Hakkımda

Fotoğrafım

Deneyimlerim, üzüntülerim
, dileklerim burada sizlerle:) neşeli ol, hayatını yaşa;)

18 Nisan 2017 Salı

Kız Gibi

     Küçücük omuzlarında koca dünyalar taşıyan varlıklarız biz kadınlar.Çok şey söylemek yazmak istedim; ama sevgili Feyza Altun'un konuşmasını dinledikten sonra ne desem onun tekrarı olacağını düşündüm o yüzden olduğu gibi size aktarmak istedim.


 
   O kadar güzel anlatmış ki her şeyi,kadın olduğumuz için utanmamızı istiyorlar resmen.Ben bir kadınım, yarım ya da eksik değilim.Ben bir kadınım, 'karı gibi ağlama' diye birbirinizi aşağıladığınız o cümledeki karıyım, 'oldu olacak bir de etek giy' diye kıyafetimizi bile adeta bir hakaret malzemesi yaptığınız cümledeki o eteği giyenim.Karnından sıpayı eksik etmeyeceksin dediğiniz sıpayı gururla taşıyan, bir aracı olan bedenimi kullanarak dünyaya gelişine kapı aralayanım.Ve BEN, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin cümlesindeki o sopayı münasip biçimde size iade etmek için gelmiş bir kadınım.BEN KADINIM ve Allah'a beni kadın olarak yarattığı için teşekkür ederim.

    Kız gibi oynama diyerek kadınları ezmeye, adam gibi oyna diyerek erkekleri yüceltmeyi ilke edinmiş olanlara acıyorum ve gülüyorum.Bakın ne diyor Nil, KIZ GİBİ YAP OL KAHRAMAN!




14 Nisan 2017 Cuma

İsrail-Filistin Güncesi-4

      Durmadan çalıştığımız koca bir hafta geçmişti.O zamana kadar bu kadar hırsla durmadan çalışmak bence herkesin yapabileceği bir şey değil hele ki hem denizi olan hem de gezecek bir sürü yeri olan bir yerlerdeyseniz.O yüzden son gün gezmeye karar verdik, evet evet son gün gezecektik; ama dolaşmamız gereken çok müşteri olunca neyde tamam dedik en geç 2 ye kadar çalışırız, sonrasında şehri gezeriz, yani Tel-Aviv'i, daha önce sadece müşteri ile iş konuşmak için Tel-Aviv Port, yani marinaya gelmiştik, gayet güzel; ama düşündüğünüz gibi pahalı bir yer, biz oradayken patenli kostümlü en az 30 kişi geziyordu; ama iş konuştuğumuzdan telefonu elime alıpta fotoğraf çekemeddim, bence çok eğleniyorlardı, bir an aralarında olmak istedim.

   Bu arada size ülkenin görüntüsünden pek bahsetmedim.İsrail de Filistin de resmen dağlar üzerine kurulu, ovada olan tek şey ana yollar.Bir yere giderken yokuş yukarı çıkıp duruyorduk, şoförlüğümü test ettim resmen.Evler ilk bakışta bana çok güzel geldi, gayet modern yapılar; ama dur bir dakiika ya dedim, tüm evler aynı renk toprak rengi, ne kadar can sıkıcı!
   Yerleşim yerindeki en boş dağ buydu; ama eminim bir daha ki gidişime kadar o da dolar.








   Otelimiz biraz popüler bir otel olduğundan neredeyse her gün bir parti oluyordu, istesek belki bizi de misafir ederlerdi; ama biz pert bir şekilde geliyorduk, zaten anca çıkışlarına denk geliyorduk.Çocuklara değişik değişik kıyafetler giydiriyorlar, hepsi o kadar tatlı ki, bi kez dayanamadık fotoğraf çektirdik.
   Son gün geldi çattı erkenden kalktık, işlerimizi bitiriyoruz en geç 2 de ve şehri geziyoruz öyle anlaştık, gerçekleşti mi tabi ki hayır 3 oldu 3 oldu 4 oldu en sonunda yemek yiyelim dedik, bir müşterimizin tavsiyesi üzerine deniz kenarında 'OLD CITY' denen bir yere gittik, turistik bir yermiş herkes orada; ama biz bakıyoruz bir numarası yok, sadece eski birkaç ev, ohoo dedim Hatay da bile boylu boyunca 'Eski Antakya Evleri, Sokakları' var, o kadar tantana yapmıyoruz.En az 10 tane gelin var, fotoğraf çektiriyorlar, ilk olarak orada gördüm kalaşnikoflu insanları, düğün pozunu silahla veriyorlar, bunda bir mesaj var mı acaba?Oradan 2 magnet aldık 35 lira para ödedik, utanın lan utanın Türkiyede 3 tanesi 5 lira.Neyse oturduk yemeğe, şimdi yediğimiz her şeyi yazıyorum, bir ızgara tavuk, bir köfte, bir humus, bir bira bir de kola.Ödediğimiz para 270 liraya yakındı, o an neyse ki öteki tüm günler müşterilerimiz bizi yemeğe götürmüş diye düşündük, yoksa parasız kalmıştık, gittiğimiz yerle alakası yoktu, fiyatlar ülke genelinde aynıydı.



Onların parası ile 247 senkel ödedik, bizim paramızdan biraz çok az daha değerli, 270 lira gibi bir şey etti işte, harcadığımız para patronlarımızın parası olsa da bir huzursuzlandık ama sonra, öteki günler hiç harcama yapmadık  zaten canım dedik, hem keyfi değildi yani.
   O günden bize bu hesap ve bu fotoğraflar kaldı; ama ne var biliyor musunuz, tam orada yan yana eski bir kilise ve de bir cami bulunuyor.Haberlerde görmüştüm daha önce,İsrail hükümeti camilerde ezan okunmasını yasakladı da türk hackerlar israil televizyon kanalını hackledi ve birkaç dakika boyunca ezan dinletti diye.Ben hiç öyle bir şey ile karşılaşmadım,azınlık olan müslmanlar değil yahudiler, üstelik tatil günleri de cuma günüydü, o yüzden biz dönüşümüzü cumaya almıştık.O günden beri aklımda ülke uçtan uca 3 saat değil, halkın yarısından fazlası müslüman; ama dünya korkuyor bu ülkeden neden yani.Yemeğimizi bitirip tekrar işe koyulduk, Allahtan bugün çalışmıcaz ha dedik, tek şehir yetmedi Tel-Aviv den Netanya'ya kadar tüm bölgelere girdik satış yapmaya çalıştk, neyse ki 10 da mağazaların tamamı kapandı da bizde artık işimizi bitirmiş olduk.

    Sabah erkenden uyandık; çünkü daha aracımızı teslim edecektik ve işlemler uzun sürebilirdi.Depoyu dolu teslim etmemiz gerekiyordu, burada her 2 adımda benzinlik var; ama biz 1 saat boyunca neredeyse hiç görmedik, neyse demiştik en kötüsü parasını veririz; ama havalanı girişinin yanında bir tane bulabiliyorsunuz, depo yarıdan daha fazla doluydu üstünü tamamladık 220 liraya, yani yakıtta ucuz değil, buradakinin 2 katı.Aracı havaalnından almamıza rağmen başka bir yere teslim ettik, onlar oradan bizi servisle havaalanına götürdüler.İçeri girdik, biletlerimizi kendi kendimize alıyoruz gişelerden, bir sürü TÜRK HAVA YOLLARI biletleme makinesi vardı, giriş yapıpta türkçe ile karşılaşmak bir gururlandırdı ne yalan söyleyeyim.Bileti aldık kuyruğğa girdik, milim milim ilerliyor 3 saat erken geldik 2 saat erken gelmemiiz gereken havaalanına.Nihayet sıra bize geldi, 2 kadın memur başladı beni sorugulamaya, neden geldin, ne yaptın diye, ticaret için geldim diyorum, kimle görüştün diye soruyor, isim veriyorum, kaç kez görüştün diye soruyor, telefonla konuştunuz mu kaç kez konuştunuz, evine gittin mi, sana hediye aldıı mı, iş ilişkisi dışında herhangi bir ilişkiniz var mıi nerede kaldın, valizini kendin mi hazırladın,otelin adı ne ahiretlik sorular 20 dakika kadar sürdü, sonra pasaportumun sayfalarını çevirdi, Fasa neden gittin vay efendim Kosova da ne işin vardı, orada nerede kaldın, hepsine sakinlikle cevap verdim, bu kez bekle dediler amirlerinin yanına gidip birkaç şey söylediler, sonra geç dediler şükür.Ulan girerken bu kadar soru sormadınız bee, çıkarken ne oluyor.Aynı anda arkadaşım da geldi, ne biz ne de valizlerimiz hiçbir cihazdan geçmedik, ne kadar saçma ya dedim, hatta arkadaşıma dedim, istesem seni valizime koyup götürebilirmişim, baksana valizimizi aramadlar, makineden geçmedik bile, valizleri teslim ettik, artık kapımıza gidelim dedik , aa aa o ne, tekrar arama ve sorgu, hem de ne sorgu, el çantalarımızı teefonlarımızı verdik, değişik aletlerle telefonlarımızı kurcaladılar, bize yine ahiretlik sorular sordular, ayakkabılarımızı alıp başka yere götürdüler, o arada bizi teker teker kabinin içine sokup manyetik bir şeylerle aradılar, o arada durmadan küfür ediyordum, arkamdaki çocuk türke benziyordu, aman anlarsa da anlasın lanet olası pislikler dedim içimden, 3 saat erken gittim ucu ucuna uçağa yetişiyordum, üstelik görevliler çok mıymıntı bu ne ya Türkiyede olsak 10 kez geçmiştik, o kalabalığa rağmen, ayrıca havaalanları bizim küçük şehir havaalanları kadar ancak, aman bir de İsrailmiş, hıh!Koşarak free shopa gittim parfüm almak için, kozmetik alacaksanız eğer İsrail daha ucuz; ama içki türü şeyler alacaksanız Türkiye free shopundan alın.


   Bizim uçağın kapısından girdik, ooh be dedim, memleket kokuyor, hostes kıza alın bizi burdan kurtarın dedim, o kadar sinirlendim yani,Kim ne derse desin en güzel ülke de bizim, en güzel bayrakta.Allah ne ülkemizden ne de bayrağımızdan etsin, kimseye muhtaç etmesin.
Evin en sevdiğim bölümünden, en sevdiğim çiçek, en sevdiğim pasta ve kitabımla geçirdiğim andan hepinize saygılar.





10 Nisan 2017 Pazartesi

İsrail-Filistin Güncesi-3

   Günaydın İsrail, ne güzel parlıyor güneş ışıl ışıl; ama ben açlıktan ölüyorum hemen kahvaltıya inmeliyim koş Nevin hadi, hızlan çok açım diye sabah sabah inlettim odayı; ama yok uyanamıyordu sürükleye sürükleye kaldırdım sonunda:)

   Kahvaltı salonuna koştum gözlerim parıl parıldı bir şeyler yiyebileceğim diye; ama o da ne Aman Allahım!Balık evet evet bir sürü balık duruyor karşımda, şaşkınlıktan sağıma soluma bakmamışım, gözlerim dolacaktı, Nevin diyorum baksana sadece balık var hem de kahvaltıda iğrenç, ben bunları hayatta yemem, o arada kafam sola dönüyor da neyse ki yumurta görüyorum ay bi de arka tarafında da varmış ben görememişim, utandım mı hayır rahatladım sadece.Bu kez de kafama bir soru takıldı ben tabağı dolduruyorum da acaba domuz eti var mı diye, gözüme bir garson amca kestiriyorum sormaya çalışıyorum ingilizce; ama yetmiyor ingilizcesi biliyorsan eğer arapça konuşayım diyorum bu kez adamın gözleri parlıyor, sanırsın kayıp kardeşini bulmuş, neyse işte meğer onlar da müslümanmış; ama zaten yahudiler de domuz yemiyormuş orada hatta bu konuda çok katılarmış, istedimiz gibi gönül rahatlığıyla yemek yiyebilirmişiz.Sağlam bir kahvaltıdan sonra hadi bakalım dedik düşelim yollara.

   Otelden çıktık, gece arabayı arkadaşım kullanmıştı, otomatik bir araba ben de o zamana kadar hiç otomatik araba kullanmamıştım, arkadaş hala uykulu olduğu için ben kullanayım sen bana öğret dedim, zaten çok basitmiş herkes öyle diyor.Oturdum iyice yerleştim şunu yap diyo bunu yap diyor frene azıcık yğkleniyorum küüüt sarsılıyor araba, o ne ya diyorum, gülüyor arkadaş in in diyor sen biraz beni izle, benim arabamın frenleri serttir hatta bozukta olabilir yani o yüzden yüklenmem gerekiyor, buna yarısını yaptğım halde bir sarsıldı, bir değişik geldi.Açtık yine navigasyonumuzu randevu aldığımız müşteriye doğru gidiyoruz, yanlışlıkla da olsa iyi ki Netanyayı seçmişiz otel için hem çok güzel hem gideceğimiz her yer oradan en fazla 1 saat mesafede.Yollar inanılmaz güzel, Türkiyede duble yol diye hava atanlar gitsin bi de oraları görsün diyorum 5 şeritli hepsi otoban güzelliğinde, hem arabanın konforundan hem yolların güzelliğinden saatte 200 km yapıyoruz; ama hiç hissetmiyoruz.Şoförler birbirine karşı inanılmaz anlayışlı, şerit değiştirme çok kısa mesafeden hemen yan şeritteki arabanın dibinden yapılıyor kimse bana mısın demiyor, su gibi akıp gidiyor trafik, zaten 3 kez sınava girmen lazımmış burada ehliyet alabilmek için.İlk müşteri adayımıza varıyoruz bize inanılmaz kibar yaklaşıyorlar karı koca, bizim için bir sürü hazırlık yapmışlar, ikramların ardı arkası kesilmiyor, ben normalde türk kahvesi bile sevmem, onların kahvesini içmek gibi bir gaflete düştüm, kokulu bir kahve; ama koku öyle değişik ki, müşteri tamam dedi senin ürünlerinden yazdırayım zaten daha önce bizi ziyaret etmiş, ürünlerimizin kalitesini biliyor.Tamam diyorum kalemi elime alıyorum; ama soğuk ter atıyorum, işkence çekiyorum resmen, arkadaşım istersen bırak diyor, olmaz diyorum içimde büyük bir görev aşkı var, iş yapmalıyım diye, neyse ki siparişimi tamamlıyorum ve lavaboya koşuyorum, mideniz bulanmasın; ama aralıksız 8 9 kez kusuyorum, o kahveyi içmemeli sabah sabah ıslak saçlarla kendimi yollara atmamalıyım diye de kendime not düşüyorum.

   Adamların parasını aldığımız yetmiyormuş gibi bizi bir de yemeğe götürüyorlar karı koca, ya o kadar iyiler ki.Yemekleri söylüyoruz Allaaaahh aynı hatay şekli mezeler geliyor bir sürüü, İnegöl de bile yok be, Türkiye olmasına rağmen, ya varya inanılmaazzz güzeller, çok sevdim, yedikçe yiyorum yedikçe yiyorum., bu arada bu geldiğimiz şehrin adı Nazareth.Söylemeden edemeyeceğim iyi ki müşteri bizi yemeğe götürmüş; çünkü 4 kişilik bir yemek için yaklaşık 700 lira para ödedi.Otele ilk vardığımızda su istemiştik; çünkü odada su yoktu, getirdiler; ama ikinci istediğimizde 30 lira para ödedik bir şişe suya çok ciddiyim çok, bir daha su içesim gelmedi:) Paramızın değeri doları ölçüt aldığımızda aynı1dolar o zaman 3,70 Tl idi onların parası ile de 3,7 idi; ama tabi kazandıkları para bizimkinin 3 katı, şöyle söyliyim normal bir çalışan 1500 dolar para alıyor.



   İsrail sınırları içerisindeyiz; ama hep müslüman görüyorum, başka bir müşterime daha gidiyorum yine müslüman, halk mslüman, nerede bu yahudiler yahu, yahudi memleketi değil mi bu İsrail diye soruyorum.Var diyor müşterim; ama zaten sizinle ticaret yapmazlar, bir sinirleniyorm Allah Allah yaa onlar kimm ki benimle ticaret yapmıyorlar diye.İlk 2 günümüzü hep İsrail topraklarında(güya İsrail sanırsın müslüman devlet) geçiriyoruz, ha bu arada otomatik arabaya alıştım, üstelik arabayı uçuruyorum wuhuuu n'aber.Üçüncü gün düştük Batı Şeria kenti olup İsrailin işgali altındaki Filistin toprağı Ramallah'a.Batı Şeria dedim diye korkmayın, hiçbir sıkıntı çıkmadı, kimse de bize bir şey sormadı, yalnız oralarda navigasyon iyi olmadığı gibi hala 2G deler, biz ki 4,5 G deyiz sanırım; ama 1 aya kadar düzelecek dediler, yani şimdi gderseniz eğer düzelmiş olabilir.Netanyadan Ramallah'a 2 saatten çok az daha fazla araba kullandık, başka müşteriye de uğradığımızdan öğleden sonra orada olduk.İlk gittiğimiz müşteri benden daha çok İnegöl'e hakim yıllardır her ay gelir gider hatta İnegöl fuarında tüm firmaları kendi yemeğe götürdü o kadar diyorum.Ona gittik ilk planımızı anlattık, ertesi gün gideceğimiz yerleri, bu gece burada kalın dedi; çünkü dönerseniz yarın tekrar buraya 2 saat süreceksiniz ardından bi 3 saat daha, tabi bize mantıklı geldi; ama yanımızda eşya var mı nerdeee, marketten diş fırçası şampuan, çorap aldık el mahkum, bu arada hep türkiyede kullandığımız ürünler var markette; ama isimleri farklı.Neyse işte o gün akşam olmadan Filistin topraklarına girip geri gelmemiz gerekiyordu, bizim müşteri kendi aracıyla bizi götüremezdi; çünkü sadece sarı plakalı araçların geçiş hakkı vardı,Filistin topraklarına İsrailliler alınmıyor ticaret yoksa, hatta yahudileri öldürürler bile dendi bize, neyse işte müşteri götüremiyor e navigasyonda yok,adamcağız bize taksi çağrttırdı geçiş izni olan, sarı plakalı.
  Bu bizim arabamızın plakasıydı mesela bizim de geçiş hakkımız vardı.İsrail-Filistin arası geçiş kontrolü olduğu için inanılmaz bir trafik var ve Filistin yolları kötü malesef.O gün geçiş noktasında sadece pasaportumuz ve mavi geçiş kartımızı gösterdik, hiçbir sorun olmadı, Filistinde geri çıkarken ise hiç kimse durdurmadı bizi.Benim kafam iyice karışmaya başlamıştı neresi Filistin neresi İsrail diye, o akşam yine müşterimiz, eşi ve 2 çalışanı ağırladı bizi akşam yemeğinde(yine beleş bulduk çok şükür yarabbi:) )Akşam yemeklerinden yana sıkıntım yok her şey Hatay tarzı e kahvaltıda kruvasanları gömüyorum her gün otelde; ama bugün başka bir otelde kalıyoruz mecburiyetten.Müşterinin eşi bizimle çok ilgilendi sağolsun, sabahta kahvaltıya gidcez dedi, tamam dedik ama sabahtan başka bir müşteriye görüşmemiz var, sabah oraya gittik o da sağolsun hazırlık yapmış, kruvasanlar almış yiyecek bir şeyler, kahvaltıya gidecez dedik öteki müşteriyle ; ama ayıp olmasın diye yine de dedik, ben de insan değilim heralde kahvaltya gideceğimi bile bile 3 ya da 4 tane yedim; ama sonrasında iyi ki yemişim dedim; çünkü kahvaltıda bize peynirli pizza üzerinde nane sosu, humus(nohut ezmesi) ile geldi, yanına domates salatalık ve de falafel geldi.Arkadaşım salatalık ve nane yedi, falafeli severim ben tamam dedim, pizzaya baktım neyse ya dedm ekmek peynir yiyecektik bu hazır işte, ekmeğin üzerine sürmüşler diyerekten yedim, ne yapayım :)
   O gün dün gittiğimiz bölgeye kendi başımıza gittik, gittiğimiz yeri telefonumuza işaretlemiştik ve inanın tek bir sorun bile yaşamadık.Bir İsrail'e giriş yapıyorduk bir Filistin'e kafam allak bullak oldu.Ertesi gün daha önceden tanıdığım ve müşterim olan Muhammed amcaya gittik; çünkü bizi iyi mobilyacı olan arkadaşlarına götüreceğini söyledi, bizim gitmek istediğimiz bir bölgeydi tabi yine navigasyonun çalışmadığı Filistin bölgesi, iyi ki onunla gitmişiz; çünkü kontrol noktasındaki memurlar pasaportlarımıza uzun uzun baktı sonra bizi başka bir arama bölgesine gönderdiler, aracımızdan indirildik, araç cihazlarla arandı, biz kabin gibi bir yere girdik arandık uzun uzun bekletildik, o arada arkadaşımla sürekli türkçe küfürler ediyorduk, nasılsa anlamıyorlarya ohoo, Mujammed amca bize dedi ki o an ne diyorsunu bilmiyorum ama burada her söylediğiniz dinleniyor, her tarafta cihaz var, bu kez arkadaşım ingilizce ile küfür ediyorduk Muhammed amca dedi, arkadaşa bir tekme atışım var ne diyon lan diye hadi türkçe anlamıyorlar, ne diye ingilizce ile küfür ediyordum diyorsun, bi gülme tuttu hepimizi; ama Muhammed amca az korktu :)


   Bizi almalarını yaklaşık bir saat bekledik. Sonunda girebildik ve gittik, Filistinde hep türk bayrakları dalgalanıyordu, müşterilerimin mağazasında da vardı ya nasıl bir gurur anlatamam.Bayrak demişken İsrailde hiç bayrak asma kültürü yok Filistinde tek tük, genelde mağazaların önünde; ama İsrailde cidden sadece bir yerde gördük.Bizler ki bayrağını çok sevenler her yerde dalgalandırmaya çalışanlarmışız.Muhammed amca oteli bırakıp onda kalmamız için bize çok ısrar etmişti 4 tane de kızı var, biri ile tanışabilme fırsatımız oldu, bizi götürdüğü arkadaşı tok gittik diye çok kızdı, misafirsiniz dedi, neyse bari tatlı yiyelim dedi, hemen çalışanını gönderdi künefe getir dedi, künefe diye şöbiyet geldi başka yerde de künefe diye baklava yemiştik, neyse işte arkadaşı sordu neden otelde kalıyorlar sende kalmıyorlar diye, yer yoksa bize gelsinler.Ya bizim iyi niyetimizden mi, şansımızdan mı bilmiyorum; ama hep o kadar iyi insanlara denk geldik ki.Kendimizi yaşadığımız yerde bu kadar güvende hissetmiyoruz inanın bana, İsrail deyince insan bir düşünüyor ilk; ama hiç düşünmedik oralarda.Oralarda da işlerimizi bitirdik, sıra Muhammed amcanın bizi yemeğe götürmesindeydi :) Caesera Milli Parkında bir yere gittik yemeğe, denize nazır, tabi akşam olduğu için gezemedik; ama bir daha gidersem eğer zaman ayırıp mutlaka gideceğim.Siz de giderseniz eğer tabiki Kudüs'ü oradaki adı Jerusalem'i ziyaret edin.Ben CENNETİN KRALLIĞI filmini izlediğimden beri Kudüsü görmeyi çok istiyordum, gittim de; ama iş yoğunluğundan ne Mescid-i Aksayı gezebildim ne de diğer görülesi yerleri, bu arada Cennetin Krallığı filmini izleyin enfes bir yer.Başka başka Dead Sea var orada ölüdeniz diyorlar, aaslında deniz değil göl yani bildiğin; ama neden deniz diyorlar bilmiyorum, orası da mutlaka görülmeliymiş, hepsini ikinci gezime sakladım yani Eylül'e :)O zaman ayrıntılı fotoğraflı anlatacağım.Şimdilik bu şanlı bayrağım kalsın burada.




9 Nisan 2017 Pazar

İsrail-Filistin Güncesi-2

   Eveet İsrail bak biz geldik, hem de tüm o polislerinizi aşıp geldik ohoo n'aber.Havaalanında 2, 2 buçukta ancak çıkabilmiştik sanırım, e hal böyle olunca doğruca otelin yolunu tuttuk.Ha bi de otel maceramızı anlatayım efendim.

   Uçağımız Tel-Aviv'e indi.Biz de gitmeden önce bayağı bir bakınmıştık, büyük bir ülke değildi, bir haftalık serüven için tek bir otelde kalabilirdik.Başladık otel araştırmaya; ama çok şaşırdık çünkü hep apart tarzındaydı oteller.Birkaç tane güzel görünen otel vardı; ama biz yine de emin olamadık en sonunda zincir bir otel ve bilinir olduğu için Ramadayı tercih ettik.Tabi efendim biz otelleri Tel-Avivde arattık Ramada karşımıza çıktı biz de rezervasyonumuzu yaptırdık, ha bu arada Ramada da suit, yani tek otel odası mantığı yok oralarda, her kalacağınız yerde mutlaka bir mutfak var, neyse oraya birazdan geçeceğim.Buradan gitmeden önce potansiyel müşterilere e-mail atıp randevu aldık.Şehrine gitmeyeceğimiz bir müşteri bizmle görüşmek istiyordu, gelemeyeceğimizi söyleyince ben geleyim dedi ilk gün tamam dedim, sabah otelin lobisinde görüşelim.Bana hangi otel diye soruyor Ramada Tel-Aviv diyorum.Tel-Aviv de Ramada yok ki diyor, nasıl yaa diyorum arkadaşımı arıyorum hemen, bana rezervasyon numarasını gönder diyorum bi bakıyoruz aaa cidden bizm otel başka bir şehirdeymiş, Netanya da!Allaah n'apcaz şimdi, iptal hakkımız da bitti diye bi 2 saniye kadar düşündükten sonra kurtarıcımız Google Mapse sarılıyorum, o zaman rahatlıyorum; çünkü havaalanına 40 dakikalık bir mesafede sadece.Keyif içinde otele gidiyoruz hiç yolu şaşırmadan; çünkü navigasyon inanılmaz güzel çalışıyor, kendimizi otelin önünde buluyoruz.Valizlerimizi yüklendik girdik, hiiç Türkiye otellerindeki gibi gelmiyor kimse yanımıza bak bak hem de Ramada da.İnanılmaz yorgunuz hemen odamıza gitmek istioruz; ama haydaa odamız görünmüyor.Rezervasyonumuzu Hotels.com dan yapmıştık, bir problem oluşmuş heralde, bizim ayırttırdığımız fiyatın 2 katını söylüyorlar bize, biz şok neyse ki rezervasynun çıktısını almış benim zeki arkadaşım, size söylüyorum rezervasyon yapınca mutlaka çıktısını yazılı şekilde alın, bakın böylelikle bizim başımız ağırmadı, hemen bize eenn yüksek katlardan deniz gören müsait bir oda verdiler.Odaya girdik hemen oda ve mutfağı barındıran bir yere girdik, gayet temiz.Aynı Amerikan kültürü dedim içimden, orada da her odada mutlaka bir mikro dalga fırın;ama ben Fasta yaşadığım açlıktan sonra zaten valizimin bir tarafını yiyecekle doldurmuştum, arkadaşım da getirmiş bir şeyler, türk kahvesi makinesi bile getirmiş:)Ramada güzel bir tercih olmuş yani anlayacağınız.Üstelik manzara harika!

   Sanırım çok konuştum bugün için o kadar yeter, zaten o zaman da şimdi olduğu gibi uykuluydum, hemen üstümü değiştirip yatmayı planlamıştım, arkadaşıma da diyorum bak valiz açma işini yarına bırakalım, ben çok yorgunum, tamam deyip beni kandırmış; çünkü ayakkabılarını çıkarır çıkarmaz başladı eşyaları dolaplara yerleştirmeye, ehh ben de utandım neyse madem ben de yerleştireyim dedim, ay bakalım bir hafta beraber ne yapıcaz, uyuşabilecek miyiz :s

Miskince yattığım bir pazardan hepinize selamlar.


7 Nisan 2017 Cuma

İsrail-Filistin Güncesi-1

   Merhaba arkadaşlar bugün size İsrail-Filistin serüvenimi anlatacağım.İsrail vize isteyen bir ülke.Ben ve başka firmadan bir arkadaşım beraber planladık seyahati.Öncelikle müşterilerimden birinden(en güçlü olanı olsun diye dikkat ettim) davetiye istedik, ticari davetiye tabi.Davetiyelerimiz gelir gelmez pasaportlarımızla beraber bir turizm acentasına teslim ettik, geri kalan işlerle onlar ilgilendi.Davetiyemiz perşembe gelmişti, vizemiz çarşamba günü elimizdeydi.Normalde daha ağrılı bir süreç oluyor; ama firmanın tanınırlılığı hızlanmasında etkili oldu.

   Biletlerimizi THY'nin direkt İstanbul-Tel-Aviv hattından aldık, yaklaşık bir buçuk saatlik uçuşumuza keyifle başladık.Uçaktan inipte kendimizi direk pasaport kontrolüne giden yolda bulunca bayağı bir sevindik; çünkü Fasta bile 4 kez kontrol edilmiştik, Allah Allah ya dedim İsrail'i fazla mı pimpirikli düşündük ki biz.Arkadaşımla arka arkayaydık, o soruları cevaplıyordu.Bir baktım terslik var, ne oluyor dedim, bilmiyorum dedi başka bir yere yönlendiriyorlar.Ben gayet özgüvenli bir şekilde bankoya doğru ilerledim.İngilizce soru soruyor cevaplıyor, araya arapça da yapıştırıyorum, muhabbete dnüyor sanki kadınla oh iyi iyi diyorum, yalnız mı geldin diye soruyo yok diyorum az önce gönderdiğiniz arkadaşla beraber, hııı diyor.O arada arkadaş mesaj atıyor korkuyorum bizi almayacaklar diye, yok yok diyorum ben sorunu hallettim burada, birazdan seni almaya geliyorum.Kadın yüz kez pasaportuma baktıktan sonra birini çağırdı pasaportumu verdi ve onu takip et dedi.Aaa ne oluyor ya, sorun yoktu vizem var e tüm sorulara cevap verdim neden gidiyorum yani ne oluyor, içimden söylüyorum tabi.Bekleme odası gibi bir yere gittim 15 20 kişi var, benim arkadaşta orada, az gülüyoruz geyik yapıyoruz, ben küfür ediyorum, o arada arkadaşın pasaportunu getiriyorlar, ben gideyim bari valizleri alayım dedi, tamam yaa dedm ben 10 dakikaya gelirim heralde.10 dakika geçti yok, 15, 20, 30 derken aa 1 saat oluyor neden benim pasaportum hala içerde, bekleme odasındaki herkes gitti, arkadaşım mesaj atıyor 5 dakikada bir, yok kardeşim almıyorlar beni.Amerikada sürmedi o kadar  1,5 dakika ancak sürmüştü.Ben dayanamadım gittim ofisin içine girdim artık  boş lan bu ofis niye kimse yok, kşede dedikodu yapıyorlar sanki, ibranice anlamadığımdan öyle olduğunu düşünüyorum.Off poff ediyorum en sonunda bir ışık göründü bir kadın bana doğru geldi, bu arada buradaki memurlar hep bayan sanki.Neyse işte kadın geldi, vize almam yetmemiş bir de bana ülkeye giriş kartı verdiler mavi renkte.Üzerinde 3 ay kalabileceğim; ama çalışmama izin verilmediği, bilgilerim yazılmış.

   Aldım kartımı gittim, arkadaşım hala kuyrukta.Biz güvenilir ve her ülkede var diye araba kiralamak için BUDGET tercih ettik.Öteki firmalara bakıyorum bom boş, o kadar çile çekmeye değmez,Hertz ya da Avisten de kiralayabilirmişiz yani.Ha bu arada arabaya nasıl karar verdik, modellere bakıyorduk bu da olur şu da olur diyoruz, sonra ben Mazda görüyorum, çokta severim; ama hem pahalı olduğundan hem de  çok yaktığından kendime almadım, benim gözüm parlayınca mazda 3 e karar verdik oo yeah spor araba, ne hız yaparım bununla ben.Formları doldurduk, aslında pahalı değil; ama çift sürücü olduğumuz için ekstradan sigorta bedeli filan ödüyoruz, yine de araba kiralamanızı tavsiye ederim.Tabi arabanın hazır olmasını da bir 40 dakika kadar bekledik, sanırsın gelin arabası hazırlıyorlar.Neyse efendim aldık valizleri arabayı arıyoruz yok, nerede benim spor arabam hiçbir yerde yok.E bize plakayı yazdılar Budget için ayrı bir bölüm var oraya geldik, aaa o araba mı bizim, şakaa bu ne nerde spor araba diye bir şaşırdık.Evet mazda 3; ama sedane bildiğin uçak gibi kocaman, e biz minnacık kızlar, neyse ya oldu bir kere, atla kanki, HELLO ISRAEL!


Neden Teoman, bugün 8 de işten çıkacağımı düşündükçe kafayı böyle böyle vurasım geldiği için.

4 Nisan 2017 Salı

Keşke

   'Hiçbir şeyden pişman olmadığım bir yıl daha', demiş yakın bir arkadaşım pastasının mumlarını üflerken çekilmiş fotoğrafının altına.Gülümsedim, her sene mumlarımı üflerken ya da sevdiğim birinin yeni yaşını kutlarken kurduğum cümledir benim 'keşkesiz bir yaş olsun!'.İlkin basit bir cümle gibi gelebilir; lakin anlamı derindir.

   27 yaşındayım, bu zamana kadar çok hata yaptım, belki yolun başındayımdır ve daha yapacak bir sürü hatam vardır, kim bilir belki de tüketmek üzereyimdir ömrümü ve bunlar sondur artık.Kimi hatalarımdan ders aldım akıllandım, kimilerinden ders aldığımı düşündüm; ama yine de yapmaya devam ettim.Çoğu zaman normalleştirmeye de çalışmışımdır inkar edip yanlışlığını.Kendi kendime kaldığımda iyi ki yapmışım yaa dediğim şeyleri düşünürken munzur bir gülüş konuyor dudaklarımın ucuna, aynı şuan olduğu gibi.En büyük korkularımdandır geriye dönüp baktığımda KEŞKE demek, silebilmek isterdim o koca anlam içeren kelimeyi lügatımdan.KEŞKE tanımasaydım dediğim insanlar, KEŞKE yapmasaydım dediğim şeyler, KEŞKE gitmeseydim dediğim yerler... ve daha bir sürü KEŞKE var hayatımda.

   Yaşamayı sevmediğimiz bir hayat seriyor önümüze ve bizler takılı kalıp geçmişe KEŞKE diyerek gözyaşı döküyoruz çoğu zaman.'Neyse ki bu kadarla atlattık, önümüze bakalım', umutlu insanların cümlesidir, güçlü insanların.Cidden takdir ediyorum onları azıcıkta kıskanıyorum, yok yok azıcık değil bayağı kıskanıyorum bildiğin.Gözlerimi kapatırken her gece ne olur Allah'ım diyorum olmasın artık hayatımda o lanet kelime; ama en komiği  ne biliyor musunuz, hatalalarıma sarılmış yaşarken bunu dilemek...

Bu şarkıyı dinleyelim de modumuz değişsin o zaman, balkonumdan ve bendenizden selamlar.

Bu arada google a bir keşke yazın bakalım, görün ne kadar çok şarkı var; ama bugün keşkeli şarkı paylaşmak yok.