Hakkımda

Fotoğrafım

Deneyimlerim, üzüntülerim
, dileklerim burada sizlerle:) neşeli ol, hayatını yaşa;)

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Nereye Böyle

   Bazen kendi hayatına bile müdahele edemiyor insan.Hani bu hayatın yönetmeni benim diyen insanlar çıkıyor arada, istediğime rol, istediğime yol veririm diye ahkam kesiyorlar, biliyor musunuz aslında onlar da her şeyi dilediklerince yönetemiyorlar.

   Düşünüyorum bazen, etrafımdakileri birer piyon olarak hayal ediyorum, oyunu oynayan ben oluyorum, hamleler benden soruluyor sadece, canım nasıl isterse oraya sürüyorum; ama şeeyy biraz sıkıcı oluyor sanırım, düşüncede bile.Çoğu zaman, daha doğrusu çok üzüldüğüm zamanlar keşke böyle olsaydı diyorum, yani sadece beni mutlu edecek şekilde davransaydı insanlar.Evet bencilliğim tavan oluyor; çünkü etraftakileri düşünmüyorum o an, neden çünkü bennn mutlu olmalıyıımm beenn.Uzun sürmüyor tabi, ben bunu yapsam  mutlu olurum oo çok iyi diyorum; ama kafamı çevirip baktığımda bunun başka birinin mutsuzluğuna sebep olacağını görüyorum ve koca bir of çekiyorum, yok ya diyorum iyi ki oyun kurucu ben değilim.Geçen hafta arkadaşlarla 3 harflileri olanlar ve böyle büyü yapanlar üzerine konuşuyorduk.Dedim Allah biliyor bana vermemesi gerektiğini, yoksa sana gıcık mı oluyorum ayır şunu sevgilisinden büyüsü yaparım görürsün gününü.Gülüştük bir; ama gerçekten böyle şeyler yapanlar varmış.Aslında ben pek inanmam, daha doğrusu inanmak istemem reddederim; ama tırım tırım dua ederim Allahım sen büyüksün, sen koru diye.Nasıl yapılıyor, nasıl etkili oluyor hala anlamış değilim; ama oluyormuş yani, ne bileyim.


   Konuma geri döneyim.Hayatıma yön veremiyorum uzun zamandır, uğraştım çok, bir şeyler istedim, inanmazsın zorladım durdum, sanırsın küçük çocuğum meme istiyorum.Yanlış anlamışım olayı ne yapalım en azından içimde şişenlerin bir kısmını yaşlarla dışarı saldım o da iyi bir şey(!?)Efendim işte baktım ben rüzgarı kontrol edemiyorum, ismimin anlamının rüzgar olmasına rağmen, ben de bıraktım kendimi rüzgarın insafına, nereye eserse o yöne doğru savruluyorum.





13 Temmuz 2017 Perşembe

Buralarda Durum

   Merhaba, uzun süredir paylaşım yapmıyordum; aslında yazmadığımdan değil, yazıyor; lakin paylaşmak istemiyordum.Bu sürede taslaklarımı doldurdum da denebilir.Öncelikle neden paylaşmadığımı söylemeliyim; çünkü mutsuz umutsuz cümlelerle doldurmak istemedim burayı.Ben böyle biri değilim aslında ve kendimi depresif olarak tanıtmak istemiyorum daha fazla.

   Kimseye dert anlatmam pek, bazen taşma noktaları oluyor tabi.Bir kez durmadan ağladım uzun süre çalıştığım yerde, neyse ki sıkı bir işte çalışmıyorum pek.Kendimi olumlamalara verdim denebilir, biraz da beyin oyalamaya.2 gün bitmeden 300 küsür sayfalı kitaplar bitiriyorum mesela, durmadan yabancı dizi izliyorum ve evet bunları iş yerimde de yapıyorum:)

   Birkaç gün önce yeni tanıştırdığım 2 arkadaşımla oturuyordum, herkesin bir derdi var diye konuşuyorduk, canları sıkkındı ikisinin de bazı sebeplerden.Dün üçümüz güzel bir iş için Bursa merkeze gittik.Hemen o işi açıklayım.Genç 23 yaşında bir arkadaş(tanımıyoruz) böbrek yetmezliğinden dolayı hasta yatıyor.Şükür ki annesi ile dokular filan da eşlemiş, anne böbreğini vermek istiyor; ama onun için bile çok para gerekiyor.Hastane bazı şeyleri kısıyor ve ortaya 53bin liralık bir maliyet çıkıyor.Bursa merkezde de bir kampanya başlatılıyor burada da ona benzer bir şeyler.Arkadaşımın çevresi geniştir, uzun süredir aynı işi yaptığından tanıyor büyük patronları filan, onlara ulaşılıyor.Bursada 42 bin lira toplanmış, buradan da biz 12 küsür götürdük, yani para tamamlandı!Arta kalan para da aileye verilecek, ilaç ya da daha başka ihtiyaçlar için.Hastaneden çıkınca bir durduk ve aslında ne kadar şanslı insanlar olduğumuzu düşündük, para bulanamasaydı ne olacaktı, parası olmayan ölecek mi yani, aslında bildiğimiz şeyler; ama yine de çok etkilendim.Çok şükür sağlık problemimiz yok, maddiyat desen kimseye muhtaç değiliz yine söylüyorum ÇOK ŞÜKÜR.

   Gönül rahatlığıyla terkettik orayı, açlıktan ölmüştük bir yemek yyip öyle dönelim dedik, gelmişken de sürekli bize Bursaya gelin gelin diye ısrar edip hiç gitmediğimiz arkadaşımızın da gönlünü yapalım.Aradık; ama geç oldu 9 u geçmişti gelmez işi vardır dedik, 15 dakikaya yanınızdayım dedi hoop yanımıza geldi:) Cidden öyle enerji dolu ki, ahhh eski günlerim dedim, içim geçmiş sanki benim.Bugün kendim ve sizin için bir şeyler dilemek yerine öncelik dileğimi hastalara yöneltmek istiyorum, lütfen lütfeen hepsi şifa bulsun ve de parasızlık yüzünden kimse ölmesin.


25 Haziran 2017 Pazar

Bir Bayram

   Herkese merhaba ve iyi bayramlar diliyorum en çokta ailesinden uzak veya bayramını kutlayacak annesi babası çocuğu olmayanlara.

   Otel odasından bildiriyorum, tatildeyim ben aslında, çok eğlensem aklıma gelmezdi buraya giripte yazmak:)Ne yapayım canım yalan mı söyleyeyim.Tatil az olduğu için memlekte gitmemeye karar vermiştim, olsun dedim bu bayram evde yatar dinlenirim zaten son zamanlarda işler çok yordu.Eşimin arkadaşı ona tatil hediye etmiş 3 günlüğüne mırın kırın ettim gitmicem dedim, deli misin dediğinizi duyar gibiyim, ama ben böyleyim.Hem 4 saatlik yol olması bile bana uzun geldi hem kalabalık olmadan eğlenemiyorum.Eskiden gelme bir alışkanlık bu, evim denize 15 20 dakikada mesafede Hatayda.Hadi denize dedik mi 15 20 kişi toplanırdık, mahalledeki arkadaşlar bize yakın olanlar.Hem aike büyük hem çevre.Her pazar gezmeye gidilirdi yazları, bütün amcamlar çocukları gelinleri ohooo, bi de babamlar kuzenlerine haber verdi mi 50 kişi olurduk.Denizde yarış mı dersiniz deve güreşi mi, o kadar özlüyorum ki...İnegölden Ayvalık'a 4 saatte geleceğimi düşünmüştüm en geç; ama trafiği hesap edememişim, öyle bir trafik vardı ki 1 saat sonra eve dönesim geldi; ama dönmedim tabi yola devam ettim,6 saat sürdü ilk kez o kadar uzun süre araba kullandım bir de dönüşü düşündüm.Yolda migrenim tutunca otele gelir gelmez kendimi odaya attım uyudum.Dışarda yüzen gülülen insan sesleri arasında resmen uyudum, gün boyunca hem bişi yememiş hem kendimi çok kasmış olduğumdan beynim eriyordu sanki.Akşam yemeğine indik, yemek yiyemedim, lokmalar dizildi sanki boğazıma, biraz oyalanayım dedim oteldeki çocukların dansını izledim, mesela kalabalık olsak sohbet ortamı olurdu biri bişi dedi mi öteki cevap verirdi; ama nerde sanırım 10 buçuktu uyuduğumda, e tabi o saatte uyuyunca gece uyandm daha da uyuyamadm.Akşamdan bişi yiyememştim zaten, sabah aç uyandım; ama yine bir şey yiyemedim, yediğim 4 kuru kayısıdan başka bir şey değildi.

   Denize gideyim belki iyi gelir diye düşündüm 1 saat takıldım.Havuzun orada Acemi Demirciye çok benzeyen birini gördüm, gidip sorsam mı diye bir düşündüm hatta.Yapacak bir şey olmadığından güneşin altına yattım yanayım bari dedim; çünkü yüzemedim pek, bi grdim çıktım o kadar.O ara Annesinin Prensesi Özlem ile mesajlaşıyordum, ben hiç sevmem diyordu güneşi sıkılmadın mı, yok dedim severim ben bronz olmayı mesajı attım ayağa kalktkm birkaç adım attım her şey silikleşti kimseyi seçememeye başladım ve küt, kendimi revirde oksijen maskesiyle buldum.Biraz tuttular sonra da dnlenin dediler ben geldim tabi odaya tüm gün yattım, o arada eşim tüm ayvalığı gezmiş, o kadar yani.


   Dinlenecektim güya, ha evet yatarak dinleniyorum; ama bolca da sıkıldım, 5 çayına ineyim en azından kurabiye ile karnımı doyururum dedim, aşağı inip yukarı çıkana kadar bi daha kendimden geçcem sandım.Bu bayram da böyle geçti bende ne yapalım, evime dönmek istiyorum; ama araba kullanacak hale gelmem lazım, eşiö araba kullanmayı yeni öğrendi ona güvenipte arabayı veremem tüm yol, oofff.Sağlıklı, huzurlu bayramlarınız olsun✋🏻

21 Haziran 2017 Çarşamba

Mezunum da Mezunum

   Şöyle bir düşündüm de kendimle gurur duyduğum zamanların çok ama çok az olduğunu gördüm.Yani iyi şeyler yapmıyor muyum yapıyorum illa  ki; ama göğsüm gururla kabarmıyor mesela.Düşündüm, düşündüm ehh son zamanlarda gördüğüm mezuniyet fotoğrafları ile beni gururlandıran şeylerden birini hatırladım.MEZUNİYET!



   Aslında kendimden beklemiyordum o heyecanı gururu.Okul hayatım hep çok iyi geçti benim, hani var ya böyle öğretmenlerin gözdesi öğrenciler onlardandım.Gittiğim lise kurulla öğrenci alıyordu, yani ortaokul diplomalarını alıyor hepsini değerlendiriyor ve okula almak için en yüksek diploma notlarını seçiyordu.O zamanlar diplomalar 5 üzerinden değerlendiriliyordu ve benim de 5 idi.Okul öyle bir okul ki cumartesileri bile gidiyoruz; çünkü isim yapmış; çünkü müdürümüz her sene davulla zurna ile iyi üniversitelere öğrenci göndermenin mutluluğunu yaşayacak.İlk sene sadece ingilizce, türkçe, resim, müzik, beden eğitimi dersleri aldık, yani süper lisedeydik hem de herkesin Merkez Mapushanesi dediği Merkez 23 Temmuz(Hatay'ın Türkiyeye katılma tarihidir) Lisesinde.Bir ingilizce sevdası sardı beni ilk 2 yıl,3. sene bölüm seçmemiz lazım, dil seçeceğim diyorum yook müdür izin vermiyor.Velilerimizle görüşüyorlar, bizim müdür bu kız tıplık ingilizce diye hayal kurmasın, çok istiyorsa öğrenir konuşur demiş, e bizimkiler de dünden razı, oldum mu ben sayısalcı.Neyse ben onu da kıvırıyorum dersler iyi, dershane sınavlarında tek rakibim Yusuf diye bir çocuk, ya o birinci oluyor ya da ben ilk zamanlarda.Sınavlardan en az yarım saat erken çıkar en yakın arkadaşlarımı bile gıcık ederdim; lakin gel gelelim o kocaman sınava ben tutuldum sanki, yok hatırlamıyorum, periyodik cetvelin sırasını unutmalar, alkolleri etilleri karıştırmalar yani tam bir fiyasko, e aile senden güzel şeyler bekliyor yok.O sene yazmadım bir şey, ertesi sene hazırlanırken her şey yine iyi sınavda yok.O aralar annem benden çok araştırıyor tabi okulları puanları.Tam puan 500, ben 415 aldım.Annem diyor tamam hemşire ol ben burun kıvırıyorum yapamam çünkü kan man, tamam diyor Çukurova üniversitesi bilgisayar öğretmenliği olsun hem rahat hem yakın bir yer.Bu kez inat tuttu beni ben başladım araştırmaya, yeni bir bölüm var sadece 8 üniversitede var: Sağlık Kurumları Yöneticiliği, üstelik devlet yeni bir tasarı sundu ve doktorların hemşirelerin hastane müdürlüğü yapmalarına son verdiğini açıkladı, artık bu işi eğitimliler yapacaktı ve evet bölümü seçmiştim, gözler parlıyordu müdür olacaktım ben:D Sıkıntı şu bölümüm olduğu okulların hiçbirinde deniz yok hey Allahım.Kendi kendime tercih yaptım, sınav sonuçları açıklanmadan önce anneme 2 hata yaptım dedim şehir olarak biri Afyon, inşallah gelmez sonuç bir açıklandı AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ.Neyse mutlu oldum yine de, ilk 2 sene her şey çok güzeldi doktorlar hemşireler bizim bölümü okumaya başladı, bir baktık neredeyse tüm üniversitelerd bu bölüm açılmış 320 lerle yerleşiyorlari neyse dedik biz daha önce mezun oluyoruz; ama tata tataaamm devletimiz geri çekti tasarıyı.Yönetici olmak için bu bölümü bitirmesen de olur dediler ve ağzımıza tükürdüler.Saldım o saatten sonra, arkadaşlarım deli gibi KPSS çalışırken ben gezdim tozdum, nasılsa atanamayacaktım ve çalışmanın gereği yoktu(bizim sınavlar 2 senede bir yapılıyor ve o seneki sınavda sadece 7 öğrenciyi yerleştirdiler)

   Bu kadar salmışken mezun olmanın gururlandırması nedir bi düşünüyor insan; ama öyle bir şey ki.İsmim okundu koştura koştura sahneye çıktım(önümü neden öyle kapamışsam sanki).Böyle kalbim yerinden çıkacaktı sanki, ailem bana bakıyordu alkışlıyorlardı, ta oradan annemin ağladığını gördüm, benim de gözlerim doldu, babamı düşündüm.Benim tüm param sizin; ama siz yine de okul bitirin bir meslek edinin ki kimseye muhtaç kalmayın, el açmayın demişti, yaptım.Onca seneyi düşündüm, yıllarca okula gittim geldim, gece yarılarına kadar ders çalıştım, ailemin bizim için yaptıklarını düşündüm ve o an dedim ki bu haklı bir gurur; çünkü ben BAŞARDIM.




video

Videonun yüklenmesini beklerken sosyal medyadan bildirim geldi, bir arkadaşım mezuniyet fotoğrafı paylaşmış ve beni etiketlemiş:) tatlı tesadüfler bunlar

19 Haziran 2017 Pazartesi

Sokak Çocuk Doğurmuyor

      Genel olarak kullanılan tabirler var dilimizde sokak çocuğu, sokak hayvanı, sokak insanı gibi.Çoğumuz onlara yaklaşırsak eğer bizi zehirleyecek bir mikrop gibi davranıyor.Değil onları topluma kazandırmak için uğraşmak, türlü eziyetler ediliyor.


   Bu olayı hatırlayan var mı?Söz konusu restoranın çalışanı, müşterilere rahatsızlık veren çocuğu korkutmak(!) adına üzerine kaynar su dökmüş, hani şu %99'u müslüman olan ülkede(?).Çocuğun annesi yaptığı açıklamada çocuğunun su almak için restorana gittiğini; ama üzerine kaynar su atıldığını söylemiş.Restoranın Türkiye temsilciliğinin yaptığı açıklama;
“Kurulduğu günden beri aile ve çocuklara hizmeti odak noktasına almış bir marka olarak dün Nişantaşı restoranımızda yaşanan talihsiz olayın kabul edilemez olduğunu belirtmek isteriz.
Söz konusu olaya sebebiyet veren kişinin iş akdine derhal son verilmiş, diğer sorumlular hakkında soruşturma başlatılmıştır.
Bir daha böyle bir olayın yaşanmaması için gereken tedbirler alınmıştır.
Kamuoyunun bilgisine sunarız.
McDonald’s Türkiye”
   

   Bu olaydan sonra hassas davranırlar mı, pek sanmıyorum.O ara konuşuldu ve söndü.Kabul ediyorum bazen fena yapışıyorlar sokakta orada burada; ama kaba kuvvet kullanmaya çalışmak ne kadar doğru, bir çözüm mü ya da?Ben dilenenlere para verilmesine karşıyım, açsa yiyecek üşüyorsa üstüne bir şeyler alma taraftarıyım.Verdiğim paranın kime gideceğini, o insanların doyup doymayacağını bilemem.Ha bi de bazılarının benden çok parası var sıkça duyuyoruz.Bu görsel dilencilik operasyonundan
2 olay anlatacağım, biri sevindirici biri komik.2 hafta kadar önce iftarı bekliyorduk, tabi bizle beraber restoranda bir sürü insan.Oralarda dolanan bir kız çocuğu gördük, restorana bakıyor aç belli ki, arkadaşım para vercem dedi hayır dedim para vermek yok, meğerse kardeşleri ve babası da varmış az ileride ailece çimlerde oturuluyor.İçerden onlara dürüm tarzı yemek yaptırdık.Öğrendiğimize göre Türkmenlermiş, savaştan kaçmışlar ve buraya sığınmışlar; ama işte kalacak yerleri yok, o gün karınları doydu, bir şey olursa diye arkadaşım numarasnı verdi onlara, ertesi gün tekrar aradılar yemek için açlarmış.Arkadaşım Kızılay'ın proje müdürlerinden, yardıma ve bakıma muhtaç suriyelilerle ilgileniyorlar normalde, konuştuk o da yöneticileriyle konuştu o aileye geçici yer sağlanmasına katkısı olacaktı; ama onlar geri döneceklerini söyledilerNeye üzüldüm biliyor musunuz, açın halinden anlamak için oruç tutan insanların gerçek açları görüp yardım etmemesine bakın bu da o durumu anlatan görsellerden biri, gerçek açlar izliyor, açın halinden anlamak için oruç tutanlar iftarı bekliyor.
   Anlayacağınız orucu da anlamamışız.Bir tanede bugün yaşadığım komik bir olayı anlatacağım.İş yerimden bir iş için çarşıya çıkmıştım, karnım acıktığından ve Ramazan dolayı ile neredeyse her yer kapalı olduğundan Avm ye gitmeyi tercih ettim.Avmye girdim, 3 çocuk dikkatimi çekti, üstleri başları kirli; ama öylesine geçtim gittim.Yemek katına çıktım siparişimi verdim bekliyorum, o çocuklardan biri geldi abla açız dedi, iyi dedim gelin bakalım.En küçükleri erkek  olan patatees diye çığırdı.Neyse gittim bunlara 3 hamburger aldım bi tane de büyük bir patates.Bir de sinirleniyorum kendimce çocuklar aç, neden bu insanlar onlara yardım etmiyor diye.Tam yemeğimi yiyorum, onlarınki hazır değildi henüz, bir baktım büyük olan kalktı bir yere gitti geldi ortancaya ahmet bize paket yaptırıyormuş dedi, laann dedim beni kandırdılar, neyse dedim bir yemek parası beni eksiltmez, ben iyilik yapmış oldum.O arada büyüğü gitti kocaman bi poşet dolusu başka bir restorandan yemek getirdi öteki sandalyeye koydu.Çocuklara menü almamıştım, dikti gözünü içeceğime ortanca abla kolanı versene dedi, cııks dedim bir de benle dalga geçti cıııks cıııks diyerek.Kendime güldüm lan çocuk benle dalga geçiyor diye.

   Bazen böyle şeyleri görünce; insanlar amaan yaa diyor bunların hepsi yalancı ve kolay yolu  seçiyor, yani onları önemsemeyerek görmezden gelerek.Evet bazen haklı olabiliyoruz mesela, genç yaşta olup dilenenlere, gir bir işe çalış demişliğim hatta şu mobilya firması temizlikçi arıyor git konuş demişliğim var; ama neden onların çalışmayıp dilenerek bir şeyleri beklemelerinden kaynaklı;lakin asla kötü davranmadım.Yapmayalım duyarlı olalım biraz lütfen, hiç bir çocuğun seçimi değildir sokaklarda yaşamak.




16 Haziran 2017 Cuma

Kız Kardeşler Arasında

   'Kıyafetlerini çalıp çalıp giydiğim günler için umarım hala kızgın değilsindir'', diye bir mesaj düştü ekranıma.Kimden, tabiki kız kardeşimden:)

   Yazılarımı okuyunca sanki böyle çok hanımefendiymişim de kötülükten haberi yokmuş gibi görünebiliyorum bazen; ama tabiki de hayır ben de herkes kadar cazgır eh işte haliyle bazen hoş olmayan şeyler yapabiliyorum.Kızkardeşimle aramızda 6 yaş var bizim.Çocukken bu yaş farkı barizdi ve pek paylaşımımız yoktu, taa ki ben 20li yaşlara gelip o da bir ergeniyus olana kadar.Elbiselerimi, eteklerimi, şortlarımı yani beğendiği ne varsa hepsini dolabımdan aşırır ve giyerdi.Tabi o benim farketmeyeceğimi düşünürdü.Mesela kırmızı tişörtümü aldı diyelim, benim o gün tam da o tişörtü giyeceğim tutardı, dolabıma bakardım, bulamazdım ve Seeeeereeeeeeeennnnnn diye bağrınmaya başlardım.Seren orada mı nerdeee, çoktan giyip sırra kadem basmış.Döndüğünde bağrınıyordum hırpalıyordum, bir daha giymem diyordu sonra yine hoop aynı şeyler.Bir de o sıralar taktik geliştirmiş, teyzemlerin evi bizim eve yakın, bizim evden normal kıyafetle çıkıyor teyzemlerde üstünü değiştiriyor gideceği yere öyle gidiyordu, çakal yaa.Ne var giysin diyordu annem asla diyordum bu ne ya 14 yaşındaki ile 20 yaşındaki aynı kıyafetleri mi giyer, o zamanki bahanem de buydu.Üstünde görmesem bile kıyafeti, kokusunu alırdım, böyle de keskin bir burnum var, büyük olduğu için mi acaba :)

   Şimdi düşününce sadece gülümsüyorum, ne saçmalamışım yaa diyorum.İnsanın kızkardeşinin olması çok güzelmiş; lakin şöyle bir şey var İstanbulda okuyor ve ben onun için çok korkuyorum e bi de 2. öğretim eve geç gidiyor.Normalde pimpirikli bir insan değilimdir; ama bir kez aradım tüm akşam ulaşamadım, ertesi gün beni aradığında ağzına tükürdüm, çok korktum.Gülümsetti bugün kardeşim, belki de hissetti ne dersiniz aramızda bir bağ oluşmuştur ve ablasının keyifsiz olduğunu anlamıştır.Neyse ne, ne kadar beni kızdırsa da, hala kıyafetlerime salça olmaya çalışsa da iyi ki var :)

  Bir de bir şarkı ekliyorum sizin için, sözleri fazlaca derin

13 Haziran 2017 Salı

Gamsızlaşmaya Çalışanlarda Bugün

   Bazen bir an geliyor ve siz, inandığınız ya da anısını yaşattığınız her şeyin sadece sizin için değerli olduğunu anlıyorsunuz.Yaptığınız, yapmadığınız her şey için pişmanlık duyuyor; çünkü kendinizi tam bir 'salak' gibi hissediyorsunuz.Anlayacağınız üzere sizin üzerinize oynayarak kendimi açıklıyorum.Acemi Demirci kızacak bana, yine üstü kapalı yazmışsın diye; ama ben de böyleyim ne yapalım, hem eskilere güvenmek lazım bazen belki de, her şeyi de dökmemek lazım.

   Kendimi aptal gibi hissettiğim çok oldu; ama böyle zamanlarda sakinliğimi korumayı öğrenemedim hala.Tez canlıyımdır  biraz da asabi, elime bir silah verseler hani karşımdakine ateş edebilirim mermim bitinceye kadar.Bazen cinnet geçirenleri çok iyi anlıyorum.Ha tabi buna kesinlikle karşıyım, anlıyorum sadece o kadar.

  Ne zaman acı bir şey yaşasam hep aynı şeyi söylüyorum, büyüyorum.Büyüyorum da bu büyümenin sonu yok mu, tamamlanmıyor mu???Belki de, yok yok belki de değil kesin, yapmamız gereken tek şey, o gamsızların yaptığı gibi hiçbir şeyi umursamamaktır; çünkü en mutlu olanlar onlar, var demek bir bildikleri...

10 Haziran 2017 Cumartesi

MİMİMSTRAK ŞEYLER ( 10 MADDE DE AŞIK ETME TÜYOLARI )

   Herkese merhaba!Bugün bir mim yazısı ile karşınızdayım, sevgili arkadaşım Özlem beni bu yazısında mimlemiş onu da arkadaşı Eda ve aynısını benden beklemiş.Bi düşündüm evirdim çevirdim ama ııhh sanırım başlığa uyamıyorum.Neden mi, evet ben de yakışıklı bir çocuk görünce oo filan diyordum; ama o kadar çünkü hiçbir zaman kendime aşık etmeyi düşünmedim:)Bak o konuda da çekingenim biraz, bu zamana kadar kendimi belli etmek için de bir şey yapmadım, neden mi bence ben koca bir KORKAĞIM.Evet aynen öyleyim, sevilmemekten korkuyorum, çok sonraları itiraf ettim bunu kendime, o yüzden kendi kendime hiç kimseye yönelmişliğim yok.Önce karşımdaki beni sevecek isteyecek sonra ben.Bunu yazarken de Allahım neden ben böyleyim diye düşünmedim değil.Aşık etme tüyoları yazamıcam; ama aşkta yapılmaması gereken 10 şeyi yazayım kendimce:)(özlemin maddelerinden yola çıktım:) )

1.Öncelikle kendinizi sevin, karşınızdaki kim olursa olsun önce siz.

2,Çevresine uyum sağlamaya çalışın, ama sizi ezmelerine izin vermeyin.Bunu yapmaya çalışırlarsa ve sevgiliniz sizi korumazsa sessizce yol alın.

3.-mış gibi yapmayın hiçbir konuda, uzun vadede sizi sıkabilir.

4.Haksızsanız eğer özür dilemeyi bilin, aynı şekilde karşı tarafın da bunu yapıp yapmadığına dikkat edin.

5.Sizi yalnızlaştırmasına izin vermeyin, yoksa o çekip gittiğinde bir başınıza kalmış olursunuz.

6.Özlemin de dediği gibi başınız dik olsun, kendinize güveniniz olsun, o giderse dünyam başıma yıkılır demeyin,(ha yıkılabilir ama o enkazın altından kalkıp kalkamamak sizin gücünüze bağlı)

7.Ne yaparsa yapsın ondan vazgeçemeyeciğinizi düşündürtmeyin; çünkü bunu suistimal edecek ve sizi hırpalayacaktır.

8.Aşk fedakarlık ister, birbirinizi  yontabilirsiniz; ama dikkat edin de hiç olmadığınız birine dönüşmeyin, dönüştürmesine fırsat vermeyin.

9.Çok sevdiğimi belli edersem de kaçar gibisinden düşünmeyin, sevdiğinizi belli edin.

10.Ufak sürprizler yapın, para ile yapılmasına gerek yok maddi ağırlıklı olmasına gerek yok yani, bahçeden koparacağınız bir çiçek bile karşınızdakini sevindirebilir unutmayın, sevinmiyorsa... (çok yakın bir erkek arkadaşım sevgililer gününde kız arkadaşına sürpriz hazırlamıştı, çiçek hediye almıştı, türkü bar gibi bir yerden yer ayırtmıştı, kızın tepkisi ne olmuştu biliyor musunuz, ben o kadar hazırlandım beni buraya mı getirdin diye sinir krizi geçirmiş :) , bunu duyunca kızdan bir soğudum, ayrıl diye de arkadaşıma baskı yapmışlığım var ).

   Mimin bayağı bir dışına çıkmış oldum. Özlem affet, şuraya utanan gözü kapalı bir maymun koyduğumu farzet :)Sevgiler çokça.



9 Haziran 2017 Cuma

Seviyorum Anlasana

   Merhaba, bugün size hep karşılaştığım bir sorunumdan bahsedeceğim.Bendeniz pek sevdiğimi dile getiremem, yani belli ederim, hani varya böyle bazı insanlar sevdiğine seviyorum diyemez de kalın giyin üşüme sakın derler hah işte benimkisi de o hesap.Size yediğim triplerden birini görsellerle aktarmak istiyorum, kendisi benim üniversitedeki en yakın arkadaşımdır, yine 2 yakın arkadaş olan okul arkadaşımızlarından birinin öteki için fotoğraf paylaşıp altına sevgi cümleleri yazmasından dolayı bana patladı :)

    Aynen böyle sevgili tribi yedim arkadaşımdan.Çok gülesim geldi, tutamadım kahkaha ata ata güldüm valla.Yahu sevgimizi anlamanız için illa mıç mıç mı olmak gerekiyor, zaten sosyal medyada sıkça rastlıyorum yok aşkımla bilmem ne keyfisi, yok aşk ile yok böcek ile, ııyyy samimiyetsizler.Aranızda yapanlar varsa eğer kızmayın; ama yani sürekli sürekli böyle fotoğraf atanlardan ööggkk geldi artık valla.Yahu ortalık seviyorum deyip sizi bir tarafına takmayan insanlarla dolu, biraz da sevipte bunu hareketleriyle belli edenlere yönelin di mi ama.

   Sevmiyorum cidden sevmiyorum ben öyle şeyleri, ne yapayım arkadaşıma dediğim gibi benim tarzım bu sevmem göstermelik şeyleri, ne bileyim fotoğraf paylaşıp altına destanlar yazmayı, ondan sonracığıma millet görsün diye bir şeyler yapmayı.Kabul ediyorum bir sosyal medya hesabımda kuzenimle benim fotoğrafımız var altına da yazdım birşeyler.Dın dın dın dın itiraf zamanı, bunu kendisi istemişti e o zaman da keyfi pek yerinde değildi o yüzden yazdım; ama ben sadece kendisinin okuyacağı şekilde mesaj atmayı daha doğru buluyorum.

   İnsanlar farklı farklı valla, bir de böyle ısmarlama olunca olmuyor.İçimden gelenleri akataramıyorum tam olarak, ne yazacağımı diyeceğimi bilemiyorum, millet neden işin içine girsin ki zaten, aramızda özel bir şey varsa illa herkese göstere göstere mi yapmamız lazım bir şeyleri, hııh saçma.

8 Haziran 2017 Perşembe

Kısacık Bir Ders

      Herkes kendi yaşam koşturmacasında öyle değil mi millet.Çalışanlar olarak bizler alelacele kalkıp hazırlanıp işe gitme telaşesindeyiz, kimilerimiz erkenden kalkıp çocukları için kahvaltı hazırlamak onları hazır etmekle, bazılarımız okula, kimilerimiz ise belki de daha fazlasını yapmakla meşgul.Peki bu koşturmaca içerisinde çevremize ne kadar dikkat ediyoruz, yani çıkarımız olmasa bile etraftaki insanlara değer veriyor muyuz?

   Eveet başlıyoruz.Ahmet Şerif İzgören'i çoğu arkadaşımız tanır, tanımayanlar için kısa bir özet geçiyorum, kişisel gelişim üzerine kitaplar yazmış, aslında orduda görev yapıyormuş; ama istifa edip üniversitede hocalık yapmaya başlamış.Bu abimizin bir konuşmasını izledim, yazı ile aktarıyorum, videosunu da ekleyeceğim.


    ''Son sınıf öğrencilerinin final sınavı. Beş soru hazırladım. İletişim sorusu tam elli puan. Çocuklar harıl harıl çalışmışlar. İletişimle ilgili her şeyi yemiş yutmuşlar. Yok efendim alıcı verici varmış. Kaynak mesajları iletirmiş. Sen dili ben dili. Elli puanlık 4. soru şu:
(Bu soru iletişim becerilerinizi ölçmek için sorulmuştur.)
“Beş yıldır bu okulda öğrencisiniz… Benim bir yıldır kapının girişinde hep gördüğüm; sınıflarınızı, koridorlarınızı temizleyen; adı soyadı gömleğinde kocaman yazan;sizinde her sabah gördüğünüz görevli hanımın adı nedir? Soyadını yazmanıza gerek yok!
Bütün sınıf şok oldu! Öğrencilerden biri parmak kaldırdı:
-Hocam bir şey soracağım. Doğru mu anladım ben, bu bayanın ismi Hatice ise, Hatice yazınca finalden elli alıp sınıf mı geçeceğim şimdi?
-Bak ne kadar doğru anlamışsın.
-Ben sınıftan çıktım. Kapının dışında bekliyorum. İçeriden tartışma sesleri geliyor.
-Beyler kadın adı ne?
-Beyler bilen söylesin!
-Beyler ayıp oluyor ama!
-Kimse mi bilmiyor?
-Beyler herkes kağıtları kaldırsın göstersin .
-Beyler hocaların adlarını biliyorsunuz, kızların adlarını biliyorsunuz ama!
Beş dakika sonra sınıfa girdim. Kağıtları topladım. Tek bir doğru cevap yok. Kağıtlar bomboş. Sadece bir öğrenci “battı balık yan gider” yazmış. Onun hakkında bana “Hocam o öğrenciye dikkat et. Şöyle kavgacıdır, böyle problemdir” denilen bir çocuk. Sınav İngilizce olduğu için öğrencim şöyle yazmış: “Hocam, öncelikle ben şu an duygularımı İngilizce anlatamayacağım, biliyorum sınıfta kalıyorum; ama Türkçe yazıyorum. Hocam size çok darıldım. Bana iletişimle ilgili ne sorsanız hepsini bilirim. Ceplerim dolu. Ben yıllarca hep sorarım arkadaşlarıma, bu adam ne sorar diye. Soracakları şeyleri yazar çizer koyarım cebime. Sınavda kağıda aktarır, sonrada buruşturur çöpe atarım ve sınıfımı geçerim. Hocam sınıfta kalıyorum çünkü cevabı bilmiyorum. Ama bir şey fark ettim; o kadını gerçekten yıllardır görüyorum; ama bir kere dönüp bakmadım,adını hiç merak etmedim. Oysa bütün hocaların adını soyadını, hatta çocuklarının adını bile biliyorum. Her karşılaştığımda merhabalaşıyorum, ama o hanıma hiç merhaba demedim. Ben öyle bir adammışım ki çıkar ilişkim yoksa insanların yüzüne bakmıyormuşum. Sınıfta kalıyorum, ama emin olun hiç önemi yok. Çünkü on beş yıllık bir eğitimde bana öğretilmeyen bir şey öğrettiniz. Ben daha bu okuldayım, her sabah o hanıma ismiyle hitap ederek “günaydın” diyeceğim ve bundan sonra ilişkilerimi çıkar üzerine kurmayacağım. Hocam sınıfta kalıyorum ama sağ olun.”
Yönetmelikler gereği not veremiyorum çünkü sınav İngilizce üstelik bayanın adını da yazmamıştı. Fakat ben alacağımı aldım ve o öğrenci elli üzerinden elli alarak dersi geçti ve mezun oldu. İki gün sonra hizmetli bayan yanıma geldi. Bir torba hellim peynirini masamın üzerine koyarak dedi ki:
“Hocam size iki şey için çok teşekkür ederim. Birincisi geldiğinizden beri bana her sabah ismimle hitap ederek “günaydın” diyorsunuz. İkincisi son sınıf öğrencilerine sınavda bir soru sormuşsunuz, bütün öğrenciler soruyu öğrenmişler, sabah öğrencilerin hepsi “günaydın Hatice hanım” diye içeri giriyor. Hocam ben yıllardır bu okulda hep kapının oralarda olurdum. 
Şimdiye kadar hiç kimse böyle bir şey yapmamıştı, kendimi hiç bu kadar insan hissetmemiştim.”

   Ben bu yazıyı okumuştum daha önce vay filan demiştim; ama üzerinde durmamıştım, hatta üniversiteki hocamız ondan etkilenmiş olacak ki sınavda bize yüksekokul müdürümüzün adını sormuştu( 4 yıllık okulumun neden yüksekokul olduğunu hala anlamamış bulunmaktayım), biz onun da adını bilememiştik o zaman; ama şuan hatırlıyorum gereksiz torpille gelmiş müdür olmuş doktor Adem Aslan.O zaman hocayı sevmediğimiz için ayy özenti diye de dalga geçmiştik.

   Ben uzun zamandır insan ilişkilerinde kendimi biraz geri planda tutuyorum; lakin gerek oturduğum sitedeki çalışanlara, gerekse çalıştığım yerdeki çalışanlara mutlaka selam verir kolay gelsin derim.Bizim oturduğumuz yerde çöpler haftanın 3 günü toplanıyor, sabah 10dan önce kapıda olması gerekir, ben de kapının önüne koyar sonra işe gitmek için hazırlanırım, ben çıkmadan önce genelde çöpler alınmış olur.Kişisel hiçbir muhabbetim de olmadı çalışanlarla, geçen hafta ben çıktım temizlikçi abla çöpleri taşıyordu, ona sokak kapısını açtım, gülümsedim günaydın abla kolay gelsin dedim, teşekkür ederim Meltem kızım dedi, ben şok.İsmimi nereden biliyor diye düşündüm, kapı zili desen 3 sene önce taşınmamıza rağmen hala eski ev sahibinin ismi yazıyor.Bi mutlu oldum, sonra aklıma bu öykü geldi işte.Etrafımızda bizim için bir şeyler yapan; ama bizim hiç farketmediğimiz o kadar insan var ki, öyle olmasa bile hepsine insan gibi davranılmasını diliyorum.Ben elimden geleni yapmaya çalışıyorum ya siz?



   

5 Haziran 2017 Pazartesi

Sabrın Sonu

   Yazmak istediğim birkaç konu birikti hangi birini yazsam diye düşünüyor; ama kafamı bir türlü veremiyordum.Biraz tez canlıyım böyle aklıma gelenlerin hepsini yazıp paylaşmak istedim; ama dur dedim Meltem hep bunu yapıyorsun.Aklımdaki şey hemen olsun istiyorum, zamana bırakmayı sevmiyorum, o an ne düşünüyorsam söyleyiveriyorum, yani dolaylı yollardan anlatmaya çalışmak hak getire, aynı şekilde bana dolaylı yollardan bir şey anlatılmak isteniliyorsa da zorlamayın derim; çünkü bir şeyi bana direkt olarak söylemeleri lazım yoksa anlamıyorum.

   Örneklendirmek farz tabi.Geçen hafta patronum benden bir şey rica etti, Meltem dedi şu evrağı şuradan alıp bizim eve götürebilir misin, ben sizin evinizi bilmiyorum Okan bey dedim, patronum duraksadı e o zaman Seda hanıma(eşi) söyliyim de bir gün iftara davet etsin sizi dedi, ben de gülümsedim anlamadım, yani bence normal bir konuşmaydı, ben gülümseyince ya Meltem dedi, ben laf sokuyorsun sandım, anlamadım ne demek istediğini niye ki diye sordum neyin lafını sokacakmışım, hani dedi seni bizim eve misafir etmedik ya hiç evi bilmiyorum filan dedin, ben hiç konuşmadan oradaki iş arkadaşım abim atıldı, aman Okan bey dedi, Meltem'i bilmiyormusunuz pat diye söyler o, dokundurmaz.Güldüm ben de  ama dur bi ya bana bir şey mi demek istedi acaba. Böyle örneklerim çok, mesela önceden planlanmış ve seveceğim şeyleri beklemekte sinir bozuyor, zaman geçmiyor yani, hayır 7 aylık filan da değilim.İçim şişiyor bu günlerde, geçecek diye kendi kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum, o arada ne zamana geçer ki diye hesap yaptığımın farkına varıyorum.Sabreden derviş muradına ermiş diyorlar; ama bana uyanlar şunlar:


   Kendimi durdurmaya çalışıyorum, olabildiği kadar yani.Eh sözün en kısası bu işte, daha ne söylesem ki, iyi hayırlı haftalar!


 

2 Haziran 2017 Cuma

Dert Gelecekse de Benden Gelsin

   Mesele insanın sevdikleri olunca dünya durdurulmaya çalışılır değil mi sevgili okuyucu.Canı tatlı olan bir insan değilimdir, acıyı içime içime çekerim sorun değil; lakin mesele sevdiklerimse eğer nefesim kesilir.

   Hepimizde vardır o neredeyse, sevdiğine ufacık bir şey olsa canı yanar gözü dolar, üzülür, ben de öyleyim pek hissettirmesem de öyleyim; ama şöyle bir şey var o acıyı ben de çektirebilirim.Nasıl mı?Bak kardeşim, benim sevdiğimin canını kimse acıtamaz, bunu kabul etmiyorum kimse saldırmasın, kaza geçirmesin, başına bir iş gelmesin.Çok sinirlenirsem eğer ben kafasını da patlatırım, üzerine kızgın yağ da dökerim, dişlerini de sökerim içim acımaz üzülmem; çünkü haketmiştir bence, yoksa yapmam hem ben sinirli bir insan değilim ki zaten.Hiç aksini düşünmeyin bence gayet şefkatliyimdir, hatta kendimce ilaç yerine geçecek şeyler bile düşünürüm, merhametsiz olsam nasıl düşüneyim di mi yani.

   Lafın kısası sevgili Allah'ım lütfen sevdiklerimin canının yanmasına izin verme, onları koru, ben yakarsam da beni affet ne olur; çünkü olur olmadık canlarını yakmam ben :)



31 Mayıs 2017 Çarşamba

Özledim

   Özlem sevgili dostlar ne zor di mi, var mı aranızda özleyenler, belki özleyip söyleyemeyenler, kendi içlerinde yaşayanlar ve daha fazlası.

   İnsan bazen özleyecek kimsesinin olmasına bile sevinebiliyor, mesela annem benden teee 1000 km uzakta, birkaç ayda bir ancak görebiliyorum, özlüyorum üzülüyorum; ama gitsem görebileceğimi, arasam sesini duyabileceğimi bilmek beni mutlu ediyor, ne kadar özlesem de babama bir kez bile sarılamıcam mesela.Özlemle beraber korku da oluşuyor bende, arayıpta ulaşamadığım zaman hemen bir korku sarıveriyor içimi, uzaklık can acıtıyor e bi de bir şey olsa hemen oraya gidemeyeceğini bilmek...Yaşadım daha önce, o çaresizliği dibine kadar yaşadım, o yüzden ailemden uzakta kalmayı hiçbir zaman istemedim; ama ne diyelim yaşam şartları...

   Özlemim sadece aile ile de sınırlı kalmıyor, özlemek için illa mesafelerin çok uzak olması da gerekmiyor.Bazen insan elini uzatsa dokunabileceği kişileri bile özlüyor.Düşününce aynen öyle oluyorum.
O öküz öyle bir ağırlık yapıyor ki bende, nefes bile alamıyorum.Kendimi atacak bir yer bulamıyorum, suratsızlığım desen herkes muzdarip.Ne öten kuşlar ne saksılarımdaki çiçekler hiçbiri tat vermiyor, sadece çok; ama çok şiddetli camlara vura vura yağan yağmur iyi geliyor bana, kim bilir belki de gözyaşım karıştığı için o damlalara.Ağır bir eylem bu özlem dediğin, önceleri tek başıma oturur hıçkıra hıçkıra ağlardım, büyüdüm galiba sessiz bir şekilde oturup yaşları içime akıta akıta yaşıyorum, gurur mu duymalıyım bu durumla, laf!

Ya 'özledim' cümlesi, kolay kolay çıkmıyor sanki ağızdan ,hele bir de küslük varsa eğer, gurur mu yapıyoruz acaba, özleyipte söylememenin gururu da bir tuhaf haa, burnumuz düşer sanki, söyle gitsin gerisini özlenen düşünsün dicem; ama biliyorum biliyorum o işler öyle olmuyor.Lakin şunu söyleyebilirm ki haketmeyen birini özlemek, off ki ne of.

Hepinize tatlı özlemler diliyorum, özlediğiniz her kim ise sonunda ona sarılmak olsun.Özlem demişsekte benim favori şarkılarımdan biri budur:


29 Mayıs 2017 Pazartesi

Sesimi Duyan Var mıı

   Merhaba herkese, uzun zamandır zihnimi meşgul eden bir konu üzerine yazmaya karar verdim bugün.Objektif mi olamıyorum, yoksa bu dünyaya herhangi bir durumda tartışıldığı zaman suçlu olmak için mi gelmişim bilemiyorum.

   Şimdi efendim ben sütten çıkma ak kaşık olduğumu iddia etmiyorum, benim de yalanlarım, günahlarım, bilmem nelerim var yani, hangimizin yok ki zaten, yoksa siz birer bay ya da bayan doğru musunuz?Hayat bu kırgınlıklar olur küslükler de, lakin daha önce de üzerinde çok durmuştum, hiçbirimiz ölümsüz değil, bu dünya hiçbirimize kalmayacak  o zaman bu küslükler neden diye.Ben küslüklerden nefret eden biriyim, kafaya da fena halde takarım.İlk sıcağı sıcağına dokunulmasın tamam; ama az biraz zaman geçtikten sonra konuşulup uzlaşılmalı da ben konuşmayı bilmiyorum galiba!Neden mi; çünkü zeytin dalı uzattığım insanlar benim dalı yakıyor!Yahu bu ne şiddet bu celal.İlk lisede hatırlıyorum, kızarkadaşlarla ağır bir konu üzerinden kavga etmiştik, aşağılayıcı şeyler söylemişlerdi birkaç gün sonra özür dilediklerinde hiçbir şey olmamış gibi tekrar davranmaya başladığımda en yakın arkadaşım sen ne yapıyorsun yaa diye bir uyarmıştı.Ne var yaa dedim kin mi tutalım hem o kadar şey paylaşmışız ne gerek var, anladılar hatalarını.Üzerinden tam 10 sene geçti, ben hala aynıyım arkadaşlar, insanlar ağzıma da tükürse hemencecik affediyorum; lakin affedilemiyorum ya da sesimi duyuramıyorum ne bileyim.
Aynen öyle oluyor ha, yanındayım diyen çoğu insanın whatsapptaki son fotoğrafıdır bu:)

   .Ben bir hata yapmış ve af dilemişsem bile tepkilerle karşılaşıyorum, yüzüme bakılmıyor, ağır hakaretler işitiyorum ve insanlar kendileri isterlerse eğer benimle konuşuyorlar.Bu nasıl bir adaletsizlik diye düşünüyorum, ben kapıma gelen ya da arayan kim olursa olsun posta koyup, ayar çekip s.ktir edemiyorum; ama karşımdakiler bunu öyle güzel beceriyor ki, ya diyorum benim hiçbir değerim yokmuymuş, bu kadar kolay mı vazgeçilebilir bir insanmışım onun hayatında.Ben mi yanlış tutum sergiliyorum onlar mı bu durumda.Ben kırmaya çekinirken onlar nasıl tuzla buz edebiliyor, demek ki hiç sevilmemişim öylesine gelip geçici bir şeymişim.

   Karşılıklı adil sevgi istiyorum diyemiyorum; çünkü nasıl ütopik bir şey olduğunun ben de farkındayım; ama gelene vurmak ne bileyim ağır bir şeymiş gibi geliyor bana, ben o kadar reddedildim, kötü söz işittim ki böyle bir durumda sadece susup köşeme çekiliyorum, doğru bir davranış mı bu belki de hayır; ama hem korkuyorum hem de yoruldum.



Bu şarkıyı bu zamana kadar size nasıl dinletmemişim  hayret, sevgiyle kalın ve de kimsenin kalbini kırmayın!

26 Mayıs 2017 Cuma

Bir Yanlış ki...

   Kızıldereli inancına göre; uykusuz kaldığımız gecelerin sebebi aslında bir başkasının rüyasında uyanık olmamızdır.Kızıldereliler,
  • Aşkı tanıdığında, yaratıcıyı da tanırsın.
  • Ağlamaktan korkma! Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir.
  • Cevap vermemek aslında bir cevaptır.
  • Gözün ile değil, yüreğin ile hüküm ver.
  • İnsanın gözleri öyle kelimelerle konuşur ki dil onları telaffuz edemez.
  • GeceIer rüya görmek içindir gündüzIerse onIarın gerçek oImadığını anIamak için gibi bir sürü şey söylemişler; ama ben şuan ilk yazdığımla ilgileniyorum, yani şuan her kimin rüyasındaysam ve uyuyamıyorsam teesüflerimi bildiriyorum, yazık bana.Ha bizim doktorların dediğine göre de depresyon sebebiymiş efendim, bakın görün işte bi kızılderelileri bi de hekimlerimizi.

   Neyse yazayım bari dedim; çünkü düşündükçe bir zincir oluşturuyor kafamın içindeki pek kıvrımlı olduğuna inandığım organ!Acaba dedim yanlış olduğunu bile bile o yanlışın peşinden koşuyor mu benim sevgili blog arkadaşlarım da.Bu konuya nereden geldiğimi anlatamam, zaten anlatmaya çalışsam da beceremem; çünkü dediğim gibi zincirleme bir şekilde düşünce düşünceyi çağırdı onun ucu bunun başı derken konu çığrından çıktı kendimi buraya attım.

 Efendim ben inatçı bir insanım, yani yanlışımı görürüm Ha bazen erken bazen geç, zaten meselemiz o da değil; ama bazı yanlışlarıma aşık olurum ben bırakamam, gece ile gündüz, tahin ile pekmez, Safiye ile Faik gibiyiz mesela ayrı ayrı düşünülemeyiz bana göre.


   Bir de etrafımda çok bilmişler ağızlarına geleni söylerse Allaaaaahhh seyreyle cümbüşü, dünya ahiret vazgeçmem.E sana zarar verse de mi diye sorabilirsiniz evet zarar verse de.Sonra elde ne kalıyor başkasına girip çıkan bir şey oluyor mu, yook; ama ben de böyle bir psikopatım işte.

  Aslında sizin cevaplarınızı istiyorum ben bugün, yani yanlış olduğunu bile bile hatalarınızın peşinden ayrılmadığınız zamanlar oldu mu?







25 Mayıs 2017 Perşembe

Ben Böyle Değildim

   Yaşım çokta büyük değil aslında benim, anne filan da olmadım yani hormonlarımda da pek bi değişim olmasa gerek.E peki nedir benim bu duygusal hallerim.Anlamadınız değil mi, anlatayım biraz.

  Efendim ben biraz ketum bir insan(d)ım duygular konusunda, yani üzülünce belli etmez sadece kendi kendimi yerdim, hiçbir sürpriz bende şok etkisi yaratmazdı mesela, istediği kadar iddialı olsun, sevdiklerime sevgimi belli etmek hele ASLA!Lakin son zamanlarda,son zamanlar dediğim son bir sene gibi bir zamanda fazla duygusal bir insan haline geldim.Çok yakın bir arkadaşımla dalga geçiyordum, hamileyken olur olmadık her şeye ağlıyordu, yine de onun bir açıklaması vardı, hormonlar;ama ben neden böyle oldum bilemiyorum, hayır yani daha yaşlı da değilim.Şöyle bir şey hatırlıyorum, bir gün yurtta arkadaşlarla yatakları birleştirmiş film izliyoruz, film bitti yatakta sarsıntılar hissettim, ne oluyor ya diye ışığı açtım bir baktım hepsi hıçkıra hıçkıra ağlıyor, gözler şiş ne oluyor ya dedim, neye ağlıyorsunuz çok saçma değil mi hem o kadın o adama ne ara aşık oldu diye düz gidiyorum, hepsi bana baktı kimi duygusuz dedi kimi öküz, yani öyle bir insandım ben, şimdilerde ise az duygusal bi sahnede hemen gözlerim doluyor, kalbim sıkışıyor bir tuhaf oluyorum.Yaşadıklarım mı yordu bilemiyorum, bunlar yılların taşma noktası mı hiç bilmiyorum; ama ben bu halimi hiç sevmedim, soyadıma yaraşır şekilde kaya gibi sert bir insandım ben.Eskisi gibi olmak istiyorum, zırlak bir şey olmak istemiyorum da nasıl olacak bilemiyorum.

   Duygusal olmaktan utanıyor değilim; ama kendime yakıştıramıyorum bir de belki kimseye dayanmak istemiyorumdur, insan böyle oldu mu dayanacak birini ister genelde çünkü...


22 Mayıs 2017 Pazartesi

Geçmişte Yaşayanlar Derneği Başkanı Bendeniz

   Zamanı geri sarmak istiyorum bazen.Beni üzen olayları geçmişe gidip düzeltmek adına yapabileceğim her şeyi yapmak istiyorum, e bunun için bu zamanı hatırlayıp ona göre davranmam gerekir.Hatırlarsam eğer ve düzeltirsem eğer karşı taraf hatırlamayacak; ama ben hatırlamaya devam edeceğim ee ne anladık bu işten sırf başkasının gözündeki durumum değişmiş olacak.Cıııks olmadı bu, unutup gideyim geçmişe e bu kez de aynı şeye tekrarlama şansım yüksek ooff bu da olmadı.

   İşte ben böyle şeylere takılıp gün boyunca kendi kendime değişik değişik fikirler üretiyorum.Hey Allahım Meltem bu da ne böyle diye düşünebilirsiniz, e yine haklısınız.Bir kere yöntem yanlış, geçmişe gidebilmek imkansız, hala şu bilim insanları o teknolojiyi geliştiremedi, zaten bizimkilerden beklemiyorum, bizimkiler anca pembe otobüsle yok efendim nohutu suyu olmadan yemeye yarayan kaşıkla uğraşırken zor o işler, hah mesajımı da verdim yola devam edebilirim.Ha bu arada bizim bilim insanlarına giydirmiyorum; çünkü onlarda bir çeşit kurban gibi, kıymetleri bilinmiyor çoğu ülkeyi terk edip yurt dışındaki enstitülerde çalışıyor, ah ülkem ne yazık, tubitakın ciddiye almadığı; ama dünya birincisi ne arkadaşlar var.Neyse ya çok saptım tamam.Demek istediğim geçmişe gidebilmek mümkün değil, yani şimdilik ilerde neler olur hiiç bilmiyorum; ama ben hala geçmişe takılı kalıyorum, düşüncelerle uyuyor, uyandığımda gözlerimden önce zihnimdekiler hareketleniyor, hooff.Çare ne, çare bugünü düzeltmeye çalışmakta, bugün için uğraşmakta; ama yapıyor musun Meltem diye sorsanız aaaooo, HAYIR.Yani kendi kendime akıl vermek iyi güzel hoşta işte...


   Durum aynen böyle, kendi kendime yetmiyor bu aklıma, ha bazen yetiyor; ama kendi kendime bir bahane bulup sıyrılıveriyor işin içinden ve yine aynı şeyleri yapıyorum.

   Senin kafan hiç çalışmıyor demişti biri bana, bak o da haklı.Ne gömdüm kendimi be yine şuracıkta.Yapılması gerekenler çok açık belliyken bile yapamayanlar daha çokta yapmak istemeyenlere selam olsun.

   Ayy bak şimdi konunun ana fikri şu aslında, geçmişe takılı kalırsan eğer ilerleyemezsin.Dünü düşünerek gelecekten çok bir şey beklemek zor, bugünden başla, YAPABİLİYORSAN NE MUTLU SANA.



Bak ne diyor Manuş, 'Dönersen Islık Çal'


20 Mayıs 2017 Cumartesi

Yaz Kızım

   Oturdum ekrana bakıyorum, sanırım yarım saattir ekrana boş boş bakıyor ne yazacağımı düşünüyorum.Ne yazacağını bilmiyorsan eğer neden buradasın diyen arkadaşlar siz de haklısınız, ben de sebebini sordum kendime yazacak bir şeyin yoksa ne yapıyorsun diye, rahatlarım heralde diye düşündüm.

   Kendimi anlatırsam eğer neden yazmak istediğimi anlarsınız galiba.Ben eskiden beri yazarım, ilkin şiirlerimle başladım ilkokulda yani, şimdi o şiirleri biri okusa utançtan kıpkırmızı olurum heralde, en son yazın memlekete giittiğimde kilitli dolabıma bir göz atmış, okumuş ve hemencecik dolabın derinliklerine göndermiştim, mazallah biri okur filan.Sonraları günlüğe döndü olay, hep yazıyordum, ilkokul bitti okul değiştirdim, oradan eski okulumdaki arkadaşlara mektup yazmaya başladım, yazdığım kişilerle de aynı yerlerde oturuyoruz ha, sadece okullar farklı, nasıl ulaştırıyorum derseniz tabi ki para vermiyordum, onların eve yakın birilerine veriyordum.Neyse efendim kompozisyon denen bir şeyin olduğunu öğrendim o ara okulda, boyuna kompozisyon yazıyoruz, hocam beni sevmiyor; ama kompozisyonlarımın çok iyi olduğunu kabul ediyor gönülsüz, diğerlerininkini okuduktan sonra; lakin hiç 100 alamadım ondan hep 98, imladan kırmışmış, tey Allahım ya.Lisede günlük işi daha da bi hızlandı e artık büyüdüm, bu kez de kimse anlamasın diye kiril alfabesiyle yazmaya başladım, onu da edebiyat okuyan kuzenim sayesinde öğrendim, e öyle olunca ortalık yerde de dursa günlük kimse okuyamıyordu, oohh canıma cincon.Yalnız şöyle bir sorun var şuan alfabeyi hatırlamıyorum, yani ergenliğimde benim için dünyanın en büyük meseleleri neymiş şimdi okuyamayacağım, az bi baksam hatıralrım gibi de aman şimdş kendimce çok büyük dertlerim var, geçmiş dertlerime kafayı takamıcam.Ha bu arada böyle sürekli yazan bir insan neden gecenin bu saatinde boş boş ekrana bakıp yazmak istiyor anladınız heralde.İlkin kimsenin okumayacağı şeyleri yazdım, bir güzel imha ettim, malum kimseye güvenip anlatılmıyor en yakınınız bile bir yerden çektiriveriyor altınızdan sandalyeyi.

  Söylemek istediğim şey çok, söyleyebildiğim hiç yok gibi bir şey oldu bu.Neyse buraya kısa bişi bırakayım madem.

  'Hiçbir şey beni aklına getirmiyorsa, ufacık bir sızı bile olamamışsam eğer sende, bana da yazıklar olsun'

18 Mayıs 2017 Perşembe

Daha Karpuz Kesecektik

   Sebepsiz, anlamsız yere size küsen oldu mu hiç ya da sizin pat diye ilişkinizi kestiğiniz kimseler?Benim birden çok oldu anlamlandıramıyorum, en sonunda acaba sorun bende mi diye düşünmekten kendimi alamıyorum, hoş bende şöyle bir durum var, karşımdaki insan az bir soğuk davrandı mı hemen kendimi sorgular bir şey mi yaptım acaba diye düşünür, üzülürüm.Gelin bu konuyu bir açalım.

   Genelde sevdiğim insanlara sonsuz iltimas tanırım.Beni kırdıklarında üzülür bunu genelde belli etmez kendi kendime yaşar sonrasında da unutur giderim.En yakın arkadaşlarımın aptal veya saf diye nitelendirmelerine bolca maruz kalırım.Bana göre kin tutmak yaşanan kötü şeyleri unutmamak zaten sırtta bir kambur neyse efendim, bazen bu durum kendi kendime zarar vermeme de sebep oluyor, zarar da üzgünlük işte.2 hafta önce bir arkadaşımın doğumgününü kutladım, birkaç gün sonra aradım ne mesaja cevap geldi, ne de telefonum açıldı, o günden beri kuruyorum kafamda ne yaptım da benimle konuşmuyor acaba diye, dün kendisi aradı müsait değildim meşgule attım sonra ben aradm açmadı sonra o bi daha aradı yine ben açamadım ben aradm o açmadı derken artık 3. arayışımda açtı, kafamda da bir merak doğrusu, sesim soğuk soğuktu hayırdır dedi, sana hayırdır dedim ben ne yaptım da mesajıma cevap vermiyorsun üstelik doğumgünü mesajı, arıyorum da açmıyorsun ben sana ne yaptım, niye öyle düşünüyorsun dedi, benim başıma bir şey gelmiş olacağını düşünmüyorsun, hastanedeydim böbreğim alınacak, ooppss dedim.Hakikaten neden suçu hep kendime arıyorum ki, kendisinin öküzlüğünden olabilir ya da az önce anlattığım gibi karşıdakinin bir sıkıntısı olabilir, neden yani kendimi suçlamaya yer arıyorum hemen.Daha önce de bu durumu farketmiştim, mesela bir arkadaşımla uzun süre konuşmayınca neden beni aramıyor ki bir sıkıntı mı var acaba diye düşünür kendim ararım, bazen aynı şeyi karşıdakinden bekliyorum, bazen dediğime bakmayın 2 3 defa yaptım, yani ben bir şey yapmadım karşılık bekledim, hoop ikisinde de ilişkim kesilmiş oldu karşımdakilerle, nasıl yaa diyorum, nasıl olabiliyor bu, hani biz dosttuk arkadaştık ne oluyor, ben özveriyi kesince bir tuhaf haller, şaşırıyorum kalıyorum öyle.

   Siz yapıyor musunuz bunu, yapıyorsanız eğer neden yapıyorsunuz bir anlatsanıza bana, ben de anlamak istiyorum.Hiçbir şey olmamış gibi bir insanın hayatından çekip gitmek, hiç yokmuş gibi davranabilmek nasıl oluyor?Benim içim içimi yerken,çok  kızmışsam bile karşımdaki minik bir şey yapınca küs kalamıyor, ters davranamıyorum, aptallık mı bu yani?



 

Verilmemiş Mektuplar-2

     Gözlerimi açar açmaz görmek istediğim yüz, yola çıktığımda tutmak istediğim el, üzüldüğümde başımı yaslamak istediğim omuz hepsi senken, sendeyken terkedilişimin üzerine bir bardak sıcak çay içiyorum.Eskiden üşüdüğümde beni sarmalar ben seni hemen ısıtırım derdin, ehh bu soğuklarda iş çaya kaldı.Sen mi gönül koyarsın yokluğunu çayla iyileştirmeye çalışıyorum diye yoksa ben mi koyayım beni bir bardak çaya muhtaç ettin diye.

   Ardından bakıp dururken yitip giden günlerin gözlerim kapanıyor, sanıyorum seni düşünürken geçirdiğim onca gecenin ardından uykuya yenik düşüyorum.Gözlerimi açtığımda karşımdaki yüz sensin, evet sen kalkmaya çalışıyorum ellerimi tutuyorsun.Bir gülme tutuyor beni, sonra da korku çekip gitmenden ziyade seni ne kadar sevdiğimi bilmeden çekip gitmenden doğan kocaman bir korku, işte o an başlıyorum içimdekileri arka arkaya sıralamaya.

   Sen , neden bunu seviyorum diye düşündürtecek kadar öküzdün aslında, dur asma suratını bitsin söyleyeceklerim.Tanımadığım duygular yaşıyordum belki de, sahi kavuşunca mı daha büyük bir aşk oluyordu yoksa tam tersi mi?Birbirini seven insanların ne denli birbirini yaralayabildiğini de sende öğrendim, çığlıklar atıp gitmeni isterken deli gibi sarılmanı istedim aslında, ne çelişkili şeyler bunlar, neden insan hissettiğini söylemiyor ki, korku mu var içimizde acaba ya da ego mu bu bilemedim, severken neden sevmiyorum deyip yaralamak ister ki, çözemedim ben seni adam, ne kadar kızsam da sevmiyorum diyemedim, git dedim, kalma dedim, seninde bu sözümü dinleyeceğin tuttu, mutlu musun oralarda diye sormuyorum bile neden mi, seviyorum diyen insan hiç mi üzülmez be olduğu gibi mi devam eder hayatına, üstelik yeni insanlarla, sevgi anlayışımız mı farklı yoksa hiç sevmemişmiydin bi söylesene.Sana anlatayım bak benim sevmelerimi, gözümden önce zihnim açılır benim, zihnim seninle açılıyor mesela, ilk düşündüğüm sen oluyorsun, aynı fotoğrafına baktığımda bazen gülümseyebiliyor bazense ağlayabiliyorum.Ne kadar kızsam da kötü bir şey dileyemiyorum mesela, ha bazen küfür ediyorum o ayrı;  nefret edebilmeyi isterdim, üstüne çizik atınca unutan insanlardan olmayı.Sevgi iyileştirir derlerdi hep, bu kadar acıttığını hiç kimse söylememişti.Kapanı gördüğü halde o peyniri almak için uğraşan fareye benzettim kendimi bak; ama ne var biliyor musun ben seni çok güzel seviyorum, enn bi sevdiğim sen!

   Silip silip yazıyorum, ifade de edemiyorum, olmuyor, en derin duyguları anlatabilenlerden olamadım hiçbir zaman, zaten ben hissettirmekten yanayım da bu da burada kalsın diyorum, kim bilir belki biraz daha büyüyünce daha iyi ifade edebilirim, bu da verilmeyen bir mektup daha olarak geçer listeme.


Sevgiye dair paylaşım yapma işini Bir Deli Mavi ye bırakıyorum; çünkü en güzel yapanlardan biri o!







14 Mayıs 2017 Pazar

Görev Tamam

   Telefonu eline al, sosyal medya hesabına gir annen ile çektirilmiş bir fotoğraf seç, altına anlamlı birkaç söz yaz, şimdi hazırsın ve paylaaş, aferin işlem tamam!

   Bugün sosyal medya hesabım bu bahsettiğim fotoğraflardan doluydu sevgili okuyucu, bir düşündüm yahu özel günleri sosyal medya hesaplarımızdan kutlamayınca kutlamış sayılmıyor muyuz?Sizin  için aradım; ama bulamadım, çok hoşuma giden bir karikatürü, kız sosyal medya hesabında anneler gününü kutluyordu koltuğa uzanıp, anne ise kızın uzandığı koltuğu tek eliyle kaldırmış, öteki eliyle altını  süpürüyordu.Çoğu kişinin annesinin sosyal medya hesabı yok, çoğu yazılan o yazıları görmeyecek, yazılanları annesine sesli bir şekilde söylemeyecek insan da çok, ee sosyal medya hesabına döşememizin anlamı ne?Düşünmeye sevkediyor beni bu tarz durumlar.Ben yapamam öyle şeyler, yani bu annemi önemsemiyorum anlamına mı geliyor?Bugün anneler günü diye anneleri ele aldım; ama durum herkes için öyle, sosyal medyadan aşk ilan etme,anneler günü, babalar günü, sevgililer günü kutlama, nedir yani.Ben herkesle paylaşmayı sevmem bazı şeyleri, bana özel bize özel olsun isterim, karşındakine içten bir şekilde sevgini göstermek çokta zor olmasa gerek.

   Sözün kısası, ben içten olun derim samimi olun, söylemek istediklerinizi muhattabınıza söyleyin taa gözlerinin içine bakarak belki de :)Ha paylaşım yaparsın tamam ona da bir şey demeyeceğim(ben asla yapmayacak olsam da); ama tek bir şartla, oraya yazılan her şeyi muhattabının yüzüne söyleyecekseniz eğer.

 Hadi anneler günü şarkısı patlatayım, herzaman dinlerim ben.


    Bu arada Müjde abla(bücürük ve ben), Ece abla ( Ece Evren), Yasemin abla(Acemi Demirci) sizin de anneler gününüz kutlu olsun demek istiyorum, blog annelerim :)Sevgiler


Karikatürü buldum, sonradan oldu; ama buraya ekliyorumm



 

4 Mayıs 2017 Perşembe

Hurdacıı

   Hurdacııı, hurdaa diye bağıran birinin sesiyle uyandım uykumdan.Rüyada gibiydim; çünkü uzun zamandır hurdacı görmemiştim bizim oralarda ya da gördüm de dikkatimi çekmedi ta ki hurdacıı diye sesleri duyana kadar.

   Uykulu olduğumdan eskiye dönmem zor olmadı, canlandı hemen zihnimde.Çocuktuk sokaklarda oynuyorduk arkadaşlarla, bizim mahallede kız çocuğu yoktu, bir ben bir de amcamın kızı Seçil, o daha narin olduğundan evde annesinin dibinde oynarken ben erkek çocuklarıyla top oynardım; ama o zamanlar en popüler oyunumuz 'eller' idi.2 gruba ayrılırdık, birinci grup gözlerini kapatır 2. grup ise saklanırdı,100 e kadar saydıktan sonra 1. grupta saklanırdı.Hepimizin boncuklu silahları vardı, birbirimizi vurup eller diye bağırdığımızda vurulan elenirdi, yani zamane paintball'u.Paintballda üstün renklenmezse vurulmuş sayılmıyorsun o yüzden çirkefe yatamıyorsun; ama biz çok fena yatardık, hayır vurmadın ya da ilk ben gördüm diye.Oyunumuz birden hurdacııı sesi ile bozulurdu; çünkü biz evlerimizin etrafında ne kadar eski ve hurda şey varsa toplar hurdacı ya da eskici her neyse onlara satardık.Bazen karşılığında leğen verirdi, bazen de sakız şeker, hiçbirimizin buna ihtiyacı yoktu; ama ticaret yaptığımızı düşündüğümüzden sanırım, inanılmaz keyif alırdık, hatta eski olmayan şeyleri bile veriyorduk eski diye, mesela çamaşır sepeti görürdük komşunun evinin yakınlarında onu da alır satardık, karşılığında daha küçük şeyler vermelerine rağmen, öyle ki kuzenim Seçil bile ortak olurdu bize.

   Gülümsedim, geçmişe gitmem bu kadar kısa sürdü işte.Düşündüm sonra, kurtulmak istediğimiz şeyleri hurda diye nasıl ayırıp kurtulmak istediğimizi, belki de hala iş görürdü; ama biz kurtulmak adına hemen kapının önüne koyardık.Duygusal yönü % 95 işleyen ben hemen neden duygularımızı da hurdaya çıkarıp satamıyoruz diye bir düşündüm.Ne dersiniz güzel olmaz mıydı, düşler veya kırık kalpler hurdacısı :)

Eskiler demişken bu şarkıyı çok dinler ve gülümserdim, umarım sizi de gülümsetebilir.



18 Nisan 2017 Salı

Kız Gibi

     Küçücük omuzlarında koca dünyalar taşıyan varlıklarız biz kadınlar.Çok şey söylemek yazmak istedim; ama sevgili Feyza Altun'un konuşmasını dinledikten sonra ne desem onun tekrarı olacağını düşündüm o yüzden olduğu gibi size aktarmak istedim.


 
   O kadar güzel anlatmış ki her şeyi,kadın olduğumuz için utanmamızı istiyorlar resmen.Ben bir kadınım, yarım ya da eksik değilim.Ben bir kadınım, 'karı gibi ağlama' diye birbirinizi aşağıladığınız o cümledeki karıyım, 'oldu olacak bir de etek giy' diye kıyafetimizi bile adeta bir hakaret malzemesi yaptığınız cümledeki o eteği giyenim.Karnından sıpayı eksik etmeyeceksin dediğiniz sıpayı gururla taşıyan, bir aracı olan bedenimi kullanarak dünyaya gelişine kapı aralayanım.Ve BEN, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin cümlesindeki o sopayı münasip biçimde size iade etmek için gelmiş bir kadınım.BEN KADINIM ve Allah'a beni kadın olarak yarattığı için teşekkür ederim.

    Kız gibi oynama diyerek kadınları ezmeye, adam gibi oyna diyerek erkekleri yüceltmeyi ilke edinmiş olanlara acıyorum ve gülüyorum.Bakın ne diyor Nil, KIZ GİBİ YAP OL KAHRAMAN!




14 Nisan 2017 Cuma

İsrail-Filistin Güncesi-4

      Durmadan çalıştığımız koca bir hafta geçmişti.O zamana kadar bu kadar hırsla durmadan çalışmak bence herkesin yapabileceği bir şey değil hele ki hem denizi olan hem de gezecek bir sürü yeri olan bir yerlerdeyseniz.O yüzden son gün gezmeye karar verdik, evet evet son gün gezecektik; ama dolaşmamız gereken çok müşteri olunca neyde tamam dedik en geç 2 ye kadar çalışırız, sonrasında şehri gezeriz, yani Tel-Aviv'i, daha önce sadece müşteri ile iş konuşmak için Tel-Aviv Port, yani marinaya gelmiştik, gayet güzel; ama düşündüğünüz gibi pahalı bir yer, biz oradayken patenli kostümlü en az 30 kişi geziyordu; ama iş konuştuğumuzdan telefonu elime alıpta fotoğraf çekemeddim, bence çok eğleniyorlardı, bir an aralarında olmak istedim.

   Bu arada size ülkenin görüntüsünden pek bahsetmedim.İsrail de Filistin de resmen dağlar üzerine kurulu, ovada olan tek şey ana yollar.Bir yere giderken yokuş yukarı çıkıp duruyorduk, şoförlüğümü test ettim resmen.Evler ilk bakışta bana çok güzel geldi, gayet modern yapılar; ama dur bir dakiika ya dedim, tüm evler aynı renk toprak rengi, ne kadar can sıkıcı!
   Yerleşim yerindeki en boş dağ buydu; ama eminim bir daha ki gidişime kadar o da dolar.








   Otelimiz biraz popüler bir otel olduğundan neredeyse her gün bir parti oluyordu, istesek belki bizi de misafir ederlerdi; ama biz pert bir şekilde geliyorduk, zaten anca çıkışlarına denk geliyorduk.Çocuklara değişik değişik kıyafetler giydiriyorlar, hepsi o kadar tatlı ki, bi kez dayanamadık fotoğraf çektirdik.
   Son gün geldi çattı erkenden kalktık, işlerimizi bitiriyoruz en geç 2 de ve şehri geziyoruz öyle anlaştık, gerçekleşti mi tabi ki hayır 3 oldu 3 oldu 4 oldu en sonunda yemek yiyelim dedik, bir müşterimizin tavsiyesi üzerine deniz kenarında 'OLD CITY' denen bir yere gittik, turistik bir yermiş herkes orada; ama biz bakıyoruz bir numarası yok, sadece eski birkaç ev, ohoo dedim Hatay da bile boylu boyunca 'Eski Antakya Evleri, Sokakları' var, o kadar tantana yapmıyoruz.En az 10 tane gelin var, fotoğraf çektiriyorlar, ilk olarak orada gördüm kalaşnikoflu insanları, düğün pozunu silahla veriyorlar, bunda bir mesaj var mı acaba?Oradan 2 magnet aldık 35 lira para ödedik, utanın lan utanın Türkiyede 3 tanesi 5 lira.Neyse oturduk yemeğe, şimdi yediğimiz her şeyi yazıyorum, bir ızgara tavuk, bir köfte, bir humus, bir bira bir de kola.Ödediğimiz para 270 liraya yakındı, o an neyse ki öteki tüm günler müşterilerimiz bizi yemeğe götürmüş diye düşündük, yoksa parasız kalmıştık, gittiğimiz yerle alakası yoktu, fiyatlar ülke genelinde aynıydı.



Onların parası ile 247 senkel ödedik, bizim paramızdan biraz çok az daha değerli, 270 lira gibi bir şey etti işte, harcadığımız para patronlarımızın parası olsa da bir huzursuzlandık ama sonra, öteki günler hiç harcama yapmadık  zaten canım dedik, hem keyfi değildi yani.
   O günden bize bu hesap ve bu fotoğraflar kaldı; ama ne var biliyor musunuz, tam orada yan yana eski bir kilise ve de bir cami bulunuyor.Haberlerde görmüştüm daha önce,İsrail hükümeti camilerde ezan okunmasını yasakladı da türk hackerlar israil televizyon kanalını hackledi ve birkaç dakika boyunca ezan dinletti diye.Ben hiç öyle bir şey ile karşılaşmadım,azınlık olan müslmanlar değil yahudiler, üstelik tatil günleri de cuma günüydü, o yüzden biz dönüşümüzü cumaya almıştık.O günden beri aklımda ülke uçtan uca 3 saat değil, halkın yarısından fazlası müslüman; ama dünya korkuyor bu ülkeden neden yani.Yemeğimizi bitirip tekrar işe koyulduk, Allahtan bugün çalışmıcaz ha dedik, tek şehir yetmedi Tel-Aviv den Netanya'ya kadar tüm bölgelere girdik satış yapmaya çalıştk, neyse ki 10 da mağazaların tamamı kapandı da bizde artık işimizi bitirmiş olduk.

    Sabah erkenden uyandık; çünkü daha aracımızı teslim edecektik ve işlemler uzun sürebilirdi.Depoyu dolu teslim etmemiz gerekiyordu, burada her 2 adımda benzinlik var; ama biz 1 saat boyunca neredeyse hiç görmedik, neyse demiştik en kötüsü parasını veririz; ama havalanı girişinin yanında bir tane bulabiliyorsunuz, depo yarıdan daha fazla doluydu üstünü tamamladık 220 liraya, yani yakıtta ucuz değil, buradakinin 2 katı.Aracı havaalnından almamıza rağmen başka bir yere teslim ettik, onlar oradan bizi servisle havaalanına götürdüler.İçeri girdik, biletlerimizi kendi kendimize alıyoruz gişelerden, bir sürü TÜRK HAVA YOLLARI biletleme makinesi vardı, giriş yapıpta türkçe ile karşılaşmak bir gururlandırdı ne yalan söyleyeyim.Bileti aldık kuyruğğa girdik, milim milim ilerliyor 3 saat erken geldik 2 saat erken gelmemiiz gereken havaalanına.Nihayet sıra bize geldi, 2 kadın memur başladı beni sorugulamaya, neden geldin, ne yaptın diye, ticaret için geldim diyorum, kimle görüştün diye soruyor, isim veriyorum, kaç kez görüştün diye soruyor, telefonla konuştunuz mu kaç kez konuştunuz, evine gittin mi, sana hediye aldıı mı, iş ilişkisi dışında herhangi bir ilişkiniz var mıi nerede kaldın, valizini kendin mi hazırladın,otelin adı ne ahiretlik sorular 20 dakika kadar sürdü, sonra pasaportumun sayfalarını çevirdi, Fasa neden gittin vay efendim Kosova da ne işin vardı, orada nerede kaldın, hepsine sakinlikle cevap verdim, bu kez bekle dediler amirlerinin yanına gidip birkaç şey söylediler, sonra geç dediler şükür.Ulan girerken bu kadar soru sormadınız bee, çıkarken ne oluyor.Aynı anda arkadaşım da geldi, ne biz ne de valizlerimiz hiçbir cihazdan geçmedik, ne kadar saçma ya dedim, hatta arkadaşıma dedim, istesem seni valizime koyup götürebilirmişim, baksana valizimizi aramadlar, makineden geçmedik bile, valizleri teslim ettik, artık kapımıza gidelim dedik , aa aa o ne, tekrar arama ve sorgu, hem de ne sorgu, el çantalarımızı teefonlarımızı verdik, değişik aletlerle telefonlarımızı kurcaladılar, bize yine ahiretlik sorular sordular, ayakkabılarımızı alıp başka yere götürdüler, o arada bizi teker teker kabinin içine sokup manyetik bir şeylerle aradılar, o arada durmadan küfür ediyordum, arkamdaki çocuk türke benziyordu, aman anlarsa da anlasın lanet olası pislikler dedim içimden, 3 saat erken gittim ucu ucuna uçağa yetişiyordum, üstelik görevliler çok mıymıntı bu ne ya Türkiyede olsak 10 kez geçmiştik, o kalabalığa rağmen, ayrıca havaalanları bizim küçük şehir havaalanları kadar ancak, aman bir de İsrailmiş, hıh!Koşarak free shopa gittim parfüm almak için, kozmetik alacaksanız eğer İsrail daha ucuz; ama içki türü şeyler alacaksanız Türkiye free shopundan alın.


   Bizim uçağın kapısından girdik, ooh be dedim, memleket kokuyor, hostes kıza alın bizi burdan kurtarın dedim, o kadar sinirlendim yani,Kim ne derse desin en güzel ülke de bizim, en güzel bayrakta.Allah ne ülkemizden ne de bayrağımızdan etsin, kimseye muhtaç etmesin.
Evin en sevdiğim bölümünden, en sevdiğim çiçek, en sevdiğim pasta ve kitabımla geçirdiğim andan hepinize saygılar.





10 Nisan 2017 Pazartesi

İsrail-Filistin Güncesi-3

   Günaydın İsrail, ne güzel parlıyor güneş ışıl ışıl; ama ben açlıktan ölüyorum hemen kahvaltıya inmeliyim koş Nevin hadi, hızlan çok açım diye sabah sabah inlettim odayı; ama yok uyanamıyordu sürükleye sürükleye kaldırdım sonunda:)

   Kahvaltı salonuna koştum gözlerim parıl parıldı bir şeyler yiyebileceğim diye; ama o da ne Aman Allahım!Balık evet evet bir sürü balık duruyor karşımda, şaşkınlıktan sağıma soluma bakmamışım, gözlerim dolacaktı, Nevin diyorum baksana sadece balık var hem de kahvaltıda iğrenç, ben bunları hayatta yemem, o arada kafam sola dönüyor da neyse ki yumurta görüyorum ay bi de arka tarafında da varmış ben görememişim, utandım mı hayır rahatladım sadece.Bu kez de kafama bir soru takıldı ben tabağı dolduruyorum da acaba domuz eti var mı diye, gözüme bir garson amca kestiriyorum sormaya çalışıyorum ingilizce; ama yetmiyor ingilizcesi biliyorsan eğer arapça konuşayım diyorum bu kez adamın gözleri parlıyor, sanırsın kayıp kardeşini bulmuş, neyse işte meğer onlar da müslümanmış; ama zaten yahudiler de domuz yemiyormuş orada hatta bu konuda çok katılarmış, istedimiz gibi gönül rahatlığıyla yemek yiyebilirmişiz.Sağlam bir kahvaltıdan sonra hadi bakalım dedik düşelim yollara.

   Otelden çıktık, gece arabayı arkadaşım kullanmıştı, otomatik bir araba ben de o zamana kadar hiç otomatik araba kullanmamıştım, arkadaş hala uykulu olduğu için ben kullanayım sen bana öğret dedim, zaten çok basitmiş herkes öyle diyor.Oturdum iyice yerleştim şunu yap diyo bunu yap diyor frene azıcık yğkleniyorum küüüt sarsılıyor araba, o ne ya diyorum, gülüyor arkadaş in in diyor sen biraz beni izle, benim arabamın frenleri serttir hatta bozukta olabilir yani o yüzden yüklenmem gerekiyor, buna yarısını yaptğım halde bir sarsıldı, bir değişik geldi.Açtık yine navigasyonumuzu randevu aldığımız müşteriye doğru gidiyoruz, yanlışlıkla da olsa iyi ki Netanyayı seçmişiz otel için hem çok güzel hem gideceğimiz her yer oradan en fazla 1 saat mesafede.Yollar inanılmaz güzel, Türkiyede duble yol diye hava atanlar gitsin bi de oraları görsün diyorum 5 şeritli hepsi otoban güzelliğinde, hem arabanın konforundan hem yolların güzelliğinden saatte 200 km yapıyoruz; ama hiç hissetmiyoruz.Şoförler birbirine karşı inanılmaz anlayışlı, şerit değiştirme çok kısa mesafeden hemen yan şeritteki arabanın dibinden yapılıyor kimse bana mısın demiyor, su gibi akıp gidiyor trafik, zaten 3 kez sınava girmen lazımmış burada ehliyet alabilmek için.İlk müşteri adayımıza varıyoruz bize inanılmaz kibar yaklaşıyorlar karı koca, bizim için bir sürü hazırlık yapmışlar, ikramların ardı arkası kesilmiyor, ben normalde türk kahvesi bile sevmem, onların kahvesini içmek gibi bir gaflete düştüm, kokulu bir kahve; ama koku öyle değişik ki, müşteri tamam dedi senin ürünlerinden yazdırayım zaten daha önce bizi ziyaret etmiş, ürünlerimizin kalitesini biliyor.Tamam diyorum kalemi elime alıyorum; ama soğuk ter atıyorum, işkence çekiyorum resmen, arkadaşım istersen bırak diyor, olmaz diyorum içimde büyük bir görev aşkı var, iş yapmalıyım diye, neyse ki siparişimi tamamlıyorum ve lavaboya koşuyorum, mideniz bulanmasın; ama aralıksız 8 9 kez kusuyorum, o kahveyi içmemeli sabah sabah ıslak saçlarla kendimi yollara atmamalıyım diye de kendime not düşüyorum.

   Adamların parasını aldığımız yetmiyormuş gibi bizi bir de yemeğe götürüyorlar karı koca, ya o kadar iyiler ki.Yemekleri söylüyoruz Allaaaahh aynı hatay şekli mezeler geliyor bir sürüü, İnegöl de bile yok be, Türkiye olmasına rağmen, ya varya inanılmaazzz güzeller, çok sevdim, yedikçe yiyorum yedikçe yiyorum., bu arada bu geldiğimiz şehrin adı Nazareth.Söylemeden edemeyeceğim iyi ki müşteri bizi yemeğe götürmüş; çünkü 4 kişilik bir yemek için yaklaşık 700 lira para ödedi.Otele ilk vardığımızda su istemiştik; çünkü odada su yoktu, getirdiler; ama ikinci istediğimizde 30 lira para ödedik bir şişe suya çok ciddiyim çok, bir daha su içesim gelmedi:) Paramızın değeri doları ölçüt aldığımızda aynı1dolar o zaman 3,70 Tl idi onların parası ile de 3,7 idi; ama tabi kazandıkları para bizimkinin 3 katı, şöyle söyliyim normal bir çalışan 1500 dolar para alıyor.



   İsrail sınırları içerisindeyiz; ama hep müslüman görüyorum, başka bir müşterime daha gidiyorum yine müslüman, halk mslüman, nerede bu yahudiler yahu, yahudi memleketi değil mi bu İsrail diye soruyorum.Var diyor müşterim; ama zaten sizinle ticaret yapmazlar, bir sinirleniyorm Allah Allah yaa onlar kimm ki benimle ticaret yapmıyorlar diye.İlk 2 günümüzü hep İsrail topraklarında(güya İsrail sanırsın müslüman devlet) geçiriyoruz, ha bu arada otomatik arabaya alıştım, üstelik arabayı uçuruyorum wuhuuu n'aber.Üçüncü gün düştük Batı Şeria kenti olup İsrailin işgali altındaki Filistin toprağı Ramallah'a.Batı Şeria dedim diye korkmayın, hiçbir sıkıntı çıkmadı, kimse de bize bir şey sormadı, yalnız oralarda navigasyon iyi olmadığı gibi hala 2G deler, biz ki 4,5 G deyiz sanırım; ama 1 aya kadar düzelecek dediler, yani şimdi gderseniz eğer düzelmiş olabilir.Netanyadan Ramallah'a 2 saatten çok az daha fazla araba kullandık, başka müşteriye de uğradığımızdan öğleden sonra orada olduk.İlk gittiğimiz müşteri benden daha çok İnegöl'e hakim yıllardır her ay gelir gider hatta İnegöl fuarında tüm firmaları kendi yemeğe götürdü o kadar diyorum.Ona gittik ilk planımızı anlattık, ertesi gün gideceğimiz yerleri, bu gece burada kalın dedi; çünkü dönerseniz yarın tekrar buraya 2 saat süreceksiniz ardından bi 3 saat daha, tabi bize mantıklı geldi; ama yanımızda eşya var mı nerdeee, marketten diş fırçası şampuan, çorap aldık el mahkum, bu arada hep türkiyede kullandığımız ürünler var markette; ama isimleri farklı.Neyse işte o gün akşam olmadan Filistin topraklarına girip geri gelmemiz gerekiyordu, bizim müşteri kendi aracıyla bizi götüremezdi; çünkü sadece sarı plakalı araçların geçiş hakkı vardı,Filistin topraklarına İsrailliler alınmıyor ticaret yoksa, hatta yahudileri öldürürler bile dendi bize, neyse işte müşteri götüremiyor e navigasyonda yok,adamcağız bize taksi çağrttırdı geçiş izni olan, sarı plakalı.
  Bu bizim arabamızın plakasıydı mesela bizim de geçiş hakkımız vardı.İsrail-Filistin arası geçiş kontrolü olduğu için inanılmaz bir trafik var ve Filistin yolları kötü malesef.O gün geçiş noktasında sadece pasaportumuz ve mavi geçiş kartımızı gösterdik, hiçbir sorun olmadı, Filistinde geri çıkarken ise hiç kimse durdurmadı bizi.Benim kafam iyice karışmaya başlamıştı neresi Filistin neresi İsrail diye, o akşam yine müşterimiz, eşi ve 2 çalışanı ağırladı bizi akşam yemeğinde(yine beleş bulduk çok şükür yarabbi:) )Akşam yemeklerinden yana sıkıntım yok her şey Hatay tarzı e kahvaltıda kruvasanları gömüyorum her gün otelde; ama bugün başka bir otelde kalıyoruz mecburiyetten.Müşterinin eşi bizimle çok ilgilendi sağolsun, sabahta kahvaltıya gidcez dedi, tamam dedik ama sabahtan başka bir müşteriye görüşmemiz var, sabah oraya gittik o da sağolsun hazırlık yapmış, kruvasanlar almış yiyecek bir şeyler, kahvaltıya gidecez dedik öteki müşteriyle ; ama ayıp olmasın diye yine de dedik, ben de insan değilim heralde kahvaltya gideceğimi bile bile 3 ya da 4 tane yedim; ama sonrasında iyi ki yemişim dedim; çünkü kahvaltıda bize peynirli pizza üzerinde nane sosu, humus(nohut ezmesi) ile geldi, yanına domates salatalık ve de falafel geldi.Arkadaşım salatalık ve nane yedi, falafeli severim ben tamam dedim, pizzaya baktım neyse ya dedm ekmek peynir yiyecektik bu hazır işte, ekmeğin üzerine sürmüşler diyerekten yedim, ne yapayım :)
   O gün dün gittiğimiz bölgeye kendi başımıza gittik, gittiğimiz yeri telefonumuza işaretlemiştik ve inanın tek bir sorun bile yaşamadık.Bir İsrail'e giriş yapıyorduk bir Filistin'e kafam allak bullak oldu.Ertesi gün daha önceden tanıdığım ve müşterim olan Muhammed amcaya gittik; çünkü bizi iyi mobilyacı olan arkadaşlarına götüreceğini söyledi, bizim gitmek istediğimiz bir bölgeydi tabi yine navigasyonun çalışmadığı Filistin bölgesi, iyi ki onunla gitmişiz; çünkü kontrol noktasındaki memurlar pasaportlarımıza uzun uzun baktı sonra bizi başka bir arama bölgesine gönderdiler, aracımızdan indirildik, araç cihazlarla arandı, biz kabin gibi bir yere girdik arandık uzun uzun bekletildik, o arada arkadaşımla sürekli türkçe küfürler ediyorduk, nasılsa anlamıyorlarya ohoo, Mujammed amca bize dedi ki o an ne diyorsunu bilmiyorum ama burada her söylediğiniz dinleniyor, her tarafta cihaz var, bu kez arkadaşım ingilizce ile küfür ediyorduk Muhammed amca dedi, arkadaşa bir tekme atışım var ne diyon lan diye hadi türkçe anlamıyorlar, ne diye ingilizce ile küfür ediyordum diyorsun, bi gülme tuttu hepimizi; ama Muhammed amca az korktu :)


   Bizi almalarını yaklaşık bir saat bekledik. Sonunda girebildik ve gittik, Filistinde hep türk bayrakları dalgalanıyordu, müşterilerimin mağazasında da vardı ya nasıl bir gurur anlatamam.Bayrak demişken İsrailde hiç bayrak asma kültürü yok Filistinde tek tük, genelde mağazaların önünde; ama İsrailde cidden sadece bir yerde gördük.Bizler ki bayrağını çok sevenler her yerde dalgalandırmaya çalışanlarmışız.Muhammed amca oteli bırakıp onda kalmamız için bize çok ısrar etmişti 4 tane de kızı var, biri ile tanışabilme fırsatımız oldu, bizi götürdüğü arkadaşı tok gittik diye çok kızdı, misafirsiniz dedi, neyse bari tatlı yiyelim dedi, hemen çalışanını gönderdi künefe getir dedi, künefe diye şöbiyet geldi başka yerde de künefe diye baklava yemiştik, neyse işte arkadaşı sordu neden otelde kalıyorlar sende kalmıyorlar diye, yer yoksa bize gelsinler.Ya bizim iyi niyetimizden mi, şansımızdan mı bilmiyorum; ama hep o kadar iyi insanlara denk geldik ki.Kendimizi yaşadığımız yerde bu kadar güvende hissetmiyoruz inanın bana, İsrail deyince insan bir düşünüyor ilk; ama hiç düşünmedik oralarda.Oralarda da işlerimizi bitirdik, sıra Muhammed amcanın bizi yemeğe götürmesindeydi :) Caesera Milli Parkında bir yere gittik yemeğe, denize nazır, tabi akşam olduğu için gezemedik; ama bir daha gidersem eğer zaman ayırıp mutlaka gideceğim.Siz de giderseniz eğer tabiki Kudüs'ü oradaki adı Jerusalem'i ziyaret edin.Ben CENNETİN KRALLIĞI filmini izlediğimden beri Kudüsü görmeyi çok istiyordum, gittim de; ama iş yoğunluğundan ne Mescid-i Aksayı gezebildim ne de diğer görülesi yerleri, bu arada Cennetin Krallığı filmini izleyin enfes bir yer.Başka başka Dead Sea var orada ölüdeniz diyorlar, aaslında deniz değil göl yani bildiğin; ama neden deniz diyorlar bilmiyorum, orası da mutlaka görülmeliymiş, hepsini ikinci gezime sakladım yani Eylül'e :)O zaman ayrıntılı fotoğraflı anlatacağım.Şimdilik bu şanlı bayrağım kalsın burada.