Hakkımda

Fotoğrafım

Deneyimlerim, üzüntülerim
, dileklerim burada sizlerle:) neşeli ol, hayatını yaşa;)

17 Kasım 2017 Cuma

Bir Boşanma Hikayesi

    Bir şikayet yazısı ile daha sizlerleyim!Böyle şeyler yazıyor olmak beni mutlu etmiyor; ama etrafımda olup bitenler bunlar ne yapayım.Burnumdan solutuyor böyle insanlar.

   Konuya gelelim.Kuzenim(amcamın kızı) 12-13 senelik evli, uzun zamandır evliliğinde bocalamış en sonunda çocuklar var diye boşa atmıştı, çocukların huzuru bozulmasın, eksik büyümesinler diye.Eşini baştan beri aile pek sevmemiş; ama hepte saygı göstermişti.Zaman geçti ben de dahil artık biz de sıkıldık bu adamdan açıkçası, boş muhabbetler saçma sapan konular filan.Son bir yıldır bariz bir şekilde adama gıcığız, neden mi?Adam muhasebeci, mali müşavir olmak için defalarca sınava girdi, belirtmek isterim ki her defasında amcam cebine para koydu da gönderdi Ankaraya sınava, uzun yıllar sonunda belgeyi de aldı; ama gel gelelim adam tembel.En son çalıştığı iş yerinden ayrıldı 6 ay boyunca iş aramadan, nasıl geçinirim derdine düşmeden evde yattı.Kuzenim de muhasebeci ve de uzun yıllardır aynı firmada çalışıyor, herzamanki gibi işe gitti geldi o.Ha dedim tamam iş bulamamıştır, o arada çocuklarla ilgilenmiştir o da yok, kuzenim iş çıkışı çocukları etütten alıyor eve geliyor yemek yapıyor temizlik, yani herzamanki işlerin aynısı değişen bir şey yok.Bir şey daha adam hep düşük maaş aldığını söylüyordu; ama iş ile alakalı kuzenim bir gün eşinin patronuyla bir araya geliyor ve söylediğinden daha fazla maaş aldığı ortaya çıkıyor

   Amcamın Mersinde yazlığı var.Bu kıt akıllı amcam demişki bana yazlığın anahtarlarını verir misin, taam demiş gidin ailece tatil yapın, yok demiş ben tek başıma gidip kafa dinlicem.Haspam sanki çok yoruluyor bir de tek başına yazlığa gidip tatil yapacak.Amcam tabiki de anahtarı vermedi, o da amcama küsüp onlara gelmemeye başladı, sanki çok lazımdı.Kuzenimin şuan oturduğu ev evlenmeden önce alındı, zaten çalışıyordu amcam da destek çıktı.Bir süre sonra evlendi, taksitlerine evlendikten sonra da devam etti, e öyle olunca tapu kuzenimin üstüne.Adam öyle bir çakal ki uzun zamandır kuzenime yarısını üzerime yap diyordu, yahu diyorduk yarısını üzerine yapsa ne olacak hem niye yapsın, sanki taksitlerini o mu ödedi; ama benim salak kuzenim evde huzur daha da bozulmasın diye gitmiş yarısını onun üzerine yapmış.Birkaç ay geçti, kuzenim boşanmaya karar verdi, adamın ilk söylediği şey 60bin isterim olmuş, evin yarısı benim sonuçta.Tamam o zaman sen çocuklarla kal, ben babamın evine giderim demiş kuzenim, yok demiş ben bakamam çocuklara.Kuzenim de ben sana o kadar parayı nereden vereyim demiş, yüzsüz demiş ki 'senin babandaki paraya az bile'.Ya ölür müsün öldürür müsün.Şu bu derken, amcam tamam demiş 50bin verelim defolsun gitsin.Mahkeme yaklaştı bu kez başlamış kuzenime sen bana hiç şans vermedin ki demeye, hepimiz kuzenime dedik ya ne şansı daha boşanma lafını duyar duymaz para işlerine taktı hesaba kitaba girdi; lakin kuzenim insafa geldi.İlk mahkemeyi erteletti, hepimiz aşırı sinirlendik; ama bir şey demedik onun hayatı sonuçta.2 hafta sonra çat haber, bugün ablan boşandı dedi annem, e iyi dedim; ama isteklerine bakın.

    Anlaşmalı boşandılar, öyle olunca ne koparırsam kar diye düşünmüş ayı.İstedikleri; 50.000 lira, evdeki termosifon, ufo soba ve koltuk takımı.Aklınız alabiliyor mu, düşünsenize evdeki termosfion sökülecek adama verilecek neden; çünkü kendisi almış!Kendi düzenini kurduktan sonra da çocuklara aylık 400 lira nafaka verecekmiş, Allah razı olsun.Bu embesil çocukların aylık etüt ücretlerinin 700 lira olduğunu bilmiyor heralde.Kuzenime imzalama, mahkemeden karar çıkmadan onlar bir şey söylemeden sakın desekte dinlemedi, ne kadar bıktıysa artık.İhtiyacım yok ben çocuklarımı büyütürüm diyor.Haklı belki; ama ben o adamı süründürmek istiyorum, aslında öyle dediğime bakmayın ben de tüküreyim paraya pula der siktir ederdim en kısa sürede adamı; ama...ama işte.Söylesenize bu tip insanlar ortalıkta adamım diye nasıl geziniyor.Yani kaçıncı boyutu bu, nasıl bir acizliktir.Ne denebilir, gerçekten bir şey diyemiyorum ben.


Not: sabahtan beri cümle cümle anca yazabildim, yoğun bir gün, müşteri bastırdı; ama bugün değişik bir dua aldım müşterimin birinden, dedi ki 'Allah sana hep zemzem içmeyi nasip etsin' ,yani arapça söyledi ben de bu kadar çevirebildim, bunun onların oralarda başka bir anlamı var mı bilmiyorum; ama büyük hayır duası bence :)

13 Kasım 2017 Pazartesi

Sevgi???

    Dün çiçek böcek paylaşıp iyi bir hafta dilemiştim; ama o kadar rezil başladı ki, sinirimden öfkemden yerimde duramıyorum.İnsanların gaddarlıklarını aşkın, sevginin arkasına saklamalarından nefret ediyorum.Size olanları anlatayım.

   Yaşı benden bayağı büyük 3 çocuk annesi eşinden ayrı bir tanıdığım var.Sabah bir haber alıyorum işe gitmemiş neden; çünkü sevgilisi olacak hayvan onu öyle bir dövmüş ki önceki gün.Yüzü gözü şişmiş, bacakları kolları morarmış, üstelik neden telefonunda bir erkek isminden arama var diye.Silahı çekmiş, o silahın kabzasıyla omzuna vura vura çürütmüş.Yüzüme vurma bari diye yalvarmış, çocuklarım var beni öyle görmesinler diye; ama zaten karşısındaki embesilin teki.Anneni ara benimle olduğunu söyle demiş, arkadaş annesine 1 saate gelmezsem polisi arayın demiş, o zaman da adam başlamış hem kendisine hem ailesine hakaretlere.Aramayı yapan kişiyi kendi de tanıdığından arayanı evine çağırmış, hemen buraya geliyorsun diye.Arkadaşımı odaya kilitlemiş, sesini çıkarırsan ikinizi de öldürürüm demiş, öteki adam kalkmış kuzu kuzu gelmiş, kendisi de 2 çocuk babası.Evde bağırışlar, çağırışlar sonra bir şey olmadığı anlaşılıyor, arkadaşımı bir süre sonra evine bırakıyor.

   Dün sabah elinde çiçeklerle gitmiş, bitanem seni dövdüğüm için özür dilerim demiş.Onu kaybetmek istemiyormuş, onsuz hayatı düşünemiyormuş o yüzden öyle delleniyormuş.İnsanlar ne zaman bu kadar korkunç hale geldiler anlayamıyorum, bu davranışları hangi akla hizmet sevginin arkasına saklamaya çalışıyorlar hiç anlamıyorum, böyle yerlerde mi sürünüyor sevgi?Yıllar önce şarkıcı Bergen yüzüne kezzap atan eşinin sevgisine inanıp onu affetmişti; ama inandığı eşi kurşun sıkıp onu katletti.Ben anlayamıyorum cidden anlayamıyorum kadının kıyafetine, işine, oturuşuna, gülüşüne her şeye karışacaksın sonra seviyorum diyeceksin!Ne sevmek Allah aşkına, böyle insanlar bana sevginin tanımını yapsın bi ne?Karşındakini mutlu etmeden sadece kendi çıkarlarını düşünüp ona göre hareket edip, kadın çizdikleri çizginin dışına çıktığında katletmek, yıpratmak mıdır?

   Yazık, çok yazık gerçekten iğreniyorum.Adamım ben diye ortalıkta geziniyorlar bir de böyleleri.O embesilin karşısına çıkmamak için kendimi zor tutuyorum; ama ilk gördüğüm yerde tutmcam kendimi, neredeyse babam yaşında; ama ağzıma geleni söylicem.Utanır mı bence utanmaz.Kendisinin de 4 tane kızı var, 3 ü yetişkin artık, tırnaklarına zarar gelse olay çıkarır da karşısındaki de bir ana baba evladı hiç düşünmüyor.Kadına şiddet gösteren biri adam filan değildir benim gözümde.Beddua etmek istemiyorum; ama öylelerine o kadar yakışıyor ki...

Not: şu videoları 100 mb geçmesin diye bölüp parçalamak, yüklemek 2,5  saatimi aldı o yüzden izlemeyecekseniz de izleyin!











 

12 Kasım 2017 Pazar

Arıları Kandırdım

   Hellööwww sanırım balkonda geçirdiğim son günler bunlar, çayım elimde güneşin iliklerimi ısıtmasıyla büyük bir keyif yaşıyorum, biliyorsunuz ki kışı asla ve asla sevmem, her akşam da bu soğuklarda sokakta olan canlara dua ederim, Allah yardımcıları olsun.Yıkanacak, aynı zamanda katlanıp asılması gereken bir sürü çamaşırım, süpürülmesi gereken bir evim var; ama kimin umurunda, arada tırtıklarım diye kahvaltının bir kısmı bile masada duruyor hala, yemyeşil manzaralı balkonumda oturmak şuan ağır basıyor.

  Daha önce size balkonumun ve yeni çiçeklerimin fotoğraflarını çekmiştim, bakınız:)
   Ne kadar güzeller öyle deği mi; ama ne yazık ki ömürleri pek öyle uzun olmuyor, hatta şöyle söyliyim ömürleri güvenmek gibi, yani pek uzun ömürlü değil.E balkonunu, rengarenk şeyleri seven bir insan olan ben ne yapmalı, her ay yeniden mi çiçeklendirmeli, ay yook zaten çiçekler de pek pahalı.Ha bu arada belirtmek isterim ki, çiçekleri ben öldürmüyorum, yazın balkonum çok güneş aldığından yanıyorlar, o yüzden arkadaki minik balkondakiler ölmüyor, gölgede kalıyor onlar, e kış çiçeği de çok değil; ama en sevdiğim çiçek kış çiçeği olan nergistir, kokusu beni mest eder, memleketim olan Hatayda o kadar çoktur ki, her yerde nergis vardır, yol kenarında bataklıkta evin önünde.Geçen sene annem bana fotoğraf atmıştı, bak bu nergisi sen ekmiştin diye:)Nergis görmek değildi aslında sevindiren taa 15  yıl önce benim ektiğim çiçeği hatırlaması.Neyse çözümümden bahsedeyim ta ta taa taam
   Hahaa çok güzeller değil mii?Öyle ki benim dedikoducu komşularım bile, Meltem'in çiçeklerini gördünüz mü diye soruyormuş.Bir de öyle gerçek duruyorlar ki, arıların duygularıyla oynuyor gibi oluyorum, neden mi; çünkü gelip üzerlerine konuyorlar; ama polen filan alamıyorlar:D Özür dilerim arılar, siz bizim bahçıvan amcanın bahçesine gidin o her daim rengarenk, nasıl beceriyorsa artık, hoooff!Şimdi bu yapay çiçek bakımını da kolay sanmayın yani, bunların tozu gitsin diye sulamak var, hem toprak kuru olunca kayabiliyorlar iyi sabitlmek için arada toprağı ıslatmak lazım, yapay da olsa iş istiyor görüyorsunuz.


 
   Hepinize güzel bir pazar vede devamında güzel sendromsuz bir pazartesi ve hafta diliyorum!

6 Kasım 2017 Pazartesi

Paylaşımsızlığım

   Ne sıklıkta yazıyorsunuz?Yazacaklarınızı planlıyor musunuz sevgili okuyucularım, yoksa unutulmamalıyım bugün de bir şey paylaşayım mı diyorsunuz.Eskisi kadar paylaşım yapmıyorum son zamanlarda, bunda ruh halimin de katkısı büyük.Genel olarak demeliyim ki uzun bir süre yazmamışsam eğer iyi değilimdir ve kendimi uzak tutmaya çalışıyorumdur.Önceleri öyle zamanlarda yazdığım şeyleri de paylaşıyordum; ama şimdilerde notlarımda kalıyor; çünkü biri bana 'neden' diye sordu mu verecek cevap bulamıyorum.Paylaşımlarınızı okumuyorum demek değil bu durum, sadece kendi kabuğumda kendi dünyamda yaşıyorum.

   Bu geçen sürede önceden belirlenmiş bir operasyon geçirmem gerekiyordu, bunun içinde işinde uzman bir hoca bulmak.Aslında korkmuyordum, yani korkuyordum da düşünmemeye çalışıyordum.Rüyalarıma girmeye başlamıştı, ölüyordum filan:s Yanımda ailem de yoktu; çünkü yaptıracağım tarih kardeşimin askere gideceği tarih ile aynı zamana denk geldi, yine Meltem şanssızlığı, şaşırmadık.İnsanlar hastayken doktora gidiş yolunda bile iyileşmeye başlar ya benim tam tersi, o ana kadar olmayan ağrı sızı inanılmaz bir karın ağrısına dönüştü, bence tamamen psikolojikti; çünkü korkuyordum ve belli etmemeye çalışıyordum.İçeride beklediğim dakikalar boyunca salak salak düşüncelere giriyordum, neyse ki kapı açıldı 6 ya da 7 kişi birden odaya doluştu ne oluyor yaa niye bu kadar kalabalık diye düşünürken, açık olan damar yoluma bir sıvı enjekte edildi, sağ elimle sol kolum göstererek burası dedim, yanacak dedi, gidiyorum ben deyip elimi salladım, gözümü kapadım sonrası yok zaten.Ne kadar zaman geçti bilmiyordum; ama öncesinde de sürekli ay Allah'ım narkozluyken bana olmayacak şeyler söyletme diye dua ediyordum.Birileri sesleniyordu Meltem diyordu, gözümü aralıyordum yine kapıyordum, hayır hayır kapatma diyorlardı.İçim parçalanmıştı sanki, o ağrı neydi canım çok yanıyordu, bir şeyler söylediler; ama gerçek mi hayal mi kavrayamıyordum, gözümden yaş aktı tek taraftan sonra bi daha uyudum.Bir haftayı öyle kapattım da yazamadım diyim:)

   Fazla dinginim, beynimde milyon şey var; ama sadece düşünüyorum.Narkoz dedikleri şeyin etkisi aynı gün içerisinde geçiyordu oysaki, ben neden tepkisizim?En büyük isteğim evde hiçbir şey yapmadan yatmak; lakin işe geliyorum burada da en çok istediğim şey eve gidip uyumak.Bugün daha pazartesi, hafta gözümde büyüyor, umarım şipşaak biter, haftasonu olur ve ben yine yatarım.İyi haftalar herkese!

21 Ekim 2017 Cumartesi

Bir Satışçının Dramı

   Öncelikle herkese heellöööğğww günlerdir sürekli yabancı dil konuştuğumdan arada devreler yanıyor.Neden yabancı dilde konuştuğumdan bahsedeyim.Efendim fuardan kaynaklı.İnegölde teee 6 gün süren bir mobilya fuarı var.Daha önce bahsetmiştim ihracatçıyım ben bir koltuk firmasında, benden başka yabancı dil bilen yok, e haliyle her gelen yabancıya koşturan ben.

   Haftanın başından beri sürekli ayakta, topukluların üzerinde gelen her müşteriye ürünümü tanıtmaya çalışıyor,  gerek arapça gerek ingilizce, bazen öğrendiğim birkaç kelime arnavutçayı sıkıştıra sıkıştıra fiyat konusunda pazarlık yapıyorum.Eskiden pazarlamacıları düşünüp ne zor iş derken kendimi içinde buldum o ayrı.Geçen haftadan beri bir kırgınlık vardı zaten üzerimde, daha fuarın ilk gününde 9 saat ayakta kalınca bünyem hemen hata verdi.Akşam eve gittiğimde kendimi ilk koltuğa attım bir şey yemeden üstümü değiştirmeden, nefes alamıyordum sanki, bunda gün boyu kapalı alanda içilen sigaranın da etkisi büyük.Yorgunluktan ölüyor; ama uyuyamıyordum, bu nasıl şey Allahım, insan bu kadar yorgunken nasıl uyuyamaz.Bu arada belirtmek isterim yapılan bu fuar toptana yönelik bir fuardır.Gerek yurtiçinden gerekse yurtdışından toptancılar gelir, onlar için ürünler sergilenir.Hiçbir şekilde perakendeciye hitap edilmediği gibi, indirimde söz konusu olmaz; ama yıllar geçmesine rağmen bunu insanlara anlatamadık, özellikle yerel halk sanki gezme alanıymış gibi fuara geliyor, boş boş dolaşıp standlardaki poğaça kurabiyelerden yiyor hatta kendine yorgunluk kahvesi söyleyip gidiyor:)İnegölde çok büyük bir mobilya alışveriş merkezi var hatta Avrupanın en büyüğü, şimdi fotoğraflara iyice bakınız.




   İlk fotoğraf fuar alanından, diğer ikisi ise genelde perakendeye hitap ettiğimiz mobiliyum avmden.Şimdi insan bir düşünüyor, lüks bir yer gibi mi görünüyor, ondan dolayı mı geliyorlar diye.Bence fotoğraflar her şeyi gösteriyor, mobilya avm o kadar güzelki, şimdilik tek bir yerde 95 mağazayı toplamış durumda, bunun ikinci etabı da yakın bir zamanda açılıyor 200 firma bir arada olacak, üstelik kapalı alanda yazın serin, kışın sıcak, hal böyleyken aslında fuar yapmanın da anlamı kalmıyor; ama müşteriler alışmış bir kere, şimdilik devam yani.Neyse fazla dağıttım, konuya geri döneyim, ben bazen ayakta durmakta zorluk çektim, hastalıktan eve geldiğim zaman ağladığım oldu, yine de her müşterimle ilgilendim, bazen birden çok müşteriye yetişmeye çalıştım, saolsun patronum da müşterilerim de benden memnun; ama perakende müşteriyi memnun edemedim, üstelik alıcı bile olmayan perakendeciyi.Neden biliyor musunuz, bizim insanımız memnuniyetsiz, standlara bir girişleri var, bizimle bir konuşmaları var, sanırsın hepimizi satın alıyorlar.Gelen perakendecilere kibar bir dille mobiliyum avmye gitmelerini; çünkü orada onlarla daha iyi ilgilenileceğini, toptancı müşteri geldiğinde onunla ilgilenmek zorunda olduğumu anlattım e yani nerde bir konteynır mal alacak adam nerede tek takım.Kimsenin kalbini kırmak istemem, müşteriyi küçük gördüğüm asla yok, zaten bazıları hak verdi, diğer standlarda da bu durum söz konusu dedi, bazısı ise bir çirkinleşiyor anlatamam.Yorgunluktan bir koltuğa çöktüğüm sırada perakende bir gezici gelmiş, fuara özel aldığımız elemanlardan biri ilgileniyordu, bana bir şey sordu ben kalkmadan cevap verdim bizim çalışana, neymiş efendim ben niye ayağa kalkmamışım, müşteriye karşı ne saygısızlıkmış bu SANANE, BU FUAR SANA ÖZEL DEĞİL, demeyi çok isterdim; ama sustum.Yahu seninle ilgilenen var mı var, bu fuar sana hitap etmese bile; ama sen öyle bir memnuniyetsiz, karşındakini de öyle küçük görüyorsun ki...

   Ne kadar yorulduğumuz umurlarında olmadan, sanki tek görevimiz onları memnun etmekmiş gibi davranmaları beni öldürüyor, hayır efendim müşteri herzaman haklı değildir ve de merak ediyorum sabrımı taşıran ve standdan kovduğum ilk müşteri kim olacak.Lütfen ama lütfen alışveriş yaptığınız mağazalardaki satış personellerine kibar davranın, onlar size yardımcı olmak için oradalar, size köle olmak için değil.

   Son olarak sizlere patronum, heyet ve  dünya  güreş şampiyonumuz Rıza Kayaalp'in fotoğrafını ekliyorum.O kadar ürün arasında bizim koltuğumuzu beğendiğinden kendisine hediye ettik ve de bayrağımızı dalgalandırdığı için teşekkür ettik, fotoğraflar hep sosyal mecralardan, yoğunluktan çekemedik kendimiz:)İyi akşamlarınız olsun


11 Ekim 2017 Çarşamba

Hayat Hepimize Güzel Olsun

   'Hayat sana güzel be', dedi bana.O an kafamdan milyon tane şey geçti, ışık hızından daha hızlı olan bir şey bu, anlayamazsın.Gülümsedim ve 'hayat yaşamasını bilene güzel' dedim.

   Farkında mısınız hep başka insanların hayatına özenir, kendimizinkini beğenmeyiz.Büyüklerimiz komşunun tavuk bize kaz görünür demişler, doğru demişler valla.Kimin ne yaşadığını bilmeden, neler çektiğini bilmeden güzel görünen yanlarına özenir dururuz.Mesela ben, evet bazen surat asma huyum vardır, eskiden daha fazlaydı canım sıkkınsa etrafımdaki herkese zehir ederdim ortamları; lakin büyüdüm, şimdilerde kan kussam kızılcık şerbeti içtim diyorum.Müşterilerime, patronuma, etraftakilere gülümserim; çünkü bence artık ben profesyonelim:)Onlar da beni böyle görünce, hiçbir derdim tasam yok sanıyorlar.Mesela kafamı yastığa koyduğumda kaç bin tane şey düşünmüşüm, gözyaşlarımı farkettirmeden nasıl akıtmışım kimse bilmez.Bilmelerine de gerek yok zaten.



         İnsanlar görünene aldanıyorlar.Bu durum da sosyal medyanın da etkisi çok; çünkü herkes gülerken pozlar veriyor acayip eğleniyorlar:)Sosyal medya kullandığım zamanda da pek aktif değildim, yurtdışına çıktığımda fotoğraf atardım, arkadaşlarım yazardı yine, hayat sana güzel be, yaşıyosun bu hayatı kıskanıyoruz diye, ulan diyordum çalışıyorum ben burada elimde kocaman bir valiz tüm gün müşteri geziyorum, ama orasını kimse düşünmüyor tabi neden; çünkü ben geziyorum!Bir gülme tutuyordu beni böyle durumlarda, ben kadere isyanları oynarken birileri bana özeniyor, vay anasını sayın seyirciler.

Görünene aldanmamak lazım sevgili okurum.Hep başkasının hayatına özenmekle olmaz bu işler.Sait Faik demiş ki ,Dünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey üzgünüm Saitciğim bence kendini ve hayatını sevmekle başlayacak her şey.Oturup başkasının hayatına özenmek yerine, kendi hayatınızı inşa edin, ha olmazsa da en azından uğraşmış olursunuz:) 

Aynı fotoğrafta dediği gibi ' sadece arkanıza yaslanıp oturup beklemeyin, kendi geleceğinizi kendiniz yaratın'

6 Ekim 2017 Cuma

Öğrenci Oldum Beeen

    Herkese kocaman bir merhaba.Başlığım direk konuyu anlatıyor öğrenci oldum beeen.Hem de üniversiteden mezun olalı zaten 3 sene olmuştu.

    Aslında ben azimli bir öğrenci değilimdir, aman çalışayım, aman bir okul daha bitireyim kariyerime katkısı olsun diye düşüncem olmadı.Aslında üniversite zamanında bir düşündüm halkla ilişkiler okumayı; ama zor geldi sonrasında insan kaynakları uzmanlığı kursuna gitmiştim, ha bu arada ben sağlık kurumları yöneticiliği okudum 4 sene Afyonda.O zamanlar okuyayım demiştim; ama harç ödemek zor geldi bi.Ondan sonra İnegöl'e geldim, ilk sene kayıt olayım dedim; ama İnegölde bürosu yok Anadolu Üniversitesi'nin, Bursa merkeze gidip uğraşmaya üşendim.Her sene ygs ye gireyim diyorum başvuruları kaçırıyorum, geçen sene başvuracaktım açıköğretim fakültesine yine unuttum.Bu sene yine unutmuştum dün sevgili kahve yazı paylaşmış, yarın son gün demiş, yahu dedim daha erken değil mi zamanı var, sonra bir düşündüm ulan millet ilk döneme başladı zaten nesi erken diye, hemen siteye girdim ve şipşak internetten kaydımı yaptım, vesikalık fotoğraf eklememizi istemişler bilgisayarda ne arasın vesikalık, 2 sene önce fuarda çektirdiğim bol gülüşlü bir fotoğrafı ekledim oraya, ne yapayım yani.

   Bugün gittim taaa Bursa merkeze, yaptığım plana göre 12 ye 20 kala orada olacaktım, işim 10 dakika sürse, iyi iyi öğle arasından önce işlerim bitmiş iş yerine geri dönmüş olurdum.Oraya bir vardım, uuhh o da ne bu kalabalık ne, ne sorumsuz insanlar o kadar kişi neden son güne bırakmış yani bu kayıt işlerini hayret bir şey ya.Gittim sıra aldım önümde 75 kişi var, neyse dedim madem süre o kadar uzun zaten emniyette bir işim vardı buralarda bi emniyet müdürlüğü  bulayım en azından zaman geçsin.Gittim emniyete; lakin işimi çözemediler, nasıl olsa öğle arası işlem yapmazlar diye bir kahvaltı yapayım dedim oturdum yedim bi gittim tekrar büroya anaa bunlar öğle tatili yapmamış işlemler bitsin diye, benim sıram da geçmiş, oysaki hemen büronun yanındaydım kafede, neden bakmadım diye kendime kızdım tekrar sıra aldım bu kez önümde 105 kişi vardı, bir sinirlendim amaan dedim okuyacağım okula da, sonra bi sakinleştim, aklıma rüyam geldi.Geçen hafta bir rüya gördüm, tercih yapacakmışım, istediğim herhangi bir bölüme yerleşebiliyormuşum; ama bizimkiler illa Mersinde okuyacaksın diyorlar, tamam diyorum; ama okuyacak bölüm bulamıyorum vay efendim öğretmenlik okumam kpss var mühendis olmam şu var diye, paylaşım yapmayı düşündüğümde aklıma geldi rüyam.Geçen hafta da üniversiteden bir arkadaşımla konuşuyorum öğrenci olmayı özledim demiştim, tabi öğrencilikten kastım ders çalışmak değil, zaten okuldayken de ders çalışmazdım ben, sınav sabahı kalkar bakardım ve de sınavdan önce milleti dinlerdim.Bence en iyi çalışma taktiği sınavdan önce aşırı inek öğrencilerin yaptığı ders tekrarlarını dinlemek:D

   Neyse işte öğrenciliğe özlemim vardı diyorum; ama bu özlem aslında avareliğe.Okula git gel, para aileden ye gez iç, sorumluluk yok, senede gireceğin birkaç sınav amaaaan nedir ki.Nasıl hızlı gelişti ya dün bu saatlerde aklımda bile yokken şuan tekrar öğrenciyim, buradan tekrar teşekkür ediyorum  ve de takip edin diyorum Kahve Molası'nı.

Son söz: sınav bürosundakiler en kısa sürede fotoğrafımı değiştirmemi söylediler:D bir de 7 buçuğa kadar çalıştığım günlerden nefret ediyorum söyleyeceklerim bu kadar :)

4 Ekim 2017 Çarşamba

Bana Çocukluk Günlerimi Versinler

   Yaşlanıyorum sayın okuyucu; çünkü artık 'bizim zamanımızda! diye başlayan cümleler kurmaya başladım.Bizim zamanımızda çocuklar sokakta oynardı, annelerimiz eve çağırsa da duymazdan gelir ya da duyamayacağımız yerlere giderdikte duydu da gelmedi diye evde olay çıkmasın:)Şimdiler de ise durum tam tersi, bilgisayar başından kaldırılmaya çalışılıyor çocuklar.


Üzülüyorum, elimde değil üzülüyorum şimdi ki çocuklara; çünkü sokak kültüründen uzaktalar, sürekli ellerinde tablet, telefon.Susmaları için bir çözüm, yemek yemeleri için bir çözüm olarak gösteriliyor.'Benim oğlan pepeyi açmadan yemek yemiyor', annen sana nasıl yediriyordu zamanında acaba.Biz eskiden bilirdik haftasonları veya yaz tatillerinde, erken uyanırsak eğer çizgi film kuşağına yetişebileceğimizi bilirdik, kükreyen aslanla başlardı caaağnıım çizgi filmler.Ekranda gördük mü kilitlenirdik, bitene kadar da mahallede hiçbir çocuk sokağa çıkmazdı.
Çocukluk hayallerimden biri Tom ve Jerry deki biftekten yemekti; ama eve hiç öyle biftek gelmezdi,bizim kasapta hiç işten anlamıyor canıııımmm.Bir de Tolga abi ile Hugo vardı, bir kez bile izin vermemiştir annem aramama, çocukluk acımdır mesela:)
Bunlar bitti mi sokağa bir fırlayışımız var, sözleşmemize gerek yok; çünkü çizgi film kuşağı bitmiş artık anne kuşağı başlamıştır,  öyle bir koşardık ki...
Bizim mahallede kız çocuğu pek yoktu, çoğu da akrabamdı zateb küçük yerde yaşıyorduk.Mahallede tek tük kız vardı bizim yaşlarda olan 3 kişiydik.Biri amcamın kızı Seçil, yengem onu oyuncak süslü bir bebek gibi yetiştirirdi genelde o yüzden evde bebeklerle oyuncaklarla oynardı, Alev vardı komşunun kızı o da pek mızmız, mahallenin erkek fatması bendeniz:)Belimde boncuklu silahla savaş oyunlarından geri kalmazdım, çelik çomakta en çok uzağa ben atacam diye inletirdim ortalığı(atamadı), bir bilye oynamayı beceremezdim.Beceremiyorum bir de kızım diye Alev'in abisi benimle dalga geçerdi, aynı yaşta; ama farklı sınıflardaydık.O zamandan bir feministlik damarım var, ne o sadece erkekler mi yapabilir, erkek yaparsa ben de yaparım filan diye, bir de milletin içinde benimle dalga geçti diye intikam planları hazırlıyorum.

Tata ta taaam, bulduum.Buldum seni pislik diye gülmeye başladım.Kamış bitkisini bilirsiniz heralde, dedem bize sepet örmek için kamış toplamıştı bir yerlerden, ben de gittim buldum.Aldım yanıma bir bıçak ince ince sivri sivri parçalar haline getirdim.Başladım bir çukur kazmaya, öyle çok büyük değil bacağımın yarısını sığacak derinlikte.Kazma işlemi bitince o kamışları tek tek dikmeye başladım çukurun içine, sonra üzerine su döktüm bir de üzerine naylon poşetimsi bir şey koydum ki farkedilmesin.Geriye çocuğu yani Tolga'yı bu tarafa çekmek vardı.
Elimde dinamit var ooğğluuuumm sen mum san da üfle:)Kızdırdım onu peşimden koşmaya başladı, güya oyun oynuyoruz, görürsün oğlum sen, sen misin kızım diye benimle dalga geçen, erkek oyunlarında işi yok diyen, bir koşuyorum sanırsın maraton.Hazıraladığım tuzağa doğru gittim tam önüne geldim, bir kıvraklıkla atladım oradan; ama Tolga ah zavallı çocukk bacağını çukura teslim etti, tek bacağı çukurun içinde kamışların verdiği acıyla kendini yerden yere atıyor.Noooolduuuu süt çocuğuuuuu, ne oldu oğlan seni, gördün mü kız çocuğunu
Şuan hala gülüyorum, tamam yaptığım doğru bir davranış değildi; ama çok damarıma bastı ne yapayım.Meltem Sert'im oğlum ben sen hayırdır ya.Annesi uzun süre bizimle oynamasını yasakladı, aynı mahalledeydik, ben okul değiştirmiştim ortaokulda uzun bir süre görmedim, yıllar sonra gördüğümde çok yakışıklı bir çocuk olarak karşıma çıkması kaderin bir cilvesiydi  heralde:)

Ben anılarımdan sadece bir tanesini anlattım ve geçmişe gittim güldüm, özledim.Şimdiki çocukları düşünüyorum ne hatırlayacaklar acaba, bilgisayar oyununda şu levele kadar gelmiştim( hiçbiri de bir süper mario değil ha), tabletimin modeli şuydu filan.Tamam aileler artık sokaklara güvenmiyor, bir anlamda haklılar; ama bu kadar teknolojik bir çocukluk nedir ya, çocuklar anne babalarından çok telefon ekranını görüyorlar, ya hep beraber ayrı ayrı ekranlara bakıyorlar.
Çocukları bunlara alıştıranlar aileler.Valla herkes bir düşünsün derim.Eline telefonu veriyorlar, tableti veriyorlar sırf sussun diye, e malum aileler de hep telefonlarıyla ilgileniyor, sosyal medyasıymış bilmem nesiymiş.Bir karikatür vardı bulamadım, çocuğun her hareketinin fotoğrafını videosunu çeken bir anne baba ve sürekli telefonu gördüğü için anne babasının kafasını telefon ekranı olarak gören bir bebek.Evet her güzel anı yakalamak istiyorsunuz ona eyvallah ben de isterim herhalde; ama çocuğun yanında o kadar telefonla oynamak, çocuğun eğlencesine ortak olmak değil de onu sosyal medyaya yüklemeye çalışmak çocuğunuzu da itiyor.Çocuğum telefon tablet bağımlısı oldu diyorsunuz, neden acaba???Çocuklara çocukluklarını yaşatalım, bırakın sokak kültürünü yaşasınlar öğrensinler, ileride istemeseler bile zaten bu teknolojik dünyaya ayak uydurmak zorunda kalacaklar.Son olarak, KEŞKE dönebilsem o günlere, oooof offff

27 Eylül 2017 Çarşamba

Vazgeç Gönül

   Heyecan, güzel heyecanlar ne güzeldir öyle değil mi.Aklımız genelde aşka gidiyor heyecan deyince.Aşkla sınırlı değil tabi ki; ama kabul edelim en güzel heyecanlarımızdan biridir.Böyle kalbimiz bize ait bir parça değil de, bağımsızlığını ilan etmek isteyen bir eklenti gibi, sürekli dışarı dışarı kocaman kocaman atar.Bazen korkuyor insan hep böyle elim ayağım mı titreyecek diye; ama aslında korkumuz bunun tersine dönmesi olmalıymış, bilememişiz.

   İnsan birini sevince hep onun kalacak zanneder, aksini düşünmek tabi ki olmaz, olamaz yani; çünkü o olmazsa eğer işlevini yitirirdi beden, olamazdı yani ölmezdik yaşardık; ama aslında yaşayamazdık, daha doğrusu hissedebileceğimiz tek şey canımızın acısı olurdu.Yoksa sadece biz mi öyle düşünüyorduk ha ne dersiniz?Misal ben böyle kafamda hemen 80 yaşı kuruyordum, o zaman nasıl olacak, ne yapcaz diye; lakin ayrıldık..Hep sürecek sandığım şey bir anda tuzla buz olunca kanım çekildi sanmıştım, ellerim ayaklarım uyuşmuştu.Açlık hissetmiyordum mesela, üzerime bir ağırlık koymuşlar da ayağa kalkamıyor nefes alamıyordum, sürekli uyumak istiyordum, ki uyuyordum da.Birkaç gün boyunca uyanık olduğum saatler toplamda 10 u geçmemiştir, ilk kez o kadar uyuduğumu bilirim.Ama düşününce insanı ayrılıktan daha çok acıtan şeyin ne olduğunun farkına varıyorsunuz.Üzüntünün tek taraflı olması!Yani şöyle bazen karşılaşıyoruz, karşılıklı sevmenize rağmen bazı sebeplerden ötürü ayrılıyorsunuz, öyle olunca da üzülüyor insan; ama en azından o da seviyor diye teselli ediyor kendini; ama siz kendinizi harap ederken karşı tarafın sizi hiç umursamaması, işte tam orada bir şeyler saplanıyor insanın içine.İnsan kendini kandırılmış, kullanılmış, ihanet edilmiş hissediyor.Düşünsene o kadar güzel şeyi tek başına yaşamadın sen, o zaman neden, ne çabuk unuttu diye diye kendini yiyip bitiriyor insan.

   Düşünüyorsun, aslında bana kötü davranıyordu, beni artık önemsemiyordu, bana eskisi gibi bakmıyordu  diye; ama beynimizin oyunu bu ya, döne döne sadece güzel hatıraları anımsatıyor.Ooff Allah'ım  nidaları.Karar alıyorsunuz, tamam bitti, bir daha düşünmüyorum, yoluma devam etmeliyim diye, sonuç???İnsan içinde bitiremiyor, zaten en büyük meselemiz o, bir de sanki hep dönecekmiş gibi yaşamak, yaşamaya devam etmek, sonra dada da daaaan o başkalarıyla :)Yüreğe düşen yangının acısı oowww.Unutmak, içinde öldürmek istiyorsun; ama nasııl cevabını bilemiyorsun, aslında nefret etmek istiyorsun; çünkü zaten nefret başarısızlığa uğramış sevginin de tanımıymış; ama ??

   Yukarıdaki gönderiyi çok beğeniyorum, o kadar güzel demiş ki.Aslında tüm ayrılmış insanların yapmak istediği şey diyebilirim.Sonsuza kadar süreceğini düşündüğün aşkını tek kişilik yaşadığını farkettiğin an yapman gereken artık sevmeyi bırakıp içinde öldürmektir, valla nasıl yapacaksınız ben bilmiyorum,  insanlar da farklı farklı çünkü.Dilerim herkes yüreğindeki yangını söndürebilir; çünkü onunla yaşamak gerçekten de çok zor.



26 Eylül 2017 Salı

Onlarda-Bizde:)

   Selaaam son paylaşımım da kültür farklılığına değinmiştim, dün dedim ki neden bu konuda yazı yazmıyorum; ama tam yazacaktım ki telefonum donmaya başladı filan açılmadı bende el mahkum taptaze telefonumu garantiye yolladım, haha bi de yurt dışından getirtmiştim, isterse reklam olsun ama Apple'ın bu kurumsallığı, işini çözüvermesi olayı çok güzel!Arkadaşımın telefonunu aldım o da iPhone olduğundan aynen aktardım, bir iki aksaklık çıktı ilk kez whatsapp kurulamadı kişiler gitti filan bayağı uğraştırdı beni gece.7 senedir kullanıyorum sayısız aktarım yaptım hiç karşılaşmamıştım; aman olsun ya ne yapayım bir daha indiririm, ay bu telefon yazısı oluverdi sanki tamam hemen bırakıyorum.

   Kültür demiştim kültür farklılığı, önceki gün evde otururken birden gittim harici hafızayı getirdim eski fotoğraflara bakmaya başladım.Karşıma 2014 klasörlerim çıktı bir baktım Amerika!Ah Amerika ahhh.New York'u görmek istiyordum; ama kalacak yerim yoktu orada ve inanaılmaz pahalı aynı derece de güvensizdi, o yüzden Amerikalı bir arkadaşımda kalacaktım.Gideceğim gün annesi benim için yemek verecekmiş öyle söyledi.E şimdi burada ne beklersin, sofralar kurulur donatılır maa aile sofraya oturulur falan filan, dakika 1  gol 1 baknız.

Onların deyimiyle barbekü yapıldı, herkes tabağına masadakilerden aldı ve bahçeye dağıldı, enjoy!Ertesi gün yürüyüş yapmak için ormanımsı bir parka gittik,arkadaşımın da köpeği bizimle tabiki.Her yerde sadece insanlar için değil hayvanlar için de suluk vardı.
   Eskiden bu amerikalıları donuk suratsız zannederdim, lakin yürürken neredeyse herkesle selamlaşılıyor ve ayaküstü sohbet ediliyordu, kimse kimseye hooop ne baktın birader demiyordu, hatta bakınız bu ablamız böyle gezerek bronzlaşmaya çalışıyordu, göl deniz filan yoktu yani, kimse de laf atmadı benim gördüğüm kadarıyla.Biz de kısa etek giyince darp edilir, küfür edilir, üstüne haksız çıkarılır, aranıyor denilir, hatta bazı şehirlerde bayan otobüsü diye pembe otobüs seferi başlattılar, normale binene aranıyor muamelesi yapılmaya başlandı bile, tacize uğrayınca pembe otobüse binseydin derler artık, ha bi de 5 ten sonra da çalışmıyor o otobüsler haa, mesajı aldınız mı 5 ten sonra sokağa çıkmak yok kadınlar ona göre.
Bir akşam içecekleri yiyecekleri yüklendik gittik bir araziye marshmallow partisi yapıp ateşe doğru sohbetler ediyoruz:)
Hani bizde bisküvi arası lokum oluyor ya, onlarda da marshmallow ateşe tutulup eritiliyor biraz, bisküvi üzerine çikolata üzerine marshmallow ahanda parti.

Bu arada çok güzel bir akşamdı çünkü aranizinin her tarafını ateş böcekleri ışıl ışıl etmişti:)Ertesi gün tüm aile şarap tatmaya gittik mesela ve gittiğimiz her bir dükkandan en az bir kasa şarap alındı ki en az 10 yer dolaştık, o kadar şarabı ne yapıyorsnuz lan diye soramadım; çünkü bizim çay içtiğimiz gibi onlar keyiflik şarap içiyorlar.

Ama ne var arkadaşlar biliyor musunuz, biz orayı metropol hep bina olarak düşünüyoruz ya hani, yeşile o kadar saygıları var ki, şehir içinde bile mutlaka kocaman parkları var ve buna önem veriyorlar, bizim gibi otel dikmek adına ormanları yakıp yıkmıyorlar.
Dikkat ettiğim bir şey daha var, onlar da bayraklarını çok seviyorlar.Bazen yurtdşına gittiğimde buranın bayrağı nerede diye bakınıyorum; çünkü hiç bir yerde olmuyor; ama Amerikada nerede her yerde, evde mezarda bayrak var,ha bayraklarının deseninden şort yapıp giyiyorlar o bana doğru gelmşyor; ama bayrak sevgisi güzel bence, ben de bayrağımızı çok severim ne bileyim.
Görüyorsunuz mezarda her kişinin başucunda bayrak var.Oralarda Türk bayrağı görünce de pek bi sevindim:)

Ay biraz gezi yazısına dönmeye başladı sanki:)En iyisi burada bırakayım, görüyoruz işte her ülkenin her şehrin her ailenin kültürü farklı, saygı duymak lazım, duymayanlara bu fotoğrafı armağan edelim:)

Bir ara da Amerika gezi yazısı yazayım bari:) Hadeyin görüşürüük.

23 Eylül 2017 Cumartesi

Gııybeeet

  Nur (24/15) “Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç) tur.”

Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.” (Hucurat Suresi, 12)


 Eveeet anlayacağınız üzere bugünkü konumuz gıybet!Hani günlerde sohbetlerde, komşuda sokakta, her durumda yapılıp çoğu kişinin vazgeçemediği o illet hastalık var ya hani, o.

   Şüphesiz ki hiç birimiz günahsız değiliz.Tabiki ben de dahilim buna, lütfen ya:)Günahlarım, üstüne zırlamalarım hatta tövbe edip bir daha yapmışlığım da var yani.Gururlanmıyorum şuan yazarken; ama insanız işte ne yapalım.Hayat uzun bir yol, sınavlarla dolu bazılarını geçip bazılarındansa kalıyoruz.Hepimiz yanlışlara düşüyoruz, öğreniyoruz büyüyoruz.Kim kimi yargılayabilir ki, yani bu hakka kim sahip,HİÇKİMSE!Evet hiçkimsenin başkasını yargılamaya hakkı yok; ama herkes konuşurken bay ve bayan mükemmel, hele kalabalıkta kınadıklarını tenhada yapmaları yokmu ay Allahım öldürüyor beni.

   Önceleri inanılmaz takar, kendimi mutsuz eder ağlar dururdum.Özellikle İnegöl'e geldikten sonra çok karşılaştım.Konuşup muhattap olduğum çoğu kişi için şimdilerde keşke hiç konuşmasaymışım diyorum.Yapımdan kaynaklı sıcakkanlı bir insanım, konuşurken el kol hareketlerimi jest ve mimiklerimi çok kullanırım, biraz da ailemin beni cesur yetiştirmesinden kaynaklı her ortamda kendime söz hakkı yaratırım, cinsiyetçi gözlerim yoktur, yani yokTU.Konuşurken karşımdakine 'erkek' gözü ile bakmam.Sırf bu sebepler bile gıybet dönmesine yetti, yani bana göre gayet normal olan şeyler burada karşıma ayıp diye çıktı.Uyarıldım; ama bana saçma geliyordu, yok yaa abartıyorsun; ama o benim babam yaşında, ay çok iyi bir kadın dedim durdum, iyi halt ettim.Düşünüyorum farklı bir ülkeden de gelmedim yani, ha gıybet Hatayda yok mu orada da var tabi; ama neden yani neden, bu insanlar bu kadar mı işsiz ya da ah almaktan hiç mi korkmuyorlar, kimse kendi hayatını sorgulamıyor mu ne yani.

   Uzun zamandır bu tip muhabbetlere dahil olmamak için uzak duruyorum insanlardan.Bir arkadaş grubum var onlar dışında kimse ile muhattap olmuyorum pek, hayır yabani filan değilim, çok taktığımdan da değil, sonuçta o insanlar benim karnımı doyurmuyor, ailem değiller sadece ne oldu muhabbeti kestim ya da minimuma indirdim diyelim.Aşık Veysel çok güzel bir şey demiş  bununla ilgili 'inan kastım sana değil, cahille muhabbeti kestim' diye, ne güzel demiş değil mi.İnanın kafam daha rahat benim, kimse ile ilgili bir şey duymuyorum, benim arkamdan söylenenler bana gelmiyor, kulak kapatıyorum diye yapılmıyor demiyorum; ama ne yapayım yani engellenemiyor, bari benden uzakta olsun,ha bir de şeye hastayım, Melteem seninle ilgili şunu şunu dediler, eee o arada sen ne yaptın, sustun dinledin mi ya da söylenmesine izin mi verdin, o zaman senin de bir farkın yok onlardan benim, için.Bir kere eğer bunu size söyleyebiliyorsa eğer samimiyetine güvenmeyin, sizi destekliyor olsa konuşulmasına izin vermez, hatta bir şey dyim mi o da katılmıştır  gıybete, yani gelip size anlattığı için ayy canım arkadaşıımmm demeyin oki,?

   Aaa durun durun gitmeyin son tespiti de söyliyim.Arkanızdan laf döndürüp sizi sürekli eleştirenler varya hani, içten içe aslında fırsatı olsa sizin gibi olmak isteyenlerdir.Tamam o kadardı şimdi dağılabilirsiniz.

  ya İrem Derici Gıybet şarkısını çok güzel söylemiş bence; ama sadece onun olduğu video bulamadım :S O yüzden zaman varsa dinleyin izleyin işte tüm performansını, çüss



20 Eylül 2017 Çarşamba

Hayır Duası Şart

   Benim malım kıymetlidir sevgili arkadaşlar.Malıma zarar gelince çok üzülürüm, mesela hayvanın biri arabamı çizmiş, bariz çizmiş yani anahtarıyla dün, karşıma çıksa gözünü oyarım o derece yani.Şimdi anlatacaklarım da araba mevzusundan başlıyor.

   Geçen hafta ufak bir kaza atlattım, kazayı da ben yapmadım yalnız, yan tarafta oturuyordum.Bir şey olduğundan değil; ama korktum, üzüldüm.Bende pek bir şey yoktu; ama karşı tarafta az bir şey vardı.Kendisi de komşum.Ben üzüldüm; ama kendisi gayet güler yüzlüydü.Bir de şöyle  bir şey var, araç kendinin değil şirket aracı ve yeni.Bundan önce şirket ona başka bir araba vermıştı, başka bir komşumuzun kış günü kar lastiği olmadığı için arabası kaymış komşunun kapısını içeri göçerttiği gibi camını da paramparça etmişti.Bir iki ay önce de şimdiki sıfır aracı verdiler, o da işte bana denk geldi, acaba komşunun şirkette mi bir uğursuzluk var?Bi okuyup üflesinler bence.Neyse işte sözleştik, bir saat sonra çalıştığı yere gidecektim orada halledecektik kendi aramızda, yanımda para olmadığı için bankamatiğe gittim bu seferde kartımı yuttu makine aaa bu ne ya diye çemkirdim, ne lanet bir gün.Yetkiliye haber verdim de geri alabildim kartımı.Komşunun iş yerini bilmiyorum, konum attırdım navigasyonun gerizekalılığı tuttu sanki, tepeler aştım resmen bulabilmek için.

  En sonunda konuştuk anlaştık filan ofisime döneyim dedim, tam yol ayrımına girdim neyse ya fabrikaya gideyim dedim arabayı çevirdim, yaşlı bi amca bana el etti yol ortasında.Allahımm yoksa derviş mi, o kadar aksilik üzerine, hayır duası da lazım heee.Durdum elinde kocaman bir hortum rulosu vardı, kızım beni alır mısın dedi, tabi amca dedim, yerleştirdim eşyasını bagaja ,bindi arabaya. Benim fabrikada şehir dışında en fazla oraya kadardır diye düşündüm, nereye gidiyorsun amca dedim, bir yer söyledi ahaa dedim napcam şimdi gidiş geliş yaklaşık 40 dakika sürer.Neyse dedim yapacak bir şey yok aldım artık 84 yaşında adam.Amca dedim nasıl geldin, otobüs yok mu sizin oraya, var diyor akşam 7 de, daha saatin 1i bile değildi, yoook artık bee bu ne.Amca da çok yol gittiğimden rahatsız oldu heralde kızım ben burada ineyim yavaş yavaş yürürüm geldik zaten dedi, yok ya dedim geldik o kadar eve kadar götüreyim, bu cümleyi kurduktan sonra araba ile olmama rağmen 10 dakika yol gittim, amca o yaşlı haliyle nasıl yüreyecekti ne kadar sürecekti bilmem.Amcayı bıraktım eşi çıktı kapıya karı koca bana nasıl güzel dualar ediyorlar, bir de illa bir şeyler ye iç diyorlar, yok diyorum işe gitmem lazım, saat olmuş 1 ben daha işe gidememişim,
o kadar mutlu oldum ki aslında böyle küçük iyilikler de mutlu ediyor bir kez daha gördüm.

   Olanları anlatıyorum fabrikada sen deli misin diyorlar niye alıyorsun arabana ya sana bir şey yapsaydı.Ne kadar üzücü bir durum değil mi, başına bir iş gelecek diye iyilik yapmaya bile çekiniyor insan.Ben durdum çünkü amca çok yaşlıydı ve elleri dolu olduğundan zor yürüyordu, genç olsa ben de alamazdım; çünkü korkardım, bana bir şey yapar mı diye, kadın olsun erkek olsun farketmezdi yani.Eskileri düşündüm, yaşadığım yeri, okula hiç yürümezdim; çünkü mutlaka biri durur alırdı arabaya, tabi tanırdım bi de hepsini, hiç korkmaz aksine mutlu olurdum, şimdiyse görüyorsunuz işte.Son söze geliyorum sakınılan göze çöp batarmış, ben sakınmıyorum; ama emek ettim, her şeyimden kıstım helal kazancımla araba aldım, hayvanın birinin gelip arabamı çizmiş olması sinirlerimi hoplattı, helal etmiyorum, keyfi yaptığı o şey ondan çıkacak biliyorum, Allah'a havale ettim her zaman en iyisi bu.Sendromsuz haftalar :)



 

12 Eylül 2017 Salı

Sen mi Geldin Soğuk Hava

   Hazır değilim sayın okuyucu, asla ve asla soğuk havaların gelmesine hazır değilim.İlk şoku 10 günlük bayram tatili dönüşünde yaşadım.Akdenizin bağrından çıkıp geldiğim gün Allahım bu ne soğuk diye şoka girdim.İlk iş günü ofise girdim, bi çıktım her yer karanlık, rüzgar şiddetli esiyor, arabaya varana kadar havalanıcam sandım, hayır hayır hayır ben buna hazır değilim.

   Ah benim yazlık güzel dolabım.Turuncular, sarılar, yeşiller.Giydikçe enerjimin yükseldiği patlak renkli elbiseler, etekler.Tüm bunları bırakıp, bizi doldurulmuş bağırsağa benzeten kotlarımı giymeye hazır değilim.Siyah rengi, koyu rengi sevmediğimden değil evet kış aylarında da rengarenk giyinebiliriz aslında; ama soğuk hava deyince aklıma koyu renk kazaklar botlar geliyor ve ben  bunu sevmiyorum.Düşünsenize incecik tişörtler tek parça elbiseler gidiyor ve yerlerine, of Allahım söyleyemicem ürpertiyor soğuk hava düşüncesi.Az evvel ağaçlıklı bir yoldan geçiyordum, yapraklar üzerime üzerime geldi, hem de sarı sarı bu ne demek biliyor musunuz, kuşlar gitti yeşil ağaçlar sarardı hoop sonbahar ardından kış, bari her yerde çam olsa da en azından yeşillik görsek, sahi siz çamların ve kozalakların öyküsünü biliyor musunuz?Bilmiyorsanız dikkatle okuyun bakalım

   Eskiden Kibele diye bir tanrıça varmış.Anadoluda yüzyıllarca inanılmış, tapınılmıştır da, Zeus'un da annesidir üstelik.Kibele heykeli ülkemizde de fazlasıyla vardır, bunlardan biri cağğnım memleketim Hataydadır.

''Kybele; yontularında (heykellerinde) yapılı bir kadın biçimi temsil edilmektedir. Yapılı oluşu: onun doğurganlığını simgeler. Ana tanrıça, her zaman, doğuma hazır, büyük karınlı bir kadın biçiminde gösterilmiştir. Bazı heykellerinde ise, başında kule biçiminde bir taç görülür. Bu kulelerin sayılarına göre, tanrıçanın korumasında bulunan kent sayısı temsil ediliyormuş. Zaman zaman da, elinde bir anahtarlıkla görülür. Bu, onun bağrında sakladığı hazinelerin anahtarıdır. O, yazın, bu hazineyi açarak, bol bol verirdi bağrından.''
Neyse biz dönelim öykümüze.Kibele günün birinde Frigyalı  aşırı yakışıklı Attis'e aşık olur, bunu ona söylemez.Kendi tapınağını ona emanet eder tek bir şartı vardır, sonsuza kadar bakir kalacaktır, Attis bunu kabul eder; lakin bir gün bir ölümlüye aşık olur bizim genç oğlan.Attis verdiği sözü unutmuştur, düğün dernek kurulur.Kibele tüm ihtişam ve güzelliğini gözler önüne sererek düğüne gider, o an Attis verdiği sözü hatırlar ve vicdan azabıyla yanarken erkeklik organını keser.Toprağa akan kanlardan menekşeler biter.Attis bu yaptığının yeterli olmadığını düşünüp kendini öldürmek ister; ama bizim Tanrıça gence olan aşkından ona kıyamaz ve onu bir çam ağacına dönüştürüverir.Çam kozalakları da Attis's simgeler.Bu arada sonrasında da moda olmuş kendini hadım edip tanrıçaya adamak:) Görmek isterseniz eğer tapınaklardan biri  Eskişehir-Sivrihisar  ilçesi yakınlarında.Daha fazla bilgi almak isterseniz, http://tarihinizinde.com/kybele-ana-tanrica/
 adresini ziyaret edebilirsiniz.

Uzatmadan asıl meseleme döneyim, soğuk sevmiyorum ben Akdenizliyim.Uludağ'a çıktığında soğuktan ağlayan bir insandan bahsediyoruz yani benden.Ben kızgın kumlardan  sıcak sulara atlayan bir insan evladıyım, o yüzden yaz kalmalı hep.Umurumda değil bunaltıcı sıcaklar, evet sıcaklarda çalışan insanları düşündükçe üzülüyorum; ama soğuk buz gibi havalarda çalışmalarından, o havada insanların hayvanların sokakta kalmasından iyidir bence.Evet biliyorum kaçınılmaz son bu kış geliyor; ama yine söylüyorum ben cıvıl cıvıl dolabımı boşaltmaya hazır değiliiiiiim.

7 Eylül 2017 Perşembe

En Gerçeklerden

   Siyasi şeyler, yazacağım en son şeyler arasındaydı; ama bir gerçeği yazma zorunluluğu hissettim.Hangi partiyi desteklersek destekleyelim,ister sağ ister sol yanlısı olalım, kesin bir gerçek vardır ki o da bu ülkenin kurucusu MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'tür.

   Bazı sivri zekalılar amaaan Atatürk tek başına mı kurtardı bu ülkeyi diye ortalıkta viyaklıyorlar. Evet tabi ki tek başına değildi, Türküyle, Kürtüyle, Lazıyla hep beraber savaşıldı, kimse ayrıştırılmadan bunu da es geçmeyelim; ama yine aynı sivri zekalılar benim padişahım şurayı burayı fethetti diye ortalıkta dolaşırken neden halkı es geçiyor hala anlamış değilim, padişahınız tek başına mı fethetti aloo.

    Ülkenin kurucusunun kim olduğu gayet açıkken neden bu gerçek bazılarına batıyor?Hayır kalkmış üç beş sarhoş bu ülkeyi kurdu diyor.Bre hayvan o 3 5 kişi diyelim ki sarhoş kafayla kurdu, sen düşün sarhoşken CUMHURİYET'i  ülkeyi kuranlar ayık kafa ile neler yapardı, yani her durumda aslında ezmeye çalıştıklarını farketmeden yüceltiyosun.Mustafa Kemal Atatürk hiçbir siyasi partinin malzemesi değildir.Cumhurbaşkanı, başbakan,bakan hepsi geçici, onların yerine hep yenileri gelecek; ama değişmeyecek bir şey var o da bu ülkenin kurucusunun kim olduğudur, en gerçek şeylerden biri de budur.

   Şunun farkına varalım bu ülke hepimizin.Hepimizin büyüklerinin teri ve kanı var  bu topraklarda.Partiler kapışsın, başa gelmeye çalışsın ona lafım yok; ama Mustafa Kemal' e laf eden inkar eden hainden başka bir şey değildir benim için.Saygılar...

 

22 Ağustos 2017 Salı

Kıt mısınız

      Şu yapacağım paylaşımdan sonra beni sosyal medyaya takık biri gibi görebilirsiniz.Değilim kesinlikle değilim; ama bazı insanlar gözüme çok g...zekalı görünüyor ne yapayım.Ben böyle g... yazınca ayıplığı ortadan kalkıyormuş:) Yani siz anlayacaksınız; ama ben kötü bir şey yazmamış olacakmışım o da ayrı  mesele işte.


   Malum öyle bir devire geldik ki, doğmamış bebeğin, kedinin köpeğin bile sosyal medya hesabı var.Dalga geçmiyorum bakınız;


Şu iki köpekçiğin birinin takipçi sayısı 254 bin, ötekinin 50bin.Şaka filan yapmıyorum.Tamam sahiplerinin Nick Bateman olmasının da etkisi büyük( Nick bu yaz Türkiye'ye geldiğinde Türk erkekleri bi sürü paylaşım yapmıştı, beyler sokağa çıkmayın Nick burda, kimse değerimizi anlamaz diye).Tamam ona da bir şey demiyorum, yani kısmen demiyorum; ama köpekler için açılan fan sayfalarına ne demeli?

   Şu fanları da ayrı ele almak istiyorum.Ünlülerimiz var tabi milyon tane, mesela bir dizi başlıyor oradakiler hemen bi meşhurlaşıyor sonra bakıyorsun her bir karakter için en az 5 tane fan sayfası açılmış o da yetmiyor dizide kim kime aşıksa onlar için ortak fan sayfası açılıyor.Ünlülerin fanları kendi aralarında kavga ediyor, hakaretler havada uçuşuyor.Son zamanlarda 'mom' lar çoğaldı, mercimek kadar bebelerinin fotoğraflarını paylaşıyorlar mesele ona tamam; lakin o bebeye de fan sayfaları açılıyor.Yapmayın gözünüzü seveyim arkadaşlar, birini seversiniz takip edersiniz sonuna kadar eyvallahta, işsiz misiniz nesiniz yahu fan sayfaları açıp yok lütfen bir yorum, lütfeeen beğeni diye yalvarıyorsunuz, kıt mısınız, eksik misiniz nesiniz yahu.Ulan insan anası babası sevgi göstermeyince beni sev diye o kadar zırlamıyor.Ben bunun artık bir hastalık olduğunu düşünüyorum, psikolojik rahatsızlık.

   Sosyal medya kullandığım zamanlar gördükçe gıcık oluyordum.Bir insan neden bu kadar işsiz olur diye düşünüyordum, eksikliği ne ki acaba, hoş hala düşünüyorum; ama en azından artık görmüyorum.Yine saydırdım bir sürü :)Ha bu arada eklediğim fotoğrafı arkadaşımın sosyal medya hesabından ekledim :D Esen kalın!

18 Ağustos 2017 Cuma

Eğitim Şart

   Eveet bugünün konusu bir eksikliğimiz üzerine.Bu kez yanıltmadım direk başlıktan anlayacaksınız eğitilmesi öğretilmesi gereken bir şey, tuvalet temizliği!Ne diyor Cem Yılmaz abimiz EĞİTİM ŞART!

   Bu yazıyı yazmaya beni ortak kullanım alanlarının(TUVALET) pisliği zorladı.Erkek tuvaletlerini bilemiyorum o yüzden yorum yapamayacağım; ama yahu hemcinslerim nasıl bu kadar pislik olabilir diye düşünmeden edemiyorum çoğu zaman.Hele hele ortamlarda kendisinden daha çıt kırıldım, nazik, görgülü olmayan insan evladı, o peçeteleri çekip çekip yerlere atmak nedir gözünü sevdiğim.

En büyük sorunsalımızdan biri sifonu çekmemek.Bakın ne diyor bu sifon çekmeme durumu için bir görevilimiz.

   Anlamıyorum cidden bir sifona basmak ne kadar zor olabilir.İlk kez Paristeki havaalanında karşılaştığım; ama çok beğendiğim bir sistemden bahsedeyim size.Kapıyı kapadığınızda arkanızdan otomatik kilitleniyor ve siz sifona basana kadar kilitli kalıyor!Böyle şeyleri düşünmek bile utanç verici olsa da malesef gerçekler bunlar.SİFONA BASMAK ELİNİZDE diye bir kampanyamı başlatalım.Çocukluktan piyano kursuna Kuran kursuna, dil kursuna bilmem ne kursuna gönderiliyor çocuklarımız.Bunlardan önce vermeniz gereken eğitimi tamamladınız mı ben ona bakarım.Böyle şeyler aileden gelir, eğitim verilir, peki neden üzerinde durmuyoruz.

   Utanıyorum, iğreniyorum bu pislikten.Dün çok bunaldığımdan elimi yüzümü yıkmaya gittim.Kapıyı açmamla dehşete düşmem bir oldu.Yerlerde o kadar fazla kağıt peçete vardı ki, çekip çekip atmışlar, musluklar açık yerler ıslak.O sırada temizlik görevlisi geldi yüzüne bakamadım.O kadın temizleyecek oraları, evet bu onun işi bundan para kazanıyor; ama arkanızı toplayan biri var diye bu kadar çirkin kullanmak hoş mu?


   Bakın bu fotoğraf  Koredeki bir okuldan, temizlik yapanlar da öğrenciler.Tüm öğrencileri kapsayan bir program düzenleniyor ve bu şekilde tuvaletten sınıfa okulun her yanını öğrenciler temizliyor, sizce neden???

   Çocuklarınızın okulunda çok başarılı olması için yaptığınız hırs kadar lütfen insani eğitimleri konusunda da hırslanın, belki de bu şekilde ilerideki yıllarda şimdikinden çok daha farklı bir durumda oluruz, HER KONUDA.



15 Ağustos 2017 Salı

Sosyal Medya Görgüsüzlüğü

   Merhaba sevgili okuyucu.Bugün size neden tüm sosyal medya hesaplarımı kapattığımı anlatacağım.Ben ki ilk zamanlardan beri aktif bir şekilde sosyal medya kullananlardanım.Lise sondayken facebook çıkmıştı, birden patlamıştı bir şiddet bir heyecan.O zamanlar herkesin kameralı telefonu yoktu, olanlar milletin fotoğrafını çeke çeke bir hal olmuştu, işte tee o zamanlardan beri kullanırdım facebook.

   Facebook bir süre sonra sıkmaya başladı neden; çünkü internet her eve girmiş, artık amcalarımız teyzelerimiz bile facebbok kullanır olmuştu.O sıralarda da artık herkes ilişki durumu paylaşmak için bile facebook kullanırdı:) Artık çok kullanmamaya başladığım zamanlarda snapchat ve instagram rengini belli etmeye başladı.Üniversite 3 te yeni favorim bunlardı artık, herkes bilmiyordu bu uygulamaları paylaşımlarını yedi sülalen görmüyordu.Aynı zamanda facebook hesabım aktifti; ama yakın çevrem instagramı keşfedince ve bizim köyün tamamı benim facebookta arkadaşım olunca artık facebooku kapama vakti geldi dedm ve kapadım 2 sene önce.Snapchati sırf arkadşlarıma salak salak fotoğraf atmak için kullanıyordum neden çünkü 5 saniye sonra silinir şekilde ayarlamıştım, güleceklerdi ve bitecekti.Kuzenim ve arkadaşımın zoru ile swarm açtım bir ara; ama bana çok saçma geldi.Bir yere gidiyorsun yer bildirimi yapıyorsun ordaki herkes seni görebiliyor ekliyorlar, bana bi çeşit çöpçatanlık şeysş gibi geldiğinden 2 ay kadar kullanıp kapadım.

   Herkes yavaştan instagramı keşfetti, bi de instagram özellik getrdikçe getirdi ve insanlar cılkını çıkarmaya başladı taaamaaam dedim.İnstagram çıktı çıkalı sanki aile fertleri birbirini çok sevmye başladı sanki, babası istese bir bardak su vermez; ama instagramda babişkomla deniz keyfisi, canım anneciğimle gün toplantısı gibi paylaşımlar gelmeye başladı.Kavga ettiklerine şahit olduğum arkadşım 2 dakika sonra kocasıyla fotoğrafını paylaşıyor, kocası ise her şeyim yazıyor.Lan ne yapıyorsunuz diye geçiriyorum içimden.Ay bir de dışarıda bir yerde çaya yemeğe gitmeyiversinler..Gelen yemeğin 10 açıdan fotoğrafı çekiliyor, yemek ortadayken masadakilerle yanak yanağa filan fotoğraflar, yemek soğudu alooooo.Yahu ben iş için aktif bir şeklide yurtdışına gidiyorum, onda bile bi kolaj yapıyordum arka arkaya 80 tane fotoğraf paylaşmamak için.Adam mahalledeki çay bahçesinde tuvalette 20 tane fotoğraf çekiyor, muhabbet desen fotoğraf çekiminden az.

   Böyle böyle instagramdan da soğudum, ay dedim insanların görgüsüzlüklerini, mış gibi fotolarını çekemicem ve pat diye kapadım.Kimin ne yaptığını bilmiyorum arayıp sormadıkça, zaten benim hesap açıkken de ben pek paylaşım yapmazdım o yüzden insanlar ne yaptığımı bilmezdi.Şimdi arayıp sorarlarsa öğrenirler, gereksizler zaten bilmesin amaaannn

 

11 Ağustos 2017 Cuma

YAŞASIN TEKNOLOJİ

   Herkese benden selam olsun, biraz meltemli olsun da şu boğucu sıcak havayı dağıtsın.Biraz sıcaklar biraz yoğunluk, az da bahane ile yazma işine ara verdiğimin farkındayım.Öf evet farkındayım son birkaç paylaşımımda da bu cümle var.Tembellik yapmayacağım, yani tamam sanki:)

   Neyse efendim, ben aslında biraz alaturka bir insanım.Başlığa bakınca yanlış yazdığımı düşünüyor olabilirsiniz; ama değil.Okuyanlar bilir en yakın arkadaşımla aramızda geçen bir diyalogu paylaşmıştım şurada.Vay efendim beni sevmiyorsun da filan, mektup yazayım diye dalga geçtim olur dedi.Bir kez yazdığım bir mektupa aşırı takılmıştı.Hemen o mektup olayını anlatayım, üniversite son sınıfta artık valizler kapanırken en sevdiğim arkadaşlarıma birer mektup yazdım ve valizlerdeki eşyalarının arasına sakladım, hepsi eve gittiğinde zırlaya zırlaya mektuplarımı okumuşlar.Ne zırlıyosunuz di mi, 4 senenin sonunda benden beklediğiniz sevgi gösterisini yaptım, ha uzaktan mektupla; ama olsun zaten başka türlüsünü yapamazdım.Neyse işte dedim hadi arkadaşımın gönlünü yapayım yazdım bir mektup, tabi ki kırtasiyeye gitmeye üşendiğimden temiz bir A4 e yazdım, yani ben de isterdim renkli kokulu kağıtlara yazmayı; ama kısmet değilmiş, neyse işte bitirdim mektubumu , rujumu sürüp koyu bir öpücükte kondurdum:) Zarf olarakta şirketin zarflarınından birini kullandım bayağı uzun fatura zarflarından işte, neyse ki arada logosuz zarflar çıkıyor da onu kullandım:)Kargolasam diye düşündüm, sonra neyse efendim dedim her şey usulüne göre olsun verdim postaneye 1 gün 2 gün 3, 5 , 10 gün oldu hala ulaşmamış.E mektup yazdım ya bir heyecan teşekkkür filan bekliyorum cııks.Üçüncü haftaya girerken artık bir mesaj geldi.Bayağı bir duygulanmış arkadaş, ben de hemen yazıyorum dedi cevap dedim gerek yok, olmaz dedi, iyi dedim illa yazacaksan kargoya ver bence, yok dedi usulüne uygun olsun.Yazmış postalamış sürekli soruyor geldi mi diye, yook.O da bi 3 haftayı buldu :D Bu kez de o duygusallaştırdı.

   Ya tamam mektup güzel, alaturka hoş emek istiyor; ama yani sevgilime yazsam ne olacak.Düşünsene kavga ediyoruz, mektup gelene kadar kavga sebebibi unuturum e sinirim geçer , kavganın hakkını veremem ya saçma işte.Şuan telefonda 5 dk geç cevap yazınca olay çıkarıyor insanlarKargo yine bi derece genelde ertesi gün ya da bir sonraki gün geliyor; ama mektup abooowww.Gözünü sevdiğimin teknolojisi, mesaj atıyosun şaaak orda, özlüyorsun ( merak ediyorsun nerede ne yapıyor diye) görüntülü arıyorsun.Valla şu telefon nimet ya, her ne kadar bazen kapatıp kimseye cevap vermek istemesem de.Arada internetimi kapatıp birkaç saatte açmıyorum; ama olsun onu canım istediği zaman yapıyorum, ulaşmak istediğimde telefonun intenetin olması bir harika!








3 Ağustos 2017 Perşembe

Astrolog Abi ve Ablalarımızdan İnciler

   Bugün kendimi anlatmayacağım benim yerime astrolog abi ve ablaların yazdıklarını kopyalıyorum.Benimki bire bir uyuyor, aranızda Yay olan var mı?Olmayanlar için birkaç burç daha ekleyeceğim, gerçekten burcumuzun üzerimizde etkisi var sanırım, ciddiye mi almalıyız ne!

Yönetici Gezegeni: Jupiter 
Karakterim
Bir zaman makinesi yapıp 1913 yılına, Amerika’nın kuzeydoğusuna, Massachusetts’a gittiğimizi hayal edin, Eleanor H. Porter küçük tahta kulübe evinde oturmuş, Pollyanna’yı yazdığına şahit olduğunuzu hayal edin. Eşsiz bir görüntü!
Elenor’a usulca sokulup “Sevgili, Elenor. Tanrı aşkına bu Pollyanna’nın burcu Yay mı?” diye sorduğunuzda, usulca “Evet.. üstelik, yükseleni de Yay” dediğini duyacaksınız.
Pollyanna olmak her zaman iyi midir? Hayır değildir, belki de sık sık yara almaya açık olmanızın nedeni olaylara karşı iyimser tavrınızdır. İnsanlara karşı sonsuz inancınız yüzünden yarı yolda bırakılmış olmanız mümkün değil mi?
Hem ne çabuk size yapılan haksızlıkları unutabiliyorsunuz, hayret! Durun ve kendinize gelin, siz İsa değilsiniz size tokat atana yüzünüzün diğer yarısını çeviresiniz. Tokat yediğinizde siz de atmaktan çekinmeyin! Ya da siz Mevlana mısınız –ki “Ne olursan ol, gel” diyesiniz.
İyi olmanızda, iyimser olmanızda hiçbir sakınca yok. Belki de yapmanız gereken şey etrafınızdaki insanların siz kadar iyi niyetli olup olmadığını denetlemektir. Fakat siz de haklısınız, hayaldeki prens olsa da, gönül haydutları sever.
Sırada Başak var.
Yönetici Gezegeni: Merkür

Karakterim
Yazın en tatlı zamanında anneniz sancılandı, apar topar hastaneye gitti ve doktorlar annenizi doğuma aldı. Ebe poponuza vurduğunda dünyada olduğunuzu anladınız ve ağlamaya başladınız. Beyninize o ilk sinyal gitti “Ağladığıma göre burası pek hoş bir yer değil.” İlk karmaşadan sonra sevimli hemşireler sizi annenizin kucağına bıraktı, gözlerinizi usulca açtığınızda kocaman suratlı bir kadının size baktığını gördünüz. Tahmin ettiğinizden daha çirkin görünüyor, yüzü de kırmızı, kilo verdiğinde bir daha kontrol edeceksiniz.
Dünyaya geldiğinizden bu yana çok zaman geçti ve büyüdünüz. Ama açıkçası daha iyi bir aileye sahip olabilme gerçeği aklınızın hep ucunda. Saçlarınız kıvırcık değil düz olsa daha kullanışlı olurdu. Belki de dünya yuvarlak yerine kare olmalıydı, öyle değil mi?
Sorumuz apaçık ortada “Neden gökyüzündeki bulutlara baktığımda kalpler, filler görmek yerine fırtınanın çıkacağını görüyorsunuz?” Hayır, uyumsuz ya da pesimist değilsiniz, yalnızca tatlı filleri görmek yerine fırtına çıkarsa bozulacak saçlarınızı düşünüyorsunuz. Saçlarınız bozulduğunda düzeninizin de bozulacağını biliyorsunuz.
Kimi insanlar sorunlarla karşılaştıklarında çözmek için çaba gösterirler, siz başak burçları ise sorunlarla karşılaşmadan çözüm üretmek için çaba göstermeye programlısınızdır.
Bu düzene olan tutkunuz iş yaşantınızda size artılar kazandırsa da özel yaşamınızda zorluklar sunacaktır. Belki de, her gün hava durumunu kontrol etseniz şemsiyenizin rahatlığı ile bulutlardan sevimli filleri görebileceksiniz.
Akrep
Yönetici Gezegeni: Mars, Plüton
23 Ekim – 21 Kasım

Karakterim
Güzel ve güneşli bir güne uyandınız, yüzünüzü yıkadıktan sonra aynaya baktınız ve gerçekten harika göründüğünüzü gördünüz. En güzel kıyafetlerinizi giyip kendinizi sokağa attıktan yarım saat sonra o güzel hava bozdu, fırtına bulutları geldi, şimşekler çaktı, yağmur damlaları yeryüzüne hızla çarparken saçınızdan, ayakkabınıza kadar sizi ıslatmayı başardı. Ooops! Aksilik işte, halbuki harika görünüyordunuz.
Peki bütün bunları beyninizin algılama biçiminin nasıl olduğunu düşündünüz mü? Düşünmediyseniz buyurun birlikte düşünelim, daha sonra söz ne kadar seksi olduğunuzdan bahsedeceğiz.
Bu güneşli günün berbat olmasını beyninizin algılama biçimi gerçekten şaşırtıcıdır. Gökyüzünün de sonunda, iklimleri, havayı kontrol eden melekler sizin saçınızı yaptırdığınız, jilet gibi giyindiğinizi gördüler ve dediler ki, “Neden hayatı ona zehir etmiyoruz” ve hemen fırtınayı başlatarak size hayatı zindan etme eylemlerine başladılar. Evet! Aynen söylediğim gibi oldu, çünkü meleklerin işleri güçleri yok kafayı sizle bozmuşlar!
Yeter! Artık etrafınızda yaşanan olumsuzluklara odaklanmaktan vazgeçin. Dünya berbat bir yer olabilir,  insanlık çirkin olabilir, aradığınız aşkı bulamamış bile olabilirsiniz. Ama biraz da hayatın size sunduğu güzellikleri görmeye çalışmalısınız. Belki de bu vazgeçememe, bağlanma bu tutkulu davranışlarınızı olumsuzluktan, melankoliden uzaklaştırıp daha pozitif alanlarda kullanmanız gerekmektedir. Ortalama 82 yıl ömrünüz varken mutluluğu niçin mutsuzlukta aramakta direniyorsunuz?
Sizi mutsuz eden bir işte mi çalışıyorsunuz, her gün buna odaklanmak yerine daha mutlu olabileceğiniz işler mevcut mu diye kontrol edin. Kim bilir, belki sizi mutlu edecek işler vardır da, siz yalnızca iş yerindeki mutsuzluğunuza saplanıp kalmışsınızdır.
Ve evet, tebrikler çok seksisiniz!
Terazi
Yönetici Gezegeni: Venüs

Karakterim
Siz bir kayıkçısınız, kayığınızla gölün karşı yakasına geçirmeniz gereken kurt, kuzu ve ot üçlüsü var. Belki başka birisi olsa kuzu kurdun midesine çoktan  inmiş olurdu ama kontrol sizde, siz varken kimseye zarar gelmeyecektir.
Peki değer mi? Size ne kurttan, kuzudan, ottan.. Kim kimi yerse yesin, size mi düştü tasası?
Şimdi durup düşünelim, birçok kaynaktan ezberlediğimiz klişeler üzerinden geçelim. Adeletli, uyumlu, nazik ve naif olduğumuzu biliyoruz. Peki neredeyse kusursuz olmamıza rağmen niçin diğer insanların hakkımızda düşündüklerini bu kadar önemsiyoruz? Neden kendimize hata yapma payı bırakmıyoruz?
Durup bir kendinize dışarıdan bakın, bunca zaman idare ettiğiniz şeyler harika, kusursuz şeyler miydi? Harika olsalar idare edilirler miydi? Siz kusurları örtbas etme yeteneğine sahipsiniz, insanları oldukları gibi kabullenme yetisine sahipsiniz. Peki buna rağmen kendinizi neden olduğu gibi kabullenemiyorsunuz?
Belki de etrafınıza gösterdiğiniz sinir bozucu anlayışı, dostlarınıza sunduğunuz tarafsızlığı kendinize göstermeniz gerekmektedir. Belki de adaletsizliği en başından beri kendinize yapıyordunuz. Belki de arkanıza yaslanıp biraz rahatlamayı denemekten, yanlış yapmanın kusur değil de, doğal bir durum olduğunu idrak etmekten korkmamalısınız. Etrafınızdaki insanları mutlu ettiğiniz kadar kendinizi ihmal ettiğinizi görmezden gelerek yaşamayı bir kenara bıraktığınızda mutlu olduğunuzu göreceksiniz.



2 Ağustos 2017 Çarşamba

Ya Sakinleştir Ya Da Uzak Dur

   Bazen canınızın ne kadar yandığını kimseye anlatamazsınız, ha aynı şekilde başkasının da yandığını anlamayabiliyorsunuz.Bazen anlatmakta istemeyiz; ama karşımızdaki anlasın isteriz.Anlamasını istediğiniz kişi az öküz (yani anlayamayabiliyor da olabilir; ama bence öküz) ise kendinizi yırtsanız da anlamaz.Durup duvara bakarken bendeki değişimi düşündüm bir.Son bir saattir bileğimi ovup(bileğim günlerdir o kadar acıyor ki, ters hareket yapıp daha da acıttığımda küfür savuruyorum içimden) duvara ya da parkeye bakıyorum.

   Neyse efendim, ben canım sıkkın olduğunda kimseye söylemem, eskiden kimsenin anlamadığını düşünürdüm, neden; çünkü yok bişeyim diyorum ya da uykusuzum yorgunum filan onlar da inanıyor geçiyor gidiyor; ama beni tanıyan insanlar farkediyormuş, nasıl mı hemen anlatıyorum.Bir kere ben tam bir pis boğazım, çikolata pasta fast food en sevdiğim şeylerdir, herzaman yiyebilme potansiyeline sahibim.Biri bunlardan birini önüme kadar getiriyor ve ben yemiyorsam eğer ciddi bir problem vardır.Uzun süredir bir şey yememiş olmasam da midem almaz.Sessizliğim sağır edici olabilir mesela, duymak isteyene.Yani normalde tepki vermem bağrınmam gereken konuları geçiştiriyorsam, sanane banane kelimelerini çok kullanıyorsam eğer yine vardır bir şey.Mesela dün bir şeyler söylendi benim için, normalde sinir katsayım sınırda olmalıydı; ama kafamı meşgul eden ve çok üzüldüğüm başka bir şey olduğundan üzerinde duramadım bile, zaten ağlıyordum araya 2 gözyaşı da onun için girdi.

   Benimle kavga etmek isteyen biri öyle zamanlarda eli boş döner anlayacağınız; çünkü inanılmaz derecede tepkisiz olabiliyorum sanırsın bi kutu antidepresan içmişim, onu daha önce denemiştim; ama hoş bir sonuçla karşılaşmamıştım, lütfen denemeyiniz :)Konu nereden nereye geldi yine, yazarken bileklerime kramp girdi lanet, sanırım fena incinmiş.Bu konuya daha sonra devam edeceğim.Şarkı hepinize armağanım olsun, adios!