Hakkımda

Fotoğrafım

Deneyimlerim, üzüntülerim
, dileklerim burada sizlerle:) neşeli ol, hayatını yaşa;)

25 Şubat 2017 Cumartesi

Havada Panik Var

   Havaalanına zamanında varmıştık, her şey normal gidiyordu, havaalanına giderken sıkıntı yaşamamıştık, pasaport kuyruğunu gördüğümde kısa süreli bi şok yaşadım; ama olsundu Türkiyeye dönüyordum.

   Uçağa ucu ucuna binebildik, hemen 10 dakika sonra hareketlendi.Aç olduğumdan hemen yemek servisi gerçekleşsin diye bekliyordum, bizi eeeen arkaya attılar diye öflemiştik; ama iyi yanı işte yemeğin ilk bize verilmesi oldu, canını yediğim türk yemekleri ya.Her şey normal gidiyordu ta ki kafamı kaldırıp koşturanları görene kadar, uçakta değil miyiz biz yahu ne oluyor?Bağrışmalar var herkes ayakta, hostesler bi adamın üzerine çullanmış zapt edemiyor, yaşlı bi adama bağırıyor, vurmaya çalışıyor, meğer üzerine yemekte dökmüş biz farketmedik.Uçak uzak doğulu kaynıyor, kımıl kımıl dolaşıyorlar uçakta,lan bi durun yolu açın niye ayakta dolanıp duruyorsunuz, kavgayı videoya çekmeyr çalışıyorlar, kendi ülkelerinde rastlamıyorlar heralde pek.Kaptan konuşuyor sürekli ayrılın diyor; ama yok.Bizim ekipten birkaç kişi adamı zaptetmeyr çalışıyor yok, o arada bizim gruptan biri kafa yemesin mi, Allaaah anons yaptılar en yakın ülkeye iniş gerçekleştircez diye, biz tabi öfleniyoruz pöfleniyoruz o arada biri kelepçe getiriyor abartısız söylüyorum en az 10 kişi adamı zaptetmeye çalışıyor, artık ne içtiyse, adamı kelepçelediler yetmedi koltuğa bağladılar, durum böyle olunca tabi İstanbul'a devam ettik.Adam bağrınıp duruyo; ama kimse oralı olmuyor; ama ekşın biter mi yok, ayaktaki kadınlardan biri düştü bi yığıldı yere bu kez de herkes orda toplandı, uçağın dengesiyle oynadılar resmen, hostesler koşturmaya çalışıyor, koridor zaten daracık bizim ekipten biri geçmiş koridorda namaz kılıyor, yarabbi sabır çekiyorum, o arada gözüme bir almanımsı adam takılıyor uçak karışık ya 5 dakikada bir dolana gidip geliyor sanırım stoklardaki tüm biraları tüketti manyak mısınız kardeşim diyorum, baktın bizim grup arkaya lavaboya doğru gidiyor geliyor gidiyor geliyor nolyo ya dedm yanımdaki kız arkadaşa, sigara içiyorlarmış, yahu bi dayanın be topu topu 4 saat.

   Başından sonuna kadar gergin bir yolculuktu anlayacağınız, şaşırdık mı hayır neden; çünkü böyle şeyler benim başıma gelir yani.Bu olayın olmasının tek güzel yanı, havada dolandırmadılar ilk sıraya bizim uçağı aldılar ve hiiç gecikmeden iniş yaptık.Piste varınca polisler bastı uçağı da neyse sıkıntı filan yaşanmadı.İlki hostesleri tebrik ediyorum valla o küçük cüsselerine bakmadan adamın üzerine attılar kendilerini, ikincisi bence bayıltıcı sprey flan olmalı ekipte ki buna benzer bir durum yaşandığında kolaylıkla çözülebilsin.Şimdi evime doğru gidiyorum, yorgunum, biraz buruğum; ama her şeye rağmen şükretmek istiyorum.Teşekkür ederim Allahım, sen her şeyi biliyorsun nasılsa...

Fas Günlüğü 3

Son Fas günlüğümden herkese selamlar.Dün tüm gün müşteri beklemek bir azaptı işkenceydi, neyse ki ikramlıklar vardı.En az 20 kruvasan ek olarak turta ve pastalardan da bolca yedim, hem sıkıntıdan hem açlıktan.Müşteri her an gelir diye öğle yemeğine çıkamadık tabi.10 saat oturduktan sonra tüm kızlar ekibi toplanıp yemeğe gidelim dedik, gittiğimiz yer müzikli bir yerdi, onlar balık söyledi benim tercihim tavuk ızgaradan yana oldu, abartmıyorum bir saatten fazla gelmesini bekledik, ondan önce patates ve peynir kroket siparişi verdik.Patates bizdeki gibi değil, küp küp doğranıyor üzerine mayonez acı sos karışımı gibi bir sos dökülmüştü, dilim acıdan felç oldu ama yine de çok sevdim.Kızlar birer bira söyledi, ben yok dedim bi baktım tokuşturuyorlar filan, hadi dedim bana da verim bir tane.Casablanca diye bir biraları var çok acı, onu içeyim filan demeyin heineken var bolca, tercihiniz ondan yana olsun bence.Müzik güzeldi, fransızca söylüyorlardı, yabancıyız diye istediğimiz ingilizce şarkıları da söylediler.Bizim iki arkadaş dans meraklısı salsa yapacakları şarkılar istediler, ben bi ara kafamı eğmiştim kaldırdığımda siyahi kardeşlerimizden birine İbrahim Tatlıses halayı çektiriyordu,İbrahim Tatlıses demişken taksi şoförüm hoşumuza gideceğini düşünerek gün boyunca dinletti, düm düm teketek düm teketek arabesk bu arabesk, ardından hiç mi özlemedin hiç mi hakkım yok tükendim tükendim tükendim artık diye çığırdı, yaktı içimi.İyi oldu bu gezi bi yandan neden; kızları tanımış oldum, yani biraz daha arkadaşım olmuş oldu; ama hala beni sessiz çekingen buluyorlar.Bugün iş yapmamaya kararlıydım; ama kahvaltıda 2 kız arkadaş biz çıkcaz deyince ben de takıldım peşlerine mağaza dolaşmaya devam ettik cuma saatine kadar, cuma saati her yer kapalı hayat felç, su alacaktık alamadık.Bu arada adım başı meyve kokteyli satan dükkanlar var nedesi ise çok ot içmeleri bu yüzden gün içinde enerjiye ihtiyaç duymalarıymış, taksi şoförleri filan soruyor hep marijuna mu bilmem ne ondan istiyormuyuz diye.Her yer kapalı diye gündüz otele geldik, burda toplandık bu kez başka bir kız arkadaşla çıktım dışarı; ama artık iş değildi, Houbouss diye kapalı çarşımsı bi yer varmış oraya gittik, ha bahsetmedim uber diye bir taksi programı var onu avrupa ülkelerinde kullanabiliyorsunuz, burdaki benzeri careem denen program ordan taksiyi çağırdık merkezden oraya kadar 29 dirhem ödedik, inegöllü iki kişi gördük onlar 100 ödemiş,yani biraz kazıklanmışlar diyebiliriz.Tüm heyet çarşıya gelmiş, biz ilerlerken bir tezgahın başında gördük onları, yanımdaki arkadaşın patronu da yanlarındaydı bizi çağırdo gelin siz de bu meyveden yiyin dedi tropikal kırmızı renkte bir şey adını bilmiyorum, bi tanesini ortadan böldü verdi satıcı yedim, tatsız bol çekirdekli bir şeydi; ama yediğim gibi de dilim kıpkırmızı oldu, bunu nerden anladım tabiki arkadaşıma bakınca, resmen dil kan rengine döndü neyseki bi 5 10 dakika içinde geri bir şey kalmadı.Çarşı iğrenç şekilde kokuyor, deriyi güvercin pisliğiyle kurutuyorlarmış, çanta alın diyorlardı, hayatta da o deriyi almam iğrenç, dolaştık durduk sırf almış olmak için kendime bir kolye aldım, aynısı türkiyede her bujiteride var; ama hatıra olsun dedim, ordan kalktık daha büyük bir yer varmış orası da aynen leş gibi kokuyor, bi de değişik kıyafetlerle tasa su döküp satanlar var, aynı osmanlı zamanında olanlar gibi, hatta ramazanda da filan öyle yapıyorlarya.Bir de saç örücüler var, kadınlar oturmuşlar köşeye gelen geçenin saçını örüyor değişik şekillerde, fotoğraf çekecektim neymiş efendim paraylaymış, yav he dedim sizin salak suratınızı çekmek için bi de para vercem, sinirlendim.Turisti kandırmaya çalışıyorlar, çoraplarım tükendi bi çorap alayım dedim 50 dirhem dedi yani 18 lira, bir kızdım ona arapça söylendim bağrındım, az ilerden 10 dirheme aldım Allah Allah.Biz ordayken başka bir kız arkadaşımız aradı buraya gelmek istiyormuş, yanımdaki kız arkadaşın iş görüşmesi varmış, ikisi yer değiştirdi güne 3. Ayrı kişi ile devam ettinm, açlıktan geberiyordum neyse ki mc donalds vardı yakınlarda ve ona attım kendimi hemen, istiklalimsi bi caddesi var çok benziyor ama bizimkisi gibi kalabalık değil, başka insanlar burayı neden bu kadar övüyor anlamadım, acaba nereleri geziyorlar.Otele dönüşte beyaz taksi bulamadığımızdan kırmızı taksiye binmek zorunda kaldık, inanılmaz küçükler bi kere, ben sığdım da yanımdaki arkadaş uzun olduğundan bir sığamadı, yoldayken biri el salladı onu da aldı, bildiğin dolmuş taksi gibi bir şeymiş yani bu, neyseki mesafe yakındı da hemen otele vardık.Şuan otelde bitmiş bir halde oturuyorum, biraz sessizliği dinliyorum kimse yok, millet hep eğlenceye gitti, bu gece son gecem yarın dönüyorum artık, bir şey daha anladım, insan ortamından uzaklaşınca da dertlerini unutmuyormuş

23 Şubat 2017 Perşembe

Fas Günlüğü 2

   Merhaba, bugün atladığım bazı şeyleri anlatarak başlıyorum.Uçaktan inipte kapıya gelince bir pasaport kontrolü görüyorsunuz, oo dedim bu kez beklemek yok hızlı hızlı bir pasaporttaki fotoğrafınıza bakıyorlar bi de size, oh dedim bu basit oldu diğer ülkelere göre; ama yine erken konuşmuşum.O kontrolden geçtik, hemen ardından bir form verdiler bize, nereden geliyorsunuz, niye geliyorsunuz vs vs.Onu doldurup inanılmaz uzun bir pasaport kontrol kuyruğuna tekrar giriyoruz, kuyruk ilerlemiyor; çünkü memurlar o kadar yavaş ki, sonunda o kontrol de bittiğinde birkaç adım atıyorum, bu seferde pasaporttaki giriş damgasını kontrol eden bir memur, yani aynı yerde 3 kez pasaport kontrolü ne alaka anlayamadım.
 
   Alt kata doğru ilerliyoruz, buranın para birimi dirhem, dün kafam uçmuş dinar yazmışım.Yanıma euro almıştım ben; çünkü türk parasını kabul etmiyorlar, havaalanındaki değişim ofisine gittim ya 300 euro bozdurabiliyoruz ya da 600.300 bozdurursak eğer daha düşük kurdan hesaplanıyor, umurumda olmadı 300 euro bozdurdum; ama dolarda öyle değil 320 dolar bozdursanız bile daha yüksek kurdan hesaplanıyor, yani 300 den fazla olsun yeter.Burada her yerde sarı ve turuncu paptyalar var, aslında papatya değil olan Acemi Demirci bilir; ama ben cinsini bilmiyorum, bence hangi papatyamsı çiçeklerden bahsettiğimi çoğunuz anladı zaten.Buraya geliyorsanız eğer ve gerçekten kahvaltı seviyorsanız yanınıza peynir almanızda fayda var; çünkü peynirleri çok kötü, malum fransız eskisi bir devlet, o yüzden kruvasan ve turta bolca yaygın, neyse ki sevdiğim şeyler, kahvaltıda 5 tane yedim de öyle karnım doydu, omlet yaptırdım yumurtanın rengi beyaza çalıyor; ama neyse ki tadı fena değil.

   Akşam yemeği saate geldiğinde otele döndüm bugünlük yeter diye,2 kız arkadaşla Morocco Mall a gidelim bari yiyecek bir şeyler bulalım dedik.Kendimi burger kinge attım ben, aynı standartlarda değil, patates daha kalın, üstelik ketçap mayonezden başka sos yok, neyse ki içeceklere su katmıyorlar bizdeki gibi.Fiyatlar Türkiyedekine göre pahalı, mağazalar genelde dünya markaları; ama türk markaları da mevcut.Burada tekstil çok fazla üretiliyor, hatta zaranın imalatı da burada yapılıyor; ama fiyatlar sanıldığının aksine pahalı, yemek yemekten başka bir şey yapamadık.Çıkış kapısına bir çıktık, kapının önünde taksiciler sardı çevremizi, şu bahsettiğim kırmızı taksi şoförleri, bağıra bağıra çekiştirmeye çalışıyorlar korkunç, bi ara dedim biri bıçak çıkaracak diye, beyaz taksilere doğru koşturduk; ama arkamızdan ettikleri küfürleri duyuyordum, kesinlikle İstanbul taksicilerinden daha fenalar.Bi kere akşam sokaklarda çok az kişi var, yürürken bir ara korktuk, çantalarımıza daha sıkı yapıştık, arabada telefonla konuşurken bir anda telefonunuzu çekip alıyorlarmış o derecede de hırsızlık olabiliyor.

   Bugün müşterilerle ikili görüşme günümüz, otelin toplantı odasında her firmaya ait bi masa var oturdum bekliyorum, henüz masamı ziyaret eden kimse yok, o yüzden bolca sıkılıyorum.Bir 8 saat kadar daha aynı sandalyede aynı şekilde oturmaya devam, neyseki yanımda çikolata şeker makaron filan var.

22 Şubat 2017 Çarşamba

Fas Günlüğü 1

   İçimdeki huzursuzluktan dolayı uyuyamıyordum, uyumam lazımdı ama sabaha karşı 4 te uyanmam ve Fas'a gitmek için hareket noktasına gitmem lazımdı.Uyuyamadığımdan zorlanmadım; ama sırt çantama tepiştirdiğim her şeyi valizime boşalttım; çünkü sırtımda bir yük daha taşıyamayacaktım.Taksi çağırdım ve grubumuzun yanına gittim, grup dediğim mobilya satmaya çalışacak olan 34 kişi ve de 2 milletvekili.

   Otobüs hareket etti saat sabah 4 buçuk, herkes uyuyor ben içimdeki huzursuzluk benim yiyip bitirirken sanki 4 saat değil de 40 saat yol gitmiş gibi oluyorum.Gitmek istemiyorum ayaklarım geri geri gidiyor; ama mecburum iş gezisi bu.Grupta 6 kızız, sadece birini tanıyorum yanına monte oluyorum resmen bu arada ötekilerle de tanışıyorum.Öksüz gibiyim sanki, canım yana yana uçağa doğru yol aldım, nefes alamıcam sandım çok sevdiğim birini aradım; ağzımın payını verdi ve ben sarhoş gibi bindim uçağa, türbülansa her girdiğinde düşsün dedim ya düşsün de bitsin.Henüz 20 dakika olmasına rağmen sıkıntıdan ölcem sandım, gözümde yaşlar birikiyor; ama kimseye belli etmemeye çalışıyordum.İçecek servisleri yapıldı, sağımdaki kız arkadaşım beyaz şarap, solumdaki kız arkadaşım ise ayran istedi bense ikisini karıştırdım şarap görünümlü ayran içtim, elma suyu yani.Alkol almadan geçmez diyordu arkadaş al istersen, evet içsem çok iyi gelecekti belki bir an zihnim duracaktı; ama içmedim, o ise her serviste şaraba gönüldüO kadar uzun sürdü ki bi an açın kapıları atlıcam diyesim geldi.Burada saat 3 saat geride yani 11 de bindim uçağa saatlerce yol gittim ,havaalanına vardığımda saat 12 buçuktu.Kalabalık olunca organize olmakta zor, o yüzden otele varmamız anca 2 saati buldu, otele gelince kendimizi hemen odamıza atmak istedik tabi ama yine olmadı, otel şehir merkezinde 5 yıldızlı ama 5 yıldız demeye şahit isteyen bi otel.Bizim için hazırlık yapmışlar, otele giriş yapar yapmaz bize meşhur naneli çaylarından ikram ettiler, tuhaf bir tadı var çokça şekerli.Odalarımız belirlensin diye bayağı bir bekledik, beraber kalmak için anlaştığım bir arkadaş vardı; ama öylr ayarlanmamış.Nihayet odamıza çıktığımızda yorgunluktan ölüyordum; ama uyumaya zaman yoktu; çünkü 2 saat sonra heyet yemeğimiz vardı.Bizde ne yapalım dedik, bari mağaza araştıralım, daha önce buraya gelen bir kız arkadaşla etrafta mobilya mağazası araştırmaya başladık biraz da etrafı inceledik, aa o da ne BİM!Evet evet bim market var, hem de aynı Türkiyedeki gibi, o mavi kapı o düzen, nasıl unuturun üniversitedeki 2. Evim sayılırdı.Çok ama çok fazla kafe var burada, bir evin salonundan büyük olmayan kafeler ama her yerde sokak aralarında bile.İnsanlar yalnız başlarına oturuyor, yola doğru.Bir masada iki kişi varsa bile birbirlerine dönük oturmuyorlar, yola doğru bakıyorlar bayağı bi tuhaf geldi.Birkaç mobilya mağazası bulup otele geri döndük; çünkü yemeğe yetişmemiz gerekiyordu.Yemekler değişikti bi anda cesaret geldi sevmeyeceğmi bilsem de niyet ettim suşi yemeye, tabiki bi lokma aldm sadece, neyseki tavuk ızgara vardı da onu yiyebildim; çünkü yemeklerin kokusu bile midemin bulanmasına yetiyordu.

   Yemekte doymadığım yetmiyor bir de toplantıya katılmam gerekiyordu.2 tane milletvekili olunca yanımızda siyasetle başladı tabi, takatim olsa sokardım lafları ama hiç halim yoktu üstelik saat hala 7 buçukta, bugünü 27 saat yaşıyordum resmen.En son bi uyukluyordum.Ertesi gün için Marakeşe gitme planı yapılmış, bu arada biz Kasablankadayız.Ben Marakeş'i görmeyi inanılmaz istiyordum; ama bizim kızlar zaten görmüş ve de erken uyanıp 3 saat yol gitmek yerine burada takılacaklarını söyleyince ben de mecbur gitmedim tek kız olarak, eskiden olsa önemsemezdim; ama öylr bir Meltem oldum işte.Saat 10 du odaya girdiğimde ve de yorgunluktan halsizlikten ve can sıkıntısından ölüyordum.Yarım saat içinde uyudum ama 2 saat sonra uyandm ve bi daha sabaha kadar döndüm durdum kendimi kötü düşüncelerle boğdum sabaha kadar, artık 7 olmuştu, Türkiyede saat 10du annemi arayabilirim dedim, aradım ama sesim ağlamaklı uzun tutamadım, mızmız kızlar gibiyim.Kızlar da dün bana sen anladığımız kadarıyla sessiz çekingen birisin dediler, beni tanıyan birinin yanında söyleselerdi katıla katıla gülerdi.Herkes kendince plan yapmış, öylece ortada kaldım, zaten zaman akmıyor bende mecbur aldım kataloglarımı kumaşlarımı indim taksi aramaya.Taksi için pazarlık yapmak gerekiyor bi de beyaz taksilere binmek gerekiyor, kırmızı taksiler de var, onlarla 5km den fazla yol gitmeniz yasak, ilginç.Taksi geldi ne kadar dedim günlüğü 700 dinar dedi(bu arada 700 dinar yaklaşık 75 dolar gibi bir şey)olmaz 500 dedimm tamam 600 olsun dedi, tamam dedim benim de pazarlığım bu kadar işte.Şoförüm yaşlı bir amca saolsun hiçbir yeri bilmiyor, adres gösteriyorum yok, harita açamıyorum telefonumdan internet yok, bu arada türkcell afrika ülkeleri için paket yapmıyor, dün müşteri hizmetlerini aradım paket için 2 dakika konuştum 25 liram gitti.Saçma sapan yerlerde bir iki mağaza görüyorum; ama bana iş çıkar mı yok, daha da canım sıkılıyor.Burada insanlar arapçadan çok fransızca konuşuyor, fransız sömürgesilermiş yıllar önce; ama farkediliyor kibarlar hep, amca yaşlı her arabaya inip bindiğimde kapımı açıyor, utanıyorum ama açması da işime geliyor; çünkü kapıda belirsiz bir kirlilik var salya sümük gibi.Randevu almak zor burada mağazalardan ben de ne yapayım, pizza hut gördüm çöktüm hemen, okyanusu gördüm ama uzaktan, nasip olursa oraya gitmek gözlermi kapatıp bi dilek dilemek istiyorum, orada dileyince olacak mı sanki yok; ama istiyorum.

   Buraya gelirseniz eğer lüks arabaları hep kadınların kullandığını göreceksiniz, sanırım kadın egemen bi topluluk, bu gezi için dileklerim çok başkaydı; ama yerle bir oldu.Saat henüz 2; ama içimde gece yarısı.Çok depresif olabilirim; ama canım yanıyor ve de kimseler anlamak istemiyor.

16 Şubat 2017 Perşembe

Derdiniz Ne

   Şu günlerde pek gerginim, aslında var olan gerginliğimin üzerine eklenmiş ve çarpı bir milyon olmuş olabilir.Kimselerle konuşmaya mecalim yok gibi.Bi haftadır işten gelir gelmez kendimi yatağa atıyorum, çok uykum olduğundan mı hayır, sanırım uyursam geçer belki düşüncesi, geçiyor mu HAYIR!

   Uyku saatinde beni yakalayan annem oluyor hep, her gün istisnasız.Dün aradı napyosun diyor yatıyorum, ne var ne yok bir şey yok, konuşmak istiyor belli e anlat bir şeyler diyor, ne anlatayım ne yapıyorum sanki diyorum, niye arkadaşlarımla görüşmüyormuşum her aradığında evde yatıyormuşum benden ses yok tabi.Sor o zaman diyor sen buralarda ne var ne yok, kim ne yapıyor diye, merak etmiyorum diyorum, kimsenin hayatı umurumda değil, ha yani diyo kimse de senin hayatını merak etmesin, evet diyorum bıkkın bir şekilde,bana sinirlenip telefonu kapatıyor.Üzülüyorum aslında; çünkü babam öldükten sonra daha da bir hassaslaştı, yapmak istemiyorum öyle şeyler, aslında yaptığım bir şey de yok; ama konuşmak istemiyorum işte.Az önce yine hayatımın tüm bezginliği üzermde yatıyorken aradı annem 2 kez, meşgule attım uykuya devam etmek için sonrasında pişman olup hemen aradım, daha merhaba demeden bana kızmaya söylenmeye başladı, zaten canım sıkkın, kapatıverdim telefonu.Pişman oldum yine;ama gerçekten çekemicektim.Alnımın üzerinde Meltem'e istediğiniz kadar yüklenebilirsiniz mi yazıyor diye aynaya baktım; çünkü herkesin benim üzerime o kadar gelmesinin ne açıklaması olabilir?

   Ben inanıyorum bir şeyin cezasını çekiyorum, bedel ödüyorum yani.Tamam ödüyorum; ama bitmiyor mu bu, daha ne kadar sürecek?Kaldıramıyorm artık bu yükleri, sırtım omuzlarım tutuldu stresten.Kendimi bloke etmek istiyorum, NET.

 

14 Şubat 2017 Salı

Şubat'ın Anlamı???

   Malum aylardan Şubat.Daha ayın başında başlar reklamlar 14 Şubat sevgililer günü, MİNİCİK bir tek taşla aşkınızı mutlu edin diye.Sevgililer gününde de aslında daha çok kadınlara çalışılıyor, kolyeler bileklikler ay beyaz eşya da bile var indirim var, xx market epilasyon cihazına süper indirim yapmış, düşünsenize birinin sevgilisine onu aldığını, sen bana ne demek istiyorsun diye kafasına atabilir yani benden söylemesi.

   Dalga geçmemden anlayacağınız üzere ben pek sevmem 14 şubat kutlamalarını, ha kutlayanları yadırgıyor muyum hayır; ama bana göre bir şey değil.Ben göstermelik şeylerden hoşlanmam sadece, mesela bana hediye ya da çiçek almak için 14 Şubat'a ihtiyacı olmamalı sevdiğimin.Ne bileyim zorlama bir şey olmamalı, herkes sevgilisine bugün hediye alıyor ben de alayım bari kafasında olmamalı.Aşk varsa eğer aman bugün aşkımı ilan edeyim olmamalı.Doğal olmalı aşk, deli olmalı, zaten aşk dedik mi de aklımıza ilk gelen delilik değil mi?Yani size göre belki de farklıdır; ama benim aklıma ilk delilik geliyor.

   Aşk, onun gözlerine bakarken gülümsemektir, kendini görebilmektir, en kızgın anında bile sana sarıldığında inadını kırıp sarılıvermektir(ben biraz inatçı bir insanım kolay kolay inadımı kırmam idare edin).Aşıksanız eğer bir şeyler yapmak için bugünü beklemeyin, büyük bir şeymiş gibi düşünmeyin bence, sadece aşkınızı anlatabileceğiniz 365 günden biri o kadar.

   Sevgilisi olmayan arkadaşlar bugün bir triplerde, aman Allah sanırsın dünyanın sonu, kimi arkadaşlar sabahtan başladı sosyal medyayı  hediyeleriyle bombalamaya:)Herkes ayrı bir dünya işte.Ben de aşk ile ilgili bir kaç şey söylemek istiyorum izninizle, sen benim yemeğimin tuzusun ki tuz ne kadar önemli herkes bilemez ta ki tuzsuz bir yemek yiyene kadar da kimsenin aklına gelmez(ben küçükken okuduğum bir öykü sayesinde biliyorum tuzun önemini başka bir gün anlatırım), sen yemekten sonra ihtiyacını hissettiğim tatlı bir şeyler ve çay gibisin mesela yıllar geçse de vazgeçebileceğimi sanmıyorum.Bu yazdıklarımla daha fazla ağlatmak istemiyorum mutluluktan, buradan bu kadar sesleniş yeter bence, biraz da ben susayım sen anla.

Bu parçalar benden size gelsin, özellikle aşksızlara :D


13 Şubat 2017 Pazartesi

Ben Geldiiimm

   Selam sevgili okuyucu, selam sadık dostlarım, selamlar olsun ey blog alemi.Bazı kuşlar fısıldadı, beni çok özlemişsiniz, ben olmayınca kimse buralarda isyan etmiyormuş, ne sorunlu aşklara ne vefasız dostluklara saydırıp durmuyormuş.Neyse efendim ben geldim rahat olun.

   Yoğundum efendim, Mayıs fellik fellik kitap fuarlarında gezerken bendeniz mobilya fuarındaydım.Bir hafta boyunca sabahın köründen akşamın bir saatine dünyanın dört bir yanından gelmiş cağnım müşteri adaylarıma ürün tanıttım pazarlık yaptım durdum, en son adın ne diye sorsalar 3+2+1 koltuk 1200 dolar diyecektim yani o derece.Aslında seviyorum fuarları; çünkü yoğun geçiyor dolu dolu geçiyor sıkılmıyorum, sadece gün içinde hep ayakta kaldığım için gün sonunda ayaklarım kendinden geçiyordu.Yahu kamyon kamyon mal yazdım yorulmadım da bizim türk perakende müşterilerine koltuk tanıtırken bile yoruldum, ne kadar çok bilmiş bir milletiz Allahım ya, nefret ettim hepsinden, satmıyorum kardeşim size mal filan demek istiyorum; ama işte patron ordayken olmuyor.İşte İstanbuldan geri geldik, burada da fuar siparişlerine devam ettim bi baktım bir ay olmuş.

   Buralardayım artık en yakın zamanda isyan edeceğim bir konu ile karşınıza çıkacağım, şimdilik sevgiler saygılar, hürmetler