Hakkımda

31 Aralık 2017 Pazar

Mutlu Yıllar

   Bugün her yerde 'son' paylaşımları vardı.Vay efendim 2017nin son toplantısı, son iş günü, partisi bilmem nesi.Yahu son kelimesini sorguladım, o kadar yani.Biliyorum son diye tadını çıkarmaya çalışıyorsunuz; ama üzülmeyin gençler 1 gün sonra yeni yıla giriyoruz diye bir şey değişmiyor, ha bazılarımız miladım olacak diyor, hatta hedef tablosu yapıyor yeni sene için, yapınız yani hırslandırabilir.

   Bu sene de yılbaşı kutlayan gavurdur, vay efendim Hristyanlar Ramazan kutluyor mu, ondan sonra kurban kesiyor mu diye yırtındılar da yırtındılar, amaaan diyorum alıştım artık bu kesime,laf anlatmaya bile çalışmıyorum.Noel 25 Aralıkta laa cahiller diye yırtınıyordum önceden; ama nee hahaayt.Bırakın kutlama yapmak isteyen yapsın ne var, biz yeni senenin gelişini sadece 31 Aralıkta kutlamıyoruz Hataylılar olarak, hicri takvim 14 gün geriden geliyor ya hani, hah işte sırf o yüzden 14 Ocakta bi daha yılbaşı kutluyor hatta normal bir bayrammışçasına hazırlıklar yapıyor küçüklere para veriyoruz.(ben ısrarla büyüklerimden almaya devam ediyorum).

   Boşverin gençler şu bu demeyi, ayrıştırmayı, mutlu olun, olumlu olun.Geçenlerde yakınmıştım size burada nergis yok diye, bugün arkadaşlarımla bir kafeye gittik, bir yere oturdular yok dedim oraya oturmayalım, kaldırdım yer değiştirttim, oturduktan sonra farkettim masada bardağın içinde nergis var!Gittiğimiz yer bir çiçekçi gibi, kafenin içinde bir sürü çiçek var, satın alıyorsunuz saksısı ile, hemen de ekliyorum fotoğrafı bakııın.





   Oradaki görevliye sordum devamı nerede almak istiyorum diye, gülümsedi bu çiçekler yok burada, bir bahçede gördük çok güzel kokuyorlardı, sadece bunları topladık ve bu masaya koyduk, başka masada yok dedi, ben bir sevindim, bir mutlu oldum, miiiss gibi kokuyordu.Çok tesadüfi oldu,self servis olduğu için kasada masa numarası veriyorlardı, bir baktım bana cağğnım Hatay'ın plaka kodunu vermişler:)
    İyi seneleriniz olsun arkadaşlar, tabikiiii KEŞKESİZ!Bu arada ben de ağaç süsledim,  oruçta tutarım ağaçta süslerim kime ne :)

   Ayy bir de bir önceki postumda paylaşacaktım bu viideoyu unuttum alakasız; ama ekliyorum, izleyiniz, gülünüz :D
    NOT:Bu fotoğraflar Sevda ablamın yorumu üzerine sonradan eklenmiştir:)



29 Aralık 2017 Cuma

Bana Öğrencilik Yıllarımı Versinler

   Özledim merkez, üniversite hayatını öğrenciliği özledim.O zamanlar öğrenciliği özlersin, bak tadını çıkar diyen bir arkadaşım vardı amaan ya derdim ne özlicem; ama işte özleniyormuş.

   Ne rahatmışız diye düşünüyorum şimdi.Bir kere sabahın köründen kalkıp, illa okula gitmek zorunda kalmıyorsun, çoğu derse canın isterse gidiyorsun, he devamsızlığı sorun eden hocalar da vardı tabi, onlarda da kullanabilen maksimum devamsızlığı kullanıyorduk.Senede 4 sınav haftası var 4 hafta sıkıyorduk dişimizi.En büyük derdimiz DC üstü almaktı amaan.Afyonda okudum ben, o sıralar haftanın en az 1 günü Özsüte gider pasta yerdik arkadaşlarla, nasıl seviyoruz, bir ara abartmıştık, hergün gidiyorduk.Özsüt ara ara özel pastalar üretiyordu, benim favorim hep olan bir pasta zaten 'karaorman fıstık'; ama arkadaş diyo yok ben o pastayı istiyorum, yok diyorlar adamlar ısrarla afyondaki şubelerde yok, bunlar araştırıyorlar en yakın Uşakta var, arıyorlar o pastayı ayırın biz geliyoruz diye, beni de arıyorlar Meltem hadi Uşak'a pasta yemeye gidiyoruz diye:) Böyle ani planlar yapabiliyorduk kafamıza göre, Afyonda kaldım 4 sene; ama toplasan kaç hafta orada kaldım belirsiz.

   İlk Muğla'ya gitmiştim.İlk sene yurtta kalıyordum, yurt sahiplerimiz aşırı tatlı bir çiftti, beni de çok severlerdi.Ben 2 gün üst üste akşam yemeğine inmedim(yemekleri beğenmediğimden), e sabah derslerim de erken değildi, öyle olunca kahvaltıya da gitmemiştim, bizim yurt sahibi Eray amca aramış babamı,Meltem'in canı sıkkın yemeklere inmiyor filan diye.Babam beni aradı ne oldu diye soruyor, sesi bir üzgün sanırsın ağlayacak, paran mı bitti para göndereyim diyor, sıkıldın mı git dedi Muğla'ya Şeyma'ya (liseden arkadaşım orada okuyor), hem kuzenin de orada, yok bir şeyim ya iyiyim diyorum, aynı zamanda kızıyorum Eray amcaya ailemi korkuttu diye, sonrasında iyi olmuş ya diyorum Eray amcaya sen ara ara bizimkileri mi arasan diye:)Hatta Muğlada gittiğim bir doğumgünü partisinde  ergenlik aşkım Kaan Urgancıoğlu ile tanışıp bayağı bir sohbet etmiştim; ama ergenlikmiş işte, geçen sene herkes ayıla bayıla Kara Sevda izlerken, oradaki çocuğun karizmasından bahsederken ben burnumu kıvırıyordum, sonradan aklıma geldi aa ben çok severdim, Kampüsistan diye bir dizi vardı da ben bu çocuğa bayılırdım diye.Oda arkadaşım Kütahyalıydı, markete gider gibi Kütahyaya gidiyorduk, annesini arıyorduk çayı koy biz geliyoruz diyorduk, sofra kurulana kadar biz oradayız, hele bir gün arkadaşımı aradım Ispartada okuyordu, ne yapıyorsunuz dedim, kısır yapıyoruz dedi nasıl özendim, bindim otobüse gittim kısır yemeye Ispartaya.Ne şehirler gezdim bee

    Oooof offff şimdilerde kendime ayırmaya zamanım yok.Zaten haftasonu olsun evde uyusam diye bekliyorum.Piyango çıksa da emekli olsam diye bir düşünce de aldı beni son zamanlarda; ama yok çıkarsa da komple emekli olmam, bi kafe açarım canım istedikçe oraya gider patronculuk oynarım; ama şöyle bir sorunumuz var piyango biletim yok :)Oooff off bu büyümek bana fazla geldi ya.

Not:Eve gittiğimde bulursam eğer Kaanla olan fotoğrafımı yükleyeceğiimm.


27 Aralık 2017 Çarşamba

Sosyal Medya Tehlikesi

      Selam sevgili okuyucu, bu yazıyı aslında dün yazacaktım; ama iş yerinde yoğun olunca bugüne kaldı, iyi de oldu; çünkü elime bir örnek daha düştü.Önceki gece arkadaşım aramış beni,  kendi adına instagram hesabı açılmış, üstelik onun kullandığı fotoğrafın aynısını kullanmış, onun arkadaşlarını eklemiş, saçma sapan mesajlar atmış biri.Arkadaşım da biliyor hesap patlatma işlerinden az biraz anladığımı, mesela geçenlerde kapanan hesabımı açtım.6 aydan uzun bir süre geçmişti instagram hesabımı donduralı öyle olunca da benim hesabımı kapatmışlar, kullanmıyorum zaten; ama inat ettim siz kim benim hesabımı kapatmak kim diye, kapatacaksam da kendim kaparım, uğraştım durdum sonunda hesabımı açtırdım.İlk bir baktım çoğu fotoğraf yok, 115 fotoğrafım var mesela sadece 100 yüklenmiş, ertesi gün birkaç tane, ondan sonraki gün birkaç tane daha yüklendi, hepsi bu kadar mıydı bilmiyorum, eksikliğini farketmezdim aslında; ama paylaştığım ilk fotoğraf babamla olunca ve de baktığımda görmeyince anladım, neyse zaten birkaç gün sonra bayağı arttı fotoğraflar.

     Arkadaşım bana ulaşamayınca savcılığa gitmiş, dilekçe yazmış oradan karakola derken yasal bir süreç başlatmış, aslında en mantıklısı o zaten.Bugün de başka bir arkadaşım aradı, hesabını hacklemişler, şifre değişmiş, e-posta adresinin şifresini söyle dedim, onu da bilmiyor oofff dedim girdim baktım kurtarma hesabı olarak kocasının e-postası verilmiş, kocası da artık kullanmadığından şifreyi unutmuş.Ben başladım sırayla ilk kocasının hesabını patlattım, oradan arkadaşın hesabını kurtardım, sonrasında instagram adresine eriştim tüm hesap şifrelerini bilmem neleri değiştirdim.Tamam ben bunu yapabildim de aslında ne kadar tehlikeli işler bunlar farkında mısınız, insanlar birbirlerinin fotoğraflarını kullanıp olmayacak işler yapabiliyor, kişileri rezil edebiliyorlar, daha önce siteden başka bir arkadaşım anlatmıştı, onun adına açılmış facebook hesabı oradan birileriyle mesajlaşılmış, kocasının bir arkadaşıymış mesajlaşılan kişi, bir de karşılık vermiş adam yani, sonrasından telefonuna mesaj atınca işin aslı anlaşılmış, valla burası Türkiye cinayet bile çıkabilir burada.Benim profilim  gizli mesela, arkadaşım olmayanlar göremiyor, e bir bakıyorum saçma sapan sahte hesaplar ekliyor.'Stalk' denen bir terim var, insanlar karşısındakine farkettirmeden takip ediyor, neler paylaştığını görüyor.Öyle hesapların arkadaşlık isteklerini hiçbir zaman kabul etmedim, etmem de eden niye eder onu da bilemiyorum ya da hesabını herkese açmak değişik geliyor bana.Bilmiyorum belki de göz önünde olmayı sevmediğim içindir, ya da fotoğrafımı kaç kişi beğenmiş derdine düşmediğim için.Bir arkadaşımın eltisi, arkadaşımın tüm arkadaşlarını ekliyor mesela, beni de ekledi, ayıp olmasın diye kabul ettim:D Arkadaşıma sordum neden hepimizi ekliyor diye, niye olacak beğeni sayısı artsın diye diyor.İnsanlar cidden mutlu olabiliyor mu öyle, bana tuhaf geliyor.Fotoğrafımı 250 kişi beğendi oooo şahaneyim, süperim.Ne bileyim ya cidden değişik, zaten daha önce şu yazımda bahsetmiştim insanlar iyice cılkını çıkardı, hayatlarını olmadığı gibi göstermeye başladı.Hele sözde mutasıp İnegölde bir instagram sayfası var ergenler sevgiilileriyle olan fotoğraflarını gönderiyor, sayfa da paylaşıyor, böyle birbirlerinin yanaklarını ısıyorlar falan Allahımm ya cidden çok değişik oldu.

   Sosyal medya öyle ya da böyle hepimizin hayatının içinde ve de bizi tehdit ediyor.Hayat kalitemizi sorgulatıyor ayrıca özelimiz de kalmıyor çoğunlukla.Bilmiyorum bu iş giderek çığrından çıkıyor.
  

23 Aralık 2017 Cumartesi

Hey Gidi Hey

    Ya sanırım ben büyümüşüm, yani ruhen daha eksiklikler yaşasam da yaş olarak büyümüşüm ya.Bunu farkedemiyordum ben.Mesela hala bıcır bıcır hoplaya zıplaya sekiyorum sokaklarda.Etrafımdakiler de ben küçüğüm, kardeşleriyim gibi düşünüyorlar sanıyordum.Mesela biri bana bak o sana yürüyor dediğinde yeeaaaa saçmalama o benim amcam yaşında ya, hem küçüğüm bana bakacak hali yok diyordum, e hala da öyle sürüyor sanıyordum neden; çünkü ben küçüğüm küçük!Heee küçüksün, ufalda cebime gir dediğinizi duyar gibiyim!Tamam artık ben de biliyorum, yaşlanmışım.

   Eveeet yaşlandığımı nasıl anladığımı anlatayım.Ruhuma gelen olgunluktan değil, biliyorum olgunum da:) , olgunluğun yaşla alakası yok.Aynı yerde çalıştığım arkadaş bana abla diyor, benim için normaldi, büyüktüm ondan, derece olarak üstüyüm e malum türkler pek profesyonel değiller hanım, bey demektense abla abiyi tercih ederler, ben de firmada bir patronuma Okan Bey diyorum, diğerleri hep abi abla.Takıldığım arkadaşlar  hep benden büyük, benden küçük kimse yok.Geçenler de arkadaşımın ofisine gittim, 3 çalışanın üçü de hoşgeldin abla dedi, aaa ooo kızı evlendirsen çocuğu olmuştu oğlanlar da kocaman zaten, nasıl yaa abla mı dediler bana, valla abla diyorlar, e zaten her zaman öyle diyorlardı neden şimdi takıldım ki.Bir de her zaman bana Meltem diye seslenen arkadaşımın oğlu bana Meltem teyze demeye başladı, her ne kadar teyze senin anandır desem de teyze demeye devam ediyor, inşallah annesi babasu teyze de diyorlar diye öyle diyordur, ben yaşlandığımdan değil.Bunları birden farketmeye başladım sanki, yani düne kadar kim bana nasıl sesleniyor pek önemsemezdim, sadece yenge lafından nefret ötesi nefret ederdim, onun dışında kim ne demiş takılmazdım.Saçımı da değiştirmedim, kıyafetimi de neden şimdi bir yaşlı görünümü verdim ki, düşündüm, ya Meltem zaten 27 28 yaşındasın, annen senin yaşındayken sen okula gidiyordun, ne sanıyordun da sen kendini diye gerçekleri tokat gibi indirdim suratıma,  ay artık gepis genç kız değilim ben ya, genç olan kardeşim artık hatta amcamın torunları bile genç kızlar oğlanlar oldu; ama ben artık değilim.Oysa daha dün gibi gözümün önünde 17,18 yaşım, aahhh ahhh deli gönlüm sen bunları da mı görecektin, teyzede mi olacaktın.

   Sanırım bayrağı teslim edeli çoook olmuş çok.Hele bazen böyle kocaman görünen kızların daha 18lik olduğunu öğrenince OHAA diyorum,  yani tamam ben minyon olduğum için ooo diyorum ben daha genç görünüyorum, gülüyorum; ama bu benim artık kocaman olduğum gerçeğini değiştirmiyor, onlardan 10 yaş büyüğüm ve de genç olanlar onlar.Ablayım ben abla.Neyse ruhum çocuk dyim de kendimi teselli edeyim zaten en önemlisi de o di mi amaa

Not: Kar yağmasın ya, yağacağını okumuştum ; ama kafamı kaldırıp görmek istemiyordum saat 10 da e artık bi kalkayım dedim, kalktım gördüm, tamam ikna oldum tamam kış geldi, offf.




21 Aralık 2017 Perşembe

Bir Demet Mutluluk

       Bugün ne yapalım biliyor musunuz, bugünü şükür günü ilan edelim.Şimdi durduk yere niye şükrediyoruz diye düşünmeyin, edin işte; çünkü aslında şükredecek çok şeyimiz var.Hayır içime Polyanna falan kaçmadı, sürekli kötü şeyleri düşünüp kendimize dibe çekiyoruz zaten, bugün de iyi hissettirecek şeyler düşünelim ne olmuş.

   Bakın arkadaşım bana bir fotoğraf göndermiş en sevdiğin diye,

    Gülümsedim, cidden en en enn sevdiğim çiçektir kendisi.Özlemle geçmişe gittim bir.Özlemle dedim; çünkü buralarda bu çiçeği yani nergisi göremiyorum, çiçekçilerde bulamıyorum.Ortaokuldayken öğle arasında yemek yemek yerine nergis toplamaya giderdik bu zamanlar, koskocaman nergislerle dolu bir tarla hayal edin, daha yaklaşırken bile kokusunu alabiliyorduk, öyle güzel bir kokusu var ki bir demeti bile odayı kaplamaya yetiyor.Her gün bir demet toplardık sadece; çünkü hepsini bir anda bitirmek istemezdik.

   Hatay, Asi nehri üzerine kurulu sağlı sollu, öyle olunca da köprüleri çok tabi.Köprübaşlarında hep böyle leğen içinde nergis satanları görürsünüz, yıllardır fiyatı da değişmedi, bir demeti 1 lira:)O kadar özledim ki kokusunu, şuan böyle gözümü kapayıp gülümsüyorum arada, kokusu geliyor sanki burnuma.Geçen sene çok sevdiğimi anlatınca arkadaşım Bursada büyük bir seradan almış benim için saksı içinde, tek bir dal birkaç tane çiçek, o kadar mutlu oldum ki; ama malesef uzun süre yaşamıyor, soğanını ektim tekrardan da işte her sene çiçek açmıyor, bu sene dinlenecek, gelecek sene açacak kısmetse.

   Mutlu olmaya çalış sayın okuyucu,kendine minik minik nedenler bul ve mutlu ol,  kalbin ağırsa , tüm dünya üzerine geliyor olsa bile yaşlarını sil ayağa kalk ve mutlu olmaya çalış.Çok kolay olmadığını biliyorum; ama dene olur mu, ölüyoruz, her geçen saniye ölüme daha çok yaklaşıyoruz.


Alın bir tane de Meltem şarkısı :(
   

18 Aralık 2017 Pazartesi

Hepimiz İnsanız

      Dün Hintli bir arkadaşım bana bir fotoğraf gönderdi.Mobilya mağazası var ve reklam için birkaç ünlü model ile çekim gerçekleştirmiş.'Meltem Türk erkekleri bu fotoğrafı gördüğünde ne düşünür?, diye sordu.Kimse koltuğa pek dikkat etmez, kadına odaklanır dedim.Sen de mi öyle düşünüyorsun diye sordu, yani ben de ilk gördüğümde kıza bakarım dedim.Öyle bir sinirlendi ki, bugün gerçekten Türk erkeklerinin beyinlerinin pis olduğunu gördüm ben dedi.Hobaa ne oldu ya dedim bir şey mi oldu, boşver dedi, hem niye laf ediyosun şimdi. Anlayamıyorum, kadını nasıl seks objesi olarak görebilirler, bu mide bulandırıcı, özür dilerim; ama sizin adınıza çok utanıyorum dedi.Hııı diye düşündüm içimden, bizim de midemiz bulanıyor böyle erkeklerden; ama eğitemiyorsun çoğunu.

   Neyse efendim benim arkadaş devam etti, kısa şort giymişse ya da etek giymişse, neden hemen kadına farklı bir gözle bakıyorlar sizin orada, bu çok ucuz bir düşünce, gerçten Türk erkeği beyni mide bulandırıcı diye, merak ediyorum ne oldu diyorum boşver diyor; ama Türk kadınları için çok üzgünüm ve sizin adınıza incindim, çok kötü bir durum gerçekten işiniz çok zor.Hindistanda bir kadına bağıramazsın bile yoksa hapishaneye atılırsın dedi.Bir güldüm ya dedim, burada tecavüzcüsüyle evlendirilen bir sürü kadın var, devlet bile tecavüzden hamile kalan kadın kürtaj yaptırmasın diyor, çoğu kişi de serbest bırakılıyor.

   Buraya kadar her şey normaldi, sonrasında ise zaten müslüman ülkelerde hep böyle dedi.Öyle deyince dokundu bana biraz.Neden öyle diyorsun ki diye sordum, üzgünüm; ama dedi müslüman erkekler kadınlara değer vermiyor, obje olarak görüyorlar, sürekli bir savaş içerisindeler, birbirlerini öldürüyorlar, bugün Pakistanda bir kiliseye bomba bırakıp onlarca masum insanı öldürdüler, Allah'ın ismi ile Allah-u ekber deyip nasıl masum canları alıyorlar,müslüman olmayanlara kafir diyorlar,  baksana müslüman ülkeler hep öteki müslüman ülkelere saldırıyorlar.Bir canım yandı, gözüm doldu; ama açıklamalıydım ve de karşımdaki kişi aslında gayet bilgili biriydi, ona Kuran'ın ilk ayeti nedir biliyor musun diye sordum, OKU dedi, biraz şaşırdım vay anasını be dedim.Bak gördün mü dedim, Allah oku diyor, öğren diyor, zaten gerçekten islamiyeti bilen anlayan bir insan bu şekilde kimsenin canını almaz, bazı kesimler müslümanları öyle lanse ediyor dedim.Bu azımsanmayacak kadar büyük bir sayı ama dedi bana, sürekli birbirinize saldırıp ondan sonra her şey için Amerikayı suçluyorsunuz.Sen benim arkadaşımsın o yüzden rahatlıkla söyleyebiliyorum, üzgünüm; ama sizin milletinizin yüzde 70'i müslüman olmayan hiçbir kesime saygı göstermiyor, kin dolular, onlara göre biz hepimiz kafiriz, tek doğru olan müslümanlar.Bak dedim benim için dinin, ırkın bir önemi yok, ateist olsan da  seninle arkadaş olabilirim, zaten öyle bir müslüman olmaktansa ateist olmayı tercih ederim dedi.Ya canım öyle bir yandı ki, gece düşünmekten döndüm durdum.Ondan çok insanımıza kızdım, hoşgörü dini İslamiyeti insanlara nasıl yanlış gösterdiğimizi düşündüm, söylediklerinin bir kısmında haklıydı, baksanıza müslüman müslümanın kanına aç.Arkadaşım ' Mısırda camide 500 insan öldürüldü, kim öldürdü yine müslümanlar, korkarım Türkiye de o yolda ilerliyor, şimdiden ülkenizde başı açık, kapalı kavgası var.Yılbaşı kutluyorlar diye gece kulubünde(reina) onlarca insan öldürüldü ve ikisi benim arkadaşımdı.Siz müslümanların anlaması gereken bir şey var, hepimiz insanız.Allah dünyayı müslümanlar ve ötekiler diye ikiye bölmedi, Allah tek ve hepimiz onun çocuklarıyız.Allah sevgidir bir anlamda, kimseye farklı olduğu için kin gütmemektir.Ben biliyorum, okuyorum İslamın aslında güzel bir din olduğunu da biliyorum; ama siz müslümanlar bunun farkında değilsiniz.


   Anlayamıyorum sayın okuyucu bu öfke neden, hepimiz gelip geçiciyiz şu dünyada, başkasının canına kast etmek, yerinden yurdundan etmek, böylesine korkunç bir açlık neden var?Ne diyoruz, islamiyet hoşgörü dini; ama öyle bir izlenim bırakmışız ki insanlarda, kelimenin tek anlamıyla korkunç.Ben utandım, üzüldüm, düşündüm ne yapabiliriz diye.Yapabileceğimiz en iyi şey ilk ayette belirtildiği gibi okumak, öncelikle çocuklarımızı eğitmek, sonrasında ise çevremizdekilere bir şeyleri anlatmaya çalışmak.Ben sabırla, kızmadan bağırmadan bildiğim kadarını anlattım; çünkü öfkelenip bağırmak karşımızdakini küçük görmek, bizim küçüklüğümüzü gösterir.Diliyorum bir gün hepimiz kardeşçe yaşayabiliriz.

NOT:Kıyafet konusuna başka bir yazımda geri döneceğim, şarkım 10 numero :)İyi haftalaar.


İlk okuyan arkadaşlar koyduğum fotoğrafın kaybolduğunu farkedecektir, asıl anlatmaya çalıştığım konunun önünü tıkayıp, dikkat dağıttığından fotoğrafı kaldırdım.

17 Aralık 2017 Pazar

Donuk Meltem

    Tepkisizim arkadaşlar, çok tepkisizim ben ya.Üzüldüğümde, kızdığımda veyahut sevindiğimde tepki veremiyorum.Beni şaşırtmakta çok zor, sürprizlere bile tepki veremiyorum; ama doğumgünümde kapıyı açınca maytapımsı bişi patlatılınca korktum açıkçası.

   Bazen keşke güçlü tepkilerim olsa, tepkim karşısında karşımdaki bi tırssa diyorum.Çok kızıyorum mesela; ama bir şey diyemiyorum.O an istiyorum ki karşımdakinin ağzına tüküreyim, bir tepki vereyim ne olduğunu şaşırsın; ama ııı ııh, tepki vermeye utanıyorum, laf sokmak hele hiiç, biri yanımdayken başkasına laf soksa, kafamı nereye koyacağımı şaşırıyorum.Birkaç gün önce arkadaşım bana ‘ çok yufka yüreklisin sen yaa’, dedi.Yok be dedim; ama doğru yani.Kalbimi çok kıran biri oldu, haksız yere triplere girdi, benle konuşmamaya başladı, haketmediğim şeyleri söyledi(yüzüme karşı değil).Çok kızdım, yok ya dedim daha da konuşmam, bunu hakedecek bir şey yapmadım ben; ama bir durum oldu birkaç gün  önce ve onun yanına gittim.Ne oldu diye soruyor arkadaş, hani konuşmayacaktın, yufka yüreklinin tekisin, haklı mı haklı.Kalp kırgınlıklarımı çok çabuk unutuyorum, ya tamam kin tutmak hiç doğru bir davranış değil ve de karşıyım; ama bana haketmediğim şekilde davrananlarla ipleri koparabilmeyi isterdim, bitti dicem ve bitecek, benim için hiçbir şey ifade etmeyecek o saatten sonra.Var mı öyle olanlar diye sormayın, valla var.Sinirleniyor mesela eeeehhh diyor seni mi çekcem ben ve bitiriyor, sevgiliymiş, arkadaşmış hiç farketmez.Bence çok özenilesi.

    Güçlü kelimesi bu durumu da barındırır mı acaba,  yani eeeh diyip ipleri koparan kişi güçlü mü, yoksa tam tersi mi?Ha çok kolay kopmakta değil mesele, zateb bence bir şeyler yaşadığın insanları silmekte ters; ama haddini bildirememekte çok sıkıcı.Benim kafam iyice karıştı, hangisi doğru, ne yapılmalı bir şey bilemiyorum, ooofff ben bir çay koyayım, iyi hafta sonları.


    

11 Aralık 2017 Pazartesi

Deli miyim Acaba

   Aranızda akli dengesi  yerinde olan var mı sayın okuyucu?Dalga geçmiyorum, böyle ruhsal olarak tamamen iyiyim diyen kaç kişi var?Deliriyoruz sayın okuyucu delirtiyorlar, üstelik bunu da kabul etmiyorlar.Tamam abarttım biraz kabul; ama zaman zaman hepimizin dengesi şaşmıyor mu, bazılarımız içinde şişirirken, bazılarımızsa her yeri paramparça etmiyor mu

   Şimdi, herkes psikolog kelimesini duymuştur, biliyordur.Ha çoğu kişi psikiyatrist ile psikolog arasındaki farkı bilmiyor o ayrı da neyse şimdi mesele başka.Bu zor süreçlerimizde bazen desteğe ihtiyacımız olduğunu hissederiz, bunu güçlü olan insan kabul eder bence, ötekiler 'aa ben delimiyim ki deli doktoruna gidcem' diye tuhaf bir veryansın eder, neden?Hep söylenen, benim de doktorumun bana söylediği bir cümle var,'buraya gerçek hastalar gelmiyor, hastaların hasta ettiği insanlar geliyor'
Zaman zaman yaşadıklarımızın altından kalkamamamız, yardım istememiz neden tuhaf karşılanıyor gerçekten anlamıyorum.Yani tamam ben de çoğu zaman kendi kendime ayağa kalkcam kimseye ihtiyacım yok gibisinden atarlanıyor, hayata diş biliyor olayların altından kalkıyorum; ama başaramadığım zaman destek almaktan çekinmyorum.Bir gün oturduğum bir ortamda fısıltılarla konuşmaya başladılar birden, cümle tam olarak şuydu 'iyice çöktü yazık, psikologa gidiyor'.Ruhsal anlamda iyileşmek istemenin nesi garip ve neden ayıp olarak karşılanıyor hala anlamış değilim.Dünya sağlık örgütü(WHO) sağlığı; kişinin bedensel, sosyal ve ruhsal yönden tam bir iyilik hali içinde olması diye tanımlamıştır, bu durumda aramızda sağlıklı olan kaç kişi var?


   Son zamanlarda biraz  zengin hastalığı olarak görülmeye başlandı; çünkü biraz pahalı bir tedavi yöntemi kabul ediyorum.Devlet hastanesine gittiğiniz zaman ilk önce psikiyatrı servisine yönlendiriliyorsunuz, genelde oradaki hekim gerekli görürse psikologa aktarıyor, yani hastaneye direkt olarak gidip ben psikologla görüşmek istiyorum diyemiyorsunuz.E özel de biraz cep yakıyor şimdi.İçeride rahatlama gösteren bedenim 250 lira ödeyince tekrardan geriliyor biraz:)Tedavi 1 seansla da tamamlanmıyor hani, bu durumda insan istese de sürekli gidemiyor.

Diyeceğim o ki, profesyonel yardım almaktan korkmayın, o bu ne der diye düşünmeyin; çünkü dişiniz ağrıdığında diş hekimine gitmeniz kadar normal bir durum bu

.Sahi Yurdagül abla var buralarda, okursa eğer ona soralım bu işin içinde o neden bu kadar pahalı ablacığım??Size son günlerdeki favori parçamı dinletmek isterim efendim, saygılar.


8 Aralık 2017 Cuma

Beni Özgür Bırak

      Sizin de beyninizin içinde bir düşman var mı?Sadece beyinde de değil, beyin kalp vücudunuzun her hücresinde hissettiğiniz, siz ayağa kalkmaya çalıştıkça sizi daha da aşağıya çeken.Kendi kendimize yaptığımız eziyet neden?Neden kontrol edemiyoruz duygularımızı, bize kötü gelen şeyleri çıkaramıyoruz hayatımızdan.

   Sorgulamalarım bitmiyor, kendimle savaşım devam ediyor.Mazoşist olduğumu düşünüyorum çoğu zaman, kendi mutluluğu için uğraşmayan  gelişine yaşayan bir beden.Günü kurtarmaya çalışıyorum çoğu zaman.Dün çektim arabamı bir yere yürümeye başladım, soğuktan nefret eden ben iliklerime kadar hissettim soğuğu 5 dakika 10 dakika 15, 25, 45 sonunda ellerim hissizleşmeye başladı, kalbim zaten kaç ton, vücuduma ne kadar ağırlık yapıyordu belli değil.Eve girip kapının önüne  bıraktım kendimi.Kafamda uğultular vardı, susmuyordu gitmiyordu.Derin derin nefes almaya çalıştım, aldığım her nefes batıyordu daha çok acıtıyordu sanki.Oturur pozisyondan sıyrılıp cenin pozisyonuna girdim, ne oluyordu bana.Büyümüştüm hani, acıtamazdı hiçbir şey beni, gülecektim ne olursa olsun her şeye rağmen gülecektim.Başım dönüyordu, yine tanıdık o his, mutsuzken dönen başım, bulanan midem ve tutmayan bedenim.Dişlerimi sıkıyordum, çenem ağırıyordu , farkına varınca gevşetiyor; ama 2 dakika sonra kendimi yine aynı durumda buluyordum.Yalnız uyanıkken değil uyurken de sıkılıyordu o dişler.Mutlu günler çokta geride değildi oysa ki.Beni bilenler tanıyanlar anlam veremiyor bu halime.Sürekli gülen kız nerede soruları saplanıyor kalbime, bilmem nerede.

   İstese her şeyi yapabilirmiş insan, imkansız diye bir şey yokmuş, uğraşmamak varmış, bu durumda ben uğraşmıyor mu oluyorum?Şu yazıyı yazmaya başlayalı 4 saat oldu sanırım, elim gitmiyor yoruluyorum, bir cümle yazıp kendimi bırakıyorum.Yorgun hissediyorum, yorgunum ya bayağı bayağı yorgunum.Tüm amacım eve gidip uyumak şuan, ötesi yok yarın ne yaparım ne yemek yerim, en son önceki gün akşamüstü yemek yemiştim, açlıkta hissetmiyorum.Hislerim duygularım olması gereken yerde değil, çok yoruldum

6 Aralık 2017 Çarşamba

Yakalandım

   Selam sevgili okuyucu, bendeniz eskiden beri, eski dediğim ilkokuldan beri günlükten başlayıp sürekli bir şeyler karalayan bir insanım.Duygularımı kağıda aktarmayı severim, önceleri biri olur da defterimi bulursa anlamasın diye kiril alfabesiyle yazardım, ha şimdi defterler bende ama ben hatırlamıyorum alfabeyi, hatırlayınca ergenliğime ineceğim.

   Dertleşmeyi sevmem pek, dert dinlerim genelde; çünkü dert anlatacaksam eğer karşıdaki beni tatmin etmeli düşüncesi var ki etmiyor!İlk üniversite 3 te blog alemine girmiş, bir şey anlamayıp geri çekilmiştim, sonrasında bir daha yolum düştü buraya ve yazmaya başladım.Yazıyordum, kimse kim olduğumu bilmiyordu oohhh, canım isteyince istediğim kadar istediğim kişiye sallıyordum amaneeen nasılsa cevapta veremezdi muhattabım, ha verilmeyecek cevabım da yok yani eğer ki biri sen ne yazmışsın diye sorarsa, yani hepsini haklılığımla yazdım.Allahtan saygı çerçevesinde yazıyorum, küfür çıkmıyor ağzımdan neden biliyor musunuz, meğer benim paylaşımlarımı ara sıra okuyan bir tanıdık varmış.Sosyal medya hesabım olmadığından (ama artık var dün instagram hesabımı açtım geri) beni arama motorunda aratmış ve blogum çıkmış karşısına, dün doğumgünümü kutlamak için aradığında söyledi ve de çok utandım, ay konuşamadım bile; çünkü yazdıklarımı tanıdık birinin okuyor olduğu gerçeği az biraz ateş basmasına sebep oldu.Okuyorum bazen sizleri de kocaya sallayanlar, küfürü basanlar, anlıyorum o kocalar girip okumuyor:) Peki etrafındakilere benim bir blogum var girin bakın diyenler kimler.Ben yazma özgürlüğüm kısıtlandı gibi hissettim azıcık; çünkü utandım cidden, az biraz o arkadaşıma da salladığımdan.Instagramda bağlantı eklemiştim aslında girip okusunlar diye; ama kaldırdım, girip okumasınlar, gizli kalsın bana kalsın buralar.

   Bir de yani canım çok yandığında da yazıyorum buraya bazen.Canımın yandığını bile bile aramamakta bir değişik sanki.Son bişi dicem alakasız ama seven sevdiğini belli etsin ya of aman, canım sıkılıyor benim, belirsizliklerden nefret ediyorum.Seven sevdiğini belli etsin, sevmeyen de belli etsin anlayalım ona göre davranalım.Bugünlük bu kadar kib by!

4 Aralık 2017 Pazartesi

İyi ki(?) Doğdum

   Çok zor yazımın temasını anlayamazsınız.Hemen açıklıyorum, bugün benim doğumgünüm!Çok şaşırdınız mı peki:)Koskocaman 28 oldum ben, KOSKOCAMAN!

    Bu sene de her sene olduğu gibi çok şey öğrendim, çok şey gördüm.Şaşılacak şey değil aslında her sene bir şeyler öğreniyorum, görüyorum; ama işte kafa almıyorsa demek, akıllanmıyorsa bu gönül, hep aynı yerde dönüp duruyorum.Ya biliyor musunuz, ben o kadar büyüyeceğimi filan hiç düşünmemiştim, yani 18de takılı kalacaktım bence.Bu sorumluluklar, iş , hayat koşturmacası amaaann oooff dedirtiyor bana.

  Çok dileğim, çok çok dileğim var tabi ki bu sene için de; ama tabi en önemlisiiii KEŞKESİZ geçmesi.Bak bu çok önemli bir dilek,  bence bana bu dilekte bulunabilirsiniz, hatta dua edin bol bol tamam mı!

   Bu yaşta değil son zamanki yaşlarda ne değişti biliyor musunuz, artık daha kısa cümleler kuruyor, çok dinliyorum, azıcıkta sessizleşmiş olabilirim.Büyüyor muyum bilmiyorum; ama bazen dönüp arkamda bıraktığım her şeye haykırmak istiyorum, TEŞEKKÜRLER!

Not: söylediğim teşekkürler sadece minnet için değil, 2 türlüsü var :)



17 Kasım 2017 Cuma

Bir Boşanma Hikayesi

    Bir şikayet yazısı ile daha sizlerleyim!Böyle şeyler yazıyor olmak beni mutlu etmiyor; ama etrafımda olup bitenler bunlar ne yapayım.Burnumdan solutuyor böyle insanlar.

   Konuya gelelim.Kuzenim(amcamın kızı) 12-13 senelik evli, uzun zamandır evliliğinde bocalamış en sonunda çocuklar var diye boşa atmıştı, çocukların huzuru bozulmasın, eksik büyümesinler diye.Eşini baştan beri aile pek sevmemiş; ama hepte saygı göstermişti.Zaman geçti ben de dahil artık biz de sıkıldık bu adamdan açıkçası, boş muhabbetler saçma sapan konular filan.Son bir yıldır bariz bir şekilde adama gıcığız, neden mi?Adam muhasebeci, mali müşavir olmak için defalarca sınava girdi, belirtmek isterim ki her defasında amcam cebine para koydu da gönderdi Ankaraya sınava, uzun yıllar sonunda belgeyi de aldı; ama gel gelelim adam tembel.En son çalıştığı iş yerinden ayrıldı 6 ay boyunca iş aramadan, nasıl geçinirim derdine düşmeden evde yattı.Kuzenim de muhasebeci ve de uzun yıllardır aynı firmada çalışıyor, herzamanki gibi işe gitti geldi o.Ha dedim tamam iş bulamamıştır, o arada çocuklarla ilgilenmiştir o da yok, kuzenim iş çıkışı çocukları etütten alıyor eve geliyor yemek yapıyor temizlik, yani herzamanki işlerin aynısı değişen bir şey yok.Bir şey daha adam hep düşük maaş aldığını söylüyordu; ama iş ile alakalı kuzenim bir gün eşinin patronuyla bir araya geliyor ve söylediğinden daha fazla maaş aldığı ortaya çıkıyor

   Amcamın Mersinde yazlığı var.Bu kıt akıllı amcam demişki bana yazlığın anahtarlarını verir misin, taam demiş gidin ailece tatil yapın, yok demiş ben tek başıma gidip kafa dinlicem.Haspam sanki çok yoruluyor bir de tek başına yazlığa gidip tatil yapacak.Amcam tabiki de anahtarı vermedi, o da amcama küsüp onlara gelmemeye başladı, sanki çok lazımdı.Kuzenimin şuan oturduğu ev evlenmeden önce alındı, zaten çalışıyordu amcam da destek çıktı.Bir süre sonra evlendi, taksitlerine evlendikten sonra da devam etti, e öyle olunca tapu kuzenimin üstüne.Adam öyle bir çakal ki uzun zamandır kuzenime yarısını üzerime yap diyordu, yahu diyorduk yarısını üzerine yapsa ne olacak hem niye yapsın, sanki taksitlerini o mu ödedi; ama benim salak kuzenim evde huzur daha da bozulmasın diye gitmiş yarısını onun üzerine yapmış.Birkaç ay geçti, kuzenim boşanmaya karar verdi, adamın ilk söylediği şey 60bin isterim olmuş, evin yarısı benim sonuçta.Tamam o zaman sen çocuklarla kal, ben babamın evine giderim demiş kuzenim, yok demiş ben bakamam çocuklara.Kuzenim de ben sana o kadar parayı nereden vereyim demiş, yüzsüz demiş ki 'senin babandaki paraya az bile'.Ya ölür müsün öldürür müsün.Şu bu derken, amcam tamam demiş 50bin verelim defolsun gitsin.Mahkeme yaklaştı bu kez başlamış kuzenime sen bana hiç şans vermedin ki demeye, hepimiz kuzenime dedik ya ne şansı daha boşanma lafını duyar duymaz para işlerine taktı hesaba kitaba girdi; lakin kuzenim insafa geldi.İlk mahkemeyi erteletti, hepimiz aşırı sinirlendik; ama bir şey demedik onun hayatı sonuçta.2 hafta sonra çat haber, bugün ablan boşandı dedi annem, e iyi dedim; ama isteklerine bakın.

    Anlaşmalı boşandılar, öyle olunca ne koparırsam kar diye düşünmüş ayı.İstedikleri; 50.000 lira, evdeki termosifon, ufo soba ve koltuk takımı.Aklınız alabiliyor mu, düşünsenize evdeki termosfion sökülecek adama verilecek neden; çünkü kendisi almış!Kendi düzenini kurduktan sonra da çocuklara aylık 400 lira nafaka verecekmiş, Allah razı olsun.Bu embesil çocukların aylık etüt ücretlerinin 700 lira olduğunu bilmiyor heralde.Kuzenime imzalama, mahkemeden karar çıkmadan onlar bir şey söylemeden sakın desekte dinlemedi, ne kadar bıktıysa artık.İhtiyacım yok ben çocuklarımı büyütürüm diyor.Haklı belki; ama ben o adamı süründürmek istiyorum, aslında öyle dediğime bakmayın ben de tüküreyim paraya pula der siktir ederdim en kısa sürede adamı; ama...ama işte.Söylesenize bu tip insanlar ortalıkta adamım diye nasıl geziniyor.Yani kaçıncı boyutu bu, nasıl bir acizliktir.Ne denebilir, gerçekten bir şey diyemiyorum ben.


Not: sabahtan beri cümle cümle anca yazabildim, yoğun bir gün, müşteri bastırdı; ama bugün değişik bir dua aldım müşterimin birinden, dedi ki 'Allah sana hep zemzem içmeyi nasip etsin' ,yani arapça söyledi ben de bu kadar çevirebildim, bunun onların oralarda başka bir anlamı var mı bilmiyorum; ama büyük hayır duası bence :)

13 Kasım 2017 Pazartesi

Sevgi???

    Dün çiçek böcek paylaşıp iyi bir hafta dilemiştim; ama o kadar rezil başladı ki, sinirimden öfkemden yerimde duramıyorum.İnsanların gaddarlıklarını aşkın, sevginin arkasına saklamalarından nefret ediyorum.Size olanları anlatayım.

   Yaşı benden bayağı büyük 3 çocuk annesi eşinden ayrı bir tanıdığım var.Sabah bir haber alıyorum işe gitmemiş neden; çünkü sevgilisi olacak hayvan onu öyle bir dövmüş ki önceki gün.Yüzü gözü şişmiş, bacakları kolları morarmış, üstelik neden telefonunda bir erkek isminden arama var diye.Silahı çekmiş, o silahın kabzasıyla omzuna vura vura çürütmüş.Yüzüme vurma bari diye yalvarmış, çocuklarım var beni öyle görmesinler diye; ama zaten karşısındaki embesilin teki.Anneni ara benimle olduğunu söyle demiş, arkadaş annesine 1 saate gelmezsem polisi arayın demiş, o zaman da adam başlamış hem kendisine hem ailesine hakaretlere.Aramayı yapan kişiyi kendi de tanıdığından arayanı evine çağırmış, hemen buraya geliyorsun diye.Arkadaşımı odaya kilitlemiş, sesini çıkarırsan ikinizi de öldürürüm demiş, öteki adam kalkmış kuzu kuzu gelmiş, kendisi de 2 çocuk babası.Evde bağırışlar, çağırışlar sonra bir şey olmadığı anlaşılıyor, arkadaşımı bir süre sonra evine bırakıyor.

   Dün sabah elinde çiçeklerle gitmiş, bitanem seni dövdüğüm için özür dilerim demiş.Onu kaybetmek istemiyormuş, onsuz hayatı düşünemiyormuş o yüzden öyle delleniyormuş.İnsanlar ne zaman bu kadar korkunç hale geldiler anlayamıyorum, bu davranışları hangi akla hizmet sevginin arkasına saklamaya çalışıyorlar hiç anlamıyorum, böyle yerlerde mi sürünüyor sevgi?Yıllar önce şarkıcı Bergen yüzüne kezzap atan eşinin sevgisine inanıp onu affetmişti; ama inandığı eşi kurşun sıkıp onu katletti.Ben anlayamıyorum cidden anlayamıyorum kadının kıyafetine, işine, oturuşuna, gülüşüne her şeye karışacaksın sonra seviyorum diyeceksin!Ne sevmek Allah aşkına, böyle insanlar bana sevginin tanımını yapsın bi ne?Karşındakini mutlu etmeden sadece kendi çıkarlarını düşünüp ona göre hareket edip, kadın çizdikleri çizginin dışına çıktığında katletmek, yıpratmak mıdır?

   Yazık, çok yazık gerçekten iğreniyorum.Adamım ben diye ortalıkta geziniyorlar bir de böyleleri.O embesilin karşısına çıkmamak için kendimi zor tutuyorum; ama ilk gördüğüm yerde tutmcam kendimi, neredeyse babam yaşında; ama ağzıma geleni söylicem.Utanır mı bence utanmaz.Kendisinin de 4 tane kızı var, 3 ü yetişkin artık, tırnaklarına zarar gelse olay çıkarır da karşısındaki de bir ana baba evladı hiç düşünmüyor.Kadına şiddet gösteren biri adam filan değildir benim gözümde.Beddua etmek istemiyorum; ama öylelerine o kadar yakışıyor ki...

Not: şu videoları 100 mb geçmesin diye bölüp parçalamak, yüklemek 2,5  saatimi aldı o yüzden izlemeyecekseniz de izleyin!











 

12 Kasım 2017 Pazar

Arıları Kandırdım

   Hellööwww sanırım balkonda geçirdiğim son günler bunlar, çayım elimde güneşin iliklerimi ısıtmasıyla büyük bir keyif yaşıyorum, biliyorsunuz ki kışı asla ve asla sevmem, her akşam da bu soğuklarda sokakta olan canlara dua ederim, Allah yardımcıları olsun.Yıkanacak, aynı zamanda katlanıp asılması gereken bir sürü çamaşırım, süpürülmesi gereken bir evim var; ama kimin umurunda, arada tırtıklarım diye kahvaltının bir kısmı bile masada duruyor hala, yemyeşil manzaralı balkonumda oturmak şuan ağır basıyor.

  Daha önce size balkonumun ve yeni çiçeklerimin fotoğraflarını çekmiştim, bakınız:)
   Ne kadar güzeller öyle deği mi; ama ne yazık ki ömürleri pek öyle uzun olmuyor, hatta şöyle söyliyim ömürleri güvenmek gibi, yani pek uzun ömürlü değil.E balkonunu, rengarenk şeyleri seven bir insan olan ben ne yapmalı, her ay yeniden mi çiçeklendirmeli, ay yook zaten çiçekler de pek pahalı.Ha bu arada belirtmek isterim ki, çiçekleri ben öldürmüyorum, yazın balkonum çok güneş aldığından yanıyorlar, o yüzden arkadaki minik balkondakiler ölmüyor, gölgede kalıyor onlar, e kış çiçeği de çok değil; ama en sevdiğim çiçek kış çiçeği olan nergistir, kokusu beni mest eder, memleketim olan Hatayda o kadar çoktur ki, her yerde nergis vardır, yol kenarında bataklıkta evin önünde.Geçen sene annem bana fotoğraf atmıştı, bak bu nergisi sen ekmiştin diye:)Nergis görmek değildi aslında sevindiren taa 15  yıl önce benim ektiğim çiçeği hatırlaması.Neyse çözümümden bahsedeyim ta ta taa taam
   Hahaa çok güzeller değil mii?Öyle ki benim dedikoducu komşularım bile, Meltem'in çiçeklerini gördünüz mü diye soruyormuş.Bir de öyle gerçek duruyorlar ki, arıların duygularıyla oynuyor gibi oluyorum, neden mi; çünkü gelip üzerlerine konuyorlar; ama polen filan alamıyorlar:D Özür dilerim arılar, siz bizim bahçıvan amcanın bahçesine gidin o her daim rengarenk, nasıl beceriyorsa artık, hoooff!Şimdi bu yapay çiçek bakımını da kolay sanmayın yani, bunların tozu gitsin diye sulamak var, hem toprak kuru olunca kayabiliyorlar iyi sabitlmek için arada toprağı ıslatmak lazım, yapay da olsa iş istiyor görüyorsunuz.


 
   Hepinize güzel bir pazar vede devamında güzel sendromsuz bir pazartesi ve hafta diliyorum!

6 Kasım 2017 Pazartesi

Paylaşımsızlığım

   Ne sıklıkta yazıyorsunuz?Yazacaklarınızı planlıyor musunuz sevgili okuyucularım, yoksa unutulmamalıyım bugün de bir şey paylaşayım mı diyorsunuz.Eskisi kadar paylaşım yapmıyorum son zamanlarda, bunda ruh halimin de katkısı büyük.Genel olarak demeliyim ki uzun bir süre yazmamışsam eğer iyi değilimdir ve kendimi uzak tutmaya çalışıyorumdur.Önceleri öyle zamanlarda yazdığım şeyleri de paylaşıyordum; ama şimdilerde notlarımda kalıyor; çünkü biri bana 'neden' diye sordu mu verecek cevap bulamıyorum.Paylaşımlarınızı okumuyorum demek değil bu durum, sadece kendi kabuğumda kendi dünyamda yaşıyorum.

   Bu geçen sürede önceden belirlenmiş bir operasyon geçirmem gerekiyordu, bunun içinde işinde uzman bir hoca bulmak.Aslında korkmuyordum, yani korkuyordum da düşünmemeye çalışıyordum.Rüyalarıma girmeye başlamıştı, ölüyordum filan:s Yanımda ailem de yoktu; çünkü yaptıracağım tarih kardeşimin askere gideceği tarih ile aynı zamana denk geldi, yine Meltem şanssızlığı, şaşırmadık.İnsanlar hastayken doktora gidiş yolunda bile iyileşmeye başlar ya benim tam tersi, o ana kadar olmayan ağrı sızı inanılmaz bir karın ağrısına dönüştü, bence tamamen psikolojikti; çünkü korkuyordum ve belli etmemeye çalışıyordum.İçeride beklediğim dakikalar boyunca salak salak düşüncelere giriyordum, neyse ki kapı açıldı 6 ya da 7 kişi birden odaya doluştu ne oluyor yaa niye bu kadar kalabalık diye düşünürken, açık olan damar yoluma bir sıvı enjekte edildi, sağ elimle sol kolum göstererek burası dedim, yanacak dedi, gidiyorum ben deyip elimi salladım, gözümü kapadım sonrası yok zaten.Ne kadar zaman geçti bilmiyordum; ama öncesinde de sürekli ay Allah'ım narkozluyken bana olmayacak şeyler söyletme diye dua ediyordum.Birileri sesleniyordu Meltem diyordu, gözümü aralıyordum yine kapıyordum, hayır hayır kapatma diyorlardı.İçim parçalanmıştı sanki, o ağrı neydi canım çok yanıyordu, bir şeyler söylediler; ama gerçek mi hayal mi kavrayamıyordum, gözümden yaş aktı tek taraftan sonra bi daha uyudum.Bir haftayı öyle kapattım da yazamadım diyim:)

   Fazla dinginim, beynimde milyon şey var; ama sadece düşünüyorum.Narkoz dedikleri şeyin etkisi aynı gün içerisinde geçiyordu oysaki, ben neden tepkisizim?En büyük isteğim evde hiçbir şey yapmadan yatmak; lakin işe geliyorum burada da en çok istediğim şey eve gidip uyumak.Bugün daha pazartesi, hafta gözümde büyüyor, umarım şipşaak biter, haftasonu olur ve ben yine yatarım.İyi haftalar herkese!

21 Ekim 2017 Cumartesi

Bir Satışçının Dramı

   Öncelikle herkese heellöööğğww günlerdir sürekli yabancı dil konuştuğumdan arada devreler yanıyor.Neden yabancı dilde konuştuğumdan bahsedeyim.Efendim fuardan kaynaklı.İnegölde teee 6 gün süren bir mobilya fuarı var.Daha önce bahsetmiştim ihracatçıyım ben bir koltuk firmasında, benden başka yabancı dil bilen yok, e haliyle her gelen yabancıya koşturan ben.

   Haftanın başından beri sürekli ayakta, topukluların üzerinde gelen her müşteriye ürünümü tanıtmaya çalışıyor,  gerek arapça gerek ingilizce, bazen öğrendiğim birkaç kelime arnavutçayı sıkıştıra sıkıştıra fiyat konusunda pazarlık yapıyorum.Eskiden pazarlamacıları düşünüp ne zor iş derken kendimi içinde buldum o ayrı.Geçen haftadan beri bir kırgınlık vardı zaten üzerimde, daha fuarın ilk gününde 9 saat ayakta kalınca bünyem hemen hata verdi.Akşam eve gittiğimde kendimi ilk koltuğa attım bir şey yemeden üstümü değiştirmeden, nefes alamıyordum sanki, bunda gün boyu kapalı alanda içilen sigaranın da etkisi büyük.Yorgunluktan ölüyor; ama uyuyamıyordum, bu nasıl şey Allahım, insan bu kadar yorgunken nasıl uyuyamaz.Bu arada belirtmek isterim yapılan bu fuar toptana yönelik bir fuardır.Gerek yurtiçinden gerekse yurtdışından toptancılar gelir, onlar için ürünler sergilenir.Hiçbir şekilde perakendeciye hitap edilmediği gibi, indirimde söz konusu olmaz; ama yıllar geçmesine rağmen bunu insanlara anlatamadık, özellikle yerel halk sanki gezme alanıymış gibi fuara geliyor, boş boş dolaşıp standlardaki poğaça kurabiyelerden yiyor hatta kendine yorgunluk kahvesi söyleyip gidiyor:)İnegölde çok büyük bir mobilya alışveriş merkezi var hatta Avrupanın en büyüğü, şimdi fotoğraflara iyice bakınız.




   İlk fotoğraf fuar alanından, diğer ikisi ise genelde perakendeye hitap ettiğimiz mobiliyum avmden.Şimdi insan bir düşünüyor, lüks bir yer gibi mi görünüyor, ondan dolayı mı geliyorlar diye.Bence fotoğraflar her şeyi gösteriyor, mobilya avm o kadar güzelki, şimdilik tek bir yerde 95 mağazayı toplamış durumda, bunun ikinci etabı da yakın bir zamanda açılıyor 200 firma bir arada olacak, üstelik kapalı alanda yazın serin, kışın sıcak, hal böyleyken aslında fuar yapmanın da anlamı kalmıyor; ama müşteriler alışmış bir kere, şimdilik devam yani.Neyse fazla dağıttım, konuya geri döneyim, ben bazen ayakta durmakta zorluk çektim, hastalıktan eve geldiğim zaman ağladığım oldu, yine de her müşterimle ilgilendim, bazen birden çok müşteriye yetişmeye çalıştım, saolsun patronum da müşterilerim de benden memnun; ama perakende müşteriyi memnun edemedim, üstelik alıcı bile olmayan perakendeciyi.Neden biliyor musunuz, bizim insanımız memnuniyetsiz, standlara bir girişleri var, bizimle bir konuşmaları var, sanırsın hepimizi satın alıyorlar.Gelen perakendecilere kibar bir dille mobiliyum avmye gitmelerini; çünkü orada onlarla daha iyi ilgilenileceğini, toptancı müşteri geldiğinde onunla ilgilenmek zorunda olduğumu anlattım e yani nerde bir konteynır mal alacak adam nerede tek takım.Kimsenin kalbini kırmak istemem, müşteriyi küçük gördüğüm asla yok, zaten bazıları hak verdi, diğer standlarda da bu durum söz konusu dedi, bazısı ise bir çirkinleşiyor anlatamam.Yorgunluktan bir koltuğa çöktüğüm sırada perakende bir gezici gelmiş, fuara özel aldığımız elemanlardan biri ilgileniyordu, bana bir şey sordu ben kalkmadan cevap verdim bizim çalışana, neymiş efendim ben niye ayağa kalkmamışım, müşteriye karşı ne saygısızlıkmış bu SANANE, BU FUAR SANA ÖZEL DEĞİL, demeyi çok isterdim; ama sustum.Yahu seninle ilgilenen var mı var, bu fuar sana hitap etmese bile; ama sen öyle bir memnuniyetsiz, karşındakini de öyle küçük görüyorsun ki...

   Ne kadar yorulduğumuz umurlarında olmadan, sanki tek görevimiz onları memnun etmekmiş gibi davranmaları beni öldürüyor, hayır efendim müşteri herzaman haklı değildir ve de merak ediyorum sabrımı taşıran ve standdan kovduğum ilk müşteri kim olacak.Lütfen ama lütfen alışveriş yaptığınız mağazalardaki satış personellerine kibar davranın, onlar size yardımcı olmak için oradalar, size köle olmak için değil.

   Son olarak sizlere patronum, heyet ve  dünya  güreş şampiyonumuz Rıza Kayaalp'in fotoğrafını ekliyorum.O kadar ürün arasında bizim koltuğumuzu beğendiğinden kendisine hediye ettik ve de bayrağımızı dalgalandırdığı için teşekkür ettik, fotoğraflar hep sosyal mecralardan, yoğunluktan çekemedik kendimiz:)İyi akşamlarınız olsun


11 Ekim 2017 Çarşamba

Hayat Hepimize Güzel Olsun

   'Hayat sana güzel be', dedi bana.O an kafamdan milyon tane şey geçti, ışık hızından daha hızlı olan bir şey bu, anlayamazsın.Gülümsedim ve 'hayat yaşamasını bilene güzel' dedim.

   Farkında mısınız hep başka insanların hayatına özenir, kendimizinkini beğenmeyiz.Büyüklerimiz komşunun tavuk bize kaz görünür demişler, doğru demişler valla.Kimin ne yaşadığını bilmeden, neler çektiğini bilmeden güzel görünen yanlarına özenir dururuz.Mesela ben, evet bazen surat asma huyum vardır, eskiden daha fazlaydı canım sıkkınsa etrafımdaki herkese zehir ederdim ortamları; lakin büyüdüm, şimdilerde kan kussam kızılcık şerbeti içtim diyorum.Müşterilerime, patronuma, etraftakilere gülümserim; çünkü bence artık ben profesyonelim:)Onlar da beni böyle görünce, hiçbir derdim tasam yok sanıyorlar.Mesela kafamı yastığa koyduğumda kaç bin tane şey düşünmüşüm, gözyaşlarımı farkettirmeden nasıl akıtmışım kimse bilmez.Bilmelerine de gerek yok zaten.



         İnsanlar görünene aldanıyorlar.Bu durum da sosyal medyanın da etkisi çok; çünkü herkes gülerken pozlar veriyor acayip eğleniyorlar:)Sosyal medya kullandığım zamanda da pek aktif değildim, yurtdışına çıktığımda fotoğraf atardım, arkadaşlarım yazardı yine, hayat sana güzel be, yaşıyosun bu hayatı kıskanıyoruz diye, ulan diyordum çalışıyorum ben burada elimde kocaman bir valiz tüm gün müşteri geziyorum, ama orasını kimse düşünmüyor tabi neden; çünkü ben geziyorum!Bir gülme tutuyordu beni böyle durumlarda, ben kadere isyanları oynarken birileri bana özeniyor, vay anasını sayın seyirciler.

Görünene aldanmamak lazım sevgili okurum.Hep başkasının hayatına özenmekle olmaz bu işler.Sait Faik demiş ki ,Dünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey üzgünüm Saitciğim bence kendini ve hayatını sevmekle başlayacak her şey.Oturup başkasının hayatına özenmek yerine, kendi hayatınızı inşa edin, ha olmazsa da en azından uğraşmış olursunuz:) 

Aynı fotoğrafta dediği gibi ' sadece arkanıza yaslanıp oturup beklemeyin, kendi geleceğinizi kendiniz yaratın'

6 Ekim 2017 Cuma

Öğrenci Oldum Beeen

    Herkese kocaman bir merhaba.Başlığım direk konuyu anlatıyor öğrenci oldum beeen.Hem de üniversiteden mezun olalı zaten 3 sene olmuştu.

    Aslında ben azimli bir öğrenci değilimdir, aman çalışayım, aman bir okul daha bitireyim kariyerime katkısı olsun diye düşüncem olmadı.Aslında üniversite zamanında bir düşündüm halkla ilişkiler okumayı; ama zor geldi sonrasında insan kaynakları uzmanlığı kursuna gitmiştim, ha bu arada ben sağlık kurumları yöneticiliği okudum 4 sene Afyonda.O zamanlar okuyayım demiştim; ama harç ödemek zor geldi bi.Ondan sonra İnegöl'e geldim, ilk sene kayıt olayım dedim; ama İnegölde bürosu yok Anadolu Üniversitesi'nin, Bursa merkeze gidip uğraşmaya üşendim.Her sene ygs ye gireyim diyorum başvuruları kaçırıyorum, geçen sene başvuracaktım açıköğretim fakültesine yine unuttum.Bu sene yine unutmuştum dün sevgili kahve yazı paylaşmış, yarın son gün demiş, yahu dedim daha erken değil mi zamanı var, sonra bir düşündüm ulan millet ilk döneme başladı zaten nesi erken diye, hemen siteye girdim ve şipşak internetten kaydımı yaptım, vesikalık fotoğraf eklememizi istemişler bilgisayarda ne arasın vesikalık, 2 sene önce fuarda çektirdiğim bol gülüşlü bir fotoğrafı ekledim oraya, ne yapayım yani.

   Bugün gittim taaa Bursa merkeze, yaptığım plana göre 12 ye 20 kala orada olacaktım, işim 10 dakika sürse, iyi iyi öğle arasından önce işlerim bitmiş iş yerine geri dönmüş olurdum.Oraya bir vardım, uuhh o da ne bu kalabalık ne, ne sorumsuz insanlar o kadar kişi neden son güne bırakmış yani bu kayıt işlerini hayret bir şey ya.Gittim sıra aldım önümde 75 kişi var, neyse dedim madem süre o kadar uzun zaten emniyette bir işim vardı buralarda bi emniyet müdürlüğü  bulayım en azından zaman geçsin.Gittim emniyete; lakin işimi çözemediler, nasıl olsa öğle arası işlem yapmazlar diye bir kahvaltı yapayım dedim oturdum yedim bi gittim tekrar büroya anaa bunlar öğle tatili yapmamış işlemler bitsin diye, benim sıram da geçmiş, oysaki hemen büronun yanındaydım kafede, neden bakmadım diye kendime kızdım tekrar sıra aldım bu kez önümde 105 kişi vardı, bir sinirlendim amaan dedim okuyacağım okula da, sonra bi sakinleştim, aklıma rüyam geldi.Geçen hafta bir rüya gördüm, tercih yapacakmışım, istediğim herhangi bir bölüme yerleşebiliyormuşum; ama bizimkiler illa Mersinde okuyacaksın diyorlar, tamam diyorum; ama okuyacak bölüm bulamıyorum vay efendim öğretmenlik okumam kpss var mühendis olmam şu var diye, paylaşım yapmayı düşündüğümde aklıma geldi rüyam.Geçen hafta da üniversiteden bir arkadaşımla konuşuyorum öğrenci olmayı özledim demiştim, tabi öğrencilikten kastım ders çalışmak değil, zaten okuldayken de ders çalışmazdım ben, sınav sabahı kalkar bakardım ve de sınavdan önce milleti dinlerdim.Bence en iyi çalışma taktiği sınavdan önce aşırı inek öğrencilerin yaptığı ders tekrarlarını dinlemek:D

   Neyse işte öğrenciliğe özlemim vardı diyorum; ama bu özlem aslında avareliğe.Okula git gel, para aileden ye gez iç, sorumluluk yok, senede gireceğin birkaç sınav amaaaan nedir ki.Nasıl hızlı gelişti ya dün bu saatlerde aklımda bile yokken şuan tekrar öğrenciyim, buradan tekrar teşekkür ediyorum  ve de takip edin diyorum Kahve Molası'nı.

Son söz: sınav bürosundakiler en kısa sürede fotoğrafımı değiştirmemi söylediler:D bir de 7 buçuğa kadar çalıştığım günlerden nefret ediyorum söyleyeceklerim bu kadar :)

4 Ekim 2017 Çarşamba

Bana Çocukluk Günlerimi Versinler

   Yaşlanıyorum sayın okuyucu; çünkü artık 'bizim zamanımızda! diye başlayan cümleler kurmaya başladım.Bizim zamanımızda çocuklar sokakta oynardı, annelerimiz eve çağırsa da duymazdan gelir ya da duyamayacağımız yerlere giderdikte duydu da gelmedi diye evde olay çıkmasın:)Şimdiler de ise durum tam tersi, bilgisayar başından kaldırılmaya çalışılıyor çocuklar.


Üzülüyorum, elimde değil üzülüyorum şimdi ki çocuklara; çünkü sokak kültüründen uzaktalar, sürekli ellerinde tablet, telefon.Susmaları için bir çözüm, yemek yemeleri için bir çözüm olarak gösteriliyor.'Benim oğlan pepeyi açmadan yemek yemiyor', annen sana nasıl yediriyordu zamanında acaba.Biz eskiden bilirdik haftasonları veya yaz tatillerinde, erken uyanırsak eğer çizgi film kuşağına yetişebileceğimizi bilirdik, kükreyen aslanla başlardı caaağnıım çizgi filmler.Ekranda gördük mü kilitlenirdik, bitene kadar da mahallede hiçbir çocuk sokağa çıkmazdı.
Çocukluk hayallerimden biri Tom ve Jerry deki biftekten yemekti; ama eve hiç öyle biftek gelmezdi,bizim kasapta hiç işten anlamıyor canıııımmm.Bir de Tolga abi ile Hugo vardı, bir kez bile izin vermemiştir annem aramama, çocukluk acımdır mesela:)
Bunlar bitti mi sokağa bir fırlayışımız var, sözleşmemize gerek yok; çünkü çizgi film kuşağı bitmiş artık anne kuşağı başlamıştır,  öyle bir koşardık ki...
Bizim mahallede kız çocuğu pek yoktu, çoğu da akrabamdı zateb küçük yerde yaşıyorduk.Mahallede tek tük kız vardı bizim yaşlarda olan 3 kişiydik.Biri amcamın kızı Seçil, yengem onu oyuncak süslü bir bebek gibi yetiştirirdi genelde o yüzden evde bebeklerle oyuncaklarla oynardı, Alev vardı komşunun kızı o da pek mızmız, mahallenin erkek fatması bendeniz:)Belimde boncuklu silahla savaş oyunlarından geri kalmazdım, çelik çomakta en çok uzağa ben atacam diye inletirdim ortalığı(atamadı), bir bilye oynamayı beceremezdim.Beceremiyorum bir de kızım diye Alev'in abisi benimle dalga geçerdi, aynı yaşta; ama farklı sınıflardaydık.O zamandan bir feministlik damarım var, ne o sadece erkekler mi yapabilir, erkek yaparsa ben de yaparım filan diye, bir de milletin içinde benimle dalga geçti diye intikam planları hazırlıyorum.

Tata ta taaam, bulduum.Buldum seni pislik diye gülmeye başladım.Kamış bitkisini bilirsiniz heralde, dedem bize sepet örmek için kamış toplamıştı bir yerlerden, ben de gittim buldum.Aldım yanıma bir bıçak ince ince sivri sivri parçalar haline getirdim.Başladım bir çukur kazmaya, öyle çok büyük değil bacağımın yarısını sığacak derinlikte.Kazma işlemi bitince o kamışları tek tek dikmeye başladım çukurun içine, sonra üzerine su döktüm bir de üzerine naylon poşetimsi bir şey koydum ki farkedilmesin.Geriye çocuğu yani Tolga'yı bu tarafa çekmek vardı.
Elimde dinamit var ooğğluuuumm sen mum san da üfle:)Kızdırdım onu peşimden koşmaya başladı, güya oyun oynuyoruz, görürsün oğlum sen, sen misin kızım diye benimle dalga geçen, erkek oyunlarında işi yok diyen, bir koşuyorum sanırsın maraton.Hazıraladığım tuzağa doğru gittim tam önüne geldim, bir kıvraklıkla atladım oradan; ama Tolga ah zavallı çocukk bacağını çukura teslim etti, tek bacağı çukurun içinde kamışların verdiği acıyla kendini yerden yere atıyor.Noooolduuuu süt çocuğuuuuu, ne oldu oğlan seni, gördün mü kız çocuğunu
Şuan hala gülüyorum, tamam yaptığım doğru bir davranış değildi; ama çok damarıma bastı ne yapayım.Meltem Sert'im oğlum ben sen hayırdır ya.Annesi uzun süre bizimle oynamasını yasakladı, aynı mahalledeydik, ben okul değiştirmiştim ortaokulda uzun bir süre görmedim, yıllar sonra gördüğümde çok yakışıklı bir çocuk olarak karşıma çıkması kaderin bir cilvesiydi  heralde:)

Ben anılarımdan sadece bir tanesini anlattım ve geçmişe gittim güldüm, özledim.Şimdiki çocukları düşünüyorum ne hatırlayacaklar acaba, bilgisayar oyununda şu levele kadar gelmiştim( hiçbiri de bir süper mario değil ha), tabletimin modeli şuydu filan.Tamam aileler artık sokaklara güvenmiyor, bir anlamda haklılar; ama bu kadar teknolojik bir çocukluk nedir ya, çocuklar anne babalarından çok telefon ekranını görüyorlar, ya hep beraber ayrı ayrı ekranlara bakıyorlar.
Çocukları bunlara alıştıranlar aileler.Valla herkes bir düşünsün derim.Eline telefonu veriyorlar, tableti veriyorlar sırf sussun diye, e malum aileler de hep telefonlarıyla ilgileniyor, sosyal medyasıymış bilmem nesiymiş.Bir karikatür vardı bulamadım, çocuğun her hareketinin fotoğrafını videosunu çeken bir anne baba ve sürekli telefonu gördüğü için anne babasının kafasını telefon ekranı olarak gören bir bebek.Evet her güzel anı yakalamak istiyorsunuz ona eyvallah ben de isterim herhalde; ama çocuğun yanında o kadar telefonla oynamak, çocuğun eğlencesine ortak olmak değil de onu sosyal medyaya yüklemeye çalışmak çocuğunuzu da itiyor.Çocuğum telefon tablet bağımlısı oldu diyorsunuz, neden acaba???Çocuklara çocukluklarını yaşatalım, bırakın sokak kültürünü yaşasınlar öğrensinler, ileride istemeseler bile zaten bu teknolojik dünyaya ayak uydurmak zorunda kalacaklar.Son olarak, KEŞKE dönebilsem o günlere, oooof offff

27 Eylül 2017 Çarşamba

Vazgeç Gönül

   Heyecan, güzel heyecanlar ne güzeldir öyle değil mi.Aklımız genelde aşka gidiyor heyecan deyince.Aşkla sınırlı değil tabi ki; ama kabul edelim en güzel heyecanlarımızdan biridir.Böyle kalbimiz bize ait bir parça değil de, bağımsızlığını ilan etmek isteyen bir eklenti gibi, sürekli dışarı dışarı kocaman kocaman atar.Bazen korkuyor insan hep böyle elim ayağım mı titreyecek diye; ama aslında korkumuz bunun tersine dönmesi olmalıymış, bilememişiz.

   İnsan birini sevince hep onun kalacak zanneder, aksini düşünmek tabi ki olmaz, olamaz yani; çünkü o olmazsa eğer işlevini yitirirdi beden, olamazdı yani ölmezdik yaşardık; ama aslında yaşayamazdık, daha doğrusu hissedebileceğimiz tek şey canımızın acısı olurdu.Yoksa sadece biz mi öyle düşünüyorduk ha ne dersiniz?Misal ben böyle kafamda hemen 80 yaşı kuruyordum, o zaman nasıl olacak, ne yapcaz diye; lakin ayrıldık..Hep sürecek sandığım şey bir anda tuzla buz olunca kanım çekildi sanmıştım, ellerim ayaklarım uyuşmuştu.Açlık hissetmiyordum mesela, üzerime bir ağırlık koymuşlar da ayağa kalkamıyor nefes alamıyordum, sürekli uyumak istiyordum, ki uyuyordum da.Birkaç gün boyunca uyanık olduğum saatler toplamda 10 u geçmemiştir, ilk kez o kadar uyuduğumu bilirim.Ama düşününce insanı ayrılıktan daha çok acıtan şeyin ne olduğunun farkına varıyorsunuz.Üzüntünün tek taraflı olması!Yani şöyle bazen karşılaşıyoruz, karşılıklı sevmenize rağmen bazı sebeplerden ötürü ayrılıyorsunuz, öyle olunca da üzülüyor insan; ama en azından o da seviyor diye teselli ediyor kendini; ama siz kendinizi harap ederken karşı tarafın sizi hiç umursamaması, işte tam orada bir şeyler saplanıyor insanın içine.İnsan kendini kandırılmış, kullanılmış, ihanet edilmiş hissediyor.Düşünsene o kadar güzel şeyi tek başına yaşamadın sen, o zaman neden, ne çabuk unuttu diye diye kendini yiyip bitiriyor insan.

   Düşünüyorsun, aslında bana kötü davranıyordu, beni artık önemsemiyordu, bana eskisi gibi bakmıyordu  diye; ama beynimizin oyunu bu ya, döne döne sadece güzel hatıraları anımsatıyor.Ooff Allah'ım  nidaları.Karar alıyorsunuz, tamam bitti, bir daha düşünmüyorum, yoluma devam etmeliyim diye, sonuç???İnsan içinde bitiremiyor, zaten en büyük meselemiz o, bir de sanki hep dönecekmiş gibi yaşamak, yaşamaya devam etmek, sonra dada da daaaan o başkalarıyla :)Yüreğe düşen yangının acısı oowww.Unutmak, içinde öldürmek istiyorsun; ama nasııl cevabını bilemiyorsun, aslında nefret etmek istiyorsun; çünkü zaten nefret başarısızlığa uğramış sevginin de tanımıymış; ama ??

   Yukarıdaki gönderiyi çok beğeniyorum, o kadar güzel demiş ki.Aslında tüm ayrılmış insanların yapmak istediği şey diyebilirim.Sonsuza kadar süreceğini düşündüğün aşkını tek kişilik yaşadığını farkettiğin an yapman gereken artık sevmeyi bırakıp içinde öldürmektir, valla nasıl yapacaksınız ben bilmiyorum,  insanlar da farklı farklı çünkü.Dilerim herkes yüreğindeki yangını söndürebilir; çünkü onunla yaşamak gerçekten de çok zor.



26 Eylül 2017 Salı

Onlarda-Bizde:)

   Selaaam son paylaşımım da kültür farklılığına değinmiştim, dün dedim ki neden bu konuda yazı yazmıyorum; ama tam yazacaktım ki telefonum donmaya başladı filan açılmadı bende el mahkum taptaze telefonumu garantiye yolladım, haha bi de yurt dışından getirtmiştim, isterse reklam olsun ama Apple'ın bu kurumsallığı, işini çözüvermesi olayı çok güzel!Arkadaşımın telefonunu aldım o da iPhone olduğundan aynen aktardım, bir iki aksaklık çıktı ilk kez whatsapp kurulamadı kişiler gitti filan bayağı uğraştırdı beni gece.7 senedir kullanıyorum sayısız aktarım yaptım hiç karşılaşmamıştım; aman olsun ya ne yapayım bir daha indiririm, ay bu telefon yazısı oluverdi sanki tamam hemen bırakıyorum.

   Kültür demiştim kültür farklılığı, önceki gün evde otururken birden gittim harici hafızayı getirdim eski fotoğraflara bakmaya başladım.Karşıma 2014 klasörlerim çıktı bir baktım Amerika!Ah Amerika ahhh.New York'u görmek istiyordum; ama kalacak yerim yoktu orada ve inanaılmaz pahalı aynı derece de güvensizdi, o yüzden Amerikalı bir arkadaşımda kalacaktım.Gideceğim gün annesi benim için yemek verecekmiş öyle söyledi.E şimdi burada ne beklersin, sofralar kurulur donatılır maa aile sofraya oturulur falan filan, dakika 1  gol 1 baknız.

Onların deyimiyle barbekü yapıldı, herkes tabağına masadakilerden aldı ve bahçeye dağıldı, enjoy!Ertesi gün yürüyüş yapmak için ormanımsı bir parka gittik,arkadaşımın da köpeği bizimle tabiki.Her yerde sadece insanlar için değil hayvanlar için de suluk vardı.
   Eskiden bu amerikalıları donuk suratsız zannederdim, lakin yürürken neredeyse herkesle selamlaşılıyor ve ayaküstü sohbet ediliyordu, kimse kimseye hooop ne baktın birader demiyordu, hatta bakınız bu ablamız böyle gezerek bronzlaşmaya çalışıyordu, göl deniz filan yoktu yani, kimse de laf atmadı benim gördüğüm kadarıyla.Biz de kısa etek giyince darp edilir, küfür edilir, üstüne haksız çıkarılır, aranıyor denilir, hatta bazı şehirlerde bayan otobüsü diye pembe otobüs seferi başlattılar, normale binene aranıyor muamelesi yapılmaya başlandı bile, tacize uğrayınca pembe otobüse binseydin derler artık, ha bi de 5 ten sonra da çalışmıyor o otobüsler haa, mesajı aldınız mı 5 ten sonra sokağa çıkmak yok kadınlar ona göre.
Bir akşam içecekleri yiyecekleri yüklendik gittik bir araziye marshmallow partisi yapıp ateşe doğru sohbetler ediyoruz:)
Hani bizde bisküvi arası lokum oluyor ya, onlarda da marshmallow ateşe tutulup eritiliyor biraz, bisküvi üzerine çikolata üzerine marshmallow ahanda parti.

Bu arada çok güzel bir akşamdı çünkü aranizinin her tarafını ateş böcekleri ışıl ışıl etmişti:)Ertesi gün tüm aile şarap tatmaya gittik mesela ve gittiğimiz her bir dükkandan en az bir kasa şarap alındı ki en az 10 yer dolaştık, o kadar şarabı ne yapıyorsnuz lan diye soramadım; çünkü bizim çay içtiğimiz gibi onlar keyiflik şarap içiyorlar.

Ama ne var arkadaşlar biliyor musunuz, biz orayı metropol hep bina olarak düşünüyoruz ya hani, yeşile o kadar saygıları var ki, şehir içinde bile mutlaka kocaman parkları var ve buna önem veriyorlar, bizim gibi otel dikmek adına ormanları yakıp yıkmıyorlar.
Dikkat ettiğim bir şey daha var, onlar da bayraklarını çok seviyorlar.Bazen yurtdşına gittiğimde buranın bayrağı nerede diye bakınıyorum; çünkü hiç bir yerde olmuyor; ama Amerikada nerede her yerde, evde mezarda bayrak var,ha bayraklarının deseninden şort yapıp giyiyorlar o bana doğru gelmşyor; ama bayrak sevgisi güzel bence, ben de bayrağımızı çok severim ne bileyim.
Görüyorsunuz mezarda her kişinin başucunda bayrak var.Oralarda Türk bayrağı görünce de pek bi sevindim:)

Ay biraz gezi yazısına dönmeye başladı sanki:)En iyisi burada bırakayım, görüyoruz işte her ülkenin her şehrin her ailenin kültürü farklı, saygı duymak lazım, duymayanlara bu fotoğrafı armağan edelim:)

Bir ara da Amerika gezi yazısı yazayım bari:) Hadeyin görüşürüük.

23 Eylül 2017 Cumartesi

Gııybeeet

  Nur (24/15) “Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç) tur.”

Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.” (Hucurat Suresi, 12)


 Eveeet anlayacağınız üzere bugünkü konumuz gıybet!Hani günlerde sohbetlerde, komşuda sokakta, her durumda yapılıp çoğu kişinin vazgeçemediği o illet hastalık var ya hani, o.

   Şüphesiz ki hiç birimiz günahsız değiliz.Tabiki ben de dahilim buna, lütfen ya:)Günahlarım, üstüne zırlamalarım hatta tövbe edip bir daha yapmışlığım da var yani.Gururlanmıyorum şuan yazarken; ama insanız işte ne yapalım.Hayat uzun bir yol, sınavlarla dolu bazılarını geçip bazılarındansa kalıyoruz.Hepimiz yanlışlara düşüyoruz, öğreniyoruz büyüyoruz.Kim kimi yargılayabilir ki, yani bu hakka kim sahip,HİÇKİMSE!Evet hiçkimsenin başkasını yargılamaya hakkı yok; ama herkes konuşurken bay ve bayan mükemmel, hele kalabalıkta kınadıklarını tenhada yapmaları yokmu ay Allahım öldürüyor beni.

   Önceleri inanılmaz takar, kendimi mutsuz eder ağlar dururdum.Özellikle İnegöl'e geldikten sonra çok karşılaştım.Konuşup muhattap olduğum çoğu kişi için şimdilerde keşke hiç konuşmasaymışım diyorum.Yapımdan kaynaklı sıcakkanlı bir insanım, konuşurken el kol hareketlerimi jest ve mimiklerimi çok kullanırım, biraz da ailemin beni cesur yetiştirmesinden kaynaklı her ortamda kendime söz hakkı yaratırım, cinsiyetçi gözlerim yoktur, yani yokTU.Konuşurken karşımdakine 'erkek' gözü ile bakmam.Sırf bu sebepler bile gıybet dönmesine yetti, yani bana göre gayet normal olan şeyler burada karşıma ayıp diye çıktı.Uyarıldım; ama bana saçma geliyordu, yok yaa abartıyorsun; ama o benim babam yaşında, ay çok iyi bir kadın dedim durdum, iyi halt ettim.Düşünüyorum farklı bir ülkeden de gelmedim yani, ha gıybet Hatayda yok mu orada da var tabi; ama neden yani neden, bu insanlar bu kadar mı işsiz ya da ah almaktan hiç mi korkmuyorlar, kimse kendi hayatını sorgulamıyor mu ne yani.

   Uzun zamandır bu tip muhabbetlere dahil olmamak için uzak duruyorum insanlardan.Bir arkadaş grubum var onlar dışında kimse ile muhattap olmuyorum pek, hayır yabani filan değilim, çok taktığımdan da değil, sonuçta o insanlar benim karnımı doyurmuyor, ailem değiller sadece ne oldu muhabbeti kestim ya da minimuma indirdim diyelim.Aşık Veysel çok güzel bir şey demiş  bununla ilgili 'inan kastım sana değil, cahille muhabbeti kestim' diye, ne güzel demiş değil mi.İnanın kafam daha rahat benim, kimse ile ilgili bir şey duymuyorum, benim arkamdan söylenenler bana gelmiyor, kulak kapatıyorum diye yapılmıyor demiyorum; ama ne yapayım yani engellenemiyor, bari benden uzakta olsun,ha bir de şeye hastayım, Melteem seninle ilgili şunu şunu dediler, eee o arada sen ne yaptın, sustun dinledin mi ya da söylenmesine izin mi verdin, o zaman senin de bir farkın yok onlardan benim, için.Bir kere eğer bunu size söyleyebiliyorsa eğer samimiyetine güvenmeyin, sizi destekliyor olsa konuşulmasına izin vermez, hatta bir şey dyim mi o da katılmıştır  gıybete, yani gelip size anlattığı için ayy canım arkadaşıımmm demeyin oki,?

   Aaa durun durun gitmeyin son tespiti de söyliyim.Arkanızdan laf döndürüp sizi sürekli eleştirenler varya hani, içten içe aslında fırsatı olsa sizin gibi olmak isteyenlerdir.Tamam o kadardı şimdi dağılabilirsiniz.

  ya İrem Derici Gıybet şarkısını çok güzel söylemiş bence; ama sadece onun olduğu video bulamadım :S O yüzden zaman varsa dinleyin izleyin işte tüm performansını, çüss



20 Eylül 2017 Çarşamba

Hayır Duası Şart

   Benim malım kıymetlidir sevgili arkadaşlar.Malıma zarar gelince çok üzülürüm, mesela hayvanın biri arabamı çizmiş, bariz çizmiş yani anahtarıyla dün, karşıma çıksa gözünü oyarım o derece yani.Şimdi anlatacaklarım da araba mevzusundan başlıyor.

   Geçen hafta ufak bir kaza atlattım, kazayı da ben yapmadım yalnız, yan tarafta oturuyordum.Bir şey olduğundan değil; ama korktum, üzüldüm.Bende pek bir şey yoktu; ama karşı tarafta az bir şey vardı.Kendisi de komşum.Ben üzüldüm; ama kendisi gayet güler yüzlüydü.Bir de şöyle  bir şey var, araç kendinin değil şirket aracı ve yeni.Bundan önce şirket ona başka bir araba vermıştı, başka bir komşumuzun kış günü kar lastiği olmadığı için arabası kaymış komşunun kapısını içeri göçerttiği gibi camını da paramparça etmişti.Bir iki ay önce de şimdiki sıfır aracı verdiler, o da işte bana denk geldi, acaba komşunun şirkette mi bir uğursuzluk var?Bi okuyup üflesinler bence.Neyse işte sözleştik, bir saat sonra çalıştığı yere gidecektim orada halledecektik kendi aramızda, yanımda para olmadığı için bankamatiğe gittim bu seferde kartımı yuttu makine aaa bu ne ya diye çemkirdim, ne lanet bir gün.Yetkiliye haber verdim de geri alabildim kartımı.Komşunun iş yerini bilmiyorum, konum attırdım navigasyonun gerizekalılığı tuttu sanki, tepeler aştım resmen bulabilmek için.

  En sonunda konuştuk anlaştık filan ofisime döneyim dedim, tam yol ayrımına girdim neyse ya fabrikaya gideyim dedim arabayı çevirdim, yaşlı bi amca bana el etti yol ortasında.Allahımm yoksa derviş mi, o kadar aksilik üzerine, hayır duası da lazım heee.Durdum elinde kocaman bir hortum rulosu vardı, kızım beni alır mısın dedi, tabi amca dedim, yerleştirdim eşyasını bagaja ,bindi arabaya. Benim fabrikada şehir dışında en fazla oraya kadardır diye düşündüm, nereye gidiyorsun amca dedim, bir yer söyledi ahaa dedim napcam şimdi gidiş geliş yaklaşık 40 dakika sürer.Neyse dedim yapacak bir şey yok aldım artık 84 yaşında adam.Amca dedim nasıl geldin, otobüs yok mu sizin oraya, var diyor akşam 7 de, daha saatin 1i bile değildi, yoook artık bee bu ne.Amca da çok yol gittiğimden rahatsız oldu heralde kızım ben burada ineyim yavaş yavaş yürürüm geldik zaten dedi, yok ya dedim geldik o kadar eve kadar götüreyim, bu cümleyi kurduktan sonra araba ile olmama rağmen 10 dakika yol gittim, amca o yaşlı haliyle nasıl yüreyecekti ne kadar sürecekti bilmem.Amcayı bıraktım eşi çıktı kapıya karı koca bana nasıl güzel dualar ediyorlar, bir de illa bir şeyler ye iç diyorlar, yok diyorum işe gitmem lazım, saat olmuş 1 ben daha işe gidememişim,
o kadar mutlu oldum ki aslında böyle küçük iyilikler de mutlu ediyor bir kez daha gördüm.

   Olanları anlatıyorum fabrikada sen deli misin diyorlar niye alıyorsun arabana ya sana bir şey yapsaydı.Ne kadar üzücü bir durum değil mi, başına bir iş gelecek diye iyilik yapmaya bile çekiniyor insan.Ben durdum çünkü amca çok yaşlıydı ve elleri dolu olduğundan zor yürüyordu, genç olsa ben de alamazdım; çünkü korkardım, bana bir şey yapar mı diye, kadın olsun erkek olsun farketmezdi yani.Eskileri düşündüm, yaşadığım yeri, okula hiç yürümezdim; çünkü mutlaka biri durur alırdı arabaya, tabi tanırdım bi de hepsini, hiç korkmaz aksine mutlu olurdum, şimdiyse görüyorsunuz işte.Son söze geliyorum sakınılan göze çöp batarmış, ben sakınmıyorum; ama emek ettim, her şeyimden kıstım helal kazancımla araba aldım, hayvanın birinin gelip arabamı çizmiş olması sinirlerimi hoplattı, helal etmiyorum, keyfi yaptığı o şey ondan çıkacak biliyorum, Allah'a havale ettim her zaman en iyisi bu.Sendromsuz haftalar :)