Hakkımda

Fotoğrafım

Deneyimlerim, üzüntülerim
, dileklerim burada sizlerle:) neşeli ol, hayatını yaşa;)

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Özledim

   Özlem sevgili dostlar ne zor di mi, var mı aranızda özleyenler, belki özleyip söyleyemeyenler, kendi içlerinde yaşayanlar ve daha fazlası.

   İnsan bazen özleyecek kimsesinin olmasına bile sevinebiliyor, mesela annem benden teee 1000 km uzakta, birkaç ayda bir ancak görebiliyorum, özlüyorum üzülüyorum; ama gitsem görebileceğimi, arasam sesini duyabileceğimi bilmek beni mutlu ediyor, ne kadar özlesem de babama bir kez bile sarılamıcam mesela.Özlemle beraber korku da oluşuyor bende, arayıpta ulaşamadığım zaman hemen bir korku sarıveriyor içimi, uzaklık can acıtıyor e bi de bir şey olsa hemen oraya gidemeyeceğini bilmek...Yaşadım daha önce, o çaresizliği dibine kadar yaşadım, o yüzden ailemden uzakta kalmayı hiçbir zaman istemedim; ama ne diyelim yaşam şartları...

   Özlemim sadece aile ile de sınırlı kalmıyor, özlemek için illa mesafelerin çok uzak olması da gerekmiyor.Bazen insan elini uzatsa dokunabileceği kişileri bile özlüyor.Düşününce aynen öyle oluyorum.
O öküz öyle bir ağırlık yapıyor ki bende, nefes bile alamıyorum.Kendimi atacak bir yer bulamıyorum, suratsızlığım desen herkes muzdarip.Ne öten kuşlar ne saksılarımdaki çiçekler hiçbiri tat vermiyor, sadece çok; ama çok şiddetli camlara vura vura yağan yağmur iyi geliyor bana, kim bilir belki de gözyaşım karıştığı için o damlalara.Ağır bir eylem bu özlem dediğin, önceleri tek başıma oturur hıçkıra hıçkıra ağlardım, büyüdüm galiba sessiz bir şekilde oturup yaşları içime akıta akıta yaşıyorum, gurur mu duymalıyım bu durumla, laf!

Ya 'özledim' cümlesi, kolay kolay çıkmıyor sanki ağızdan ,hele bir de küslük varsa eğer, gurur mu yapıyoruz acaba, özleyipte söylememenin gururu da bir tuhaf haa, burnumuz düşer sanki, söyle gitsin gerisini özlenen düşünsün dicem; ama biliyorum biliyorum o işler öyle olmuyor.Lakin şunu söyleyebilirm ki haketmeyen birini özlemek, off ki ne of.

Hepinize tatlı özlemler diliyorum, özlediğiniz her kim ise sonunda ona sarılmak olsun.Özlem demişsekte benim favori şarkılarımdan biri budur:


29 Mayıs 2017 Pazartesi

Sesimi Duyan Var mıı

   Merhaba herkese, uzun zamandır zihnimi meşgul eden bir konu üzerine yazmaya karar verdim bugün.Objektif mi olamıyorum, yoksa bu dünyaya herhangi bir durumda tartışıldığı zaman suçlu olmak için mi gelmişim bilemiyorum.

   Şimdi efendim ben sütten çıkma ak kaşık olduğumu iddia etmiyorum, benim de yalanlarım, günahlarım, bilmem nelerim var yani, hangimizin yok ki zaten, yoksa siz birer bay ya da bayan doğru musunuz?Hayat bu kırgınlıklar olur küslükler de, lakin daha önce de üzerinde çok durmuştum, hiçbirimiz ölümsüz değil, bu dünya hiçbirimize kalmayacak  o zaman bu küslükler neden diye.Ben küslüklerden nefret eden biriyim, kafaya da fena halde takarım.İlk sıcağı sıcağına dokunulmasın tamam; ama az biraz zaman geçtikten sonra konuşulup uzlaşılmalı da ben konuşmayı bilmiyorum galiba!Neden mi; çünkü zeytin dalı uzattığım insanlar benim dalı yakıyor!Yahu bu ne şiddet bu celal.İlk lisede hatırlıyorum, kızarkadaşlarla ağır bir konu üzerinden kavga etmiştik, aşağılayıcı şeyler söylemişlerdi birkaç gün sonra özür dilediklerinde hiçbir şey olmamış gibi tekrar davranmaya başladığımda en yakın arkadaşım sen ne yapıyorsun yaa diye bir uyarmıştı.Ne var yaa dedim kin mi tutalım hem o kadar şey paylaşmışız ne gerek var, anladılar hatalarını.Üzerinden tam 10 sene geçti, ben hala aynıyım arkadaşlar, insanlar ağzıma da tükürse hemencecik affediyorum; lakin affedilemiyorum ya da sesimi duyuramıyorum ne bileyim.
Aynen öyle oluyor ha, yanındayım diyen çoğu insanın whatsapptaki son fotoğrafıdır bu:)

   .Ben bir hata yapmış ve af dilemişsem bile tepkilerle karşılaşıyorum, yüzüme bakılmıyor, ağır hakaretler işitiyorum ve insanlar kendileri isterlerse eğer benimle konuşuyorlar.Bu nasıl bir adaletsizlik diye düşünüyorum, ben kapıma gelen ya da arayan kim olursa olsun posta koyup, ayar çekip s.ktir edemiyorum; ama karşımdakiler bunu öyle güzel beceriyor ki, ya diyorum benim hiçbir değerim yokmuymuş, bu kadar kolay mı vazgeçilebilir bir insanmışım onun hayatında.Ben mi yanlış tutum sergiliyorum onlar mı bu durumda.Ben kırmaya çekinirken onlar nasıl tuzla buz edebiliyor, demek ki hiç sevilmemişim öylesine gelip geçici bir şeymişim.

   Karşılıklı adil sevgi istiyorum diyemiyorum; çünkü nasıl ütopik bir şey olduğunun ben de farkındayım; ama gelene vurmak ne bileyim ağır bir şeymiş gibi geliyor bana, ben o kadar reddedildim, kötü söz işittim ki böyle bir durumda sadece susup köşeme çekiliyorum, doğru bir davranış mı bu belki de hayır; ama hem korkuyorum hem de yoruldum.



Bu şarkıyı bu zamana kadar size nasıl dinletmemişim  hayret, sevgiyle kalın ve de kimsenin kalbini kırmayın!

26 Mayıs 2017 Cuma

Bir Yanlış ki...

   Kızıldereli inancına göre; uykusuz kaldığımız gecelerin sebebi aslında bir başkasının rüyasında uyanık olmamızdır.Kızıldereliler,
  • Aşkı tanıdığında, yaratıcıyı da tanırsın.
  • Ağlamaktan korkma! Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir.
  • Cevap vermemek aslında bir cevaptır.
  • Gözün ile değil, yüreğin ile hüküm ver.
  • İnsanın gözleri öyle kelimelerle konuşur ki dil onları telaffuz edemez.
  • GeceIer rüya görmek içindir gündüzIerse onIarın gerçek oImadığını anIamak için gibi bir sürü şey söylemişler; ama ben şuan ilk yazdığımla ilgileniyorum, yani şuan her kimin rüyasındaysam ve uyuyamıyorsam teesüflerimi bildiriyorum, yazık bana.Ha bizim doktorların dediğine göre de depresyon sebebiymiş efendim, bakın görün işte bi kızılderelileri bi de hekimlerimizi.

   Neyse yazayım bari dedim; çünkü düşündükçe bir zincir oluşturuyor kafamın içindeki pek kıvrımlı olduğuna inandığım organ!Acaba dedim yanlış olduğunu bile bile o yanlışın peşinden koşuyor mu benim sevgili blog arkadaşlarım da.Bu konuya nereden geldiğimi anlatamam, zaten anlatmaya çalışsam da beceremem; çünkü dediğim gibi zincirleme bir şekilde düşünce düşünceyi çağırdı onun ucu bunun başı derken konu çığrından çıktı kendimi buraya attım.

 Efendim ben inatçı bir insanım, yani yanlışımı görürüm Ha bazen erken bazen geç, zaten meselemiz o da değil; ama bazı yanlışlarıma aşık olurum ben bırakamam, gece ile gündüz, tahin ile pekmez, Safiye ile Faik gibiyiz mesela ayrı ayrı düşünülemeyiz bana göre.


   Bir de etrafımda çok bilmişler ağızlarına geleni söylerse Allaaaaahhh seyreyle cümbüşü, dünya ahiret vazgeçmem.E sana zarar verse de mi diye sorabilirsiniz evet zarar verse de.Sonra elde ne kalıyor başkasına girip çıkan bir şey oluyor mu, yook; ama ben de böyle bir psikopatım işte.

  Aslında sizin cevaplarınızı istiyorum ben bugün, yani yanlış olduğunu bile bile hatalarınızın peşinden ayrılmadığınız zamanlar oldu mu?







25 Mayıs 2017 Perşembe

Ben Böyle Değildim

   Yaşım çokta büyük değil aslında benim, anne filan da olmadım yani hormonlarımda da pek bi değişim olmasa gerek.E peki nedir benim bu duygusal hallerim.Anlamadınız değil mi, anlatayım biraz.

  Efendim ben biraz ketum bir insan(d)ım duygular konusunda, yani üzülünce belli etmez sadece kendi kendimi yerdim, hiçbir sürpriz bende şok etkisi yaratmazdı mesela, istediği kadar iddialı olsun, sevdiklerime sevgimi belli etmek hele ASLA!Lakin son zamanlarda,son zamanlar dediğim son bir sene gibi bir zamanda fazla duygusal bir insan haline geldim.Çok yakın bir arkadaşımla dalga geçiyordum, hamileyken olur olmadık her şeye ağlıyordu, yine de onun bir açıklaması vardı, hormonlar;ama ben neden böyle oldum bilemiyorum, hayır yani daha yaşlı da değilim.Şöyle bir şey hatırlıyorum, bir gün yurtta arkadaşlarla yatakları birleştirmiş film izliyoruz, film bitti yatakta sarsıntılar hissettim, ne oluyor ya diye ışığı açtım bir baktım hepsi hıçkıra hıçkıra ağlıyor, gözler şiş ne oluyor ya dedim, neye ağlıyorsunuz çok saçma değil mi hem o kadın o adama ne ara aşık oldu diye düz gidiyorum, hepsi bana baktı kimi duygusuz dedi kimi öküz, yani öyle bir insandım ben, şimdilerde ise az duygusal bi sahnede hemen gözlerim doluyor, kalbim sıkışıyor bir tuhaf oluyorum.Yaşadıklarım mı yordu bilemiyorum, bunlar yılların taşma noktası mı hiç bilmiyorum; ama ben bu halimi hiç sevmedim, soyadıma yaraşır şekilde kaya gibi sert bir insandım ben.Eskisi gibi olmak istiyorum, zırlak bir şey olmak istemiyorum da nasıl olacak bilemiyorum.

   Duygusal olmaktan utanıyor değilim; ama kendime yakıştıramıyorum bir de belki kimseye dayanmak istemiyorumdur, insan böyle oldu mu dayanacak birini ister genelde çünkü...


22 Mayıs 2017 Pazartesi

Geçmişte Yaşayanlar Derneği Başkanı Bendeniz

   Zamanı geri sarmak istiyorum bazen.Beni üzen olayları geçmişe gidip düzeltmek adına yapabileceğim her şeyi yapmak istiyorum, e bunun için bu zamanı hatırlayıp ona göre davranmam gerekir.Hatırlarsam eğer ve düzeltirsem eğer karşı taraf hatırlamayacak; ama ben hatırlamaya devam edeceğim ee ne anladık bu işten sırf başkasının gözündeki durumum değişmiş olacak.Cıııks olmadı bu, unutup gideyim geçmişe e bu kez de aynı şeye tekrarlama şansım yüksek ooff bu da olmadı.

   İşte ben böyle şeylere takılıp gün boyunca kendi kendime değişik değişik fikirler üretiyorum.Hey Allahım Meltem bu da ne böyle diye düşünebilirsiniz, e yine haklısınız.Bir kere yöntem yanlış, geçmişe gidebilmek imkansız, hala şu bilim insanları o teknolojiyi geliştiremedi, zaten bizimkilerden beklemiyorum, bizimkiler anca pembe otobüsle yok efendim nohutu suyu olmadan yemeye yarayan kaşıkla uğraşırken zor o işler, hah mesajımı da verdim yola devam edebilirim.Ha bu arada bizim bilim insanlarına giydirmiyorum; çünkü onlarda bir çeşit kurban gibi, kıymetleri bilinmiyor çoğu ülkeyi terk edip yurt dışındaki enstitülerde çalışıyor, ah ülkem ne yazık, tubitakın ciddiye almadığı; ama dünya birincisi ne arkadaşlar var.Neyse ya çok saptım tamam.Demek istediğim geçmişe gidebilmek mümkün değil, yani şimdilik ilerde neler olur hiiç bilmiyorum; ama ben hala geçmişe takılı kalıyorum, düşüncelerle uyuyor, uyandığımda gözlerimden önce zihnimdekiler hareketleniyor, hooff.Çare ne, çare bugünü düzeltmeye çalışmakta, bugün için uğraşmakta; ama yapıyor musun Meltem diye sorsanız aaaooo, HAYIR.Yani kendi kendime akıl vermek iyi güzel hoşta işte...


   Durum aynen böyle, kendi kendime yetmiyor bu aklıma, ha bazen yetiyor; ama kendi kendime bir bahane bulup sıyrılıveriyor işin içinden ve yine aynı şeyleri yapıyorum.

   Senin kafan hiç çalışmıyor demişti biri bana, bak o da haklı.Ne gömdüm kendimi be yine şuracıkta.Yapılması gerekenler çok açık belliyken bile yapamayanlar daha çokta yapmak istemeyenlere selam olsun.

   Ayy bak şimdi konunun ana fikri şu aslında, geçmişe takılı kalırsan eğer ilerleyemezsin.Dünü düşünerek gelecekten çok bir şey beklemek zor, bugünden başla, YAPABİLİYORSAN NE MUTLU SANA.



Bak ne diyor Manuş, 'Dönersen Islık Çal'


20 Mayıs 2017 Cumartesi

Yaz Kızım

   Oturdum ekrana bakıyorum, sanırım yarım saattir ekrana boş boş bakıyor ne yazacağımı düşünüyorum.Ne yazacağını bilmiyorsan eğer neden buradasın diyen arkadaşlar siz de haklısınız, ben de sebebini sordum kendime yazacak bir şeyin yoksa ne yapıyorsun diye, rahatlarım heralde diye düşündüm.

   Kendimi anlatırsam eğer neden yazmak istediğimi anlarsınız galiba.Ben eskiden beri yazarım, ilkin şiirlerimle başladım ilkokulda yani, şimdi o şiirleri biri okusa utançtan kıpkırmızı olurum heralde, en son yazın memlekete giittiğimde kilitli dolabıma bir göz atmış, okumuş ve hemencecik dolabın derinliklerine göndermiştim, mazallah biri okur filan.Sonraları günlüğe döndü olay, hep yazıyordum, ilkokul bitti okul değiştirdim, oradan eski okulumdaki arkadaşlara mektup yazmaya başladım, yazdığım kişilerle de aynı yerlerde oturuyoruz ha, sadece okullar farklı, nasıl ulaştırıyorum derseniz tabi ki para vermiyordum, onların eve yakın birilerine veriyordum.Neyse efendim kompozisyon denen bir şeyin olduğunu öğrendim o ara okulda, boyuna kompozisyon yazıyoruz, hocam beni sevmiyor; ama kompozisyonlarımın çok iyi olduğunu kabul ediyor gönülsüz, diğerlerininkini okuduktan sonra; lakin hiç 100 alamadım ondan hep 98, imladan kırmışmış, tey Allahım ya.Lisede günlük işi daha da bi hızlandı e artık büyüdüm, bu kez de kimse anlamasın diye kiril alfabesiyle yazmaya başladım, onu da edebiyat okuyan kuzenim sayesinde öğrendim, e öyle olunca ortalık yerde de dursa günlük kimse okuyamıyordu, oohh canıma cincon.Yalnız şöyle bir sorun var şuan alfabeyi hatırlamıyorum, yani ergenliğimde benim için dünyanın en büyük meseleleri neymiş şimdi okuyamayacağım, az bi baksam hatıralrım gibi de aman şimdş kendimce çok büyük dertlerim var, geçmiş dertlerime kafayı takamıcam.Ha bu arada böyle sürekli yazan bir insan neden gecenin bu saatinde boş boş ekrana bakıp yazmak istiyor anladınız heralde.İlkin kimsenin okumayacağı şeyleri yazdım, bir güzel imha ettim, malum kimseye güvenip anlatılmıyor en yakınınız bile bir yerden çektiriveriyor altınızdan sandalyeyi.

  Söylemek istediğim şey çok, söyleyebildiğim hiç yok gibi bir şey oldu bu.Neyse buraya kısa bişi bırakayım madem.

  'Hiçbir şey beni aklına getirmiyorsa, ufacık bir sızı bile olamamışsam eğer sende, bana da yazıklar olsun'

18 Mayıs 2017 Perşembe

Daha Karpuz Kesecektik

   Sebepsiz, anlamsız yere size küsen oldu mu hiç ya da sizin pat diye ilişkinizi kestiğiniz kimseler?Benim birden çok oldu anlamlandıramıyorum, en sonunda acaba sorun bende mi diye düşünmekten kendimi alamıyorum, hoş bende şöyle bir durum var, karşımdaki insan az bir soğuk davrandı mı hemen kendimi sorgular bir şey mi yaptım acaba diye düşünür, üzülürüm.Gelin bu konuyu bir açalım.

   Genelde sevdiğim insanlara sonsuz iltimas tanırım.Beni kırdıklarında üzülür bunu genelde belli etmez kendi kendime yaşar sonrasında da unutur giderim.En yakın arkadaşlarımın aptal veya saf diye nitelendirmelerine bolca maruz kalırım.Bana göre kin tutmak yaşanan kötü şeyleri unutmamak zaten sırtta bir kambur neyse efendim, bazen bu durum kendi kendime zarar vermeme de sebep oluyor, zarar da üzgünlük işte.2 hafta önce bir arkadaşımın doğumgününü kutladım, birkaç gün sonra aradım ne mesaja cevap geldi, ne de telefonum açıldı, o günden beri kuruyorum kafamda ne yaptım da benimle konuşmuyor acaba diye, dün kendisi aradı müsait değildim meşgule attım sonra ben aradm açmadı sonra o bi daha aradı yine ben açamadım ben aradm o açmadı derken artık 3. arayışımda açtı, kafamda da bir merak doğrusu, sesim soğuk soğuktu hayırdır dedi, sana hayırdır dedim ben ne yaptım da mesajıma cevap vermiyorsun üstelik doğumgünü mesajı, arıyorum da açmıyorsun ben sana ne yaptım, niye öyle düşünüyorsun dedi, benim başıma bir şey gelmiş olacağını düşünmüyorsun, hastanedeydim böbreğim alınacak, ooppss dedim.Hakikaten neden suçu hep kendime arıyorum ki, kendisinin öküzlüğünden olabilir ya da az önce anlattığım gibi karşıdakinin bir sıkıntısı olabilir, neden yani kendimi suçlamaya yer arıyorum hemen.Daha önce de bu durumu farketmiştim, mesela bir arkadaşımla uzun süre konuşmayınca neden beni aramıyor ki bir sıkıntı mı var acaba diye düşünür kendim ararım, bazen aynı şeyi karşıdakinden bekliyorum, bazen dediğime bakmayın 2 3 defa yaptım, yani ben bir şey yapmadım karşılık bekledim, hoop ikisinde de ilişkim kesilmiş oldu karşımdakilerle, nasıl yaa diyorum, nasıl olabiliyor bu, hani biz dosttuk arkadaştık ne oluyor, ben özveriyi kesince bir tuhaf haller, şaşırıyorum kalıyorum öyle.

   Siz yapıyor musunuz bunu, yapıyorsanız eğer neden yapıyorsunuz bir anlatsanıza bana, ben de anlamak istiyorum.Hiçbir şey olmamış gibi bir insanın hayatından çekip gitmek, hiç yokmuş gibi davranabilmek nasıl oluyor?Benim içim içimi yerken,çok  kızmışsam bile karşımdaki minik bir şey yapınca küs kalamıyor, ters davranamıyorum, aptallık mı bu yani?



 

Verilmemiş Mektuplar-2

     Gözlerimi açar açmaz görmek istediğim yüz, yola çıktığımda tutmak istediğim el, üzüldüğümde başımı yaslamak istediğim omuz hepsi senken, sendeyken terkedilişimin üzerine bir bardak sıcak çay içiyorum.Eskiden üşüdüğümde beni sarmalar ben seni hemen ısıtırım derdin, ehh bu soğuklarda iş çaya kaldı.Sen mi gönül koyarsın yokluğunu çayla iyileştirmeye çalışıyorum diye yoksa ben mi koyayım beni bir bardak çaya muhtaç ettin diye.

   Ardından bakıp dururken yitip giden günlerin gözlerim kapanıyor, sanıyorum seni düşünürken geçirdiğim onca gecenin ardından uykuya yenik düşüyorum.Gözlerimi açtığımda karşımdaki yüz sensin, evet sen kalkmaya çalışıyorum ellerimi tutuyorsun.Bir gülme tutuyor beni, sonra da korku çekip gitmenden ziyade seni ne kadar sevdiğimi bilmeden çekip gitmenden doğan kocaman bir korku, işte o an başlıyorum içimdekileri arka arkaya sıralamaya.

   Sen , neden bunu seviyorum diye düşündürtecek kadar öküzdün aslında, dur asma suratını bitsin söyleyeceklerim.Tanımadığım duygular yaşıyordum belki de, sahi kavuşunca mı daha büyük bir aşk oluyordu yoksa tam tersi mi?Birbirini seven insanların ne denli birbirini yaralayabildiğini de sende öğrendim, çığlıklar atıp gitmeni isterken deli gibi sarılmanı istedim aslında, ne çelişkili şeyler bunlar, neden insan hissettiğini söylemiyor ki, korku mu var içimizde acaba ya da ego mu bu bilemedim, severken neden sevmiyorum deyip yaralamak ister ki, çözemedim ben seni adam, ne kadar kızsam da sevmiyorum diyemedim, git dedim, kalma dedim, seninde bu sözümü dinleyeceğin tuttu, mutlu musun oralarda diye sormuyorum bile neden mi, seviyorum diyen insan hiç mi üzülmez be olduğu gibi mi devam eder hayatına, üstelik yeni insanlarla, sevgi anlayışımız mı farklı yoksa hiç sevmemişmiydin bi söylesene.Sana anlatayım bak benim sevmelerimi, gözümden önce zihnim açılır benim, zihnim seninle açılıyor mesela, ilk düşündüğüm sen oluyorsun, aynı fotoğrafına baktığımda bazen gülümseyebiliyor bazense ağlayabiliyorum.Ne kadar kızsam da kötü bir şey dileyemiyorum mesela, ha bazen küfür ediyorum o ayrı;  nefret edebilmeyi isterdim, üstüne çizik atınca unutan insanlardan olmayı.Sevgi iyileştirir derlerdi hep, bu kadar acıttığını hiç kimse söylememişti.Kapanı gördüğü halde o peyniri almak için uğraşan fareye benzettim kendimi bak; ama ne var biliyor musun ben seni çok güzel seviyorum, enn bi sevdiğim sen!

   Silip silip yazıyorum, ifade de edemiyorum, olmuyor, en derin duyguları anlatabilenlerden olamadım hiçbir zaman, zaten ben hissettirmekten yanayım da bu da burada kalsın diyorum, kim bilir belki biraz daha büyüyünce daha iyi ifade edebilirim, bu da verilmeyen bir mektup daha olarak geçer listeme.


Sevgiye dair paylaşım yapma işini Bir Deli Mavi ye bırakıyorum; çünkü en güzel yapanlardan biri o!







14 Mayıs 2017 Pazar

Görev Tamam

   Telefonu eline al, sosyal medya hesabına gir annen ile çektirilmiş bir fotoğraf seç, altına anlamlı birkaç söz yaz, şimdi hazırsın ve paylaaş, aferin işlem tamam!

   Bugün sosyal medya hesabım bu bahsettiğim fotoğraflardan doluydu sevgili okuyucu, bir düşündüm yahu özel günleri sosyal medya hesaplarımızdan kutlamayınca kutlamış sayılmıyor muyuz?Sizin  için aradım; ama bulamadım, çok hoşuma giden bir karikatürü, kız sosyal medya hesabında anneler gününü kutluyordu koltuğa uzanıp, anne ise kızın uzandığı koltuğu tek eliyle kaldırmış, öteki eliyle altını  süpürüyordu.Çoğu kişinin annesinin sosyal medya hesabı yok, çoğu yazılan o yazıları görmeyecek, yazılanları annesine sesli bir şekilde söylemeyecek insan da çok, ee sosyal medya hesabına döşememizin anlamı ne?Düşünmeye sevkediyor beni bu tarz durumlar.Ben yapamam öyle şeyler, yani bu annemi önemsemiyorum anlamına mı geliyor?Bugün anneler günü diye anneleri ele aldım; ama durum herkes için öyle, sosyal medyadan aşk ilan etme,anneler günü, babalar günü, sevgililer günü kutlama, nedir yani.Ben herkesle paylaşmayı sevmem bazı şeyleri, bana özel bize özel olsun isterim, karşındakine içten bir şekilde sevgini göstermek çokta zor olmasa gerek.

   Sözün kısası, ben içten olun derim samimi olun, söylemek istediklerinizi muhattabınıza söyleyin taa gözlerinin içine bakarak belki de :)Ha paylaşım yaparsın tamam ona da bir şey demeyeceğim(ben asla yapmayacak olsam da); ama tek bir şartla, oraya yazılan her şeyi muhattabının yüzüne söyleyecekseniz eğer.

 Hadi anneler günü şarkısı patlatayım, herzaman dinlerim ben.


    Bu arada Müjde abla(bücürük ve ben), Ece abla ( Ece Evren), Yasemin abla(Acemi Demirci) sizin de anneler gününüz kutlu olsun demek istiyorum, blog annelerim :)Sevgiler


Karikatürü buldum, sonradan oldu; ama buraya ekliyorumm



 

4 Mayıs 2017 Perşembe

Hurdacıı

   Hurdacııı, hurdaa diye bağıran birinin sesiyle uyandım uykumdan.Rüyada gibiydim; çünkü uzun zamandır hurdacı görmemiştim bizim oralarda ya da gördüm de dikkatimi çekmedi ta ki hurdacıı diye sesleri duyana kadar.

   Uykulu olduğumdan eskiye dönmem zor olmadı, canlandı hemen zihnimde.Çocuktuk sokaklarda oynuyorduk arkadaşlarla, bizim mahallede kız çocuğu yoktu, bir ben bir de amcamın kızı Seçil, o daha narin olduğundan evde annesinin dibinde oynarken ben erkek çocuklarıyla top oynardım; ama o zamanlar en popüler oyunumuz 'eller' idi.2 gruba ayrılırdık, birinci grup gözlerini kapatır 2. grup ise saklanırdı,100 e kadar saydıktan sonra 1. grupta saklanırdı.Hepimizin boncuklu silahları vardı, birbirimizi vurup eller diye bağırdığımızda vurulan elenirdi, yani zamane paintball'u.Paintballda üstün renklenmezse vurulmuş sayılmıyorsun o yüzden çirkefe yatamıyorsun; ama biz çok fena yatardık, hayır vurmadın ya da ilk ben gördüm diye.Oyunumuz birden hurdacııı sesi ile bozulurdu; çünkü biz evlerimizin etrafında ne kadar eski ve hurda şey varsa toplar hurdacı ya da eskici her neyse onlara satardık.Bazen karşılığında leğen verirdi, bazen de sakız şeker, hiçbirimizin buna ihtiyacı yoktu; ama ticaret yaptığımızı düşündüğümüzden sanırım, inanılmaz keyif alırdık, hatta eski olmayan şeyleri bile veriyorduk eski diye, mesela çamaşır sepeti görürdük komşunun evinin yakınlarında onu da alır satardık, karşılığında daha küçük şeyler vermelerine rağmen, öyle ki kuzenim Seçil bile ortak olurdu bize.

   Gülümsedim, geçmişe gitmem bu kadar kısa sürdü işte.Düşündüm sonra, kurtulmak istediğimiz şeyleri hurda diye nasıl ayırıp kurtulmak istediğimizi, belki de hala iş görürdü; ama biz kurtulmak adına hemen kapının önüne koyardık.Duygusal yönü % 95 işleyen ben hemen neden duygularımızı da hurdaya çıkarıp satamıyoruz diye bir düşündüm.Ne dersiniz güzel olmaz mıydı, düşler veya kırık kalpler hurdacısı :)

Eskiler demişken bu şarkıyı çok dinler ve gülümserdim, umarım sizi de gülümsetebilir.