Hakkımda

Fotoğrafım

Deneyimlerim, üzüntülerim
, dileklerim burada sizlerle:) neşeli ol, hayatını yaşa;)

11 Ekim 2017 Çarşamba

Hayat Hepimize Güzel Olsun

   'Hayat sana güzel be', dedi bana.O an kafamdan milyon tane şey geçti, ışık hızından daha hızlı olan bir şey bu, anlayamazsın.Gülümsedim ve 'hayat yaşamasını bilene güzel' dedim.

   Farkında mısınız hep başka insanların hayatına özenir, kendimizinkini beğenmeyiz.Büyüklerimiz komşunun tavuk bize kaz görünür demişler, doğru demişler valla.Kimin ne yaşadığını bilmeden, neler çektiğini bilmeden güzel görünen yanlarına özenir dururuz.Mesela ben, evet bazen surat asma huyum vardır, eskiden daha fazlaydı canım sıkkınsa etrafımdaki herkese zehir ederdim ortamları; lakin büyüdüm, şimdilerde kan kussam kızılcık şerbeti içtim diyorum.Müşterilerime, patronuma, etraftakilere gülümserim; çünkü bence artık ben profesyonelim:)Onlar da beni böyle görünce, hiçbir derdim tasam yok sanıyorlar.Mesela kafamı yastığa koyduğumda kaç bin tane şey düşünmüşüm, gözyaşlarımı farkettirmeden nasıl akıtmışım kimse bilmez.Bilmelerine de gerek yok zaten.



         İnsanlar görünene aldanıyorlar.Bu durum da sosyal medyanın da etkisi çok; çünkü herkes gülerken pozlar veriyor acayip eğleniyorlar:)Sosyal medya kullandığım zamanda da pek aktif değildim, yurtdışına çıktığımda fotoğraf atardım, arkadaşlarım yazardı yine, hayat sana güzel be, yaşıyosun bu hayatı kıskanıyoruz diye, ulan diyordum çalışıyorum ben burada elimde kocaman bir valiz tüm gün müşteri geziyorum, ama orasını kimse düşünmüyor tabi neden; çünkü ben geziyorum!Bir gülme tutuyordu beni böyle durumlarda, ben kadere isyanları oynarken birileri bana özeniyor, vay anasını sayın seyirciler.

Görünene aldanmamak lazım sevgili okurum.Hep başkasının hayatına özenmekle olmaz bu işler.Sait Faik demiş ki ,Dünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey üzgünüm Saitciğim bence kendini ve hayatını sevmekle başlayacak her şey.Oturup başkasının hayatına özenmek yerine, kendi hayatınızı inşa edin, ha olmazsa da en azından uğraşmış olursunuz:) 

Aynı fotoğrafta dediği gibi ' sadece arkanıza yaslanıp oturup beklemeyin, kendi geleceğinizi kendiniz yaratın'

6 Ekim 2017 Cuma

Öğrenci Oldum Beeen

    Herkese kocaman bir merhaba.Başlığım direk konuyu anlatıyor öğrenci oldum beeen.Hem de üniversiteden mezun olalı zaten 3 sene olmuştu.

    Aslında ben azimli bir öğrenci değilimdir, aman çalışayım, aman bir okul daha bitireyim kariyerime katkısı olsun diye düşüncem olmadı.Aslında üniversite zamanında bir düşündüm halkla ilişkiler okumayı; ama zor geldi sonrasında insan kaynakları uzmanlığı kursuna gitmiştim, ha bu arada ben sağlık kurumları yöneticiliği okudum 4 sene Afyonda.O zamanlar okuyayım demiştim; ama harç ödemek zor geldi bi.Ondan sonra İnegöl'e geldim, ilk sene kayıt olayım dedim; ama İnegölde bürosu yok Anadolu Üniversitesi'nin, Bursa merkeze gidip uğraşmaya üşendim.Her sene ygs ye gireyim diyorum başvuruları kaçırıyorum, geçen sene başvuracaktım açıköğretim fakültesine yine unuttum.Bu sene yine unutmuştum dün sevgili kahve yazı paylaşmış, yarın son gün demiş, yahu dedim daha erken değil mi zamanı var, sonra bir düşündüm ulan millet ilk döneme başladı zaten nesi erken diye, hemen siteye girdim ve şipşak internetten kaydımı yaptım, vesikalık fotoğraf eklememizi istemişler bilgisayarda ne arasın vesikalık, 2 sene önce fuarda çektirdiğim bol gülüşlü bir fotoğrafı ekledim oraya, ne yapayım yani.

   Bugün gittim taaa Bursa merkeze, yaptığım plana göre 12 ye 20 kala orada olacaktım, işim 10 dakika sürse, iyi iyi öğle arasından önce işlerim bitmiş iş yerine geri dönmüş olurdum.Oraya bir vardım, uuhh o da ne bu kalabalık ne, ne sorumsuz insanlar o kadar kişi neden son güne bırakmış yani bu kayıt işlerini hayret bir şey ya.Gittim sıra aldım önümde 75 kişi var, neyse dedim madem süre o kadar uzun zaten emniyette bir işim vardı buralarda bi emniyet müdürlüğü  bulayım en azından zaman geçsin.Gittim emniyete; lakin işimi çözemediler, nasıl olsa öğle arası işlem yapmazlar diye bir kahvaltı yapayım dedim oturdum yedim bi gittim tekrar büroya anaa bunlar öğle tatili yapmamış işlemler bitsin diye, benim sıram da geçmiş, oysaki hemen büronun yanındaydım kafede, neden bakmadım diye kendime kızdım tekrar sıra aldım bu kez önümde 105 kişi vardı, bir sinirlendim amaan dedim okuyacağım okula da, sonra bi sakinleştim, aklıma rüyam geldi.Geçen hafta bir rüya gördüm, tercih yapacakmışım, istediğim herhangi bir bölüme yerleşebiliyormuşum; ama bizimkiler illa Mersinde okuyacaksın diyorlar, tamam diyorum; ama okuyacak bölüm bulamıyorum vay efendim öğretmenlik okumam kpss var mühendis olmam şu var diye, paylaşım yapmayı düşündüğümde aklıma geldi rüyam.Geçen hafta da üniversiteden bir arkadaşımla konuşuyorum öğrenci olmayı özledim demiştim, tabi öğrencilikten kastım ders çalışmak değil, zaten okuldayken de ders çalışmazdım ben, sınav sabahı kalkar bakardım ve de sınavdan önce milleti dinlerdim.Bence en iyi çalışma taktiği sınavdan önce aşırı inek öğrencilerin yaptığı ders tekrarlarını dinlemek:D

   Neyse işte öğrenciliğe özlemim vardı diyorum; ama bu özlem aslında avareliğe.Okula git gel, para aileden ye gez iç, sorumluluk yok, senede gireceğin birkaç sınav amaaaan nedir ki.Nasıl hızlı gelişti ya dün bu saatlerde aklımda bile yokken şuan tekrar öğrenciyim, buradan tekrar teşekkür ediyorum  ve de takip edin diyorum Kahve Molası'nı.

Son söz: sınav bürosundakiler en kısa sürede fotoğrafımı değiştirmemi söylediler:D bir de 7 buçuğa kadar çalıştığım günlerden nefret ediyorum söyleyeceklerim bu kadar :)

4 Ekim 2017 Çarşamba

Bana Çocukluk Günlerimi Versinler

   Yaşlanıyorum sayın okuyucu; çünkü artık 'bizim zamanımızda! diye başlayan cümleler kurmaya başladım.Bizim zamanımızda çocuklar sokakta oynardı, annelerimiz eve çağırsa da duymazdan gelir ya da duyamayacağımız yerlere giderdikte duydu da gelmedi diye evde olay çıkmasın:)Şimdiler de ise durum tam tersi, bilgisayar başından kaldırılmaya çalışılıyor çocuklar.


Üzülüyorum, elimde değil üzülüyorum şimdi ki çocuklara; çünkü sokak kültüründen uzaktalar, sürekli ellerinde tablet, telefon.Susmaları için bir çözüm, yemek yemeleri için bir çözüm olarak gösteriliyor.'Benim oğlan pepeyi açmadan yemek yemiyor', annen sana nasıl yediriyordu zamanında acaba.Biz eskiden bilirdik haftasonları veya yaz tatillerinde, erken uyanırsak eğer çizgi film kuşağına yetişebileceğimizi bilirdik, kükreyen aslanla başlardı caaağnıım çizgi filmler.Ekranda gördük mü kilitlenirdik, bitene kadar da mahallede hiçbir çocuk sokağa çıkmazdı.
Çocukluk hayallerimden biri Tom ve Jerry deki biftekten yemekti; ama eve hiç öyle biftek gelmezdi,bizim kasapta hiç işten anlamıyor canıııımmm.Bir de Tolga abi ile Hugo vardı, bir kez bile izin vermemiştir annem aramama, çocukluk acımdır mesela:)
Bunlar bitti mi sokağa bir fırlayışımız var, sözleşmemize gerek yok; çünkü çizgi film kuşağı bitmiş artık anne kuşağı başlamıştır,  öyle bir koşardık ki...
Bizim mahallede kız çocuğu pek yoktu, çoğu da akrabamdı zateb küçük yerde yaşıyorduk.Mahallede tek tük kız vardı bizim yaşlarda olan 3 kişiydik.Biri amcamın kızı Seçil, yengem onu oyuncak süslü bir bebek gibi yetiştirirdi genelde o yüzden evde bebeklerle oyuncaklarla oynardı, Alev vardı komşunun kızı o da pek mızmız, mahallenin erkek fatması bendeniz:)Belimde boncuklu silahla savaş oyunlarından geri kalmazdım, çelik çomakta en çok uzağa ben atacam diye inletirdim ortalığı(atamadı), bir bilye oynamayı beceremezdim.Beceremiyorum bir de kızım diye Alev'in abisi benimle dalga geçerdi, aynı yaşta; ama farklı sınıflardaydık.O zamandan bir feministlik damarım var, ne o sadece erkekler mi yapabilir, erkek yaparsa ben de yaparım filan diye, bir de milletin içinde benimle dalga geçti diye intikam planları hazırlıyorum.

Tata ta taaam, bulduum.Buldum seni pislik diye gülmeye başladım.Kamış bitkisini bilirsiniz heralde, dedem bize sepet örmek için kamış toplamıştı bir yerlerden, ben de gittim buldum.Aldım yanıma bir bıçak ince ince sivri sivri parçalar haline getirdim.Başladım bir çukur kazmaya, öyle çok büyük değil bacağımın yarısını sığacak derinlikte.Kazma işlemi bitince o kamışları tek tek dikmeye başladım çukurun içine, sonra üzerine su döktüm bir de üzerine naylon poşetimsi bir şey koydum ki farkedilmesin.Geriye çocuğu yani Tolga'yı bu tarafa çekmek vardı.
Elimde dinamit var ooğğluuuumm sen mum san da üfle:)Kızdırdım onu peşimden koşmaya başladı, güya oyun oynuyoruz, görürsün oğlum sen, sen misin kızım diye benimle dalga geçen, erkek oyunlarında işi yok diyen, bir koşuyorum sanırsın maraton.Hazıraladığım tuzağa doğru gittim tam önüne geldim, bir kıvraklıkla atladım oradan; ama Tolga ah zavallı çocukk bacağını çukura teslim etti, tek bacağı çukurun içinde kamışların verdiği acıyla kendini yerden yere atıyor.Noooolduuuu süt çocuğuuuuu, ne oldu oğlan seni, gördün mü kız çocuğunu
Şuan hala gülüyorum, tamam yaptığım doğru bir davranış değildi; ama çok damarıma bastı ne yapayım.Meltem Sert'im oğlum ben sen hayırdır ya.Annesi uzun süre bizimle oynamasını yasakladı, aynı mahalledeydik, ben okul değiştirmiştim ortaokulda uzun bir süre görmedim, yıllar sonra gördüğümde çok yakışıklı bir çocuk olarak karşıma çıkması kaderin bir cilvesiydi  heralde:)

Ben anılarımdan sadece bir tanesini anlattım ve geçmişe gittim güldüm, özledim.Şimdiki çocukları düşünüyorum ne hatırlayacaklar acaba, bilgisayar oyununda şu levele kadar gelmiştim( hiçbiri de bir süper mario değil ha), tabletimin modeli şuydu filan.Tamam aileler artık sokaklara güvenmiyor, bir anlamda haklılar; ama bu kadar teknolojik bir çocukluk nedir ya, çocuklar anne babalarından çok telefon ekranını görüyorlar, ya hep beraber ayrı ayrı ekranlara bakıyorlar.
Çocukları bunlara alıştıranlar aileler.Valla herkes bir düşünsün derim.Eline telefonu veriyorlar, tableti veriyorlar sırf sussun diye, e malum aileler de hep telefonlarıyla ilgileniyor, sosyal medyasıymış bilmem nesiymiş.Bir karikatür vardı bulamadım, çocuğun her hareketinin fotoğrafını videosunu çeken bir anne baba ve sürekli telefonu gördüğü için anne babasının kafasını telefon ekranı olarak gören bir bebek.Evet her güzel anı yakalamak istiyorsunuz ona eyvallah ben de isterim herhalde; ama çocuğun yanında o kadar telefonla oynamak, çocuğun eğlencesine ortak olmak değil de onu sosyal medyaya yüklemeye çalışmak çocuğunuzu da itiyor.Çocuğum telefon tablet bağımlısı oldu diyorsunuz, neden acaba???Çocuklara çocukluklarını yaşatalım, bırakın sokak kültürünü yaşasınlar öğrensinler, ileride istemeseler bile zaten bu teknolojik dünyaya ayak uydurmak zorunda kalacaklar.Son olarak, KEŞKE dönebilsem o günlere, oooof offff

27 Eylül 2017 Çarşamba

Vazgeç Gönül

   Heyecan, güzel heyecanlar ne güzeldir öyle değil mi.Aklımız genelde aşka gidiyor heyecan deyince.Aşkla sınırlı değil tabi ki; ama kabul edelim en güzel heyecanlarımızdan biridir.Böyle kalbimiz bize ait bir parça değil de, bağımsızlığını ilan etmek isteyen bir eklenti gibi, sürekli dışarı dışarı kocaman kocaman atar.Bazen korkuyor insan hep böyle elim ayağım mı titreyecek diye; ama aslında korkumuz bunun tersine dönmesi olmalıymış, bilememişiz.

   İnsan birini sevince hep onun kalacak zanneder, aksini düşünmek tabi ki olmaz, olamaz yani; çünkü o olmazsa eğer işlevini yitirirdi beden, olamazdı yani ölmezdik yaşardık; ama aslında yaşayamazdık, daha doğrusu hissedebileceğimiz tek şey canımızın acısı olurdu.Yoksa sadece biz mi öyle düşünüyorduk ha ne dersiniz?Misal ben böyle kafamda hemen 80 yaşı kuruyordum, o zaman nasıl olacak, ne yapcaz diye; lakin ayrıldık..Hep sürecek sandığım şey bir anda tuzla buz olunca kanım çekildi sanmıştım, ellerim ayaklarım uyuşmuştu.Açlık hissetmiyordum mesela, üzerime bir ağırlık koymuşlar da ayağa kalkamıyor nefes alamıyordum, sürekli uyumak istiyordum, ki uyuyordum da.Birkaç gün boyunca uyanık olduğum saatler toplamda 10 u geçmemiştir, ilk kez o kadar uyuduğumu bilirim.Ama düşününce insanı ayrılıktan daha çok acıtan şeyin ne olduğunun farkına varıyorsunuz.Üzüntünün tek taraflı olması!Yani şöyle bazen karşılaşıyoruz, karşılıklı sevmenize rağmen bazı sebeplerden ötürü ayrılıyorsunuz, öyle olunca da üzülüyor insan; ama en azından o da seviyor diye teselli ediyor kendini; ama siz kendinizi harap ederken karşı tarafın sizi hiç umursamaması, işte tam orada bir şeyler saplanıyor insanın içine.İnsan kendini kandırılmış, kullanılmış, ihanet edilmiş hissediyor.Düşünsene o kadar güzel şeyi tek başına yaşamadın sen, o zaman neden, ne çabuk unuttu diye diye kendini yiyip bitiriyor insan.

   Düşünüyorsun, aslında bana kötü davranıyordu, beni artık önemsemiyordu, bana eskisi gibi bakmıyordu  diye; ama beynimizin oyunu bu ya, döne döne sadece güzel hatıraları anımsatıyor.Ooff Allah'ım  nidaları.Karar alıyorsunuz, tamam bitti, bir daha düşünmüyorum, yoluma devam etmeliyim diye, sonuç???İnsan içinde bitiremiyor, zaten en büyük meselemiz o, bir de sanki hep dönecekmiş gibi yaşamak, yaşamaya devam etmek, sonra dada da daaaan o başkalarıyla :)Yüreğe düşen yangının acısı oowww.Unutmak, içinde öldürmek istiyorsun; ama nasııl cevabını bilemiyorsun, aslında nefret etmek istiyorsun; çünkü zaten nefret başarısızlığa uğramış sevginin de tanımıymış; ama ??

   Yukarıdaki gönderiyi çok beğeniyorum, o kadar güzel demiş ki.Aslında tüm ayrılmış insanların yapmak istediği şey diyebilirim.Sonsuza kadar süreceğini düşündüğün aşkını tek kişilik yaşadığını farkettiğin an yapman gereken artık sevmeyi bırakıp içinde öldürmektir, valla nasıl yapacaksınız ben bilmiyorum,  insanlar da farklı farklı çünkü.Dilerim herkes yüreğindeki yangını söndürebilir; çünkü onunla yaşamak gerçekten de çok zor.



26 Eylül 2017 Salı

Onlarda-Bizde:)

   Selaaam son paylaşımım da kültür farklılığına değinmiştim, dün dedim ki neden bu konuda yazı yazmıyorum; ama tam yazacaktım ki telefonum donmaya başladı filan açılmadı bende el mahkum taptaze telefonumu garantiye yolladım, haha bi de yurt dışından getirtmiştim, isterse reklam olsun ama Apple'ın bu kurumsallığı, işini çözüvermesi olayı çok güzel!Arkadaşımın telefonunu aldım o da iPhone olduğundan aynen aktardım, bir iki aksaklık çıktı ilk kez whatsapp kurulamadı kişiler gitti filan bayağı uğraştırdı beni gece.7 senedir kullanıyorum sayısız aktarım yaptım hiç karşılaşmamıştım; aman olsun ya ne yapayım bir daha indiririm, ay bu telefon yazısı oluverdi sanki tamam hemen bırakıyorum.

   Kültür demiştim kültür farklılığı, önceki gün evde otururken birden gittim harici hafızayı getirdim eski fotoğraflara bakmaya başladım.Karşıma 2014 klasörlerim çıktı bir baktım Amerika!Ah Amerika ahhh.New York'u görmek istiyordum; ama kalacak yerim yoktu orada ve inanaılmaz pahalı aynı derece de güvensizdi, o yüzden Amerikalı bir arkadaşımda kalacaktım.Gideceğim gün annesi benim için yemek verecekmiş öyle söyledi.E şimdi burada ne beklersin, sofralar kurulur donatılır maa aile sofraya oturulur falan filan, dakika 1  gol 1 baknız.

Onların deyimiyle barbekü yapıldı, herkes tabağına masadakilerden aldı ve bahçeye dağıldı, enjoy!Ertesi gün yürüyüş yapmak için ormanımsı bir parka gittik,arkadaşımın da köpeği bizimle tabiki.Her yerde sadece insanlar için değil hayvanlar için de suluk vardı.
   Eskiden bu amerikalıları donuk suratsız zannederdim, lakin yürürken neredeyse herkesle selamlaşılıyor ve ayaküstü sohbet ediliyordu, kimse kimseye hooop ne baktın birader demiyordu, hatta bakınız bu ablamız böyle gezerek bronzlaşmaya çalışıyordu, göl deniz filan yoktu yani, kimse de laf atmadı benim gördüğüm kadarıyla.Biz de kısa etek giyince darp edilir, küfür edilir, üstüne haksız çıkarılır, aranıyor denilir, hatta bazı şehirlerde bayan otobüsü diye pembe otobüs seferi başlattılar, normale binene aranıyor muamelesi yapılmaya başlandı bile, tacize uğrayınca pembe otobüse binseydin derler artık, ha bi de 5 ten sonra da çalışmıyor o otobüsler haa, mesajı aldınız mı 5 ten sonra sokağa çıkmak yok kadınlar ona göre.
Bir akşam içecekleri yiyecekleri yüklendik gittik bir araziye marshmallow partisi yapıp ateşe doğru sohbetler ediyoruz:)
Hani bizde bisküvi arası lokum oluyor ya, onlarda da marshmallow ateşe tutulup eritiliyor biraz, bisküvi üzerine çikolata üzerine marshmallow ahanda parti.

Bu arada çok güzel bir akşamdı çünkü aranizinin her tarafını ateş böcekleri ışıl ışıl etmişti:)Ertesi gün tüm aile şarap tatmaya gittik mesela ve gittiğimiz her bir dükkandan en az bir kasa şarap alındı ki en az 10 yer dolaştık, o kadar şarabı ne yapıyorsnuz lan diye soramadım; çünkü bizim çay içtiğimiz gibi onlar keyiflik şarap içiyorlar.

Ama ne var arkadaşlar biliyor musunuz, biz orayı metropol hep bina olarak düşünüyoruz ya hani, yeşile o kadar saygıları var ki, şehir içinde bile mutlaka kocaman parkları var ve buna önem veriyorlar, bizim gibi otel dikmek adına ormanları yakıp yıkmıyorlar.
Dikkat ettiğim bir şey daha var, onlar da bayraklarını çok seviyorlar.Bazen yurtdşına gittiğimde buranın bayrağı nerede diye bakınıyorum; çünkü hiç bir yerde olmuyor; ama Amerikada nerede her yerde, evde mezarda bayrak var,ha bayraklarının deseninden şort yapıp giyiyorlar o bana doğru gelmşyor; ama bayrak sevgisi güzel bence, ben de bayrağımızı çok severim ne bileyim.
Görüyorsunuz mezarda her kişinin başucunda bayrak var.Oralarda Türk bayrağı görünce de pek bi sevindim:)

Ay biraz gezi yazısına dönmeye başladı sanki:)En iyisi burada bırakayım, görüyoruz işte her ülkenin her şehrin her ailenin kültürü farklı, saygı duymak lazım, duymayanlara bu fotoğrafı armağan edelim:)

Bir ara da Amerika gezi yazısı yazayım bari:) Hadeyin görüşürüük.

23 Eylül 2017 Cumartesi

Gııybeeet

  Nur (24/15) “Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç) tur.”

Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.” (Hucurat Suresi, 12)


 Eveeet anlayacağınız üzere bugünkü konumuz gıybet!Hani günlerde sohbetlerde, komşuda sokakta, her durumda yapılıp çoğu kişinin vazgeçemediği o illet hastalık var ya hani, o.

   Şüphesiz ki hiç birimiz günahsız değiliz.Tabiki ben de dahilim buna, lütfen ya:)Günahlarım, üstüne zırlamalarım hatta tövbe edip bir daha yapmışlığım da var yani.Gururlanmıyorum şuan yazarken; ama insanız işte ne yapalım.Hayat uzun bir yol, sınavlarla dolu bazılarını geçip bazılarındansa kalıyoruz.Hepimiz yanlışlara düşüyoruz, öğreniyoruz büyüyoruz.Kim kimi yargılayabilir ki, yani bu hakka kim sahip,HİÇKİMSE!Evet hiçkimsenin başkasını yargılamaya hakkı yok; ama herkes konuşurken bay ve bayan mükemmel, hele kalabalıkta kınadıklarını tenhada yapmaları yokmu ay Allahım öldürüyor beni.

   Önceleri inanılmaz takar, kendimi mutsuz eder ağlar dururdum.Özellikle İnegöl'e geldikten sonra çok karşılaştım.Konuşup muhattap olduğum çoğu kişi için şimdilerde keşke hiç konuşmasaymışım diyorum.Yapımdan kaynaklı sıcakkanlı bir insanım, konuşurken el kol hareketlerimi jest ve mimiklerimi çok kullanırım, biraz da ailemin beni cesur yetiştirmesinden kaynaklı her ortamda kendime söz hakkı yaratırım, cinsiyetçi gözlerim yoktur, yani yokTU.Konuşurken karşımdakine 'erkek' gözü ile bakmam.Sırf bu sebepler bile gıybet dönmesine yetti, yani bana göre gayet normal olan şeyler burada karşıma ayıp diye çıktı.Uyarıldım; ama bana saçma geliyordu, yok yaa abartıyorsun; ama o benim babam yaşında, ay çok iyi bir kadın dedim durdum, iyi halt ettim.Düşünüyorum farklı bir ülkeden de gelmedim yani, ha gıybet Hatayda yok mu orada da var tabi; ama neden yani neden, bu insanlar bu kadar mı işsiz ya da ah almaktan hiç mi korkmuyorlar, kimse kendi hayatını sorgulamıyor mu ne yani.

   Uzun zamandır bu tip muhabbetlere dahil olmamak için uzak duruyorum insanlardan.Bir arkadaş grubum var onlar dışında kimse ile muhattap olmuyorum pek, hayır yabani filan değilim, çok taktığımdan da değil, sonuçta o insanlar benim karnımı doyurmuyor, ailem değiller sadece ne oldu muhabbeti kestim ya da minimuma indirdim diyelim.Aşık Veysel çok güzel bir şey demiş  bununla ilgili 'inan kastım sana değil, cahille muhabbeti kestim' diye, ne güzel demiş değil mi.İnanın kafam daha rahat benim, kimse ile ilgili bir şey duymuyorum, benim arkamdan söylenenler bana gelmiyor, kulak kapatıyorum diye yapılmıyor demiyorum; ama ne yapayım yani engellenemiyor, bari benden uzakta olsun,ha bir de şeye hastayım, Melteem seninle ilgili şunu şunu dediler, eee o arada sen ne yaptın, sustun dinledin mi ya da söylenmesine izin mi verdin, o zaman senin de bir farkın yok onlardan benim, için.Bir kere eğer bunu size söyleyebiliyorsa eğer samimiyetine güvenmeyin, sizi destekliyor olsa konuşulmasına izin vermez, hatta bir şey dyim mi o da katılmıştır  gıybete, yani gelip size anlattığı için ayy canım arkadaşıımmm demeyin oki,?

   Aaa durun durun gitmeyin son tespiti de söyliyim.Arkanızdan laf döndürüp sizi sürekli eleştirenler varya hani, içten içe aslında fırsatı olsa sizin gibi olmak isteyenlerdir.Tamam o kadardı şimdi dağılabilirsiniz.

  ya İrem Derici Gıybet şarkısını çok güzel söylemiş bence; ama sadece onun olduğu video bulamadım :S O yüzden zaman varsa dinleyin izleyin işte tüm performansını, çüss



20 Eylül 2017 Çarşamba

Hayır Duası Şart

   Benim malım kıymetlidir sevgili arkadaşlar.Malıma zarar gelince çok üzülürüm, mesela hayvanın biri arabamı çizmiş, bariz çizmiş yani anahtarıyla dün, karşıma çıksa gözünü oyarım o derece yani.Şimdi anlatacaklarım da araba mevzusundan başlıyor.

   Geçen hafta ufak bir kaza atlattım, kazayı da ben yapmadım yalnız, yan tarafta oturuyordum.Bir şey olduğundan değil; ama korktum, üzüldüm.Bende pek bir şey yoktu; ama karşı tarafta az bir şey vardı.Kendisi de komşum.Ben üzüldüm; ama kendisi gayet güler yüzlüydü.Bir de şöyle  bir şey var, araç kendinin değil şirket aracı ve yeni.Bundan önce şirket ona başka bir araba vermıştı, başka bir komşumuzun kış günü kar lastiği olmadığı için arabası kaymış komşunun kapısını içeri göçerttiği gibi camını da paramparça etmişti.Bir iki ay önce de şimdiki sıfır aracı verdiler, o da işte bana denk geldi, acaba komşunun şirkette mi bir uğursuzluk var?Bi okuyup üflesinler bence.Neyse işte sözleştik, bir saat sonra çalıştığı yere gidecektim orada halledecektik kendi aramızda, yanımda para olmadığı için bankamatiğe gittim bu seferde kartımı yuttu makine aaa bu ne ya diye çemkirdim, ne lanet bir gün.Yetkiliye haber verdim de geri alabildim kartımı.Komşunun iş yerini bilmiyorum, konum attırdım navigasyonun gerizekalılığı tuttu sanki, tepeler aştım resmen bulabilmek için.

  En sonunda konuştuk anlaştık filan ofisime döneyim dedim, tam yol ayrımına girdim neyse ya fabrikaya gideyim dedim arabayı çevirdim, yaşlı bi amca bana el etti yol ortasında.Allahımm yoksa derviş mi, o kadar aksilik üzerine, hayır duası da lazım heee.Durdum elinde kocaman bir hortum rulosu vardı, kızım beni alır mısın dedi, tabi amca dedim, yerleştirdim eşyasını bagaja ,bindi arabaya. Benim fabrikada şehir dışında en fazla oraya kadardır diye düşündüm, nereye gidiyorsun amca dedim, bir yer söyledi ahaa dedim napcam şimdi gidiş geliş yaklaşık 40 dakika sürer.Neyse dedim yapacak bir şey yok aldım artık 84 yaşında adam.Amca dedim nasıl geldin, otobüs yok mu sizin oraya, var diyor akşam 7 de, daha saatin 1i bile değildi, yoook artık bee bu ne.Amca da çok yol gittiğimden rahatsız oldu heralde kızım ben burada ineyim yavaş yavaş yürürüm geldik zaten dedi, yok ya dedim geldik o kadar eve kadar götüreyim, bu cümleyi kurduktan sonra araba ile olmama rağmen 10 dakika yol gittim, amca o yaşlı haliyle nasıl yüreyecekti ne kadar sürecekti bilmem.Amcayı bıraktım eşi çıktı kapıya karı koca bana nasıl güzel dualar ediyorlar, bir de illa bir şeyler ye iç diyorlar, yok diyorum işe gitmem lazım, saat olmuş 1 ben daha işe gidememişim,
o kadar mutlu oldum ki aslında böyle küçük iyilikler de mutlu ediyor bir kez daha gördüm.

   Olanları anlatıyorum fabrikada sen deli misin diyorlar niye alıyorsun arabana ya sana bir şey yapsaydı.Ne kadar üzücü bir durum değil mi, başına bir iş gelecek diye iyilik yapmaya bile çekiniyor insan.Ben durdum çünkü amca çok yaşlıydı ve elleri dolu olduğundan zor yürüyordu, genç olsa ben de alamazdım; çünkü korkardım, bana bir şey yapar mı diye, kadın olsun erkek olsun farketmezdi yani.Eskileri düşündüm, yaşadığım yeri, okula hiç yürümezdim; çünkü mutlaka biri durur alırdı arabaya, tabi tanırdım bi de hepsini, hiç korkmaz aksine mutlu olurdum, şimdiyse görüyorsunuz işte.Son söze geliyorum sakınılan göze çöp batarmış, ben sakınmıyorum; ama emek ettim, her şeyimden kıstım helal kazancımla araba aldım, hayvanın birinin gelip arabamı çizmiş olması sinirlerimi hoplattı, helal etmiyorum, keyfi yaptığı o şey ondan çıkacak biliyorum, Allah'a havale ettim her zaman en iyisi bu.Sendromsuz haftalar :)