Hakkımda

20 Nisan 2018 Cuma

Dolandırıcılık Yok Ticaret Var

        Merhaba sevgili blog alemi dün bir arkadaşımızın paylaşımını okuyordum, çekiliş sonucu ona hediyeler çıkmış, üstelik bu ilk kez filan da değil.Çekilişe katılmamış olsam da bana neden çıkmıyor öyle şeyler yaa diye düşündüm, sonra bir şey dank etti kafama eski günleri hatırladım, ben çekilişe katılan değil çekilişi düzenleyenlerdendim eskiden.Gelin biraz eskilere gidelim.

        Sene söyleyemiyorum 90ların sonları işte, o sırada ilkokuldayım, aklıma nereden geldiğini hatırlamıyorum; ama tombalacımsı bir şeylere soyunuyorum.Çekiliş için kağıtları, bunun karşılığı olarak hediyeleri ayarlıyorum.Hediyelerde ne ama, annemin bana aldığı toka, o zamanlar babam bize okul açılınca kutularla kalemler silgiler açacaklar alırdı onlardan biraz, alçı ile yapıp boyadığım figürler, komşuların bir kenara attıkları kutular filan işe yarar ne varsa her şeyi topluyorum.Hem çekiliş yapıyor hem para kazanıyorum, çekiliş istemeden kutumdaki şeyleri almak isteyenler oluyor onları da satıyorum.Tabi bende o kadar malzeme yok, arkadaşlarımı da ortak ediyorum, onların da nesi var nesi yok satıyoruz, tabi onlar bize ait olmayan şeylerdi fazlasıyla, sonra üst sınıflardan biri öğrtmene şikayet edince bu işi sonlandırıyoruz.

        Ticari zekam var bir kere, bir gün evdeyim kuzenim yurt dışından gelmiş teype kaset takmış dinliyor, lan dedim bu kuzenimin sesi şiir okuyor, nasıl yaptın abi dedim gösterdi bana aa çok kolay.O an başladım kasetleri yemeye, bizim ev okula acayip yakın devasa da bir müzik setimiz var böyle hoparlörleri filan da kocaman, bir teneffüste topladım arkadaşları bize götürdüm(çünkü annem müzik setini okula götürmeme izin vermedi), bastım düğmeye dinleyin dedim 'bu kaset Meltem Sert için doldurulmuştur' diyor, bizim çocuklar oo aa demeye başladı, dedim isterseniz.Kendilerine yaptığım yetmedi bu kez de kim kimi seviyor onu da öğrendim, onlar adına kaset dolduruyordum sürekli:)Millet 'rec+play' tuşuna basınca ses kayıt olduğunu öğrenince bu işim de burada bitti.

        Sene 2004 o zaman süper lise hazırlık sınıfındayım.Süper lise de başlı başına masraf yani, hazırlık sınıfı süresince ikişer ders müzik,beden eğitimi, resim ve türkçe var geri kalanların hepsi ingilizce.Bir de öteki normal sınıflar gibi 6 değil 7 dersimiz vardı günde.O ingilizce kitapları öyle bir pahalı ki, sanırsın tıp kitapları alıyoruz, neymiş yurt dışından geliyormuş.Kitapları aldık; ama 'listen and write' için kasetleri almamışız, herkes sızlanıyor yine mi bir sürü para vercez diye, sınıftan biri almış, dedim durun ben bu işi hallederim; ama her birinizden de bir döner yerim, bu da demektir ki bana 5 lira hazırlıyorsunuz:)Aldım arkadaşın kaseti, gittim kasetçiye bu kez profesyonel çalışıyorum aldım boş kasetleri de, abi ben bununla uğraşamıcam sen bundan 30 tane çoğalt dedim ve bu işi de hallettim:)

       İlkokula dair yukarıda yazdıklarım dün aklıma gelmişti de bu hazırlık sınıfındaki bu sabah aklıma geldi, kendime gülüp duruyorum.Kafam öyle şeylere basar yani, şuan kendimden azıcık utandım da şu çiftlikbank neden benim aklıma gelmedi ki :D Şaka şaka, sonuçta ben kimsenin parasını yemedim , ticaret bu almış satmışım, kimseye de zorla bir şey yaptırmak yok :))

18 Nisan 2018 Çarşamba

Welcome To India - 2

         Günaydınlar efendim, kaç gündür Hindistan yazımın ikinci kısmını yazayım diyordum amma bu havalar, ah bu havalar:)Neyse işte tam yarın yazarım diye düşünüyordum dün ve de ziller çaldı, neden; çünkü bana bir daha Hindistan yolları göründü.Şuan aşırı sıcak olduğundan artık sıcakların azıcıkta geçmesini beklicem, hoş orası hep sıcak; ama 50 derece yerine 35 i tercih ederim.

        Gelelim notlara.Hindistan'a kalabalık bir ekip olarak gitmiştik fuar düzenlemeye biz sanırım 40 kişiydik, sonrasında milletvekilleri siyasi ateşeler filan geldi, yani anlayacağınız bayağı bir kalabalıktık.Otelde 1 gün dinlendikten sonra ertesi gün fuar alanını görmek ve ürünlerimizi  kontrol etmek için, tekrardan doluştuk otobüslere.Herkes camdan dehşet içinde bir yerlere bakıp konuşurken, ben yol nasılsa uzun diye uyuyorum, bi de moral bozmak istemiyorum:)1 saat süren yoldan sonra bir yere yanaştık, yıkıntı döküntü.Herkes şok burası olamaz değil mi diyoruz, e yani kendi ülkemizde yapıp milyarlar harcadığımız fuarları düşününce.Oradan daha önce Hindistan'ı ziyaret etmiş bir arkadaş çıktı ve 'sakin olun ya burası arka kapıdır' dedi, bizde bir rahatladık; ama arka kapımıymış hayııır!Ürünlerimizin olduğu konteynırlar kapının önünde, hemen ürünler inecek biz de yerleştirecek olanlara direktifler vercez diye gittik, neden; çünkü bu işler için adamlar tutulmuştu organizasyon şirketi tarafından.İçeri geçtik içeride kuşlar uçuşuyor, standlara stand demeye bin şahit.Tepemize baksanıza, üzerimizde zaten kuşlar uçuyordu

Bize yardım etmesi için tutulmuş adam daha paket açamazken koltuk kaldırıp yerleştirmesini bekliyorduk(!)Dilini anlamadığımızı bildiği halde konuşup duruyordu bir de :)
O kadar yavaş çalışıyorlar ki 4 takım koltuğumuzu indirip standa getirmek  saatlerini aldı, zaten teknoloji adına kullanılan bir şey yok, ben burada 3 çalışanıma 45 dakika içerisinde 1 konteynır mal sardırıyorum e haliyle onu bekledim; ama malların taşınma şeklini görünce...

Bir de çöpleri süpürmesi için gelen kadınlar vardı,ellerinde eski el süpürgeleriyle o kadar yavaşlardı ki ellerinden alıp benim süpüresim geldi, o kadar darlandım çünkü taş çatlasa 2 saat duracağımız yerde 12 saatten fazla durmanın haklı gerginliğini yaşıyordum.
Bi de gördüğünüz üzere göbekleri istedikleri kadar büyük olsun kadınlar göbeklerini açıyorlardı genel olarak, bizim ekip ööfff o göbek varken niye açarsın diye konuştu da konuştu tabi; ama onlar göbeklerini seviyorlardı yani.Neyse ki bitti de gittik, ertesi gün bizim kendi müşterimiz bizi yemeğe davet etti, nereye götürcek ne yedircek diye korkular var tabi, vejeteryan olmadığımızı biliyor; ama ben denizi bile kahverengi olan bir yerde balık yemem, e bunlar ette yemez şimdi, şanslıysak tavuk yedirir diye düşündüm durdum.Ay keşke düşünmeseymişim; çünkü restoranda ne kadar çeşit varsa neredeyse hepsinden yığdı önümüze.



Sürekli bir şeyler gitti geldi gitti geldi; ama benim favorim şu en alttaki pirinç ve soslu tavuktu, görünüş pek iç açıcı olmasa da lezzet bakımından geyet iyiydi, öyle ki Cezayir'e gittiğimde hint restoranına gidip bunu yedim tekrardan:)Şuraya kendi kendimize başka yerde yediğimiz yemekleri de ekliyorum :)Şu aşağıdaki 2 numara enfesti, alttakı kıtır şeyler cips, üstü tavuk ay onu yerim işte ben:)



Yemek bitiminde hoşuma giden bir konseptleri oldu, ellerimizi yıkamamız için içinde limon olan bir ılık su kasesi ve de havlu geldi.
Tabi ben kullandıktan sonra çekmek aklıma geldi:)Sanırım Hindistan'a yavaş yavaş alışıyordum, sonraki yazımda din tartışmalarımızı paylaşana kadar sağlıcakla kalın efendim, ilk Hindistan yazım için link bırakıyorum, saygılar

16 Nisan 2018 Pazartesi

Stressiz Sınav

       Günaydın, sendromsuz haftalar efendim.Bu cümleyi yazdım kalktım çay aldım geldim ne yazacağımı unuttum:sMazur görün hem dün erken uyandım sınava gittim, hem şehir dışından misafirlerim vardı onları gezdirdim hemi de Ali 3 gibi şehri terketti, ses yapınca uyandım daha da uyuyamadım, e o kadar mazeret yeter bence.

        Daha önceden söylemiştim, işte 2. üniversiteye kaydoldum haftasonu da sınavlar vardı.Ben kitapları sınava 2 gün kala aldım; ama işte o zamanda çalışasım gelmedi.Neyse efendim cuma günü aklıma geldi benim ne kalemim var ne silgim, sınava gideceksin kızım dedim kendi kendime, gitmeyi en sevdiğim yerlerden biri olan kırtasiyeye gittim ve azıcık kendimi kaybettim; çünkü kalemler boyalar kitaplar bayılıyorum  ya kırtasiyelere.Neredeyse her kalemi inceledim diyebilirim, yanımda üniversiteden arkadaşım da vardı, kalemlerin başında sınıfta yaptığımız şebeklikleri konuştukta konuştuk, en sonunda kurşun kalem silgi açacak aldım çıktık, tabi eve gidip görünce aklıma geldi, benim zaten 10 numara bir kalem setim var, yurtdışından çocuklara diye alınıp, içimin onlara hediye etmeye el vermemesi üzerine çekmecemde tuttuğum set, bakınız şekil A-B :)





         Neyse efendim gittim sınava, aynı gün 4 sınav iyi iyi dedim ben bunları yarım saate bitirir çıkarım; ama derslere dair ne biliyosun diye sorsalar havaya bakar çıkarım.Açıköğretim sınavlarına giderken bile telefon yasakmış hala, her şeyi arabada bıraktım, kimlik sınav giriş belgesi kalem silgi aldım gittim, sınıfa girdim ve GÖZÜMDE CANLANDI KOSKOCA MAZİ!.Sınıfa baktım vay anasını ya dedim özlemişim; ama ben ki zaten kısa boyum var ona rağmen lisedeki tekli sıralarımz küçük geldi :)Ben yarım saate çıkarm diye düşünmüştüm; ama tahtada her sınavın yarım saat sürdüğü 2 sınav arası yarım saat boşluk olduğu yazıyordu, bi oflandım;ama açıklama yaptı görevliler, tüm sorular yani 80 soru tek kitapçıktaymış, ilk yarım saat geçer geçmez isteyen bitirebilirmiş.Ha bi de sınıfa görmeden önce yol boyunda gördüğüm herkes ders çalışıyordu, ellerinde notlar ezber yapıyorlardı, bense elimi kolumu sallaya sallaya geldim.Etrafa baktım insanlar stresli, en son LYS de yaşadım bu stresi sanırım; ama böylr gamsız olmak keyfi okumak çok iyiymiş yahu.Çalışmasam da genelde mantık yoluyla cevapladım soruları, bakalım kaçı doğru:D Ha bi de gereksiz bir sistem 4 yanlış 1 doğruyu götürüyormş üniversite sınavına mı giriyoruz kardeşim.Cumartesi keyifliydi geçerim diye düşünüyordum; ama pazar günkü sınavlardan resmen GİTTİM - KALDIM-GELDİM.Ezberci sisteme karşıyım, sorular hep şu şekilde bi cümle verilmiş, bu yaklaşım tarzı hangi düşünüre aittir, vay efendim aşağdakilerden hangisi diğerlerinden farklı bir düşünceye sahiptir falan da filan, kim ne demişe takılıyoruz, niye demiş diye sorsana :)Zaten öyle 2 soru da vardı, önemli olanın niyet olduğunu düşünen dal ve de önemli olanın sonuç olduğunu düşünen dal:)

        2. üniversite biter mi bitmez mi belli olmaz ama madem gençliğime döndüm, lunaparka gideyim dedim ve de sonuç


11 Nisan 2018 Çarşamba

Ne Çektim Be

       Selam sevgili blogcular, bugün size Meltem'in çilesini anlatıyorum.Bugün araba almaya gittim, tabi gitmeden başladı düşünceler.Son arabamı patronumun kardeşinden, öncekini arkadaşımdan almıştım e ev içinde emlakçı aracı olduğundan hiç zorlanmamıştım; ama bu kez kendi başıma araba almaya gidecektim, dıptıs dıptıs, dıptıs.

       Anlayacağınız üzere bende bir korku başladı neden; çünkü tanımadığım bir insan, ya arabada sonradan bir şey çıkarsa diye düşündüm durdum, tabi bunun için experler var, not al Meltem önce expere gideceksin, sonraa para yatmadan arabayı alamıyosun, e ya parayı yatırırsam ve adam arabayı devretmezse e hergün görüyoruz televizyonlarda öyle olaylar, farkında mısınız ne kadar güvensiziz!Neyse dedim derin bir nefes aldım ben bunu başarabilirim, gittim aslanlar gibi soktum arabayı expertize işlem tamam, notere de gittim orada parayı hesabına aktardım, e sonuçta o kadar nakidi yanımda taşıyamazdım mazallah bunun hırsızı var Allah Allah.Evrakları verdik, para da yattı ay adam demez mi kimlik nerede diye, o da ayrı mesele malum ben açıköğretime kaydolmuştum bu haftasonu sınavlar var; ama benim kitaplarım yok, e bende Bursa merkeze gidemiyorum almaya bir arkadaşıma verdim kimliğimi, kitaplarımı almadığı gibi, kimliğimde onda kaldı.Şey dedim kimlik yok; ama ehliyetim var, evet ama dedi burada eski soyadınız yazıyor, e ne yapcam diye sordum gidin getirin dedi, İnegöl ta 1 saat mesafe git gel 2 saat.Kimlik numaram var nasılsa ne olacak dedim, yok diyor işi yokuşa soruyor görevli dil döktüm yok,laan parayı yatrdım parayı versene arabamı!Yok diyor yapamam onay yok, whatsaptan atsalar fax çektler ona da yok.Bende gittim çaldım noterin kapısını.Başka kimliğiniz yok mu diyor, bende orada yalan attım ne yapayım zorladılar beni.Malum ben yurtdışına gidiyorum sık sık bundan girdim konuya, fuara gidiyoruz topluca yurtdışına evraklar hazırlanıyor o yüzden belgelerimizi onlara verdik kimlikte yok, gidip alamaz mısınız dedi yok dedim, baktım odanın her yanına Mustafa Kemal fotoğrafları var, bende çıkardım telefonumu çantadan sallamaya başladım neden; çünkü kılıfımda Mustafa Kemal ve bayrak var, beni oyaladı telefonu çaldı geyik yapmaya başladı sen dışarda bekle dedi,la havle dedim çıktım, inatçıyım bekliyorum oda camlı, baktım bitmiş konuşması yapmayın dedim Afrikaya gidcem 2 hafta yokum İnegölden geldim, mırın kırın etti tamam 2 şahit bul seni tanıyan dedi, ya dedim kimseyi tanımıyorum bulsamda yalancı şahit olacak, yapcak bir şey yok usül öyle dedi, çıktım dışarı anlattım araba sahibine, abinin biri geldi ben şahit olurum kızım dedi, tamam dedim kimlik lazım taaak onun da yok kimlik oofff beni mi bulur ya derken yanındaki karısına siz olur musunuz dedim olur dedi, girdik noterin yanına şahitler dedim, tamam gidin evrakları yapın dedi,gittim evrakları yaptırdım sonra da imzalattım.E yani madem oluyormuş neden beni o kadar uğraştırıp strese soktunuz.Oluru varsa söyleyin çözelim deyin bir yardımcı olun, ama yok sonuç ne oldu e aldım yani.

        Ben bugün burada biter sandım, işler bitti fabrikaya gittim.Bizim fabrikanın orada da polis denetleme noktası var, içime doğdu beni durduracak dedim daha yola çıkmadan, polisi gördüm çek diye işaret etti.Arabadan dedim, yanlış anlamazsanız bir şey söylicem dedim, ben 3 senedir gidip geliyorum tüm evraklarım tam beni durdurmadınız dedim, bu arabayı daha bugün aldım durduruyorsunuz, bir de korktum daha sigorta yok bir şey yok bağla dese bitti.Hayırlı olsun kaça aldın diye sordular, söyledim ondan sonra devam et dediler, aksatma evrakları yaptırmayı bağlanır araç.Bir ohh çektim eve geldim, darlandım yaa aman ben azıcık ders çalışayım haftasonu sınav var:)Çay var içer misiniz

KAPANIŞ:Bazı görgüsüz arkadaşlarım Bmw Audi, Mercedes ve türevi lüks arabalara binince anahtar çakmak sigara ya da direksiyon( mutlaka amblem görünür) kolda saat ya da tektaş fotoğrafı paylaşıyor.Bende onları tiye alıp paylaşayım diye düşündüm; ama benim de gerçekten görgüsüz olduğumu düşünüp espriyi anlamazlar diye yapmadım :D
      

1 Nisan 2018 Pazar

Welcome To India-1

         Rengarenk Hindistan seyahatinden hepinizi selamlarım(kanepede hasta yatıyordu).Bende size uzun zamandır yazmayı planladığım; ama yazamadığım  seyahatimi anlatayım dedim, 15 gün sürecek bir Hindistan seyahati.

        Öncelikle valizimi 2 ye ayırdım.

Şu gördüğünüz valizin sol tarafı giyecek, sağ tarafı ise yiyecekle dolu.Ne yapayım canım orada ne yemek yiyeceğim belli değil, bir de yani Hindistan yağ ve baharat demek ki ben zaten obur bir insanım, yiyecek olsa bile çikolatamı eksik etmem, aşağıda görüldüğü gibi.
Öncelikle belirtmek isterim, Mombai'ye direkt uçuş yapan tek firma Türk Hava Yolları o yüzden biletleri çok önceden almak gerekiyor, türünü filan bilmiyorum; ama en büyük uçaklardan biri olmasına rağmen, tamamen doluydu.  Yaklaşık 6 saat süren bir yolculuğa başladık, o yüzden kıyafet seçimi ona göre yapılmalı.Ben günlük hayatta bile eşofman giyen bir insanım  , yolculukta da eşofmancıydım .Uçağa yerleşir yerleşmez, terlik ve battaniye geldi, oohh ayaklara özgürlük:)1 kez yemek 3 kez içecek(alkollü, alkolsüz) servisi yapıldı.Ben arkadaşlarımla orta sırada oturduğumdan sağdan gelen servisten de soldan gelenden de her şekilde bir şeyler aldık yedik içtik.Sonunda uçuşumuz bitti ve indik, Türkiyeden montlarla geldiğimizden, montlarımızı hemen el valizlerimize tepiştirdik; çünkü inanılmaz sıcaktı.İğrenç bir şeyler kokuyordu ve ben ne olduğunu anlayamıyordum, yağ mı baharat mı pislik mi belirsizdi; ama midem bulanıp duruyordu.Bizi almaya gelen otobüsü görünce hepimiz gülme krizine girdik desem yeridir.Değil 10 sene 30 sene öncesinde bile böyle otobüsler yoktu Türkiyede. Otele doğru büyük bir korkuyla gitmeye başladık; çünkü etraf leş gibiydi, ana yol boylarında serilen kıyafetler, yol kenarında üzerinde sadece iç çamaşırıyla hortumla yıkanan insanlar ve bolca pislik vardı.Herkesin morali bozuldu, sinirler alt üst oldu.Otele geldik, otele girerken bizi arayıp valizlerimizi de cihazdan geçirdiler, zaten sinirliyiz iyice gerildik; ama otel odasını görünce az biraz rahatladık, zaten Ayşe Arman da burada kalıyormuş:)pek severim de kendisini, tam bir çatlak.Oda manzaram şu şekildeydi.


Duş alırken ağzını kapatmak zorundasınız; çünkü sulardan emin olamıyorlar, dişlerimizi fırçalamamız için kapalı şişelerde su veriliyor, sadece temizliğinden emin olduğunuz suları içmelisiniz o yüzden kesinlikle kapalı şişe şart.Uçak akşam 8 de 6 saat sürüyor bir de oranın saati 2saat ilerde olduğundan 4 gibi indik.Oteller öğleden sonra 1 gibi sizi aldığından biz kalmadığımız gecenin de parasını ödeyerek varır varmaz odalarımıza yerleştik, biz kalabalık olduğumuzdan bize özel fiyat uygulandı, geceliği 250 dolardı!Adamlar resmen burası pislik bir yer, temiz mekan istersen bu fiyat diyorlar bir çeşit, bence öyle yani.Az dinlendikten sonra bir şehir turu yapalım dedik, tabi güvenli olmadığından 7 kişi çıktık.Çıkmadan önce para bozdurmamız gerekiyordu, 100 dolar bozdurdum ben ve elime bir tomar para verdiler.7000 rupi gibi bir şeydi karşılığı, bana para verdikten sonra ötekilere verecek para kalmadı o yüzden yanımdakilere bölüştürdüm parayı.Tabi kiii tuk-tuk ile yolculuk edecektik, 4 tuk- tuk çevirdik yoldan ve yolculuğumuz başladı.

Bir kere tuktuk bence inanılmaz tehlikeli; çünkü sağa sola savrulsanız sizin düşmenizi engelleyecek kapı yok, koruyucu yok; ama hindistan sıcağında iyi geliyor püfür püfür.İnanılmaz korkunç bir trafik var gideceğimz yer yakın olmasına rağmen 45 dakika kadar sürüyor ve bu süre için ödediğimiz para 4 lira:)Sağa sola baktıkça şükür namazı kılmayı planlıyorum.Gördüğüm her şey beni şoke ediyor, mesela bu fotoğraf.
Bu duvar adamın evi, içi filan değil o duvarın önü oradaki kişinin evi ,bir de her şeyi tammış gibi duvarda diş fırçası ve de diş macunu var, ben şok.Öğrendim ki Hindistan dişlerine en fazla önem veren ülkelerden biri ve en iyi diş hekimleri burada yetişiyor.Bakın bu biraz daha süslü bir ev duvar
Bu evler her yerde; çünkü sokaklarda yaşayan 1 milyon insan var burada.
Hint düğünlerini merak ediyordum; çünkü birkaç gün süren aşırı eğlenceli organizasyonları oluyordu.Yol boyunca bir sürü düğün gördüm, tuttum arkadaşın kolundan hadi giriyoruz dedim.Kapı önünde birkaç genç kız vardı, girebilir miyiz diye sordum, güler yüzle bizi içeri davet ettiler.Her tarafta yasemin dizileri vardı ve o kadar güzel kokuyordu ki.Tam tamına bir renk cümbüşüydü, her tarafta yiyecek standları vardı ve her standda başka bir şey vardı, birinde meyve birinde çorba ötekinde waffle.Herkes bize hayran hayran bakıyordu, bizimle fotoğraf çektirmek istiyorlardı, kendimi ünlü hissettirdiler valla, bunun sebebi ten rengmizin açık olmasıydı.Kimseyle tokalaşmamaya çalıştıkça sürekli elimizi sıkıp sevgilerini sunuyorlardı, neyse ki çantamda en büyüğünden ıslak mendil vardı.Her şeyden yemeği gözüm yemedi; ama bir waffle yaptırdım yedim, gayet  normaldi.Otele dönünce en sadece yemeklerden birini seçtik, tandırda tavuk şiş ve ekmek tabi ki baharatlıydı.İlk gün öyle geçip bitti, sonrakiler artık daha sonra:)



30 Mart 2018 Cuma

Yumurta Bayramı

        Günaydın dünya, günaydın blog!Haftanın son gününe merhaba!Bakın siz mutlu olun diye haftanın son gününü belirttim; ama ben ayın on üçüne kadar kesintisiz çalışıyor olacağım ha bu 14 15 Nisanda tatil yapacağım anlamına gelmiyor; çünkü açıköğretim sınavlarım varmış, bak mutlu açmıştım blogu, şuan kendimi atasım var bir yerden, neyse neyse düşünmemeye çalışacağım; çünkü bugün BAYRAM!

       Ne bayramı ya dediğinizi duyar gibiyim, hani şu deliye her gün bayram muhabbeti de değil bu.Milyonuncu kez söylediğim üzere ben Hataylıyım ve de tam bir kültür başkentidir canım memleketim, hala birçok kültüre, dine ev sahipliği yapar e yüzyıllardır öyle olduğundan hali ile bir etkileşim oluyor aramızda, tee ne zamandır kutlanıyor ben de bilmiyorum; ama bugün baharın gelişi , doğanın canlanması, tohumların yeniden hayat bulması, doğanın canlı renklere sahip olmaya başlaması, yeni bir hayatın başlangıcını ve bereketini simgeleyen boyanmış yumurtalar tokuşturularak kutlanıyor.Bir anlamda nevruz gibi bir şey işte; ama Hataylıcası :)Aklınıza paskalya gelebilir; ama gelmesin:)O Nisan ayında kutlanıyor ve Hz. İsa'nın dirilişine inanılıyor.Yani tek ortak noktamız yumurta boyuyor oluşumuz.Eskiden ne heyecanlı olurduk, bir iki gün öncesinden yumurtaları alırdık şekiller çizerdik, kaynamış yumurta tokuşturulunca hemen kırılmaz diye yonca ve soğan yapraklarıyla kaynatır bazı yerlerini kapatıp beyaz kalmasını sağlar ve şekiller oluştururduk, bayram günü ise tüm gün sokaklarda yumurtaları tokuştururduk, ben en güzellerine kıyamaz saklardım, yemezdim de çok haşlanmış yumurtayı sevmediğimden.Sabah sosyal medya hesabıma girdim, eskisi gibi devam ettiğini gördüm, rengarenk yumurtalar, çocuk gülüşleri, mutlu oldum ya.

Bunları bizim çocuklar boyamış, bana atmışlar çok güzel değiller mi

        Şimdi de ben ve buradaki arkadaşlarımın boyadıklarını ekliyorum, biz bayram için boyamamıştık ama buradaki insanlar 40 uçurma diye bir şey yapıyorlar bebeğe, yakınlardan yumurta toplanıyor, yani onun da aslı yumurta yiyip annenin güçlenmesiymiş; ama burada da boyuyorlar işte, eğlenceli bence, insanlarımız kınamaya pek bir müsait malesef, kınamayıp böyle eğlenseler çok tatlış olur bence, hem şu yumurtalar için koca günümüzü harcadık emek var emek.Size en az bu yumurtalar kadar renkli bir gün diliyor, yeni hayatınızın ilk gününü kutluyorum :)











25 Mart 2018 Pazar

Pazar Sohbeti

        Yağmurlu bir Pazar'ın ardından yeni bir iş haftası geliyor.Hayır hayır hayır moralleri bozmuyoruz.Hem ben ki mahallenin depresifi, moralleri bozmak yok diyorsam bozmak yok Allah Allah.

        Biliyorum hayat çeşitli sebeplerle zorluyor, e hangimizi zorlamıyor ki?Misal bana aşırı mutlu gelen bir tanıdığım vardı, tanıdıkta uzaktan uzağa yani.Harika bir kariyeri, aşırı mutlu bir evliliği var, her sene defalarca yurt dışı tatili filan, dışarıdan bakınca nasıl özenilesi bir hayat; ama tesadüfi bir şekilde hasta olduğunu ve bazen günlerce yataktan çıkamadığını öğrendim.Bu örneklendirmelerden bir tanesi tabi, yani sadece benim derdim var da aman şu da bu da diyip bahane sıralamayın tamam mı, of sıralayacaksanız da olun depresif ne yapayım aman.Bakın baylar bayanlar çokta düşünmeyin artık, oluruna bırakmayı deneyin bazen, zaten Murphy amcamız ne diyordu 'bir şeyin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir.Bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir, bir şeyin olma olasılığı istenme olasılığı ile ters orantılıdır.'

        Böyle işte sayın okuyucu, beni dinlemyorsanız eğer Murphy'i dinleyin bari.Gece gece Meltemden nameler okudunuz.Ben bu gece gülümseyerek uyuyacağım, yarın sabahtan iş varmışta, şunlar bunlar varmışta düşünüp moralleri bozamıcam..Şükürler olsun Allah'ım diyorum.Olan olmayan, gelecekte olacak her şey için çok şükür :)

Bu da benim şarkım işte


23 Mart 2018 Cuma

Afyon Notları 2 - Sunumlar

         Eveet bunun öncesinde Afyon mezunu olduğumu anlatmıştım sizlere.Bugün az biraz okulu anlatmak istiyorum.Malum oturmuş bir eğitim sistemimiz yok, herkes kafasına göre bir şeyler yapıyor deniyor.Bizler de nasibimizi bolca aldık; ama bugün sunumlardan bahsetmek istiyorum.Bir ara o kadar çok sunum yaptık ki, öğretmen ne işe yarıyor yahu diye sorgulamaya başladık; çünkü derse giriyorduk birkaç sunum izleniyor ondan sonra da dersi bitiriyorduk.

        Sunumlarda anlattığımız konu kadar bize de not veriliyordu, kıyafetimiz, duruşumuz, hitabımız.Sunum sırası onda olanlar jilet gibi giyinirdi, zaten tipten anlıyorduk kimin sunum yapacağını; çünkü ben eşofmanla okul bitirenlerdenim.Kızlar etek ya da elbise giyerdi genellikle.


        Gruplarımızı biz belirleyemiyorduk iyi anlaşır mıyız anlaşamazmıyız umurlarında olmazdı bazı hocaların.Bir gün asla ve asla sevmediğim bir hocanın dersinde sunum yapmam gerekiyordu, kızlara düşkün bir tip o yüzden bilerek etek, elbise giymedim.Bilgisayarımı taktım ekranda Mustafa Kemal Atatürk belirdi ilk; çünkü bilgisayarımın masaüstü resmi o şekildeydi.Aramızdaki diyalog aynen şu şekilde gerçekleşti.

-Demek Mustafa Kemal
-Evet hocam önderimiz
-Korkmadın mı ya ben Mustafa Kemal'i sevmiyor olsam ve sırf bu sebepten seni bıraksam
-Bu durum sizin profesyonel olmadığınızı aynı zamanda iyi bir eğitimci olmadığınızı gösterirdi hocam.
-Kıyafetin olmuş mu peki
-Bence olmuş o yüzden giydim
-Şeye gidiyor gibi olmamış mı
Neye hocam düğüne mi
-Yok, o kadar da değil, nişan daha ziyade
-O zaman bir daha ki alışverişe beraber gidelim hocam, siz karar verin ne alacağıma
-Sunumuna başlayabilirsin.
Bu arada kıyafetim de şuydu




         Sunumuma başladım, anlattıkça anlattım.İstatistik formülleri kullanarak verilere ulaşmıştım,anketler yapmıştık bayağı teferrüatlı bir işti anlayacağınız, sunum sonucu ne oldu dersiniz?

-Olmadı Meltem hanım, beğenmedim haftaya tekrardan düzeltilip anlatılacak.

       Düzeltecekmiydim, ne münasebet  zaten gelecek derste ben Van'da olacaktım.
-Hocam ben haftaya yokum, ailesel bir durum gelemeyeceğim.(kuzenime gezmeye gidecektim)
-Sonraki hafta anlatırsın.
        Aradan 2 hafta geçti, sunumumda zerre düzeltme yapmadan, aynı şekilde aldım götürdüm,bu sefer kıyafet konusunda da daha serttim, direkt kotla gittim, kot pantolon sunumlarda asla kabul edilmezdi,  daha önce sunumum kabul edilmediğinden ilk anlatıcı ben olacaktım, o geldiğinde her şey hazırdı, hemen sunumuma başladım, bitirdim, aferin güzel olmuş dedi ve bitti.


       Siz olsanız ne yapardınız Allah aşkına, güler misiniz, ne yaparsınız.Sunumumu düzeltmedim, kıyafetime laf etti diye aykırı giyindim; ama kabul edildi.Oysaki ilk sunumumda fön bile çektirmiştim :) Eğitim sistemimiz o kadar acayip, eğitimcilerimizin çoğu ise o kadar boş ki...

20 Mart 2018 Salı

Sanırım Aptalım

        Mutsuzken kendime en çok sorduğum sorulardan biridir 'ben aptal mıyım'.Neden öyle bir soru soruyorum; çünkü kendimi yaşadıklarımı , yaptıklarımı sorguluyorum.Ben ne yaptım da şuan böyle mutsuzum diye diye içimi yiyorum.

         Evet sevgili okuyucu çoğu zaman aptal olduğumu düşünüyorum; çünkü beni bu hayatta mutsuz eden şeylerin başında sürekli yaptığım yanlışlar ve benliğime yaptığım saygısızlıklar geliyor.Çok kararlı dirayetli bir duruş sergileyemiyorum, bu benim doğrum sağa sola sapma kabul etmiyorum diyemiyorum, aslında diyorum da uygulayamıyorum, sonrasında bu durum bana zarar verince mutsuz oluyorum işte.Her durumda kendimi ifade etmeye çalışıyorum, anlaşılmayınca bazen tırnaklarımı çıkarıp şuursuz bir şekilde saldırıyorum; ama sonuç alamıyorum tabi ki.Düşündüm de bu dünyada en çok istediğim şeylerden biri de anlaşılmak; çünkü söylemek istediklerim anlaşılmayınca deli oluyorum, hele ki dediğimi anlamayıp, sallamayıp başka konular açmak, yani nasıl tabir etsem, bir sinir dalgasına kapılmama sebep oluyor.

        Ben karmaşık bir insan olduğumu düşünmüyorum, alttan alta laf sokan bir şeyi söyleyip aslında başka şeye dikkat çekmeye çalışan biri değilim, ne diyorsam, ne hissediyorsam odur, değişik bir şey aramak boşuna.Ben koşulsuz sevip müsamaha gösterenlerdenim, yani birini gerçekten sevmişsem kızsam da kıyamam hemencecik sinirim geçer.Bunu bazıları aptallık zannediyor ve kullanmaya çalışıyor, ne bileyim belki de aptallıktır o kadarı.Sizce ?


16 Mart 2018 Cuma

Hayaller-Gerçekler

   Eskiden hep şirin bir evim olsun, ondan sonracığıma arabam e haliyle param olsun o ülke senin bu ülke benim gezeyim, canım isteyince arkadaşlarımla görüşeyim isterdim, he bi de öğlene kadar yatmak; ama aynı zamanda kariyer yapmak.Bunlar olurken de bağımsız olmayı istiyordum tabi, evlilikmiş çocukmuş aklımın ucundan filan geçmiyordu, tek kişiliğe odaklanmışım.

   Güzel hayaller tabi; ama merak ediyorsunuz yaptım mı diye hayır, üniversite bitince evlendim!Şöyle bir şey var bir de, başka şehirdeysem tamam; ama aile ile aynı şehirde yaşayıp ayrı bir eve çıkma planı biraz kasardı, valla bayağı bayağı uğraşmam gerekirdi de sonuç ne olurdu emin değilim.İşe başladım tabi öğlen saatinde kalkmıyorum; ama işe gelmek içinde 6 da kalkmıyorum, 9 da uyanıyorum o da işte Türkiye standartlarının üstünde bence, arkadaşlarımla görüşemiyorum bazen aylaaar boyunca hadi benim için ağlayalım.

    Neyse işte hayaller hayatlar diyorum:)Ama bir haftadır yalnız yaşıyorum.Sabah kalkıyorum, yatağımı toplamadan işe gidiyorum, eve geliyorum canım isteyince yemek yiyorum, dün sinemaya gideyim dedim ve gittim, kimsenin bir şey sorduğu yok, güzel ya:)Yani bir kısmı oldu gibi hayallerin ha ne dersiniz?Burcumun etkisi heralde fazla özgürlük düşkünüyüm, tek başıma aktiviteler beni korkutmaz.Üniversitedeyken bazı arkadaşlarım bana hayret ederdi, yalnız başıma sinemaya  ya da  yemeğe giderdim ve bu onlara değişik gelirdi oysa ki bana gayet normal geliyordu.Dilediğiniz şeye dikkat edin onu yaşarken bulacaksınız kendinizi diyorlar ya hani, o mu oldu ki bana yoksa bilemedim kii

13 Mart 2018 Salı

Kayıp

    Herkese merhabalar.Az bi zaman yoktum buralarda, inanın yazasım gelmedi; çünkü yazsam boyuna depresif şeyler yazardım.Kaybetmenin ne demek olduğunu bilen bir insanım hem de gayet iyi.Ara ara unutsam da mutlaka bir şey oluyor ve ben kaybetme korkusunu en derinimde yaşıyorum.En yakınımdakilerden birini kaybetme tehlikesiyle yüz yüze kaldım, korktum biraz ağladım; ama silkelendim ve ailenin polyannası oldum, herkese güven vermeye bir şey olmayacağına ikna etmeye çalıştım, hala korkuyorum; ama bekleme sürecindeyiz bakalım görcez.

    Dün çok üzücü bir olay oldu malum ve 11 bayan arkadaşımız uçak kazasında aramızdan ayrıldı.Yazılanları büyük bir üzüntüyle okudum.Her şeyden önce onları kaybeden acılı anne babalar arkadaşlar çocuklar yani aileler varken, hadsiz hadsiz yorum yapanları anlamlandıramadım, neymiş efendim kültürümüzde bekarlığa veda mı varmış, sanane be kardeşim.Giden onca can varken bu çirkin yorumlar neden, hiç mi kayıp yaşamadın hiç mi bilmiyorsun bu can acısını, hadi bilmiyorsun diyelim, ölünün hem de hiç tanımadığın ölünün arkasından konuşmak dinin neresinde var?Bir zengin kinciliği olmuş; ama inanıyorum ki sırf kıskançlıktan, aynı imkanlar kendisinde olsa çarşıya helikopterle gider.Ne ara kaybettik böyle insanlığımız?Şehitlerimiz varken onlar eğlenmeye gitmiş oh olsunmuş, sen ne yapıyordun o arada namaz mı kılıyordun sosyal medyada?Okudukça, gördükçe midem bulanıyor, böyle insanların varlığını kabullnmek istemiyorum.

    Kayıplar kaybedenler için inanılmaz acı verici sayın okuyucu.Böyle zamanlarda paylaşmaya çalışmak destek olmak çok önemlidir.2 gündür evde yalnızım ve boyuna bu olanları düşünüyorum, belki de yarın şu hayatta olmayacağımı ya da sevdiklerimin olmayacağını, düşündükçe bir canım acıyor; ama her zaman söylenen bir şey var ne kadar uyguladığımız muamma, yarın ölecekmiş gibi yaşa!


21 Şubat 2018 Çarşamba

Dediğimi Yap, Yaptığımı Bir Düşün

    Merhabalar sevgili blog alemi, şimdi sizlerle yanlış yaptığımız şeylerden birini paylaşmak istiyorum, 'dediğimi yap, yaptığımı yapma'.

    Hepimiz başkasına tavsiyeler veririz, vay efendim şunu yapma, şu doğru değil bu yanlış hareket falan da filan diye; ama kaçımız uyguluyoruz o meçhul.Tatlı bir örneklendirme yapayım şimdi.Ben biraz abur cubur düşkünüyümdür, hatta biraz fazla, mesela sevdiğim şeyler hep sağlıksızdır.Sebze sevmem, yağsız ya da salçasız yemeğe elimi sürmem, dolabımda bir sürü bir sürü çikolata vardır her zaman. Arkadaşlarım bize geldi çocuklarıyla, bende dolabı gösterdim bak dedim burada bir sürü şey var istediğini yiyebilirsin, hemen annesi yani arkadaşım atladı, bunlar zararlı şeyler di mi kızım fazla yemememiz lazım, evet anne dedi yemememiz lazım, bir şey aldı kapadı dolabı.Yemek yedik, üstüne tatlıyı da patlattık, bana yetmedi sanırım açtım dolabı bir çikolata aldım, arkadaşımın kızı ben de istiyorum dedi, olmaz dedi annesi sağlığa zararlı, çocukta diyo 'ama Meltem teyzem yiyor!'.Ben şok, ne diyeceğimi bilemedim:)O zaman ben de yemiyim sağlığa zararlıysa dedim, bıraktım.Dolaptakileri ne yapcaz, onlar sağlıksız bana aldın ama benim yememem lazım diyor.Ben sonra yerim dedim, ay demez olaydım, o yerse ben de yerim diye olay çıkardı resmen.Ertesi gün 2 saat kadar benimle beraber kaldı, kahvaltımızı yeni yapmıştık abarta abarta nutella yedik, yetmedi üstüne çikolatalı süt patlattık, bak dedim annene söyleme o kadar çikolata yediğimizi tamam mı, tamam dedi.Akşam annesine diyo, anne biliyor musun biz çikolatalı süt içtik.Bakış attım ona en keskininden, pis ispiyoncu:)Dondurma çıkardım dolaptan, kimler yiyor diye sordum azar yedim resmen.Meltem teyze ben zaten hastayım öksürüyorum dondurma mı yenilir diye, çok bilmiş ne olacak.

   Bu en basit örneklendirmlerden biri; ama bu bile gösteriyor ki başkasına yapma dediğimiz şeyleri kendimiz yapınca dediğimiz şeyin bir anlamı kalmıyor, hatta karşıdakini daha fazla teşvik etmiş oluyoruz.Eğer kurallar koyuyorsak biz de o kurallara uymaya gayret etmeliyiz, değil mi???


15 Şubat 2018 Perşembe

Afyon Notları 1

    İnsanoğlu yaşadığı hayatın bir tık üstüne geçtiğinde bile hemen adapte olabilip eski hayatını çok çabuk unutabiliyor sayın okuyucu.Rahatlık değişik bir durum, insan bir buldu mu kaybetmek istemiyor, hatta hep fazlasını da isteyebiliyor.

    Gelelim örneklememe, ailem mezuniyetim için okuduğum şehre gelmişti, onların arasında amcamın torunları da vardı.Onları karşıladım eve çıktık, kardeşimle amcamın torunları eve bir baktılar dudak büzdüler, ne kadar kötü bir ev, eşyalar hep eski dediler.Durdum bi an, ne sanıyodunuz be dedim, ananızın evindeki gibi sıfır eşyalarla mı dolacak öğrenci evi, siz üniversiteye bir gidin de görün bakalım.Ne aşağılanmışım yahu bak hala unutamamışım:)Oysa ki bence evimiz gayet şirindi, bakııınn bu da benim odamdı mesela :)






    Oturma odamız vasattı evet göründüğü gibi; ama biz onu çamaşır ütü odası olarak kullanıyorduk, evi taşıdığımız gün arkadaşlar yemek yemişti(gelenlere çiğ köfte paytırmıştık) orada görüldüğü gibi, zaten daha da evimize erkek giremedi:) Aile apartmanında oturuyorduk ve ev arkadaşlarımla karar almıştık, sadece kızlar gelebilir diye.


     Aradan 4 sene geçti, geçen haftalarda kardeşimin İstanbuldaki öğrenci evine gittim birkaç saatliğine, kardeşime de takılmayı severim dedim ki ay Seroş bu ne böyle, ne biçim ev, mikrop kapmam değil mi :)Gülüyor yaa abla diyor.Çay bardağını değiştireyim mi diyor, yok ya diyorum bulaşık makinen bile yok, yorma kendini içerim ben tek bardakla:)Evet bazen gıcık, çekilmez bir abla olabiliyorum, daha birkaç sene öncesine kadar benim de öğrenci olduğumu unutmuş gibi dicem; ama yok benim evim hep temizdi, temizlik günümüz vardı, salı günüydü.3 kişiydik evde, herkes ikişer gün yemek yapardı, temizlik günü çok yorulduğumuzu düşünüp dışarıdan söylerdik, vay be ne günlerdi, özledim sanırım o günleri.Tam şurada yazmayı bırakıp ev arkadaşlarımın olduğu gruba yazdım,  eski günleri konuştuk, fotoğraflarda gezinirken birkaç kişiye daha fotoğraf attım bayağı bi zaman geçti muhabbet etmekle bugün:)

    İnsanoğlu rahata çok çabuk çalışıyor be okuyucu, alıştığı şeyin eksikliği insana çok koyuyor.Hep derim, Rabbim kimseyi alıştığı standartların altına düşürmesin; çünkü düşününce gerçekten çok zor.

Kendimi şımartayım son olarak, ben herkesten erken terketmiştim şehri Amerikaya gideceğim diye, o yüzden beni uğurlamaya bayağı kalabalık bir grup geldi, bir gözyaşı bir sel Allah'ım dedim ne seviliyorum:)En çok beni seviyorsunuz di mi diye sorardım hep, hatta grubumuz vardı whatsapta en çok Meltem'i seviyoruz diye:D İnanmıyorsanız alın size bir sürü foto, hepsini çok özledim.Eti Tutkunun esprisi de şudur, 4 sene otobüsle gittim geldim 4 sene Tutku ikram etmekten vazgeçmediler:s Sülalem rahat yazısını tutan da kuzenim, benim ardımdan geldi aynı bölüme:)







Ağlayacağım şimdi, giidiyorum ben

12 Şubat 2018 Pazartesi

Birlik Olalım mı

        Vatanını seven herkesin boğazı düğümleniyor şehit haberleri karşısında  biliyorum.Terör lanetleniyor.Bir yabancı olmamıza rağmen canımız o kadar yanıyorken, şehitlerimizin ailerinin acısını tarif etmeye kelimeler yetmez.Anne,baba, eş, kardeş ya da çok yakın olduğu birini kaybeden anlar ancak.Biliyorum, yüreğin nasıl yangın yerine döndüğünü, biliyorum burun direği sızlamasının mecaz olmadığını.

     O kadar zor zamanlardan geçerken, insanların birbirine girmesini anlayamıyorum.Öncelikle bu zamanlar her zamankinden daha çok birlik olma zamanı.Operasyona sadece AKP'li olan askerler gitmedi.Bu ülkenin cumhurbaşkanı bile CHP'li vekile  "Ulan ahlaksız sen sıcak yatağında yatarken o ÖSO'lar benim Mehmet'imle beraber senin kol kanat gerdiğin teröristleri yok ediyorlar"
(Kaynak: CHP eski yöneticisi Afrin'de şehit oldu), diyor. Geri kalan siyasilerin al birini vur ötekine, her gün bir ağız dalaşı, birlik ve beraberliği tahrip etmeye yönelik konuşmalar.Düşmanlar genelde BÖL, PARÇALA, YÖNET taktiğini uygularlar.Bölündük, parçalanıyoruz uyanın artık.Bu topraklara giren olursa bir gün aa bu AKP liymiş, a bu MHP, öteki CHPli diye ayrıştırmayacaklar bunu anlayın bir.


    Bir deli olduğum nokta da şu 'bordo klavyeliler', oturarak vatan millet kurtarıyorlar resmen.Haberlere bakıyorum arada sırada, neymiş şu ünlü şehitler için paylaşım yapmamış, hemen linç edelim, vay efendim şehit varken kendi fotoğrafını atmışta gülmüşte, sanane.Paylaşım yaparak mı birlik sağlanıyor, ülke sevilmiş oluyor.Adam kafede oturmuş arkadaşlarıyla muhabbet ediyor, a şehit deyip paylaşım yapıp altına bir sürü şey yazıyor, sonrasında muhabbetine kaldığı yerden devam, a paylaşımımı kaç kişi beğenmiş diye kontrol ediyor; ama paylaşım yaptığı için o vatanını seviyor sayılıyor, yapmayan hain, ne kadar saçma salakça yani ne diyebilirim, nasıl ifade edebilirim cidden bilmiyorum.



     Neden anlamak bu kadar zor, bu vatan hepimizin.Ayrıştırmıyorum, ne inancına ne siyasi görüşüne ne de başka bir şeye göre.Bir olmak bu kadar zor olmamalı, ayrışmayalım artık, ayrıştırmalarına izin vermeyelim, kendini bilmez siyasiler kendi aralarında çarpışıp dururken olan bizlere oluyor.Lütfen; ama lütfen artık herkes bir düşünsün.


Şu türkü içimi o kadar dağlıyor ki;


9 Şubat 2018 Cuma

Basamakmışım Meğer

      Bazı insanlar vardır, amacına ulaşmak için her şeyi yaparlar.Hani derler ya aşkta ve savaşta her şey mübah diye, aynen öyle davranıyorlar.İnsan hayretler ediyor, takdir edesin geliyor bazı çabalar karşısında; ama ne zamanki sonuca ulaşıyorlar tata taa taamm, gerçek yüzler ortaya çıkıyor.

      İnsan yanılmak istiyor bazen, özellikle karşısındakini sevince.Bu uğraşlar bu çaba kendisi için sanıyor, bir araç olduğunu farkedemiyor ya da kondurmak istemiyor.Suç kimde bu durumda, kullananda mı kendini kullandırtanda mı?Ben hep kullanılan bir insan oldum; çünkü istediğim kadar kararlı olayım, karşımdaki benden özür diledi mi ya da üzgün olduğunu az belirtti mi yumuşuyorum, sert kalamıyorum soyadımın aksine.Bazı zamanlar olmayı isterdim dediğim dedik, doğrularından şaşmayan biri; ama her zaman öyle olan insanlar da bana çok can sıkıcı geliyor.Bir gün ,eskiden çok yakın olduğum birini çok özledim, normalde de özlüyordum; ama artık taşma noktasına geldiğimde aradım, konuşabilir miyiz dedim, bana demediğini bırakmadı, ağlattı bir sürü, tamam dedim o zaman demek ki hiç değerim yokmuş artık, bundan sonra ben de oralı olmayacağım ve bir gün bir mesaj geldi karşı taraftan.Canımı o kadar yakmıştı ki ben de onun gibi olacağım dedim, umursamayacağım; ama yapamadım, özür de dilemedi hani; ama tepkili olmam ne kadar sürdü söylememe gerek yok herhalde, tahmin edersiniz ki minimum ve sonuç ne oldu biliyor musunuz, benimle işi bittiğinde yine o değersiz Meltem oldum.

       Beddua etmem ben, biliyorum dönüp dolaşır beni bulur.Hep aynı şeyi söylerim ama,  keşke bana yaşatılanları aynı şekilde karşı tarafa yaşatabilsem ve böylelikle yaptıklarının farkına varsalar.Ben susarım böyle zamanlarda, ağlarsam da kendi kendime ağlarım, kimseden teselli beklemem; ama sizden bir ricam var, kendi amaçlarınız için başkasını ezmeyiniz.

   

8 Şubat 2018 Perşembe

İç Döküş

        Sırtımda karıncalar dolaşıyor sanki, yetmezmiş gibi kanımı içiyorlar.Kanım çekiliyor, sırtıma bir basınç uygulanıyor sanki, kalkmaya halim yok.Herzamanki gibi gece uyuyamadım, döndüm durdum, düşünceler üzerime üzerime geldi.Yapmayacaksın dediğim, kendimi eğitmeye çalıştığım konularda yanlışlar yapıyorum yine, beni mutlu etmese de.Kendimi hayatımın merkezine koyamıyorum, bu yüzden kırılıyorum insanlar tarafından.Bugün işe gelmek istemedim, uykum yoktu, düzensiz soluk alıp verişlerim, yine omuzlarıma yükler bindirmiştim.

     Biliyor musunuz, artık insanları anlamaya çalışmıyorum, yani genel olarak değil, insanların içinde bulunduğu durumu düşünüp yardım etmeye çalışıyorum tabi; ama bana kötülük eden insanların ne düşündüğünü neden öyle davrandığını düşünmeyi bıraktım; çünkü daha önceleri çok kafa patlattım, olmadı kendimi yemekten başka bir işe yaramadı, canım ne kadar yansa da yapmayacağım türden şeyleri anlamaya sınırlarım el vermiyor.

   Hep böyle oluyor, ne zaman düşsem kalkmak için bayağı bir çaba sarfetmem gerekiyor ve bu durumda kimsenin yardımı etkili olmuyor.İnsan kaç defa düşer diye bir soru sormayacağım, biliyorum hayat engebeli bir yol.Acayip bir müşterim var, hafızası korkunç derecede iyi, mesela ona ürünlerimin katologunu uzattım, bir kez baktı ve kapadı, sonrasında yaz dedi bana şu takım şu kod, bakalım dedim isterseniz ürüne emin olmak için şaşırmayın isimleri, gerek yok hepsi hafızamda dedi.Siz diyor 2010 senesinde şurada şu firmanın karşısında fuara katıldınız, 2011de şurada, böyle hayretler içerisinde bıraktı beni.Yüklemesiyle ilgili bir şey sormak için aradım, normalde çok konuşmaz da konuşturmaz da, sesimden neyi algıladı bilmiyorum; ama bana dedi ki

'Sit back and enjoy this long journey called: LIFE' yani demek istiyor ki arkana yaslan ve adı Hayat olan bu uzun seyahatin tadını çıkar.

   Ne oldu da bunu dedi, ne anladı hiç bilmiyorum, ben ona sadece yükleme yapılabilmesi için, paranın hesabıma düşmesi gerektiğini söylemiştim, ha bi de şunu söylemişti, türk kahvesinin ve Atatürk özgürlüğünün tadını çıkar.Bi gülümsedim, sen ne biliyorsun Atatürk'ü asla demem, öyle derin biir tarih bilgisi var ki benden çok biliyordur yani.Neyse yine bir iç dökeyim dedim, coştum da coştum.İyi oluyor öyle yazmak, önceden blogumun bağlantısı vardı instagram hesabımda onu kaldırdım; çünkü artık insanlar tıklayıp yazılarımı okusun istemiyorum, yani insanlar derken tanıdıklar, bir eşim sürekli girip okuyor ezberlediği için, o da okumasın istiyorum, değiştirilebilme imkanı varmı ki hesabımın tüm paylaşımlarımı ve arkadaşlarımı aktararak

5 Şubat 2018 Pazartesi

Huzurlu Günlerimiz Olsun Diye

      Korkuyorum.Aslında korktuğum şeyleri dile getirmekten pek hoşlanmıyorum; ama korkuyorum, sebebi ise Afrin operasyonu.Şu ana kadar kaç şehit verdik bilmiyorum; ama şehit haberi aldığım an darmadağın oluyorum.

     Ülke, bayrak benim için gerçekten çok şey ifade ediyor, yurt dışına çıktığımda bir yerde bayrağımızı gördüğümde zevkten dört köşe oluyorum, gururlanıyorum.Gel gelelim şu operasyon işleri ölümler herkes gibi benim de canımı fazlasıyla sıkıyor, buna ek olarak ailemin sınıra çok yakın, kardeşimin ise başka sınır olan bir şehirde asker olması can sıkıntımı katladıkça katlıyor.Annemle gün içinde bir kez araşırız, bir kuralı yok; ama ne zamandır hep öyle gidiyor ben işten eve gelince arıyorum, gündüz bir şey için aradığı zaman telefonu açmadan önce panikliyorum, zaten gece çalan telefonları söylememe gerek bile yok.

     Hafta başı, böyle başlamak istemezdim paylaşıma; ama içinde olduğumuz durum tam olarak bu, biz yataklarımızda rahat edelim, huzurlu günlerimiz olsun diye, kaç asker şuan dondurucu soğukta ölüme yürüyor.Ne strateji ne hükümet hiçbir şeyi eleştirmeyeceğim şuan,  sadece dua edeceğim.Sizden bir ricam var son olarak, lütfen verebilen kan versin.İyi haftalar.


2 Şubat 2018 Cuma

Hatırlamakta Başa Bela

   'Size de oluyor mu' , işte bu soru ile karşınızdayım yine.Yani ben başka türlü, dünyadan bağımsız bir varlıksam eğer bilemem; ama dünyalıysam eğer başıma gelen şeyler en az 1 kişinin başına daha geliyor olmalı.Neyse efendim uzatmadan konuya geçiyorum.


   Şimdiii, herkes dejavuyu bilir, hani şu 'ben bu olayı daha önce yaşamıştım' modu var ya işte o ki onu da çok çok yaşarım, ay Allah'ımmm sonunda kötü bir şey oluyordu diye kalbimi titretirim; ama yok onunla da alakalı değil sorum, gelin örneklendirmeyle anlatayım.Mesela geçen hafta fuar için İstanbul'a gitmiş, bir hafta otelde kalmıştım, önceki sene de, ondan önceki önceki de:)Neyse işte odama girdim ya mesela, geçen sene odamda ne yaptığımı, kiminle ne konuştuğumu, tepkilerimi aynı şekilde hatırlıyordum.Mesela bir ara gittiğim bir yer olsun, ikinciye aynı yere gittiğimde önceki gidişimdeki olayları zaten hatırlıyorum, o an ne düşündüğümü de ekliyorum üzerine.Yahu nedir bu bilgi kirliliği, zihin yorgunluğu.İyi hatıralarım varsa eğer hatırlamak hoşuma gidebiliyor; ama kötüyse kovamıyorum da, tekrar tekrar üzülüyorum, üzerine güzel hatıralar eklemeye çalışsam da bir tarafı kalıyor.

   Hadi söyleyin bakalım, bu durumu yaşayan var mı, varsa da eğer baş etmek için neler yapıyorsunuz?


31 Ocak 2018 Çarşamba

Kesintisiz Uyumak İsteyen Bir Ben

       Yorgunum okuyucu, yorgunum yorguuuun.Bu kez ruhani yorgunlukla kısıtlı kalmadım üstüne beden yorgunluğunu da ekledim.Öyleki 20 gündür nerede yattığımı bilmiyorum, gece uyandığım zaman nerede olduğumu algılamaya çalışıyorum.

   Uykularıma nazar değiyor ayrıca, eskiden ne güzel kafayı koydum mu uyurdum, telefonla konuşurken bile uyuduğum çok, o zaman kafan rahattı da şimdi çok mu dolu diye sorarsanız, hııımmm olabilir deme şansım çook yüksek.Valla ya neden bölünüyor bu uykular, uyuyamıyorum.Yorulmuyormuşum da uyuyamamam o yüzdenmiş öyle diyor bazı arkadaşlar, yahuu bıraak 2 hafta boyunca sabahın köründen akşama kadar sürekli ayakta durdum da durdum, konuştum da konuştum müşterilerimle, yahu ben yorulmuyorsam kim yoruluyor, ha kiim?Geçen hafta fuar vardı mesela, çok yorucu geçiyor, gece yatağa yattığımda dön Allah dön sabaha kadar düşün dur yok uyuyamıyorum, standa gittiğim anda ise sanırsın uyku meleği uyku tozu serpiyor üzerime, bir ağırlık bir rehavet, kendi kendime gıcık oldum valla.Fuar bitti, dönüş için arabaya bindik ben kafayı dayadım ve uyumuşum:)Dün patronum uyu dinlen çok yoruldun dedi, nasılsa hemencecik uyuyosun dönüş yolunda pat diye uyudun, hah işte bunu söyledi ya dün yine uyuyamadım, bak daha önce de başıma gelmişti, nazar değiyor uyumalarıma, of ne çok uyuma kelimesini kullandım, Özlem gelsin de bi yorum yapsın buna.

   Buralarda havalar güzel, akşam balkonda oturdum mesela üşümedim, niye balkonda oturdum onu da bilmiyorum, hava aydınlık olunca oturmayı çok seviyorum; çünkü bahçemiz güzel, yağmur yağarken de çok severim, kar yağarken de; ama sanırım dün özlediğimden oturdum sadece.Tek başıma elimde çayım, karanlık ortam ve sessizlik, fena değildi ya.Saygılar herkese...





   

26 Ocak 2018 Cuma

Konuşmayanlar

Konuşmayı unutmuşum sanırım sayın okuyucu, ben ki pazarlamacı Meltem resmen konuşmaya üşeniyor ve bunun farkında olmuyordum.Arkadaşım bir konu ile ilgili bana mesaj attı, onun üzerinden bayağı bir mesajlaştık, sonra dedi ki farkında mısın yan yanayken bu kadar konuşmuyoruz, konuşmuyorsun daha doğrusu, mesajlaşırken daha iyisin, bi düşündüm valla ya dedim.Son zamanlarda arkadaşlarımla buluşuyorum mesela, elimde ya telefon var oyun oynuyorum ya da dinlemeyip her şeye kafa sallıyorum he diyorum, fotoğraf çektircezya ama hemencecik 32 diş modunda acayip adapte oluyorum:)Zamanında çok mu konuştum ki , çok mu yoruldum, bir dinlenmek mi istiyorum acaba, bilemedim,iyiyim ama sorun yok.Bi olay duymuştum kadının biri insanlarla muhattap olmamak için 20 küsür senedir kör taklidi yapıyormuş, ay ona mı benzedim acaba ben?(Haberi atamıyorum telefondan yazdığım için ekleyemedim fotoğrafları)Tamam ben bıkkınlıktan konuşmuyorum ama siz de lanet telefonlar yüzünden artık eskisi gibi sohbet etmiyorsunuz kabul edin






8 Ocak 2018 Pazartesi

Bir Can Verir miyiz ?

     Şşşşttt orada kal blogger, çok yaklaşma hastayım bulaşmasın yoksa yataktan kalkamaz, düzgün uyuyamaz, gözlerin patlak patlak dolaşırsın benden söylemesi.Sanırım nasıl olduğumu az buçuk kestirebildin şuan, hastayım ölüyorummmmmm.Yıllardır her sene grip aşısı yaptırıyorum, o yüzden burnum tıkanmıyor şükür, sadece bazen zorlanıyorum nefes alırken, o zamanlarda ise hasta değilken ki halimi düşünüyorum, ulan diyorum hiç kıymetini bilemimişim rahat rahat nefes almanın, tabi hastalık bitince bu düşüncelerimi unutuyorum.

   Şimdiii bugünkü meselemden bahsedeyim.Dün bir arkadaşım bana bir mesaj attı,Hataydaki akrabalarına yayarmısın diye sordu, mesajda şunlar yazıyordu.

ACİLL!Lösemi teşhisi konulmuş 7 yaşında bir çocuğa sadece AB rh+ kana ihtiyaç vardır.05322232887 nodan ulaşım sağlayabilirsiniz.

   Ben bunu arkadaşlarıma, akrabalarıma ilettim.Geri dönüşler oldu, kimdir nerededir diye, ben bilmiyorum arkadaşım attı banada, numaradan ulaşın dedim.Arıyorlar telefon çalmıyor.Kızılayda çalışan bir arkadaşıma da atmıştım, ilgileneceğini söyledi, yarım saat sonra mesaj attı bana, ekran görüntüsü alınmış bir fotoğraf,  fotoğrafta yazılan mesajın aynısı yazıyordu, bu ve bunun gibi mesajlara itibar etmeyin, dolandırıcı oldukları iddia ediliyor deniyordu.Bi durdum düşündüm, sinirlendim, yani nasıl dolandırıcılık yapabiliyorlar, kan alıp satacaklar mı ya da başka bir şey mi yapacaklar diye durdum düşündüm.Herkes hassasiyet gösteriyor, yardım etmek istiyor; ama olana bak.Peki bir gün gerçekten ihtiyacı olan biri için istense insanlar nasıl anlayacak?Zaman zaman hepimizin etrafındakilere lazım olabiliyor, kan bankasında kan kalmamış oluyor, nasıl bir vicdansızlıktır bu

   Çözüm ne bunun için diye düüşünüyorum, düzenli kan vermek!Ben eskiden beri hep kan vermek isterim, her gittiğimde kilom sebebiyle geri çevirdiler beni.O da çok mantıksız geliyor 52 kilo altında olmamak lazımmış, iyi de benim boyum ufak kilom bana yetiiyor, sağlıklıyım çok şükür yani benden 30 cm uzun olandan yine 52 kilo olmasını istiyorlar.Okul zamanında kampüse gelmişlerdi tabiki benden yine almadılar, bende sınıfa gidip herkesi sürükledim, yürüyün kan vereceksiniz diye, bir arkadaşımız iğneden çok korkmasına rağmen verdirttim:)Bir gün çok kararlı gittim, kilo konusundaki düşüncelerimi söyledim, bu kez de almazsanız daha da gelmem kan vermeye dedim, aldılar.Ulan bir kalktım dünya dönüyor, çaktırmıyorum da ben istedim kan vermeyi, illa bağış yapcam, yurda zor ulaştım; ama gidip dinlenince kendime geldim yani.Burada özellikle bir gün kan vermeye gittim; ama Fastan yeni geldim diye kan almadılar benden, e aktif olarak yurt dışına çıkıyorum iş için, anlayacağınız hiç kan veremiyorum.Hadi afrika dönüşü almasınlar tamam hastalık filan kapmıştır desinler; ama yani avrupa?



   Kan vermek istiyorum ben ya, niye böyle takığım bilmiyorum ama; herkes kan bağışı yapsın düzenli olarak onu istiyorum.Hem bir gün sizin veya çok yakınınızın da başına gelebilir yani, ayrıca sevap be, düşünsenize sizin verdiğiniz kan sayesinde biri hayata tutunuyor!.Eee o zaman kan bağışı yapıyor muyuz şimdi???

3 Ocak 2018 Çarşamba

Kötü Huylarımmm

    Merhaba!Dün kendimi az şımartayım  ne kadar harika bir insanım bir kez daha göreyim dedim:)Şımarttık bitti tamam; şimdi erdemli olup kötü huyları ifşa etme zamanı.


   1.Bağımlı kişilik tam da bugün sevgili Yurdagül abla o konu ile alakalı şu yazıyı yazmış.
   2.Karamsarlık, hemen her şeyin en kötüsünü düşünürüm, sanki benim hayatımda iyi bir şey olamazmış gibi.
   3.İnatçılık, bir şeye inat ettim mi kimse benim inadımı kıramaz( bazen aşırı sevdiklerim kırabiliyor; ama aşırı olması lazım)
   4.Somurtkanlık, bir somurttum mu bitmiştir gülmez o yüz, istediğiniz kadar şaklabanlık yapın, bir ara patronum bile bezdi benden.
   5.Sıkılganlık, çok heveslendiğim bir şey olsa bile belirli bir süre geçtikten sonra sıkılırım.
   6.Kıymet bilmeme, elimdeki değil de sanki hep komşudaki daha güzelmiş gibime geliyor.
   7.Ani tepki, ilk sinir anında asıp keserim, sonrasında puuff diye sönerim.
   8.Sabırsızlık, bir şey istediğim zaman ya da bana söylendiği zaman hemen yapılsın isterim, beklemeye tahammülüm yoktur.
   9.Kendi içimde yaşama,etrafımdaki herkesin şikayet ettiği konulardan biriridir, canım sıkkınken kendimi kapar, kimseye bir şey anlatmam ya da öyle bir gülerim ki çok nadir de olsa ağlamamak için güldüğümü farkeder bazıları.
   10.Savaşmam, çok yorulmuşsam eğer haklıysam bile karşımdakine tamam derim sonunda kendimin yanacağını bilsem bile.

    Bugünlük bence 10 kötü huy yeter, zaten çok takipçim yok olanı da kaybetmeyelim :)

Görüşürük.


2 Ocak 2018 Salı

İyi Huylarım - 1

   1 Ocak sabahı uyandım aa aa her şey aynı, hiçbir şey değişmemiş, savaş bitmemiş, herkes birbirini sevmemiş, olur mu amaa o kadar şey dilemiştim, bildiğin hiç oldu :)Şaka şaka tabiki de ansızın dünyanın pembeye boyanacağını düşünmedim, ne yazsam ne yazsam diye düşündüm, kendimi pohpohlayayım bari dedim, iyi özelliklerimi yazayım, siz de beni şımartın tamam mı, mutlu edin, mutlu olun felsefemiz bu olsun, bulaştıralım:)



   1.Hoşgörülü bir insanım, yani hemen yargılama yoluna gitmem, dinlerim anlamaya çalışırım.
   2.Uyumlu bir insanım, sırf ben sevmiyorum diye arkadaşlarımın sevdiği ve beraber yapmak istediği aktiviteleri baltalamam( bazen surat asabiliyorum; ama yapıyorum)
   3.Bana yapılan iyiliği karşılıksız bırakmam, yapabileceğim bir şey yoksa hediye alırım :)
   4.Bana ne yapmış olursa olsun karşımdakine beddua etmem, sadece ne yaşattıysan yaşa derim ya da Allah görüyor, o bilir ne yapacaığını :)
   5.Kin tutmam, ani bir şekilde sinirlenir sonrasında unuturum(bazen 1 saatten az bile sürüyor)
   6.Yediğim çanağa pislemem, artık uyuşmasakta daha önce ekmeğini yediğim, iyiliğini gördüğüm insana nankörlük yapmam.
   7.Yaşananlara saygı duyarım, ister eski sevgili, ister eski bir arkadaş olsun, yine de yaşadığımız güzel günler hatrına saygı duyarım, inatla kötüleri hatırlamak istemem ve de kötülemem.
   8.Yufka yürekliyim, çok kızsam da kıyamam kimseye.
   9.Paylaşmayı severim, ihtiyacı olana bir eşyamı vermenin yanı sıra çok isterse hediye de ederim(kardeşim ısrarla kot ceketimi istiyor; ama vermiyorum aynı zamanda, para verdim git al dedim banane :D )
   10.Kötülüğe kötülükle karşılık vermem, susarım.
   
   Tabiki de daha çok iyi tarafım var:D Bugünlük 10 tanesi ile idare edelim, daha sonra tekrardan kendimi över, şımartırım.Ha kötü özelliklerim de var; ama şuan yazasım yok:) Bir de kötü huylarını kabul etmek erdem işi yani, ben de erdemliyim şimdi Allah var:) ama hayııır bugün değil sonra yazacağım.

   Noel baba gelmedi bu sene, sanırım videodaki abi engelledi, puuu sana abi hediyeden ettin bizi :)