Hakkımda

Fotoğrafım

Deneyimlerim, üzüntülerim
, dileklerim burada sizlerle:) neşeli ol, hayatını yaşa;)

25 Haziran 2017 Pazar

Bir Bayram

   Herkese merhaba ve iyi bayramlar diliyorum en çokta ailesinden uzak veya bayramını kutlayacak annesi babası çocuğu olmayanlara.

   Otel odasından bildiriyorum, tatildeyim ben aslında, çok eğlensem aklıma gelmezdi buraya giripte yazmak:)Ne yapayım canım yalan mı söyleyeyim.Tatil az olduğu için memlekte gitmemeye karar vermiştim, olsun dedim bu bayram evde yatar dinlenirim zaten son zamanlarda işler çok yordu.Eşimin arkadaşı ona tatil hediye etmiş 3 günlüğüne mırın kırın ettim gitmicem dedim, deli misin dediğinizi duyar gibiyim, ama ben böyleyim.Hem 4 saatlik yol olması bile bana uzun geldi hem kalabalık olmadan eğlenemiyorum.Eskiden gelme bir alışkanlık bu, evim denize 15 20 dakikada mesafede Hatayda.Hadi denize dedik mi 15 20 kişi toplanırdık, mahalledeki arkadaşlar bize yakın olanlar.Hem aike büyük hem çevre.Her pazar gezmeye gidilirdi yazları, bütün amcamlar çocukları gelinleri ohooo, bi de babamlar kuzenlerine haber verdi mi 50 kişi olurduk.Denizde yarış mı dersiniz deve güreşi mi, o kadar özlüyorum ki...İnegölden Ayvalık'a 4 saatte geleceğimi düşünmüştüm en geç; ama trafiği hesap edememişim, öyle bir trafik vardı ki 1 saat sonra eve dönesim geldi; ama dönmedim tabi yola devam ettim,6 saat sürdü ilk kez o kadar uzun süre araba kullandım bir de dönüşü düşündüm.Yolda migrenim tutunca otele gelir gelmez kendimi odaya attım uyudum.Dışarda yüzen gülülen insan sesleri arasında resmen uyudum, gün boyunca hem bişi yememiş hem kendimi çok kasmış olduğumdan beynim eriyordu sanki.Akşam yemeğine indik, yemek yiyemedim, lokmalar dizildi sanki boğazıma, biraz oyalanayım dedim oteldeki çocukların dansını izledim, mesela kalabalık olsak sohbet ortamı olurdu biri bişi dedi mi öteki cevap verirdi; ama nerde sanırım 10 buçuktu uyuduğumda, e tabi o saatte uyuyunca gece uyandm daha da uyuyamadm.Akşamdan bişi yiyememştim zaten, sabah aç uyandım; ama yine bir şey yiyemedim, yediğim 4 kuru kayısıdan başka bir şey değildi.

   Denize gideyim belki iyi gelir diye düşündüm 1 saat takıldım.Havuzun orada Acemi Demirciye çok benzeyen birini gördüm, gidip sorsam mı diye bir düşündüm hatta.Yapacak bir şey olmadığından güneşin altına yattım yanayım bari dedim; çünkü yüzemedim pek, bi grdim çıktım o kadar.O ara Annesinin Prensesi Özlem ile mesajlaşıyordum, ben hiç sevmem diyordu güneşi sıkılmadın mı, yok dedim severim ben bronz olmayı mesajı attım ayağa kalktkm birkaç adım attım her şey silikleşti kimseyi seçememeye başladım ve küt, kendimi revirde oksijen maskesiyle buldum.Biraz tuttular sonra da dnlenin dediler ben geldim tabi odaya tüm gün yattım, o arada eşim tüm ayvalığı gezmiş, o kadar yani.


   Dinlenecektim güya, ha evet yatarak dinleniyorum; ama bolca da sıkıldım, 5 çayına ineyim en azından kurabiye ile karnımı doyururum dedim, aşağı inip yukarı çıkana kadar bi daha kendimden geçcem sandım.Bu bayram da böyle geçti bende ne yapalım, evime dönmek istiyorum; ama araba kullanacak hale gelmem lazım, eşiö araba kullanmayı yeni öğrendi ona güvenipte arabayı veremem tüm yol, oofff.Sağlıklı, huzurlu bayramlarınız olsun✋🏻

21 Haziran 2017 Çarşamba

Mezunum da Mezunum

   Şöyle bir düşündüm de kendimle gurur duyduğum zamanların çok ama çok az olduğunu gördüm.Yani iyi şeyler yapmıyor muyum yapıyorum illa  ki; ama göğsüm gururla kabarmıyor mesela.Düşündüm, düşündüm ehh son zamanlarda gördüğüm mezuniyet fotoğrafları ile beni gururlandıran şeylerden birini hatırladım.MEZUNİYET!



   Aslında kendimden beklemiyordum o heyecanı gururu.Okul hayatım hep çok iyi geçti benim, hani var ya böyle öğretmenlerin gözdesi öğrenciler onlardandım.Gittiğim lise kurulla öğrenci alıyordu, yani ortaokul diplomalarını alıyor hepsini değerlendiriyor ve okula almak için en yüksek diploma notlarını seçiyordu.O zamanlar diplomalar 5 üzerinden değerlendiriliyordu ve benim de 5 idi.Okul öyle bir okul ki cumartesileri bile gidiyoruz; çünkü isim yapmış; çünkü müdürümüz her sene davulla zurna ile iyi üniversitelere öğrenci göndermenin mutluluğunu yaşayacak.İlk sene sadece ingilizce, türkçe, resim, müzik, beden eğitimi dersleri aldık, yani süper lisedeydik hem de herkesin Merkez Mapushanesi dediği Merkez 23 Temmuz(Hatay'ın Türkiyeye katılma tarihidir) Lisesinde.Bir ingilizce sevdası sardı beni ilk 2 yıl,3. sene bölüm seçmemiz lazım, dil seçeceğim diyorum yook müdür izin vermiyor.Velilerimizle görüşüyorlar, bizim müdür bu kız tıplık ingilizce diye hayal kurmasın, çok istiyorsa öğrenir konuşur demiş, e bizimkiler de dünden razı, oldum mu ben sayısalcı.Neyse ben onu da kıvırıyorum dersler iyi, dershane sınavlarında tek rakibim Yusuf diye bir çocuk, ya o birinci oluyor ya da ben ilk zamanlarda.Sınavlardan en az yarım saat erken çıkar en yakın arkadaşlarımı bile gıcık ederdim; lakin gel gelelim o kocaman sınava ben tutuldum sanki, yok hatırlamıyorum, periyodik cetvelin sırasını unutmalar, alkolleri etilleri karıştırmalar yani tam bir fiyasko, e aile senden güzel şeyler bekliyor yok.O sene yazmadım bir şey, ertesi sene hazırlanırken her şey yine iyi sınavda yok.O aralar annem benden çok araştırıyor tabi okulları puanları.Tam puan 500, ben 415 aldım.Annem diyor tamam hemşire ol ben burun kıvırıyorum yapamam çünkü kan man, tamam diyor Çukurova üniversitesi bilgisayar öğretmenliği olsun hem rahat hem yakın bir yer.Bu kez inat tuttu beni ben başladım araştırmaya, yeni bir bölüm var sadece 8 üniversitede var: Sağlık Kurumları Yöneticiliği, üstelik devlet yeni bir tasarı sundu ve doktorların hemşirelerin hastane müdürlüğü yapmalarına son verdiğini açıkladı, artık bu işi eğitimliler yapacaktı ve evet bölümü seçmiştim, gözler parlıyordu müdür olacaktım ben:D Sıkıntı şu bölümüm olduğu okulların hiçbirinde deniz yok hey Allahım.Kendi kendime tercih yaptım, sınav sonuçları açıklanmadan önce anneme 2 hata yaptım dedim şehir olarak biri Afyon, inşallah gelmez sonuç bir açıklandı AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ.Neyse mutlu oldum yine de, ilk 2 sene her şey çok güzeldi doktorlar hemşireler bizim bölümü okumaya başladı, bir baktık neredeyse tüm üniversitelerd bu bölüm açılmış 320 lerle yerleşiyorlari neyse dedik biz daha önce mezun oluyoruz; ama tata tataaamm devletimiz geri çekti tasarıyı.Yönetici olmak için bu bölümü bitirmesen de olur dediler ve ağzımıza tükürdüler.Saldım o saatten sonra, arkadaşlarım deli gibi KPSS çalışırken ben gezdim tozdum, nasılsa atanamayacaktım ve çalışmanın gereği yoktu(bizim sınavlar 2 senede bir yapılıyor ve o seneki sınavda sadece 7 öğrenciyi yerleştirdiler)

   Bu kadar salmışken mezun olmanın gururlandırması nedir bi düşünüyor insan; ama öyle bir şey ki.İsmim okundu koştura koştura sahneye çıktım(önümü neden öyle kapamışsam sanki).Böyle kalbim yerinden çıkacaktı sanki, ailem bana bakıyordu alkışlıyorlardı, ta oradan annemin ağladığını gördüm, benim de gözlerim doldu, babamı düşündüm.Benim tüm param sizin; ama siz yine de okul bitirin bir meslek edinin ki kimseye muhtaç kalmayın, el açmayın demişti, yaptım.Onca seneyi düşündüm, yıllarca okula gittim geldim, gece yarılarına kadar ders çalıştım, ailemin bizim için yaptıklarını düşündüm ve o an dedim ki bu haklı bir gurur; çünkü ben BAŞARDIM.




video

Videonun yüklenmesini beklerken sosyal medyadan bildirim geldi, bir arkadaşım mezuniyet fotoğrafı paylaşmış ve beni etiketlemiş:) tatlı tesadüfler bunlar

19 Haziran 2017 Pazartesi

Sokak Çocuk Doğurmuyor

      Genel olarak kullanılan tabirler var dilimizde sokak çocuğu, sokak hayvanı, sokak insanı gibi.Çoğumuz onlara yaklaşırsak eğer bizi zehirleyecek bir mikrop gibi davranıyor.Değil onları topluma kazandırmak için uğraşmak, türlü eziyetler ediliyor.


   Bu olayı hatırlayan var mı?Söz konusu restoranın çalışanı, müşterilere rahatsızlık veren çocuğu korkutmak(!) adına üzerine kaynar su dökmüş, hani şu %99'u müslüman olan ülkede(?).Çocuğun annesi yaptığı açıklamada çocuğunun su almak için restorana gittiğini; ama üzerine kaynar su atıldığını söylemiş.Restoranın Türkiye temsilciliğinin yaptığı açıklama;
“Kurulduğu günden beri aile ve çocuklara hizmeti odak noktasına almış bir marka olarak dün Nişantaşı restoranımızda yaşanan talihsiz olayın kabul edilemez olduğunu belirtmek isteriz.
Söz konusu olaya sebebiyet veren kişinin iş akdine derhal son verilmiş, diğer sorumlular hakkında soruşturma başlatılmıştır.
Bir daha böyle bir olayın yaşanmaması için gereken tedbirler alınmıştır.
Kamuoyunun bilgisine sunarız.
McDonald’s Türkiye”
   

   Bu olaydan sonra hassas davranırlar mı, pek sanmıyorum.O ara konuşuldu ve söndü.Kabul ediyorum bazen fena yapışıyorlar sokakta orada burada; ama kaba kuvvet kullanmaya çalışmak ne kadar doğru, bir çözüm mü ya da?Ben dilenenlere para verilmesine karşıyım, açsa yiyecek üşüyorsa üstüne bir şeyler alma taraftarıyım.Verdiğim paranın kime gideceğini, o insanların doyup doymayacağını bilemem.Ha bi de bazılarının benden çok parası var sıkça duyuyoruz.Bu görsel dilencilik operasyonundan
2 olay anlatacağım, biri sevindirici biri komik.2 hafta kadar önce iftarı bekliyorduk, tabi bizle beraber restoranda bir sürü insan.Oralarda dolanan bir kız çocuğu gördük, restorana bakıyor aç belli ki, arkadaşım para vercem dedi hayır dedim para vermek yok, meğerse kardeşleri ve babası da varmış az ileride ailece çimlerde oturuluyor.İçerden onlara dürüm tarzı yemek yaptırdık.Öğrendiğimize göre Türkmenlermiş, savaştan kaçmışlar ve buraya sığınmışlar; ama işte kalacak yerleri yok, o gün karınları doydu, bir şey olursa diye arkadaşım numarasnı verdi onlara, ertesi gün tekrar aradılar yemek için açlarmış.Arkadaşım Kızılay'ın proje müdürlerinden, yardıma ve bakıma muhtaç suriyelilerle ilgileniyorlar normalde, konuştuk o da yöneticileriyle konuştu o aileye geçici yer sağlanmasına katkısı olacaktı; ama onlar geri döneceklerini söyledilerNeye üzüldüm biliyor musunuz, açın halinden anlamak için oruç tutan insanların gerçek açları görüp yardım etmemesine bakın bu da o durumu anlatan görsellerden biri, gerçek açlar izliyor, açın halinden anlamak için oruç tutanlar iftarı bekliyor.
   Anlayacağınız orucu da anlamamışız.Bir tanede bugün yaşadığım komik bir olayı anlatacağım.İş yerimden bir iş için çarşıya çıkmıştım, karnım acıktığından ve Ramazan dolayı ile neredeyse her yer kapalı olduğundan Avm ye gitmeyi tercih ettim.Avmye girdim, 3 çocuk dikkatimi çekti, üstleri başları kirli; ama öylesine geçtim gittim.Yemek katına çıktım siparişimi verdim bekliyorum, o çocuklardan biri geldi abla açız dedi, iyi dedim gelin bakalım.En küçükleri erkek  olan patatees diye çığırdı.Neyse gittim bunlara 3 hamburger aldım bi tane de büyük bir patates.Bir de sinirleniyorum kendimce çocuklar aç, neden bu insanlar onlara yardım etmiyor diye.Tam yemeğimi yiyorum, onlarınki hazır değildi henüz, bir baktım büyük olan kalktı bir yere gitti geldi ortancaya ahmet bize paket yaptırıyormuş dedi, laann dedim beni kandırdılar, neyse dedim bir yemek parası beni eksiltmez, ben iyilik yapmış oldum.O arada büyüğü gitti kocaman bi poşet dolusu başka bir restorandan yemek getirdi öteki sandalyeye koydu.Çocuklara menü almamıştım, dikti gözünü içeceğime ortanca abla kolanı versene dedi, cııks dedim bir de benle dalga geçti cıııks cıııks diyerek.Kendime güldüm lan çocuk benle dalga geçiyor diye.

   Bazen böyle şeyleri görünce; insanlar amaan yaa diyor bunların hepsi yalancı ve kolay yolu  seçiyor, yani onları önemsemeyerek görmezden gelerek.Evet bazen haklı olabiliyoruz mesela, genç yaşta olup dilenenlere, gir bir işe çalış demişliğim hatta şu mobilya firması temizlikçi arıyor git konuş demişliğim var; ama neden onların çalışmayıp dilenerek bir şeyleri beklemelerinden kaynaklı;lakin asla kötü davranmadım.Yapmayalım duyarlı olalım biraz lütfen, hiç bir çocuğun seçimi değildir sokaklarda yaşamak.




16 Haziran 2017 Cuma

Kız Kardeşler Arasında

   'Kıyafetlerini çalıp çalıp giydiğim günler için umarım hala kızgın değilsindir'', diye bir mesaj düştü ekranıma.Kimden, tabiki kız kardeşimden:)

   Yazılarımı okuyunca sanki böyle çok hanımefendiymişim de kötülükten haberi yokmuş gibi görünebiliyorum bazen; ama tabiki de hayır ben de herkes kadar cazgır eh işte haliyle bazen hoş olmayan şeyler yapabiliyorum.Kızkardeşimle aramızda 6 yaş var bizim.Çocukken bu yaş farkı barizdi ve pek paylaşımımız yoktu, taa ki ben 20li yaşlara gelip o da bir ergeniyus olana kadar.Elbiselerimi, eteklerimi, şortlarımı yani beğendiği ne varsa hepsini dolabımdan aşırır ve giyerdi.Tabi o benim farketmeyeceğimi düşünürdü.Mesela kırmızı tişörtümü aldı diyelim, benim o gün tam da o tişörtü giyeceğim tutardı, dolabıma bakardım, bulamazdım ve Seeeeereeeeeeeennnnnn diye bağrınmaya başlardım.Seren orada mı nerdeee, çoktan giyip sırra kadem basmış.Döndüğünde bağrınıyordum hırpalıyordum, bir daha giymem diyordu sonra yine hoop aynı şeyler.Bir de o sıralar taktik geliştirmiş, teyzemlerin evi bizim eve yakın, bizim evden normal kıyafetle çıkıyor teyzemlerde üstünü değiştiriyor gideceği yere öyle gidiyordu, çakal yaa.Ne var giysin diyordu annem asla diyordum bu ne ya 14 yaşındaki ile 20 yaşındaki aynı kıyafetleri mi giyer, o zamanki bahanem de buydu.Üstünde görmesem bile kıyafeti, kokusunu alırdım, böyle de keskin bir burnum var, büyük olduğu için mi acaba :)

   Şimdi düşününce sadece gülümsüyorum, ne saçmalamışım yaa diyorum.İnsanın kızkardeşinin olması çok güzelmiş; lakin şöyle bir şey var İstanbulda okuyor ve ben onun için çok korkuyorum e bi de 2. öğretim eve geç gidiyor.Normalde pimpirikli bir insan değilimdir; ama bir kez aradım tüm akşam ulaşamadım, ertesi gün beni aradığında ağzına tükürdüm, çok korktum.Gülümsetti bugün kardeşim, belki de hissetti ne dersiniz aramızda bir bağ oluşmuştur ve ablasının keyifsiz olduğunu anlamıştır.Neyse ne, ne kadar beni kızdırsa da, hala kıyafetlerime salça olmaya çalışsa da iyi ki var :)

  Bir de bir şarkı ekliyorum sizin için, sözleri fazlaca derin

13 Haziran 2017 Salı

Gamsızlaşmaya Çalışanlarda Bugün

   Bazen bir an geliyor ve siz, inandığınız ya da anısını yaşattığınız her şeyin sadece sizin için değerli olduğunu anlıyorsunuz.Yaptığınız, yapmadığınız her şey için pişmanlık duyuyor; çünkü kendinizi tam bir 'salak' gibi hissediyorsunuz.Anlayacağınız üzere sizin üzerinize oynayarak kendimi açıklıyorum.Acemi Demirci kızacak bana, yine üstü kapalı yazmışsın diye; ama ben de böyleyim ne yapalım, hem eskilere güvenmek lazım bazen belki de, her şeyi de dökmemek lazım.

   Kendimi aptal gibi hissettiğim çok oldu; ama böyle zamanlarda sakinliğimi korumayı öğrenemedim hala.Tez canlıyımdır  biraz da asabi, elime bir silah verseler hani karşımdakine ateş edebilirim mermim bitinceye kadar.Bazen cinnet geçirenleri çok iyi anlıyorum.Ha tabi buna kesinlikle karşıyım, anlıyorum sadece o kadar.

  Ne zaman acı bir şey yaşasam hep aynı şeyi söylüyorum, büyüyorum.Büyüyorum da bu büyümenin sonu yok mu, tamamlanmıyor mu???Belki de, yok yok belki de değil kesin, yapmamız gereken tek şey, o gamsızların yaptığı gibi hiçbir şeyi umursamamaktır; çünkü en mutlu olanlar onlar, var demek bir bildikleri...

10 Haziran 2017 Cumartesi

MİMİMSTRAK ŞEYLER ( 10 MADDE DE AŞIK ETME TÜYOLARI )

   Herkese merhaba!Bugün bir mim yazısı ile karşınızdayım, sevgili arkadaşım Özlem beni bu yazısında mimlemiş onu da arkadaşı Eda ve aynısını benden beklemiş.Bi düşündüm evirdim çevirdim ama ııhh sanırım başlığa uyamıyorum.Neden mi, evet ben de yakışıklı bir çocuk görünce oo filan diyordum; ama o kadar çünkü hiçbir zaman kendime aşık etmeyi düşünmedim:)Bak o konuda da çekingenim biraz, bu zamana kadar kendimi belli etmek için de bir şey yapmadım, neden mi bence ben koca bir KORKAĞIM.Evet aynen öyleyim, sevilmemekten korkuyorum, çok sonraları itiraf ettim bunu kendime, o yüzden kendi kendime hiç kimseye yönelmişliğim yok.Önce karşımdaki beni sevecek isteyecek sonra ben.Bunu yazarken de Allahım neden ben böyleyim diye düşünmedim değil.Aşık etme tüyoları yazamıcam; ama aşkta yapılmaması gereken 10 şeyi yazayım kendimce:)(özlemin maddelerinden yola çıktım:) )

1.Öncelikle kendinizi sevin, karşınızdaki kim olursa olsun önce siz.

2,Çevresine uyum sağlamaya çalışın, ama sizi ezmelerine izin vermeyin.Bunu yapmaya çalışırlarsa ve sevgiliniz sizi korumazsa sessizce yol alın.

3.-mış gibi yapmayın hiçbir konuda, uzun vadede sizi sıkabilir.

4.Haksızsanız eğer özür dilemeyi bilin, aynı şekilde karşı tarafın da bunu yapıp yapmadığına dikkat edin.

5.Sizi yalnızlaştırmasına izin vermeyin, yoksa o çekip gittiğinde bir başınıza kalmış olursunuz.

6.Özlemin de dediği gibi başınız dik olsun, kendinize güveniniz olsun, o giderse dünyam başıma yıkılır demeyin,(ha yıkılabilir ama o enkazın altından kalkıp kalkamamak sizin gücünüze bağlı)

7.Ne yaparsa yapsın ondan vazgeçemeyeciğinizi düşündürtmeyin; çünkü bunu suistimal edecek ve sizi hırpalayacaktır.

8.Aşk fedakarlık ister, birbirinizi  yontabilirsiniz; ama dikkat edin de hiç olmadığınız birine dönüşmeyin, dönüştürmesine fırsat vermeyin.

9.Çok sevdiğimi belli edersem de kaçar gibisinden düşünmeyin, sevdiğinizi belli edin.

10.Ufak sürprizler yapın, para ile yapılmasına gerek yok maddi ağırlıklı olmasına gerek yok yani, bahçeden koparacağınız bir çiçek bile karşınızdakini sevindirebilir unutmayın, sevinmiyorsa... (çok yakın bir erkek arkadaşım sevgililer gününde kız arkadaşına sürpriz hazırlamıştı, çiçek hediye almıştı, türkü bar gibi bir yerden yer ayırtmıştı, kızın tepkisi ne olmuştu biliyor musunuz, ben o kadar hazırlandım beni buraya mı getirdin diye sinir krizi geçirmiş :) , bunu duyunca kızdan bir soğudum, ayrıl diye de arkadaşıma baskı yapmışlığım var ).

   Mimin bayağı bir dışına çıkmış oldum. Özlem affet, şuraya utanan gözü kapalı bir maymun koyduğumu farzet :)Sevgiler çokça.



9 Haziran 2017 Cuma

Seviyorum Anlasana

   Merhaba, bugün size hep karşılaştığım bir sorunumdan bahsedeceğim.Bendeniz pek sevdiğimi dile getiremem, yani belli ederim, hani varya böyle bazı insanlar sevdiğine seviyorum diyemez de kalın giyin üşüme sakın derler hah işte benimkisi de o hesap.Size yediğim triplerden birini görsellerle aktarmak istiyorum, kendisi benim üniversitedeki en yakın arkadaşımdır, yine 2 yakın arkadaş olan okul arkadaşımızlarından birinin öteki için fotoğraf paylaşıp altına sevgi cümleleri yazmasından dolayı bana patladı :)

    Aynen böyle sevgili tribi yedim arkadaşımdan.Çok gülesim geldi, tutamadım kahkaha ata ata güldüm valla.Yahu sevgimizi anlamanız için illa mıç mıç mı olmak gerekiyor, zaten sosyal medyada sıkça rastlıyorum yok aşkımla bilmem ne keyfisi, yok aşk ile yok böcek ile, ııyyy samimiyetsizler.Aranızda yapanlar varsa eğer kızmayın; ama yani sürekli sürekli böyle fotoğraf atanlardan ööggkk geldi artık valla.Yahu ortalık seviyorum deyip sizi bir tarafına takmayan insanlarla dolu, biraz da sevipte bunu hareketleriyle belli edenlere yönelin di mi ama.

   Sevmiyorum cidden sevmiyorum ben öyle şeyleri, ne yapayım arkadaşıma dediğim gibi benim tarzım bu sevmem göstermelik şeyleri, ne bileyim fotoğraf paylaşıp altına destanlar yazmayı, ondan sonracığıma millet görsün diye bir şeyler yapmayı.Kabul ediyorum bir sosyal medya hesabımda kuzenimle benim fotoğrafımız var altına da yazdım birşeyler.Dın dın dın dın itiraf zamanı, bunu kendisi istemişti e o zaman da keyfi pek yerinde değildi o yüzden yazdım; ama ben sadece kendisinin okuyacağı şekilde mesaj atmayı daha doğru buluyorum.

   İnsanlar farklı farklı valla, bir de böyle ısmarlama olunca olmuyor.İçimden gelenleri akataramıyorum tam olarak, ne yazacağımı diyeceğimi bilemiyorum, millet neden işin içine girsin ki zaten, aramızda özel bir şey varsa illa herkese göstere göstere mi yapmamız lazım bir şeyleri, hııh saçma.

8 Haziran 2017 Perşembe

Kısacık Bir Ders

      Herkes kendi yaşam koşturmacasında öyle değil mi millet.Çalışanlar olarak bizler alelacele kalkıp hazırlanıp işe gitme telaşesindeyiz, kimilerimiz erkenden kalkıp çocukları için kahvaltı hazırlamak onları hazır etmekle, bazılarımız okula, kimilerimiz ise belki de daha fazlasını yapmakla meşgul.Peki bu koşturmaca içerisinde çevremize ne kadar dikkat ediyoruz, yani çıkarımız olmasa bile etraftaki insanlara değer veriyor muyuz?

   Eveet başlıyoruz.Ahmet Şerif İzgören'i çoğu arkadaşımız tanır, tanımayanlar için kısa bir özet geçiyorum, kişisel gelişim üzerine kitaplar yazmış, aslında orduda görev yapıyormuş; ama istifa edip üniversitede hocalık yapmaya başlamış.Bu abimizin bir konuşmasını izledim, yazı ile aktarıyorum, videosunu da ekleyeceğim.


    ''Son sınıf öğrencilerinin final sınavı. Beş soru hazırladım. İletişim sorusu tam elli puan. Çocuklar harıl harıl çalışmışlar. İletişimle ilgili her şeyi yemiş yutmuşlar. Yok efendim alıcı verici varmış. Kaynak mesajları iletirmiş. Sen dili ben dili. Elli puanlık 4. soru şu:
(Bu soru iletişim becerilerinizi ölçmek için sorulmuştur.)
“Beş yıldır bu okulda öğrencisiniz… Benim bir yıldır kapının girişinde hep gördüğüm; sınıflarınızı, koridorlarınızı temizleyen; adı soyadı gömleğinde kocaman yazan;sizinde her sabah gördüğünüz görevli hanımın adı nedir? Soyadını yazmanıza gerek yok!
Bütün sınıf şok oldu! Öğrencilerden biri parmak kaldırdı:
-Hocam bir şey soracağım. Doğru mu anladım ben, bu bayanın ismi Hatice ise, Hatice yazınca finalden elli alıp sınıf mı geçeceğim şimdi?
-Bak ne kadar doğru anlamışsın.
-Ben sınıftan çıktım. Kapının dışında bekliyorum. İçeriden tartışma sesleri geliyor.
-Beyler kadın adı ne?
-Beyler bilen söylesin!
-Beyler ayıp oluyor ama!
-Kimse mi bilmiyor?
-Beyler herkes kağıtları kaldırsın göstersin .
-Beyler hocaların adlarını biliyorsunuz, kızların adlarını biliyorsunuz ama!
Beş dakika sonra sınıfa girdim. Kağıtları topladım. Tek bir doğru cevap yok. Kağıtlar bomboş. Sadece bir öğrenci “battı balık yan gider” yazmış. Onun hakkında bana “Hocam o öğrenciye dikkat et. Şöyle kavgacıdır, böyle problemdir” denilen bir çocuk. Sınav İngilizce olduğu için öğrencim şöyle yazmış: “Hocam, öncelikle ben şu an duygularımı İngilizce anlatamayacağım, biliyorum sınıfta kalıyorum; ama Türkçe yazıyorum. Hocam size çok darıldım. Bana iletişimle ilgili ne sorsanız hepsini bilirim. Ceplerim dolu. Ben yıllarca hep sorarım arkadaşlarıma, bu adam ne sorar diye. Soracakları şeyleri yazar çizer koyarım cebime. Sınavda kağıda aktarır, sonrada buruşturur çöpe atarım ve sınıfımı geçerim. Hocam sınıfta kalıyorum çünkü cevabı bilmiyorum. Ama bir şey fark ettim; o kadını gerçekten yıllardır görüyorum; ama bir kere dönüp bakmadım,adını hiç merak etmedim. Oysa bütün hocaların adını soyadını, hatta çocuklarının adını bile biliyorum. Her karşılaştığımda merhabalaşıyorum, ama o hanıma hiç merhaba demedim. Ben öyle bir adammışım ki çıkar ilişkim yoksa insanların yüzüne bakmıyormuşum. Sınıfta kalıyorum, ama emin olun hiç önemi yok. Çünkü on beş yıllık bir eğitimde bana öğretilmeyen bir şey öğrettiniz. Ben daha bu okuldayım, her sabah o hanıma ismiyle hitap ederek “günaydın” diyeceğim ve bundan sonra ilişkilerimi çıkar üzerine kurmayacağım. Hocam sınıfta kalıyorum ama sağ olun.”
Yönetmelikler gereği not veremiyorum çünkü sınav İngilizce üstelik bayanın adını da yazmamıştı. Fakat ben alacağımı aldım ve o öğrenci elli üzerinden elli alarak dersi geçti ve mezun oldu. İki gün sonra hizmetli bayan yanıma geldi. Bir torba hellim peynirini masamın üzerine koyarak dedi ki:
“Hocam size iki şey için çok teşekkür ederim. Birincisi geldiğinizden beri bana her sabah ismimle hitap ederek “günaydın” diyorsunuz. İkincisi son sınıf öğrencilerine sınavda bir soru sormuşsunuz, bütün öğrenciler soruyu öğrenmişler, sabah öğrencilerin hepsi “günaydın Hatice hanım” diye içeri giriyor. Hocam ben yıllardır bu okulda hep kapının oralarda olurdum. 
Şimdiye kadar hiç kimse böyle bir şey yapmamıştı, kendimi hiç bu kadar insan hissetmemiştim.”

   Ben bu yazıyı okumuştum daha önce vay filan demiştim; ama üzerinde durmamıştım, hatta üniversiteki hocamız ondan etkilenmiş olacak ki sınavda bize yüksekokul müdürümüzün adını sormuştu( 4 yıllık okulumun neden yüksekokul olduğunu hala anlamamış bulunmaktayım), biz onun da adını bilememiştik o zaman; ama şuan hatırlıyorum gereksiz torpille gelmiş müdür olmuş doktor Adem Aslan.O zaman hocayı sevmediğimiz için ayy özenti diye de dalga geçmiştik.

   Ben uzun zamandır insan ilişkilerinde kendimi biraz geri planda tutuyorum; lakin gerek oturduğum sitedeki çalışanlara, gerekse çalıştığım yerdeki çalışanlara mutlaka selam verir kolay gelsin derim.Bizim oturduğumuz yerde çöpler haftanın 3 günü toplanıyor, sabah 10dan önce kapıda olması gerekir, ben de kapının önüne koyar sonra işe gitmek için hazırlanırım, ben çıkmadan önce genelde çöpler alınmış olur.Kişisel hiçbir muhabbetim de olmadı çalışanlarla, geçen hafta ben çıktım temizlikçi abla çöpleri taşıyordu, ona sokak kapısını açtım, gülümsedim günaydın abla kolay gelsin dedim, teşekkür ederim Meltem kızım dedi, ben şok.İsmimi nereden biliyor diye düşündüm, kapı zili desen 3 sene önce taşınmamıza rağmen hala eski ev sahibinin ismi yazıyor.Bi mutlu oldum, sonra aklıma bu öykü geldi işte.Etrafımızda bizim için bir şeyler yapan; ama bizim hiç farketmediğimiz o kadar insan var ki, öyle olmasa bile hepsine insan gibi davranılmasını diliyorum.Ben elimden geleni yapmaya çalışıyorum ya siz?



   

5 Haziran 2017 Pazartesi

Sabrın Sonu

   Yazmak istediğim birkaç konu birikti hangi birini yazsam diye düşünüyor; ama kafamı bir türlü veremiyordum.Biraz tez canlıyım böyle aklıma gelenlerin hepsini yazıp paylaşmak istedim; ama dur dedim Meltem hep bunu yapıyorsun.Aklımdaki şey hemen olsun istiyorum, zamana bırakmayı sevmiyorum, o an ne düşünüyorsam söyleyiveriyorum, yani dolaylı yollardan anlatmaya çalışmak hak getire, aynı şekilde bana dolaylı yollardan bir şey anlatılmak isteniliyorsa da zorlamayın derim; çünkü bir şeyi bana direkt olarak söylemeleri lazım yoksa anlamıyorum.

   Örneklendirmek farz tabi.Geçen hafta patronum benden bir şey rica etti, Meltem dedi şu evrağı şuradan alıp bizim eve götürebilir misin, ben sizin evinizi bilmiyorum Okan bey dedim, patronum duraksadı e o zaman Seda hanıma(eşi) söyliyim de bir gün iftara davet etsin sizi dedi, ben de gülümsedim anlamadım, yani bence normal bir konuşmaydı, ben gülümseyince ya Meltem dedi, ben laf sokuyorsun sandım, anlamadım ne demek istediğini niye ki diye sordum neyin lafını sokacakmışım, hani dedi seni bizim eve misafir etmedik ya hiç evi bilmiyorum filan dedin, ben hiç konuşmadan oradaki iş arkadaşım abim atıldı, aman Okan bey dedi, Meltem'i bilmiyormusunuz pat diye söyler o, dokundurmaz.Güldüm ben de  ama dur bi ya bana bir şey mi demek istedi acaba. Böyle örneklerim çok, mesela önceden planlanmış ve seveceğim şeyleri beklemekte sinir bozuyor, zaman geçmiyor yani, hayır 7 aylık filan da değilim.İçim şişiyor bu günlerde, geçecek diye kendi kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum, o arada ne zamana geçer ki diye hesap yaptığımın farkına varıyorum.Sabreden derviş muradına ermiş diyorlar; ama bana uyanlar şunlar:


   Kendimi durdurmaya çalışıyorum, olabildiği kadar yani.Eh sözün en kısası bu işte, daha ne söylesem ki, iyi hayırlı haftalar!


 

2 Haziran 2017 Cuma

Dert Gelecekse de Benden Gelsin

   Mesele insanın sevdikleri olunca dünya durdurulmaya çalışılır değil mi sevgili okuyucu.Canı tatlı olan bir insan değilimdir, acıyı içime içime çekerim sorun değil; lakin mesele sevdiklerimse eğer nefesim kesilir.

   Hepimizde vardır o neredeyse, sevdiğine ufacık bir şey olsa canı yanar gözü dolar, üzülür, ben de öyleyim pek hissettirmesem de öyleyim; ama şöyle bir şey var o acıyı ben de çektirebilirim.Nasıl mı?Bak kardeşim, benim sevdiğimin canını kimse acıtamaz, bunu kabul etmiyorum kimse saldırmasın, kaza geçirmesin, başına bir iş gelmesin.Çok sinirlenirsem eğer ben kafasını da patlatırım, üzerine kızgın yağ da dökerim, dişlerini de sökerim içim acımaz üzülmem; çünkü haketmiştir bence, yoksa yapmam hem ben sinirli bir insan değilim ki zaten.Hiç aksini düşünmeyin bence gayet şefkatliyimdir, hatta kendimce ilaç yerine geçecek şeyler bile düşünürüm, merhametsiz olsam nasıl düşüneyim di mi yani.

   Lafın kısası sevgili Allah'ım lütfen sevdiklerimin canının yanmasına izin verme, onları koru, ben yakarsam da beni affet ne olur; çünkü olur olmadık canlarını yakmam ben :)