkın sözkonusu olduğu yerde, hiçbir şey, hiç kimse; hiçbir durum tümüyle gülünç olamaz. Hiç doyamadığımız bir şey varsa o da aşktır.
Ve yeterince vermediğimiz tek şey de odur.
  “Aşk ne yalvarmak ne istemelidir…” (Herman Hesse) (Gerisini sonra alıntılarım. Duvarımda yazılı, onun için unutma olasılığı yok) Evet, biraz da banal ve basmakalıp görünen bu kısa cümleye ben çok kritik bir anda rastladım.
  “Aşk ne yalvarmak ne istemelidir.” Bu elleri ayakları bağlı birine ip merdivene tırmanmasını söylemeye benziyor. Bu soylu gerçeği kabullenebilmek için acılardan geçmelisin. Sinik kişi, bunun ölümlü insanlar için değil, azizler ya da melekler için söylendiğini ileri sürecektir. Ama korkunç gerçek şu ki biz sıradan insanlardan istenen, tam da olanaksız olandır. Biziz ayartıcı isteklerle kurtuluşa ulaşan. Ateşe atılması gerekenler bizleriz aziz olmak için değil, tümüyle ve sonsuza kadar insan kalabilmek için. Hatalarımız ve zaaflarımızla edebiyatın başyapıtlarına esin kaynaklığı edenler biziz. En berbat durumda bile umut doluyuz...

                                                             HENRY MILLER